GenelMektuplara Cevap

Zeyneb Annemizin Muhammed (a.s.) İle Evliliğinin Sebebi Nedir?

Soru: Sanal âlemde en çok üzerinde durulan Peygamberimizin Evlatlığı Zeyd’in hanımı Zey­nep ile evliliği Konusunda söylenenlerin doğrusu nedir? İkincisi ise; Kur’an’daki geçen salât kelimesi ne anlama gelmektedir? “Kur’an da namaz yok” an­layışını bu insanlar nereye dayandırıyorlar?

Cevap: Aleyküm selam! Durmuş kardeşim, göstermiş olduğunuz hassasiyet ve duyarlılıktan dolayı teşekkür ediyoruz. Allah ecrinizi versin diyo­ruz. İşin doğrusunu öğrenme azmi, bizlere hidayetin kapısını açacaktır inşaallah.

Muhammed (as) Mekke’nin fethinden sonra ganimetleri taksim ederken yeni müslüman olmuş Mekkelilere gönüllerini İslama ısındırmak için gani­metten biraz fazla vermişti. Bundan rahatsız olan Ensar’dan bazıları Muhammed hemşerilerine kavuş­tu bizi unuttu gibi konuşmalar yaptıklarını duyan Muhammed (as) karşılarına çıkarak ne istediklerini sorar. İçlerinden bir kısmı; “Adalet isteriz ya Muhammed” derler. İşte bunun üzerine şöyle buyurur: “Yeryüzünde ben de adil olmayacaksam söyler mi­siniz kim adil olacaktır?” İçinizden bazılarına dünya malından bir şeyler verdim diye beni adaletsizlikle mi suçluyorsunuz?. Bunlar bu mallarla evlerine dö­nerken sizin de Allah ve Resulü ile evlerinize dön­meniz daha hayırlı değil mi” buyurur?

Şimdi bizde soruyoruz: “Bu dini Allah’ın elçi­si Muhammed (as) da doğru anlayıp doğru yaşayıp doğru uygulayamadı ise; söyler misiniz bu dini kim elçiden daha doğru anlayıp doğru yaşayıp uygulayacak?!” Haddini bilmeyenlere had bildirici olarak

Allah yeter!!!

Allah Teâlâ insanlığa elçi olarak göndermiş olduğu kimseleri, bu dini Allah’ı razı edecek biçimde yaşayıp, insanlara göstermek ve doğru bir örnek ol­maları için göndermiştir:

“Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab 33/21)

Örnek doğru olmaz ise örnek alanların doğru olması mümkün değildir. Bu nedenle elçiler, kendi­sini elçi seçenin elçisidir. Ondan bağımsız ne isterse yapabilen insanlar değillerdir.

“De ki: Bana, dini Allah’a has kılarak O’na kulluk etmekle emrolundum.” “Ve ben, Müslüman­ların ilki olmakla emrolundum.” (Zümer 39/11-12)

“Öyleyse sen, emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et. Beraberindeki tevbe edenler de (dos­doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin. Çünkü O, yaptıkla­rınızı görür.” (Hud 11/112)

Bu ayetlerin çerçevesinde zihnimizdeki yan­lış anlayış ve algıları atarak tertemiz bir anlayışla konuyu değerlendirmek gerekmektedir. İnanan bir insan için Allah’ın elçilerine yöneltilen suçlamaların kabullenilmesi mümkün değildir. Elçiler bulundukla­rı makamda Allah’ın dininin yaşayan canlı örnekleridir. Bunların yapacağı bir yanlış direk dine ve onu elçi seçene izafe edileceğinden Allah Teâlâ, böyle bir duruma müsaade etmeyip direk müdahale edeceğini bildirmiştir:

“Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uy­durmuş olsaydı,” “Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.” Sonra da onun şah damarını keser atardık.” “O zaman sizden hiç biriniz de buna engel olamazdınız.” (Hakka 69/44-47)

Görüldüğü gibi Allah’ın elçileri kendilerine emredileni yaparlar bu hususta sadece Allah’tan korkarlar ve başka kimseden korkmazlar. Toplum­ların bin yıllık yanlış gelenek ve göreneklerini değiş­tirmede tereddüt etmeden rabbinin emrini açıklar ve insanları ona uymaya davet ederler.

İşte bu konuda onlardan biridir. Cahiliye top­lumunda da var olan evlat edinme olayı söz konu­sudur. Resulullah da kölesi olan Zeyd’i hürriyetine kavuşturur ve onu evlat edinir. Zamanı gelince de halasının kızı Zeynep ile evlendirir. Bunun üzerine insanlar onu Zeyd İbni Muhammed Muhammed’in oğlu Zeyd diye çağırmaya başlarlar. Oradaki tea­mül insanları babalarına nispet ederek çağırmaktır. Çünkü onlar evlatlık olan şahsı da aynen öz evlat gibi kabul ediyorlardı. Bu olay üzerine Allah Teâlâ şu ayeti göndererek durumun düzeltilmesini istemiştir: Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu bu­dur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab 33/5)

“Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.” (Ahzab 33/40)

Şimdi bu ayetler cahiliyenin öteden beri ka­bul ettiği bir anlayışı kökünden reddediyor. Evlat­lıkların evlat gibi olmadığını açıkça ilan ediyor. Bu demektir ki, bu anlayışa bağlı ne varsa onlar da değişecektir. Aynen zıhar anlayışında olduğu gibi; zı­har yaparak eşinden ayrılmak isteyenlerin söylediği bir söz. Bir kimse eşine: “Sen bana annemin sırtı gibisin” demekle o eşinden ayrılmış oluyordu. Allah bunu da kabul etmiyor. (Mücadele 58/1-5) Eşiniz bu sözü söylemekle hiçbir zaman senin annen olmadığı gibi; birine oğlum kızım demekle de o kimsenin ger­çek anlamda senin oğlun kızın olamayacağını açıkça ortaya koymuş olmaktadır.

Konu burada bitmiyor. Yapılan bu değişikliklerin Allah resulü tarafından da örneklenmesi ge­rekiyordu. Yukarıya alıntıladığımız ayetlerin verdiği mesaja dayanarak Muhammed (as)bu durumun da kendi hayatında örnekleneceğini anlamıştı. Çün­kü kendi evlatlığı vardı Onları evlendirdikten sonra Zeyd Muhammed (as) gelerek eşiyle geçinemedikleri konusunda şikâyetlerde bulunuyordu. Bunun ucunun nereye varacağını kestiren Resulullah da ona şöyle diyordu: “Allahtan kork eşini güzellikle tut.” Resulün düşüncesi şu idi: Zeyd eşini boşamaz ise Resulün de onunla evlenmesi söz konusu olmaya­caktı.. Bu öyle bir zor iştir ki; şu an kendi oğlunun boşanmış eşi yani gelini ile evlenmek bu toplumda nasıl zor ise, o gün o toplumda evlatlığının eşi ile evlenmekte öyle zor idi. Bunun için halkın levminden çekiniyordu. Çünkü bu işte resulün bizzat kendi nefsinin faydalanması söz konusu idi. Bunu Allah’ın emri olduğuna inanmayan insanların kabullenmesi mümkün değildi. Onun için Zeyd eşinden ayrılmaz ise bunu yaşamak zorunda kalmayacaktı. Onun için Zeyd her şikâyet ettiğinde ona, “Allahtan kork eşini nikâhında tut” diyordu. Ancak ilahi iradenin önüne geçmek mümkün değildi. Nihayet zeyd Zeyneb’in durumuna dayanamayıp eşini boşadı. İşte yaşanan bu durumu Allah şöyle özetliyor:

“(Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, seninde kendisine iyilik ettiğin kimseye: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olma­sın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (Azab 33/37)

Böylece Allah Teâlâ gerekçesi ile birlikte du­rumu açıklıyor. Bu konuda gerek yerli gerekse ya­bancı müsteşriklerin Resule yaptıkları iftiraların hiç birisini Allah ve resulüne inanan hiçbir müslümanın kabul etmesi mümkün değildir. Resul hiçbir zaman bir şehvet düşkünü olmamıştır. Yapmış olduğu evliliklerinin meşru ve makul sebepleri vardı. Rabbim bunları şöyle ifade ediyor:

“Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanım­larını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, da­yının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızla­rını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkla­dık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”

“Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yok­tur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olma­larına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir.” (Ahzab 33/50-51)

Şimdi bu ayetlerin kuşattığı elçinin evlilik ha­yatıyla ilgili konularda ona yakışmayacak şekilde aykırı söz edenlerin hesabı Allah’a aittir. Müminler olarak bizlere düşen, işittik iman ettik, işittik itaat ettik demektir. Hak söze kulak vermeyen, fütursuzca konuşanların hesabını görücü olarak Allah yeter!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir