GenelSelam İle

Selam İle

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi İslam’a gönül veren tüm müminlerin üzerine olsun!

Bizleri mahlûkat içinde aklıselim sahibi bir insan, insanlar içinde Müslüman olma şerefini bahşederek onurlandıran rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Bu nedenle diyoruz ki; yarabbi sen razı oluncaya kadar bizlere hamd etme ve şükretme imkânını nasip eyle. Hayatımızı senin razı olacağın bir kulluk için yaşamayı bizlere ihsan eyle. Çünkü hayat, insana verilen en büyük fırsattır. Bu fırsatı bir kere kullanma şansımız vardır. Geriye dönüşü olmayan bir yolculuk serüveni gibi. Ne kazanacaksak burada kazanacağız ya da kaybedeceğiz. Rabbimiz bizleri hangimizin daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını, bunlarla bizi imtihan edeceğini mülk suresinin ilk ayetlerinde beyan ederek, dünyaya yemek ve eğlenmek için gelmediğimizi çok açık ve nezih bir ifade ile bildiriyor.

Hayat sahnesinde hemcinslerimiz ile yarışımız kıyamete denk sürecektir. Herkes sahiplendiği davasına, iman etmiş olduğu ilahına hizmet için bir ömür gayret edecektir. Bunun için Allah, dinini bütün dinlerden üstün kılmak, nizamı âlemi hak olarak tanzim etmek için şöyle buyuruyor:

Dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Elçilerini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter. “(Fetih 48/28)

“Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Elçilerini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.”( Saf 61/9)

Bunun böyle olduğuna başka bir şahide ihtiyacımız yoktur. Buna Allah Teâlâ’nın şahitlik etmesi müminler için yeterlidir. Allah bu vadini yerine getirmek için müminlerin her birine ciddi sorumluluklar yüklemiştir.

“Ey müminler! Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak hep birlikte seferber olunuz, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tövbe 9/41)

Âlemin nizamını sağlayacak, savaşın ve barışın ilkelerini belirleyecek, zayıfın ve güçlünün hakkını koruyacak, her bir hak sahibine hakkını verecek, görev ve sorumluluklarını belirleyecek olan mekanizmayı da şöyle bildiriyor:

“Sana da; kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve üzerlerine şahit olarak bu kitabı hak ile indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana hak gelmişken onların heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir yol, bir şeriat kıldık. Şayet Allah dileseydi; sizi tek bir ümmet yapardı. Lakin sizi verdiği ile denemek istedi. Öyleyse hayırda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Size ayrılığa düştüğünüz şeyleri bildirecektir.” (Maide 5/48)

Değerli okuyucularımız!

Görüldüğü gibi; İslam’ın tüm insanlığa ulaştırılmasının sorumluluğunu Allah iman eden kullarına vermiştir. Bakire toprakları ekip dikmesi için görevlendirilmiş çiftçiler gibi; her bir mümin de Allah’ın dinini tebliğ için kolları sıvayarak tebliğ için gayret edecek. Gücü ve imkânı nispetinde Allah’ın dinini hem yaşayarak hem de anlatarak tebliğ edecek. İslamın bayrağını bir adım daha öteye dikmek, bir kişiye daha bu hayrı ulaştırmanın gayreti içinde olacaktır. Nasıl “bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibi” ise; bir insanın Müslim olmasına sebep olan da tüm insanlığı kurtarmış gibi olacak.

Bunun için Resulullah’ın arkadaşları doğup doydukları Mekke’yi Medine’yi terk ederek İslamı yaymak ve yaşamak için arzın dört bir yanına dağılmışlardır.  Onlara dünyada ve ahirette kurtuluşun İslam’da olduğunu anlatarak, İslam’ı onların gündemine sokmuş; ebedi kurtuluş için Müslüman olmayı kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görmelerini sağlamışlardır. Bu gayretleri rabbimizin yardımıyla sonuç vermiş, insanların topluluklar halinde Müslüman olmalarına vesile olmuştur.

Bu gün müminler olarak bizim yapacağımız da budur. İnsanların gündemine İslamı getirerek islamın, insan için hava gibi su gibi hayati bir ihtiyaç olduğunu anlatarak; Allah sevgisini gönüllerle buluşturmaya çalışmalıyız.  Çünkü iman bir gönüllülük işidir. Kendimizi bu işe öyle vermeliyiz ki, bir firmanın ürününü pazarlayan ticaret ajanları gibi; bizler de islamın ajanları olarak Allah’ın arı duru dinini onlarla buluşturmalıyız. Bu güne kadar İslam’ın ve Müslümanların töhmet altında bırakılmasına sebep; din adına uydurulan hurafeler ve gerçekten inanmadığı halde inanıyormuş gibi yapan İslam’dan ve Kur’an’dan haberi olmayan sahte “Müslümanlar” olmuştur.  İnsan ile Kur’an’ı buluşturduğumuzda Kur’an’ın aydınlığı ile aydınlanmış mümin ortaya çıkacaktır. Allah’a şeksiz ve şüphesiz teslim olan, onun helalini helal haramını haram bilen, emredileni yapan yasak edilenden uzak duran, insanların elinden ve dilinden emin olduğu mümin bir toplulukla tanışacak insanlık.  Allah’ın resulü de böyle yapmıyor muydu? Bugün aynı metotla İslamı seçen yabancılar da bu yöntemle İslamı tanıyıp mümin oldukları için; bizim kırk yıllık “Müslümanlardan” daha bilinçli daha saf bir anlayışa sahip olduklarını görüyoruz. Bunun sebebi ise bilgi kaynaklarının insan kaynaklı değil, arı duru Kur’an kaynaklı olmasındandır. Bunun için Kur’an’ı bilmenin olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu hem de dünya ve ahiret saadetini insana kazandırmak için gerekli bir Kitap olduğu gerçeğini anlamalarını sağlamalıyız.  Allah’ın fıtri dinin ne kadar çok insan fıtratıyla buluşturursak, başarı da o nispette yüksek olacaktır. Bu bir hayal değil, Rabbimizin verdiği bir müjdedir.

“Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vadediyor. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.”

“Ey iman edenler! Sabredin; sebat gösterin; hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.” (Ali İmran 3/200)

Değerli okuyucularımız!

Dünyanın geldiği nokta gözlerimizin önündedir. Kimse hiçbir değerinden vazgeçmiyor. Dininden, geleneğinden, adet ve örfünden, alışkanlıklarından çıkarlarından asla taviz vermiyor. Fakat bizlerin hiçbir değerini gale almadıkları gibi; vatan olarak yaşadığımız toprakları, temel hak ve hürriyetimizi, inanç ve ahlakımızı ve daha ötesi yaşama hakkımızı bile elimizden almak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor, her yola başvuruyorlar. Bununun böyle olduğunu ispata gerek yok hepimiz yaşayıp görüyoruz.

Canımızı malımızı, maddi ve manevi tüm değerlerimizi korumanın iki yolu vardır: birincisi birlik ve beraberliğimizi korumak; düşünce yapımızı ana kaynaklara götürerek saflaştırıp şirkten ve hurafelerden temizlemek; içimizdeki fitnelere karşı uyanık olup onların oyununa gelmemek.

İkincisi ise rabbimizin buyurduğu gibi gücümüzün yettiği kadar kuvvet hazırlamaktır.

“İnkâr edenler yakalarını bizden kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) aciz bırakamazlar.” “Sizler de onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 8/59-60)

Bu uyarının ne kadar önemli olduğunu her nesil görüp yaşamıştır. Bizler ise Osmanlının yıkılma aşamasında, birinci ve ikinci dünya savaşında, yanı başımızda seyirci kaldığımız Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve en acısı Gazze’nin mazlum milletine yapılanlar karşısında eli kolu bağlı kalmanın nasıl onur kırıcı olduğunu gördük yaşadık. Tüm dünyanın ABD ve İsrail karşısında düştüğü durum ortada!  Zulmün ve zalimliğin karşısında mazlumun ve haklının yanında yer alma ferasetini ve cesaretini gösterememenin getirdiği zillettir. Tüm dünya milletlerine ve hassaten İslam ümmetine en büyük züldür. Resulullah’ın: “İzzet atların alınlarında(cihatta),  zillet ise öküzlerin arkasında (dünyaya bağlanıp sekilerleşmede) dir “ sözü bir kez daha gerçekleşmiştir!..

İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin titreme zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadid 57/16)

Değerli okuyucularımız!

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yoru­mumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler için özenle ha­zırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazı­larımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, arka kapak içinde gündemle il­gili ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. Sözlerimize son verirken bir sonraki sayımızda buluşmak üze­re hepimizi Allah’a emanet ediyoruz.

Not: Değerli okuyucularımız!

2026 yılı kağıt baskı olarak abone ücretlerimiz:

Yurt dışı: 90 Euro

Yurt içi  : 2500 tl.

PDF: yurt dışı 20 Euro

Yurt içi :500 tl.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir