
Ahiret ve Mahşer
Aziz İslam’ın en temel inançlarından bir tanesi Ahirete imandır. Ahiret; sonrası/sonraki (hayat) demektir. Ölümden sonra diriliş (Mahşer) ve hesap “Din günü” (Kur’an’a göre din insanın hayatını şekillendiren her ne kim ise o, yaşadığı hayat şeklinin adıdır) hesap günü, yaşanılan hayatın karşılığının verilme günüdür. Buna göre şunu rahatlıkla söyleyebiliriz her hayat şekli bir dindir. “Lekum dînukum veliye dîn” diye hitap edilen muhataplar müşriklerdir. Demek ki müşriklerin yaşam şekilleri de bir dinmiş!
Kim neye ve kime göre bir din yaşadı ise o gün bunun hesabını verme gününün adı “Din günü” Ve o gün de sorgu İslam referanslı olacaktır. Çünkü, “Allah indinde geçerli olan bir tek din vardır o da İslam” Yani sorgu İslam’a göre yapılacaktır! Diğer hayat şekillerinin hiçbirinin değer ve kıymeti harbiyesi yoktur.
Çünkü insanı Allah, “Ahsen-i Takvim” üzere yaratmış, yarattığını da “Onu başıboş bırakmamıştır” onun için en güzel hayat şekli olan “Size din olarak İslam’ı seçtim” yaratılış amacı gereği sahipsiz, sorumluluktan muaf veya hedefsiz bırakılmadığını vurgulayan bir ifadedir bu. Kur’an’da insanın hesaba çekileceği, vahiyler ve resuller aracılığıyla rehberlik edildiği belirtilerek, hesap günü o önderlerle bir araya getirip yüzleştirilecektirler “O gün bütün insanları önderleriyle birlikte çağırırız…” hayatın ciddiyeti ve ilahi gözetim vurgulanmaktadır.
O’nun her şeyi gördüğünü, her an kendisini gözettiğini bilmesi (Basar sıfatı) gereğidir. Dolaysıyla bu bilinç, insanı kendisine bırakmayan her davranışında otokontrol sağlayan en üst bilinç seviyedir.
Kur’an’da, “Allah, insanların gizli-açık tüm yaptıklarını görür.” “O, Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?” “Allah onların bütün yaptıklarını görmektedir.” “Allah’ı gafil sanma” “Zalimler Allah’ı yaptıklarından habersiz sanmasın” diye buyuruyor.
Ahiret inancı, insanın hayatını düzenleyen; yapmaması gerekip de yaptıklarını, yapması gerekip de yapmadıklarının hesabının görüleceğini bildiren ve bunların bir kitaba not edildiğinin “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” bilinciyle titiz, temiz, farkında ve iradesine sahip; eline, diline, kaşına, gözüne, bakışına, yürüyüşüne…sahip olarak bir hayat yaşayanlar “Alın kitabımı okuyun” diyerek sevinirken diğer taraftan “Keşke bu kitap bana hiç verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim” diyenler, “yüzleri kararanlar,” ahirette hesap anında “kitabı (amel defteri) sol tarafından verilen,” yani dünyadaki yaşamı Allah’ın emirlerine uygun geçmemiş, sicili bozuk kişilerin, buna itiraz edeceklerdir bunlara karşı Allah onların “derilerinin, ellerini” konuşturmak suretiyle şahit getirerek itirazlarının geçersiz kılacaktır.
“Ahiret uyarısı”nı, çoğunlukla kendi işimiz zora girdiğinde hatırlarız ama bu şekilde hatırlamak da bir yanılsamadır. Bu aynı zaman da insanı psikolojik olarak rahatlatan bir olgudur. “İyi ki ahiret var” düsturunu ve onu hayatın disiplini haline getirip yaşamak önemli. Hatta daha çok başkasına hatırlatmak için değil, kendi hayat kitabımıza yönelik bir hassasiyet iksiri olarak bakmak daha doğrudur.
Mahşerde, sevap ve günah ne varsa hepsi, “zere miktarı” da olsa ortaya konacak, yaş kuru her şeyden hesap sorulacak ve “İnsan kardeşinden kaçacak, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.” İnsanın en yakınlarından kaçması işin dehşetini ve ciddiyetinin göstergesidir. Yoksa dünyada başı dara düştüğünde, yaslanacak bir yer aradığında akla ilk gelen sığınakların başında annesi, babası ve kardeşi gelir! Demek ki oradaki terazi çok hassas. Bu yakın bağdan dolayı bizlerin birbirimizi istismar edip, ciddiye almayıp ve göz ardı ettiğimiz şeyler gün yüzüne çıkarılacak…
Orada torpil de yok, rüşvet yok ve kaçacak yer de yok! Olsa, “varını yokunu her şeyini feda edecek” ama yok, yaşadığı hayatı (dini) ve “din gününün sahibi” ile baş başa…
“Hem öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden bir şefaat kabul edilmez, kimseden bir kurtuluş bedeli alınmaz ve hiç kimseye yardım da edilmez.” O günde insan tek başına, işlemiş olduğu amelleriyle karşı karşıya, “O gün herkes dünyada iken yaptığı iyilik ve kötülükleri önünde hazır bulacak.” Dünyada yazdığımız hayat romanımızı, senaryolaştırıp filim halinde belki de bize seyrettireceklerdir.
“O gün, dehşetten her emzikli anne emzirdiği yavrusunu unutup terk eder, her hâmile dişi de rahmindekini düşürür…”
Kalem kırılmış, hesap kapatılmış ve işin ciddiyeti anlaşılmış her şey ortaya çıktıktan sonra, acaba çıkış yolu bulabilir miyiz nezdinde bir nedametle “Mücrimleri, Rabblerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabb’imiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi dünyaya geri gönder de salihatı yapalım. Biz, artık kesin bir şekilde inandık.” derlerken bir görsen.” Halbuki, uzun bir süre yaşamış, kendisine yeteri kadar donanım ve zaman verilmiş boşa gitmiş bir ömür ve fayda vermeyen pişmanlık…
Rabbimizin bunca uyarısından sonra, gel de O’nun istediği gibi iman etmiş bir kul olma, yasaklamış olduğu fiillerde bulunarak; iftira at, adam kayır, rüşvet ye, ölçüde tartıda hile yap, yargısız infaz et, haysiyetleri yarala, zulme rıza gösterip zalimin yanında yer al, fitne çıkart, haset et, gıybet et, ölmüş kardeşinin etini ye…
Rahmeti ve merhameti bol olan Allah, bu rahmeti gereği biz insanlara sürekli elçiler yollamış, bunun temel sebebi, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak, doğru yolunu göstermek ve dünya-ahiret huzurunu sağlamaktır. İnsanlara Allah’ı tanıtmak, tek ilah olduğunu bildirmek ve O’ndan başkasına ibadet edilmemesi gerektiğini öğretmek. Ve elçileri vasıtasıyla, bizlerden nasıl bir kul olmamız gerektiğini, neyi nasıl yapmamız konusunda da başı boş bırakmayarak ve vahiylerden oluşan bir kitap göndermiş. “İşte bu kitaptan da imtihana çekeceğini” bildirmiş. O zaman biz hangi kitaba göre hayatımızı düzenliyor isek bir daha bakmak zorunda değil miyiz?
O gün, şu geç kalınmış, pişmanlık ifadesini kullanmamak için, “Keşke sağlığımda şu ebedî hayatım için bir hazırlık yapmış olsaydım” dememek için, aklımızı başımıza alıp vahye (Kur’an) göre bir hayat yaşarsak imtihanımız kolay, ahiretimiz bayram olacak demektir. Vesselam


