GenelYazarlardanYazılar

Görev Bilincimiz ve Sorumluluğumuz!

Her  Müslüman inancının  gereğini yaşantısında uygulamak mecburiyeti yanında yaşadığı ortamda da bu inancının her konuda hakimiyetini sağlamakla da sorumludur. Müslüman bulunduğu ortama bukalemun gibi uymaya değil ,kendisine uyulmaya ,değerli olan bir varlıktır. Maalesef günümüzde Müslümanlar bu özelliklerinden çeşitli nedenlerle uzaklaştıklarından ve kendilerine ait dünya düzeni kurma bilinç ve arzusundan uzaklaşmış olmaları  sonucu ; Başkalarına ait   düzenin ilkeleri içerisinde yaşar vaziyette kalmışlardır! Esas olan; Müslümanların vazifesi mevcut Dünya düzenine sadakat değil;  iyiliği emredip, kötülükten uzaklaşmak olmalıdır..!

Müslümanlar olarak yaşantımız boyunca nelere bilerek veya bilmeyerek boyun eğdiğimizi/yönlendirildiğimizi/ bizi yaratana ve gelecek neslimize hesap vereceğimizi umursamadık- günlük yaşantımızın alışkanlığının sorumsuzluk zevkimizi yaşadık.

Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münkeri unuttuk ve de çocuklarımıza bile böyle bir görevimizin olduğunu bile söylemedik ,günümüzü gün ettik ,ahirette verilecek hesapların sonucunu unuttuk. Tevhid ehli müminler olarak ,cümlemizin ve İnsanların cehennemden kurtulması, cennete girmesi isteğimiz olan en büyük hayalimizi, en büyük arzumuzu unuttuk. Müslim ve Müslimelerin  veya çocuklarının hiçbir insanın ahirette yakamıza yapışıp “Niye bize gerçekleri tebliğ etmediniz?” diye hesap soracaklarını unuttuk., Rabbimizin de: “Niçin bunlara tebliğ görevinizi yapmadınız?” şeklinde hesaba çekme kaygısını, korkusunu, sancısını unuttuk.  Bizlerin  acilen elimizden geleni yapmamızın gereğini düşünerek, konuları  ‘’İktibas Çizgisi Dergisi’’okuyucularım, ve  ‘’Tevhid Akademisi ‘’paylaşım dostlarım olarak baazı açıklamaları yapmayı sizlere duyurmayı sizlerin de düşünerek tefekkür ve mukayeseler yaparak yaşamakta ve uygulamakta olduğumuz islâmın gerçeklerle ne kadar örtüştüğünü bilmenizi istediğim için sizlerle bu bilgileri paylaşmayı kendime ; mutlaka ,kesin, mecburi görev olarak düşünmekteyim. Tam yüz yıldır..!  ‘’Uyutan Din anlayışından ,artık Uyandıran Din anlayışına ‘’ geçmemizin zamanı geldi ve geçtiğinin bilmem farkında /mısın / ız.!.?

Görevimizin; Ailemizin ve tüm Müminlerin-müminelerin  ve çocuklarımızın  imanlarının korunmasına, muhafaza edilmesine, kuvvetlenmesine, kurtulmasına, vesilesi olmak konusunda, her ilim sahibinin ,her eli kalem tutan  makaleler yazan, lâkin vakitin süratle geçtiğini ,zamanın geldiğini, akıllara gönüllere hatırlatmayan yazarlarımız, ameliyat masasında kan bekleyen hastaya çeşitli vitaminleri tavsiye ederek hâyel dünyasından insanların uyanması yerine, halinden memnun mes’uliyet lerden uzak yaşantısını sürdürmesine olanak sağlayanların yarın elbette verilecek hesapları olacaktır. Bu nedenle islâm adına  ,islâmda olmayanları uygulamaları, bütün açıklığı/gerçek hali   ile acilen anlatmaya, azami gayreti göstermeye, insanların gerçek islâmı yaşamaları için uyarılarda bulunmaya , anlatmaya/yazmaya sorumlu olduğumuzu bu sorumluluğunda gereğini hep birlikte yerine getirebilmek için çalışmalarımızın daha heyecanlı ve hızlı iletişimle olabileceğini düşünmekteyim .Bu nedenle tarafıma  özelden sorduğunuz ,suallerinize sadece sizler için özel cevap versem ,gerçekleri  diğer bilmeyen dostlarımızdan saklamış olacağım için tüm dostlarımla  paylaşarak hepinizi bilgilendirmek istedim.( “Her kim, bildiği bir konuda kendisine danışılır da onu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.” (Tirmizî, İlim 3

“Bir kimse kendisinden sorulan bir meseleyi gizler de cevap vermezse, Allah, kıyamet gününde ona ateşten bir gem vurur.” (Ebû Dâvûd, İlim’’ ) Suallerinize  isteğiniz üzere kısa öz cevaplar vererek  sizleri bilgilendirmek ve İslâmın gerçeklerini bilgilerinize  sunuyorum.

DEĞERLİ TEVHİD EHLİ DOSTLARIM :

Yıllardır, ayet ve hadisler ışığında , gördüğüm ve yaşadığım  konularla ilgili ,delil ve müstenitlerini  araştırma ve denemelerim sonucunda şu esaslara rastladım.  Kur’anda Gavs, Kutub, Efendi,Kurtarıcı,Şefaat etmeye kesin yetkili, Mahşerde ALLAH’ı(c.c. ) takdirinden vaz geçirecek, kendi yüzü hürmetine , cezalıyı koruyacak, Günahkarların azap ve ceza görmelerine mani olacak kişi ve cemaatle,şeyhler,efendilerr…vb. kavramlar gibi, Kur’an-ı Kerim’de ve Sahih Sünnet ‘de asla yoktur. Bunlar, Resulullah Hz Muhammed’in (sav) vefatından 250-300 sene sonra, Suriye, Irak, İran, Hindistan,…vb. gibi, halkı hristiyan,yahudi, Zerdüşt, Mecusi(ateşperest), Şamanist, Budist, Hinduist,…vb. batıl dinler sahibi ülkeler fethedilince, o insanlar müslüman olunca, müslüman olmadan önceki batıl inançlarını tamamen bırakmadılar. Eski batıl inançlarını İslâm’a karıştırmışlar ve İslâm ile mecusilik, Hristiyanlık, Şamanlık, Budistlik, Hinduluk karışımı bir ‘’Şirk Dini ‘’ ortaya çıkmıştı ki, bu batıl din, İslâm’a paralel bir batıl din olduğu halde, sakal sarık ve cüppe maskesi altında müslüman kisvesi ile Müslümanlık ambalajı ile sunulduğu için, Müslüman halklar, bu oyunu anlamadı maalesef zaman içinde asırlar boyu, bu batıl inançlar islâmdan mış gibi sanılır olmuştur . Ayetleri kendi kafalarına göre saptırarak ve daha çok uydurma hadisleri de maske yaparak, kendilerini gizlemişler. Bu arada devrin yönetimleri tarafından da desteklenince, dokunulmazlık ve koruma da kazanınca, asırlar içinde adeta  İslâmi Dininin,  ‘’esas ve usülleri yerine geçmiştir’’. İslam Ümmeti, Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet ölçüsü ile, bu hurâfe ve şirk tortularından ayıklanması zamanı çoktan geldi ve geçti.

Unutmayalım ki:  ALLAH (c.c ) İSLÂM DİNİ dışında başka bir din göndermemiştir.

Söz konusu yukarıda ünvanlarını saydığım  bu kavram veya ünvanların özellikleri nedir diye düşündüğümüzde;  Gavs, Kutub,…vb. gibi kavramlar, bu batıl dinlerden İslâm’a karıştırılmış kavramlar olduğunu söylemiştim.. GAVS ‘ın görevi ,yetkileri nelerdir diye araştırdığımızda ;  Gavs Kutub gibi kavramlar, adeta (haaşaa) Resullerden  bile üstün ve ALLAH’ a ait baazı özelliklere sahip oldukları, sevenleri tarafından adete batıl ilâhlar gibi topluma ve  kendisine tabi  olmak isteyenlere  sunulmaktadırlar.

Mü’min -Müslüman bir insan, Allah (c.c. ) ‘ya iman nasıl olmalı, Kelime-i Şehadet ‘in anlamını, ALLAH’ın  (c.c. )’un zâti ve subuti sıfatlarını doğru öğrenip, ona göre Allah (c.c ) ‘ya iman edince, böyle sahte güçlere, alternatif putlara, ilâhlara Müslümanlık ve takva  sahibi olmak adına inanmanın doğru olmadığını ve Şirk  cezasına çarpılacaklarını  dolayısıyla Cehenneme  gitme tehlikesi olduğunu insanlar unutmamalıdırlar.

Aynı şekilde Mü’min-Müslüman bir kişi, hata ve günah işlerse, kalben pişman olur da, o günahı ALLAH (c.c. )adına terk ederse ve bir daha işlememeye karar verip Allah (c.c. ) ‘ ha Tevbe ederse, tevbeleri kabul etmek, sadece Allah (c.c. )’nin yetkisindedir. Allah (c.c. )’dan başkasına Tevbe edilmez ve ALLAH (c.c.  )’dan başkası da tevbeleri kabul edemez. Tevbe edip, Allah (c.c. ) ‘nin emir ve yasaklarına göre yaşamaya karar vermiş bir müslümanın tevbesini de başkası iptal edemez. Tevbe’nin iptali, insanın Allah (c.c. ) ‘ha verdiği sözü tutmamasıyla kendisi yapar. Yoksa, İnsan Allah (c.c. )’ha verdiği söze sadık kalarak, Allah (c.c. ) ‘nin Emir ve yasaklarına göre İSLÂM DİNİ’ne göre yaşamaya devam ediyorsa, hiç kimse, o insanın tevbesini iptal edemez..Tövbesini kabul ederek kişiyi bağışlayarak aklayamaz.

“*İyi bilin ki, halis (katkısız ve samimi) din yalnız Allah’ındır. Allah’ı bırakıp da O’ndan başka veliler (dostlar/putlar) edinenler,’Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ derler. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri konularda aralarında hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olan kimseyi doğru yola iletmez*.”( ZÜMER:3 )

*Kuran-ı Kerim’deki Nisâ Suresi 116*daki ayet bir ibadet veya dua süresinden değil, Allah’ın bağışlama sınırlarından bahseder*. *Bu ayete göre; Allah, kendisine şirk koşulmasını (ortak/eş koşulmasını) asla affetmez, ancak dilediği kimselerin şirk dışındaki günahlarını bağışlar*.(Nisa.:116 )

*”Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimse iman edemez*. *Allah, akıllarını kullanmayan (veya kullanmayanlar üzerine) bir pislik/ azap / uğursuzluk bırakır*.”( Yunus:100 )

Şimdi bu yazdıklarıma itiraz edecek arkadaşlar olacaktır elbette. Fakat ben onların dünya ve  Ahiretlerini yazık etmemeleri ,şirk ve küfürden kurtulmaları için bunları açıklıyorum. Ben de herkes ŞİRK KüFRüNDE kalsın bana neymiş diyemiyorum. Bu yazıyı sabırla okuyan ve başkaları ile paylaşan  kardeşlerime de teşekkür ediyorum. Allah sizlerden  razı olsun.

Allah (c.c. ) yar ve yardımcımız olsun. Allah (c.c. ) cümlemize ; Tevhidi İman-İslâmı Hidayet –Basiret- Feraset -Vahdet Şuuru nasip etsin. Hakk’ı Hakk olarak görüp Hakk’a uymayı Batıl’ı da Batıl olarak görüp Batıl’dan uzaklaşmayı nasip etsin inşallah.

Âmin veselâmun alel mürselîn. Velhamdu lillâhi Rabbil âlemin,

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir