
Değerli okuyucularımız!
Allahın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun temennilerimizle yeni bir yılın ilk sayısında sizlerle buluşuyoruz. Bizlere bu imkânı veren rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun diyor; sağlık ve sıhhat üzere daha nice yıllara birlikte ulaşmamayı yüce rabbimizden niyaz ediyoruz.
Değerli okuyucularımız!
Hepinizce malum olduğu üzere 2024 ün son ayını idrak ederken tüm müstezafların sevineceği bir olaya şahit olduk. 61 yıllık baas rejimi ve 53 yıllık Esat zulmü yıkılarak tarihin çöplüğüne atılmış oldu. İnsanlık, var olduğu günden beri nice zalimlerin yıkılışına şahit olmuştur. Kimse dünyada ebedi değil; her gelen bir gün ölmeye mahkûmdur. Fakat zalimlerin yıkılışı daha büyük ses getiriyor. Rus halkının uyanışı ile Mao’nun, Lenin’in heykellerinin yıkıldığı gibi, Esat’ın heykelleri de kendi halkı tarafından yıkılarak ayaklar altına alındı. Sonu gelmedik bir devlet, bitmeyen bir saltanat, ölümle yüzleşmeyen bir kral, sultan, imparator, bey, paşa olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. Ancak insanlık için çalışan, Allah için yaşayıp; “benim salâtım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin rabbi olan Allah içindir” diyen İbrahimler, milletleri yaşadıkça kıyamete kadar gönüllerde yaşamaya devam edecektir.
Bu konuda Mareşal Tito’nun bir itirafı var. Yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum:
TİTONUN İTİRAFI
“Yoldaşlarım düşünün!
Ölmek yok olmak…
Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş…
İşte bu çıldırtıyor beni…
Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak…
Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek…
Ne korkunç şey anlıyor musunuz?
Yoldaşlarım!
Sizlere açık bir kalp ile itirafta bulunmak istiyorum:
Ben öldükten sonra toprak olacaksam, diriliş, ceza ve mükâfat yoksa benim yaptığım mücadelenin değeri nedir?
Söyleyin bana!
Yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım.
Neye yarar?
Ben mahvolduktan sonra beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getir mi?
Söyleyin bana bu gidiş nereye?
Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
İtiraf etmek zorundayım:
Ben Allah’a, Peygambere ve ahirete inanıyorum artık.
Dinsizlik bir çare değil.
Düşünün şu kâinatın bir yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır.
Mazlumca gidenlerle zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır.
Haklarını almadan cezalarını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz.
Ben bunu vicdanen hissediyorum.
Öyle ki, milyonlarca insana yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette…
Onların ahlarına cevap verecek bir merci olmalı…
Yoksa insan teselliyi nereden bulacak?
Bunların bir açıklaması olmalı?
Marks bu konuda haltetmiş. Uyuşturmuş beynimizi.
Nedense ölüm kapıya gelmeden bunu idrak edemiyoruz.
Beklide göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor.
Ben bu inançtayım yoldaşlarım.
Sizler ne derseniz deyin..!
(Mareşal Tito)
Musa (a.s.)’mı öldürmeye koşan firavun bile denizin dibini boylayınca: “Musa’nın rabbine iman ettim” demişti. Rabbi ise; “şimdi mi?” buyurdu. Zamanında kabul etmek takdir etmek gibi bir erdemi kaçırdıktan sonra zamansız gelen baharı soğuk vurduğu gibi; zamanında olmayan kabulün de Allah indinde bir kıymeti olmayacaktır.
Değerli okuyucularımız!
Akıllılık odur ki, başka akıllıların akıllarından da azami derecede istifade edebilmeyi becerebilmektir. Başkalarının yaşamış olduğu olaylardan tecrübelerden istifade etmeyi bilmektir. Musibetler kendi başımıza gelecek olursa bizzat yaşayarak kazanılan tecrübenin bedeli çok ağır olur. Bu nedenle rabbimiz kitabında geçmiş ümmetlerden bol bol örnekler vererek düşünmemizi ve ibret almamızı öğütler. Gerek toplumsal bazda gerekse bireysel olarak yaşanmışlıklar üzerinde düşünerek payımıza düşeni almalıyız. Her birimizin kendi çapında ihmalleri ihlalleri, günah ve kusurları, zulüm ve haksızlıkları vardır. Henüz canımız bu tende, aklımız başımızda, malımız elimizde iken, gönlümüze diktiğimiz benlik putunu devirip, kurduğumuz zulüm imparatorluğunu yıkarak elimizle dilimizle malımızla zulmettiklerimiz varsa helalleşelim. Biliyoruz ki ölüm bize de çok yakındır. Bizim saltanatımız da bir gün yıkılacaktır. Bizim binip kaçacağımız ne uçağımız var ne de bir yerimiz. Elimiz mahkûm rabbimizin hükmü icraatını tamamlayacaktır. Nitekim rabbimiz bunun yolunu da gösteriyor:
“Ey insanlar ve cinler (Topluluğu)! Yakında sizin de hesabınızı ele alacağız.” (Rahman 55/31)
“Ey cinler ve insanlar, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşarak kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçınız. Fakat bu ancak özel bir güçle olur.” (Rahman 55/33)
Bu güç; Allah’ın gücünden üstün yâda ona denk bir güç olmalı ki, Allah’ın yaratmış olduğu yerde ve gökte bulunmayacaksınız. Bu âlemden çıkıp giderek kendilerine yaşayacakları bir âlem yaratacak kadar bir gücünüz olacak demektir. Rahmana itaat etmiyor, O’na hesap vermeyi kabul etmiyorsanız, bunu bu mekânda yapamazsınız izin vermem. Ya itaat edeceksiniz ya da çıkıp gideceksiniz demek anlamında bir tekliftir. Var mı insan ve cinlerde böyle bir güç?
Bu söz hepimiz için söylenmiş kabul ederek kendimize çekidüzen vermeliyiz. Bizim ondan başka ilahımız ve gidilecek kapımız yoktur. Bu nedenle okuduğumuz Fatiha’da : “Yarabbi! Sadece sana ibadet eder sadece senden yardım isteriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ulaştır. Azıp sapanların ve gazabına uğrayanların yoluna değil” diyoruz. Her musibetten kendine bir ders çıkarmak, haddini bilen müminlerin şiarı olmalı…
Değerli okuyucularımız!
Yeni yıl için kağıt baskı isteyen okuyucularımız 2024 aralık sayısının selam ile kısmında bahsetmiş olduğumuz fiyat listemize bakarak kararlarını 0537 741 02 33 nolu telefonumuzu arayarak bildirmelerini bekliyoruz.
Değerli okuyucularımız!
Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler içi özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, arka kapak içinde hayatımıza dokunan ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.
Sözlerimize son verirken; sağlık sıhhat huzur ve mutluluklarla daha nice yıllara diyor, hepimizi Allaha emanet ediyoruz.
“Değerli okuyucularımız!
Dergimiz yazarlarından yıllardır yazılarını okumuş olduğunuz Harun Görmüş kardeşimiz 27.12.2024 tarihinde hakkın rahmetine kavuştu. Kendisine rabbimizden rahmet; Kederli ailesine baş sağlığı ve sabrı cemil diliyoruz. Rabbim gittiği yerde rahmetiyle taltif eylesin, mekânı cennet olsun inşaallah.”

