
Allah’ın İradesini Geçersiz Saymak!
Cahiliye toplumlarının karakteristik özelliklerinin başında gelen “Allah’ın İradesini Geçersiz Saymak! Halkın iradesinin üzerinde başka bir güç yoktur(!) gibi klişe sözlerle başlamaktadır.
Bu sözlerden sonra kişilerin, Müslim olduklarını iddia etmeleri trajikomik ve geçersiz bir ifadedir/ durumdur.
Esas itibarı ile böyle bir söz/söylem/inanış demokrasinin ve beşeri ideolojilerin savundukları taguti/şeytani sistemlerin en temel ilkeleridir.
Çağdaş! Modern beşeri dinlerin temel ilkesi, halkın/milletin üzerinde bir güç tanımamak ve insan iradesini/hevâ ve hevesini “her şeyin, üzerinde tutmaktır!
Bir başka ifade ile Allah’ın iradesini görmezden gelmek.
Konunun içine “her ŞEY girince, ister istemez âlemlerin “ Rabbi olan Allah’ta buna dâhil edilmiş olmaktadır.
Bu sözler, böyle bir inanç ve söylem tarzı geliştirenler (insan ve toplum) hayatları boyunca kelime-i tevhidi tekrarlayıp dursa da, Sevgi/saygı seansları düzenlese de, hiçbir anlam ifade etmeyecektir!
İslam ve Allah’ın indinde hükümsüzdür.
Beşerin kendi yanlarından ürettikleri değişmezlik ilkesi ile çelişen durumun; İslam’ın temel ilkesi olan tevhit, Allah’ın iradesinin üzerinde bir yetki sahibi( güç ve otorite) tanımamayı şart koştuğu halde hiçe saymak, Tevhit dairesinden çıkmakla eş anlamlıdır.
Hem milli (halk, millet, nefis ) iradeyi, hem de Allah’ın iradesini üstün tutmak(esas almak) ortaklık kurmak/kurdurmak şirketleştirmek!) Mümkün değildir!
İslam bu denkleme Şirk der ve şiddetle sakındırır.
Milli (halk, insan) iradesini her şeyin (İslam ve Allah’ın ilkelerinin) üstünde tutmak şeklindeki bir anlayış, Batı kaynaklı hümanist felsefenin eseridir. Bu anlayışa göre, her şey insandan, insan için ve yine her şey, insanın salt aklına göredir.
Bu noktada, dinin ne anlama geldiğini ifade ettiğimizde;
“ O Allah’ın insan kulları için, Sosyal siyasal iktisadi itikadî ameli alanlarının tesiri altında bulunduran bir nizam/düzen, beşerin mislini getirmekten aciz kalacağı bir şeriattır.
Millilik diye, ırk esaslı her oluşumu reddeder. Bu anlayışa göre oluşturulmuş laik demokrasi/ sosyalizm, faşizm vs, gibi yönetim sistemlerini ve insan aklının ürünü ideolojileri savunanların insan/halk iradesini, Allah’a şirk koşmamaları mümkün olmaz!
Bu durum Şirk toplumunun en bariz özelliğini yansıtır. Her ne kadar kitleler Müşrik olduklarını bilmeseler de! Realite değişmez.
Bunun, sosyal ve siyasal itikadi ameli ve ekonomik hayatta Allah’ın yasalarına yaşama hakkı tanımayarak gösterirler ki; esas facia da buradadır.
Üstelik Allah’ı razı edecekleri /ettikleri anlayış ve algısı ile! Mekkeli müşriklerin karakterine tıpatıp benzeşirler.
Bu durum onların (halk ve toplumun) tercihlerini yansıtsa da, asıl anormallik, böyle bir anlayışa sahip olanların kelime-i tevhidi anlamadan bilinçsizce dile getirmeye devam etmeleridir.
Din oyun ve eğlence olsun diye gönderilmediği halde, dinlerini oyun ve eğlenceye çevirdiklerinin de farkında değillerdir.
Hâlbuki bilinçsizce söylenen sözlerin kimseye bir faydası olmayacaktır!
Düşünmeyi, akıl etmeyi, tefekkürü tezekkürü mistik hezeyanlara feda eden toplumlardan beklenti, yeniden Allah’ın dinine dönüş olmalıdır.
Bu söylem kendilerini sütten çıkmış ak kaşık sayan /kabullenen bir insan ve toplumlara, bir hayli zor gelecektir.
İslam’ın / Vahyin davetçilerinin başında gelen resullere /davetçilere, itirazın ana ekseni, insanların sosyal bir varlık olarak kendilerini kusursuz saymalarından, dinlerini sevmelerinden, Allah için bazı ritüelleri yerine getirmelerinden kaynaklıdır.
“ Mekke şirk aristokrasisine mensup olanların, Birçok ibadeti yapmasalar da biliyor oluşları kayda değerdir. Her biri zemzemle yıkanan! Hacceden! Hacıydı?
Helali, haramı bizim kadar bilirlerdi.
Kurban keser Allah’a saygıda sevgide ileri gider, miskinlere yedirir içirirlerdi.
Tabi ki bunları Allah rızası için değil, kendi siyasal istikballeri için yaparak Şirke sapmakta idiler. Bu günümüzle mukayese edildiğinde tıpkıbasım gibi bir toplumsal siyasal dini yapı ile eşitlenmektedir.
Son sözü söylemeden önce çok önemli gördüğün bir noktaya işaret etmek istiyorum.
“Allah’ın hâkimiyetinin, toplum ve insan hayatının tüm katmanlarında onaylanmadan, Müslim/ Teslim olmanın ve bu iddiada bulunmanın mümkün olmadığını ifade etmeliyim.
Hüküm Allah’ındır. Demek, hayatın tümünde onun sözü geçer demektir.
Zira bu sözü söylerken, önce olması gereken, Allah’a şirk koşmadan iman eden insanların varlığıdır. (Nur 55)
Allah’tan başkalarının hâkimiyetini reddetmek de bunun bir gereğidir.
Allah’ın hâkimiyetinin gündem yapılmasından rahatsız olan bu tür insanlar; milli egemenlik adı altında beşerin, yani kendi heva ve heveslerinin /ideolojik yapılanmalarının hâkimiyetini savunduklarını ise gözlerden saklamaya çalışmaktadırlar.
Böyle bakıldığında da, Allah’ın hâkimiyeti(O’nun hükümleriyle hükmetmek) denilince hemen itiraz edenlerin ve akıllarına hemen bir İslam devletinin olmadığını getirenlerin, aslında kendi egemenlikleri(demokrasi) peşinde koşan (heva ve heveslerini ilahlaştıran) insanlar oldukları daha iyi anlaşılabilir.
Bu ise ;
“Allah’ın İradesini Geçersiz Saymak! Geçersiz kılmaya çalışmak demektir.


