GenelYazarlardanYazılar

Hem Seküler Hem Mü’min Olunur mu?

“Sekülerleşme Latince saeculum kelimesinden gelmekte olup “asırdevir” anlamına gelmektedir. Bu kelimeye ilerleyen zamanlarda “dünya” veya “Tanrıyla uyuşmayan hayat” anlamları yüklenmiş ve en nihayetinde Kilise hukuku ile sivil hukukun birbirinden ayrılması için kullanılmaya başlanmıştır.” (S. Nakip Attas, İslam, Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi, çev. M. Erol Kılıç (İstanbul: İnsan Yayınları, 1995), 62-63.)

Batının aydınlanması denilen şey, Kral ve Kilise ikilisinin, adaletsiz, baskıcı ve despotik bir şekilde halka uyguladığı zulüm dayanılmaz hal alınca, bu zulmü ortadan kaldırmak isteyenler (düşünürler) zulmün kaynağının ve müsebbibini kralın/gücün her zulmüne destek veren ve onun dayanağı olan Kiliseyi hedef tahtasına oturttular. Çünkü insanda var olan tedeyyün içgüdüsünü Kilise istismar ediyor, halka Krala boyun eğmenin/itaat etmenin imanî bir görev olduğunun, ona karşı gelmenin kaderlerine karşı gelmek olduğunu telkin ediyorlardı…  zaman içerisinde bu öyle dayanılmaz bir hal aldı ki, biz tanrı (Kilise) olmadan da hayatımızı devam etirebilirizin geldiği noktada Friedrich Nıecthen’nin “Tanrı’yı öldürülme”si ve kutsala dair ne varsa tüm düşüncelerin Tanrı’dan arındırılması ile beraber, dünyevileşme adı altında hayatın Tanrı tarafından değil, çağın gerekleri ve aklın direktiflerine göre yeniden dizayn edilmesi şeklinde bir anlayış insanoğlunun gündemine girmiştir.

Gelinen bu noktadan sonra, batı toplumunda başlayan bu anlayış neşvünema bulup, batı dışındaki toplumları da etkisi altına almış, batıya bu yönüyle öykünen toplumlarda ivme biraz daha hızlı olmuştur. Bu Türkiye toplumunda özellikle İslami hayatla sorunu olanlar ve daha çokta ekonomik refah seviyesi biraz yüksek olan (Devlet destekli) belli bir kesimde bu ivme çok çabuk makes bulmuştur. Daha sonraları ise kendilerini İslam ile tavsif edenler, önceleri yapılmasını imanen zorunlu kabul ettikleri birçok emir ve yasakları, zamanla esnetmekte hatta gereksiz ve sıkıcı bulur hale geldiler. Bununla da kalmayarak bu emir ve yasakların insanın hür davranışları önündeki bir engel olarak görmeye ve farzlar tarza dönmeye başladı. Dinin, hayata dair önerilerin birçoğundan vazgeçmek veya önemsememek; faiz alıp vermek, giyim kuşamda, yemede içmede, hak ihlallerini önemsememek, nikâhsız birliktelikler, kadın erkek ilişkileri gibi insanın hoşuna giden eylemler, İslam’ın haram kıldığı eylemler olmasına rağmen, zaman içerisinde bunlar öylesine aşındırıldı ki, bu süreç içerisinde deisttik ve seküler yaşam biçimi daha cazip gelebilmektedir. İşte bu durum ise gelecekte Müslüman gençler ve toplum için bir tehdit oluşturmaktaydı.

Bu toplum geriye dönük yaklaşık üç yüz yıldır batılılaşması için dört bir taraftan gayret gösterilmektedir. Bunun önünde ey büyük engelin “DİN” olduğu tesbitinden yola çıkanlar, bu engeli bazen çeşitli hilelerle bazende zor kullanarak, eğitim sistemiyle, radyo-Televizyonuyla, tiyatro-sinemasıyla, medya-gazetesiyle… gelinen noktada, moderniteyle birlikte günümüz toplumu ahlaki açıdan ciddi bir çöküntü içerisine girmiştir. Özellikle son yirmi beş yıl göz önüne alındığında ahlaki açıdan yaşanılan çöküntünün boyutu hakkında yapılan tartışmaların büyüklüğü görülecektir. Uyuşturucu, kumar, alkol, cinsellik, toplumdaki şiddet sarmalı gibi olaylardaki büyük artış, sekülerleşme ile birlikte bozulan Müslüman ailelerdeki artan boşanma olayları, sosyal anlamda ahlaki sorunlar yaşandığına işaret etmektedir. Diğer taraftan artan dünyevileşme ile birlikte Müslüman dünyasında, din, dinin ilke ve esasları arka plana atılmış, İslam’ın hayat öngörüsü, özünden uzaklaştırılarak şekilsel formlara indirgenmiştir.

El an, İslam kimliğine sahip insan modeli, hızla değişen bu dünyanın icat ettiği seküler ahlakın esiri haline gelmiş, inandığı gibi değil yaşadığı gibi inanır hale gelinmiştir. İşte bu durum her bir Müslim tarafından önemsenmesi gereken bir durum olup daha ciddi olarak ele alınması gereklidir.

Sekülarizmin hüküm sürdüğü modern zamanlarda Mü’min kalmamız; Mü’minliğimiz varlık sebebi olan İslam’a sarılmamız, ferdi, aile, cemiyet ve cemaat seviyesinde sadece İslâm’la mukayyet kalmakla mümkündür.

Sekülerizm, dinden arındırılmış dünyadır. Modernizm bunun serüvenidir.

Modern/seküler zamanlarda Mü’min kalmak istiyorsanız, şu soruları kendi nefsinize sormalısınız: “İçinde bulunduğumuz teknoloji bize ne yapıyor?”, “Gündelik hayatımızı nasıl değiştiriyor?”, “İnsan olduğumuzu tanımlamamızı nasıl değiştiriyor?”, “Hayatı ve ölümü bu teknolojiler çerçevesinde nasıl algılıyor ve uyguluyoruz?”

Evet, Müslimler olarak şu an biz bir dönüşüm mü yaşıyoruz? Bu soru zihnimizde canlı olarak kalmak zorundadır.

Modern zamanlarının önümüze koyduğu “Sosyal Medya”nın bizden alıp götürdüğü dikkat dağınıklığıdır. Şu an alınıp satılan şey haline dönüştürüldü. Kim neyi ne kadar izledi? Kim neye ne kadar zaman harcadı ve ne kadar tıklandı? Sosyal medya sebebiyle biz bir dikkat dağınıklığı içindeyiz.  Bu dağınıklık düşünmeyi, akıllı hareket etmeyi ve bizi bizden alıp neye ne kadar odaklanmayı bize bırakmıyorsa sıradanlaşmışız ve dikkatsiziz demektir.

Halbuki yaratıcı dikkatlerimizi kevnî ayetler üzerine toplamamızı, yaratılmışlardan yaratıcıya ve tevhidi ikameye yönlendirmektedir. Dolaysıyla, dikkat insanlar arası içtimaide de çok önemli bir şeydir, birisine verebileceğimiz en iyi şey dikkatimizdir. Çünkü bu onun önemsediğinizi ve değerli olduğunu göstermenizdir. Dikkatlerini hakikatten başkasına yani dünya ve ahirette kendilerine fayda vermeyeceği şeylere çevirenlerin insanlıklarını da Müslimliklerini de başka şeye çevirirler!

Modern zamanlarda sekülerizmin en güçlü silahı teknolojidir. Pek çok teknoloji insanın kendisiyle, çevresiyle ilişkisini, hatta savaşların bile şeklini değiştiren ve dönüştüren bir etkiye sahiptir. Eski teknoloji ve bugünkü teknoloji arasında fark vardır. Eskiden de teknoloji vardı ama bugünkü teknolojiyi eskisinden ayıran husus şu: Eskiden ahlâkî, dinî, siyasî istişareler sonucunda neyin kullanılıp neyin kullanılamayacağına karar veriliyordu. Ama bugün siyasî, içtimaî, dinî, ahlâkî hiçbir karşı çıkış teknolojinin önünde duramıyor. Aslında aletler insana hükmetmeye başlamış durumda. İnsan yaptığı aletin aleti olmuş… Modern zamanlarda insan eşyaya değil, eşya insana hükmediyor. Hal bu ki, eşya işlerimizi kolaylaştırmak için vardır.

Modern zamanlar, “Piyasa Şeytanları”nın çok kolay bir şekilde Müslimlerin hayatlarından pay aldıkları zamanlardır.

Modern zamanlarda insanlar eşyanın tüketim köleleri haline gelmişlerdir. “Eşyanın Tüketim Köleleri”ni hürriyete kavuşturmak diğer köleleri hürriyete kavuşturmaktan daha  zordur. Gerçekten “Eşyanın Tüketim Köleleri”, köleliklerini dahi kabul etmiyorlar. Hatta farkında bile değiller, kendilerini hür sanıyorlar. Oysaki hakiki kölelerdir.

Modern zamanlar “hazzın ve hızın” dinin ve imanın önüne ve yerine geçtiği zamanlardır.

Modern zamanlarda çağdaşlaşma şablonu, halkı Müslüman ülkelere giydirilen bir deli gömleğidir.

“Modern dünya bize ait değildir. Şüphe yok ki modern dünya Avrupa’da doğdu ve orada olgunlaştı. Biz ise yaklaşık üç yüz yılı aşkın bir zamandan beri, başlangıçta adına “batılaşma” şimdilerde ise “modernite” dediğimiz bir musibet ile boğuşmaktayız. Modernizm, Müslüman olduğunu iddia eden topluma isabet etmiş bir musibettir. Müslüman olduklarını iddia etmekle beraber modernist olduklarını söyleyenleri musibet isabet etmiş musibetzedeler kabul edip kendilerini tedavi ettirmek gerekmektedir”

Burada önemli olan öncelikle kişinin, kulluk bilincinden kaynaklanan inancına uygun bir tevhidi duruşunun olması ve bu duruşunu yaşantısının her aşmasında korumasıdır. Yani inandığı gibi yaşamaya gayret göstermesi ve bunu da çevresine hissettirmesidir. Olması   gereken, çevresinden çekinmeden, korkmadan inançlı olduğunu, İslam’ın değerlerinin olduğunu ve bu değer eksenli yaşamak zorunda olduğunu, her fiil ve kavliyle göstermek zorundadır. Aksi taktirde yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını “din gününde” sorulacağını bilir/bilmesi gerekir. Bundan dolayıdır ki, Mü’min’in hayatında cemiyetten izale olup inzivaya çekilmek diye bir şey yoktur. Mü’min her zaman ve her zeminde sahip olduğu imkânlar nispetinde dinini yaşayabilir ve kendisini koruyabilir. Aksi hâlde Allah insandan vüsatının üzerinde ki şeylerden mesul tutmaz.

Modernitenin başat kavramlarından olan sekülerizim ve onun oluşturduğu toplum ortamının cazibesine kapılmadan, kendini koruyarak istikametle hayatını sürdürmek kolay değil. Ayrıca böyle bir ortamda değerlerinden taviz vermeden, uyum sağlamak ve inandığı değerler doğrultusunda davranmak da oldukça zordur ve tehlikelidir. Çünkü “kişi, inandığı gibi yaşamazsa, zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlar.”

Allah’ın arzında Mü’mümin olmak büyük bir hadisedir. Mü’min kalmak ve Mü’mince ölmek  da büyük bir olay ve herkese nasip olan bir şey değildir. Dolayısıyla biz müminler gök üstümüze çökse, yer altımızdan kaysa Mü’min kalmaktan ve Mü’min olarak ölmekten asla vazgeçmemeliyiz… Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı