
Kuran’sız Resul Resulsüz Kuran Heveslileri !!!
İnsanı hem bu dünya da hem de ahirette perişan edecek olan şey Allah’ın resullerine indirmiş olduğu ilahi prensipleri terk edip heva ve heveslerini ilah edinmesidir. Oysa hem göklerde hem de yerlerde olan tek ilah Allah’tır. İnsan her arzu ettiğinin de kendisinin olacağını zannederek büyük bir yanılgıya düşmektedir. Vahiyle muhatap olan toplumlar o vahiylere teslim olmak yerine ya doğrudan vahye ya da vahiylerin kendisine indirildiği resullere karşı çıkmışlardır. İlk etapta vahiyleri inkâr yolunu tercih eden geçmiş ve günümüz müşrikleri bu konuda alternatif bir çözüm üretemeyince bu sefer Allah ile resullerinin arasını açmayı denemişlerdir.
“ Allah’ı ve elçisini inkâr edenler ve Allah ile elçilerini birbirlerinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman eder, bir kısmını inkâr ederiz!” deyip iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler var ya, işte onlar gerçek kâfirlerdir. Biz, kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamış olacağız. Allah’a ve elçilerine iman edip onlardan hiçbiri arasında ayırdım yapmayanlara gelince, İşte Allah ileride onlara ödüllerini verecektir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” ( Nisa – 150- 151- 152)
Allah’ın insanlar içerisinden elçiler seçip göndermesi O’nun rahmetinin ve merhametinin bir gereğidir. Bizler bu dini elçilerden öğrenerek hayatımıza taşırız. Bütün elçiler kendilerin de güzel örnekliklerin bulunduğu seçkin insanlardır. İnsanlardan elçi seçilmesi bu dinin insan hayatına uygulanabilir olduğunun da en büyük delilidir. Elçisiz, peygambersiz din anlatan kesinlikle dinsizlik anlatmaktadır. Elçileri yok sayan, ötekileştiren, etkisizleştiren her düşünce ve çaba boşunadır ve sahibinin İslam ile olan alakasını sorgulanır hale getirir.
Elçiler Allah’ın dini söz konusu olunca kendi arzu ve isteklerine göre kesinlikle bir şey konuşamazlar. Kendilerini elçi seçenlerin söylediklerinin dışında bir şey söylemezler. Onlar sadece kendilerine vahyedileni muhataplarına iletirler. “ O Kuran, asla bir kâhinin sözü değildir. Ne kadar da azınız gerçeği hatırlıyor. O Kuran âlemlerin rabbinden indirilmedir. O elçi bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Bu nedenle elbette biz onu önce güçlü bir şekilde yakalardık. Sonrada bu nedenle can damarını keserdik. Hiç birinizde buna engel olamazdınız.” ( Hakka- 42-43-44- 45-46-47-)
Elçi dinin sahibi değil kendisine vahyedileni kusursuz bir şekilde aktarmakla görevli olan insandır. Bunu yapmadığı takdirde elçilik görevini yapmamış olarak muamele göreceği kendilerine sık sık hatırlatılan Allah’ın kullarıdır. Geçmişte de günümüzde de gelecekte de Kuran’sız resul, resulsüz kuran arayanların bu hevesleri kursaklarında kalacaktır. Elçilerin resul olma vasfıyla söyledikleri ve yapıp ettikleri toplumlar için bağlayıcıdır. Bu kural bütün ümmetler için geçerlidir. Ne zaman ki elçiler onların hoşlarına gitmeyecek bir şey söyleseler ona şiddetle karşı çıkıp elçileri yalnız başlarına bırakıverirler.
Yukarıda bahsettiğimiz toplulukların bir kısmı sadece Kuran’ı inkâr ediyorlar ve onunla ilgili akıllara ziyan hezeyanlar da bulunuyorlar. Kuvvetle yeminler ederek Allah’ın onlara bir şeyler indirmediğini ısrarla savunuyorlardı. İlahi bildirimlere bazen bir insan sözü bazen bir şairin kimi zamanda cinlenmiş bir insanın saçmalaması olarak görüyorlardı. Hatta Allah’ın kendilerini elçi olarak niteleyen bu insanlara hiçbir şey indirmediğini bunların Allah adına yalan söylediklerini iddia edecek derecede bir akıl tutulması yaşıyorlardı.
Resullere karşı çıkan bu müşrik taifesi her ne kadar elçilere karşı çıkmış gibi dursalar da Allah onların esas niyetlerinin bu olmadığını şöyle deşifre ediyor: “ Ey resul! Onların söylediklerinin seni üzmekte olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz ki onlar, seni yalanlamıyorlar o zalimler aslında bile bile Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.” ( Enam – 33 ) Asıl niyetlerini gizleyen dünün ve bu günün zalim ve müşriklerini Allah böyle deşifre etmektedir. O’nun bu yasası son saate kadarda devam edecektir.
Yukarıda daha çok kâfir ve inkârcı müşriklerin nasıl bir elçi arzu ettiklerini kısaca izaha çalıştık. Bu anlayış her durum ve şartlarda bu niyetlerini afişe edip dillendirmektedirler. Onların genel geçer zihniyetleri: “ Bu Kuran’ı değiştir, ya da yeni bir Kuran getir.“ Tezi üzerinde yoğunlaşmakta idi. “ Ben onu kendiliğimden değiştiremem” cevabı karşısında şoke olan bu zalimler kendilerine yeni mücadele yöntemleri belirleyerek yollarına devam ettiler ya da an itibariyle devam etmektedirler.
Evet, bu önemli bir sorun ancak esas tehlikeli olan bir başka sorun ise. Ya sadece Kuran’ı kabul eden Kurandan başka bir örnekliği dinde kabul edile bilir bulmayan ve kendilerini ”mealciler” diye isimlendiren anlayış sahipleri ki bunlar teoride Kuran’ı kaynak kabul ederlerken, pratikte resullerin örnekliğini ve uygulamalarını yok sayarak. “resulsüz bir Kuran anlayışını temsil etmektedirler. Bizler bu anlayışın asla tarafı olmadık rabbim ömür verir ise gelecekte de olmayacağız. Meal kesinlikle okunmalı ancak mealcilik yapılmamalıdır. Zira insanların yüce Kuran’ı anladıkları dilden okumaları Kuran’ın indiriliş gayelerinin başında gelmektedir. Bu anlayış elbette bir tehlikedir ve ümmetin vahdetinin önünde döşenmiş bir ayrılık taşıdır.
Esas önemli ve en büyük tehlike ise: Müslüman coğrafya da varlıklarını sürdüren ve kimi yerde Hint mistisizminden kimi yerde İran zerdüştlüğünden beslenen tarikat, tasavvuf ve günümüz cemaatçiliğinin! Resul ve elçi anlayışıdır. An itibariyle ne kadar hizip ve gurup var ise bir o kadarda sapık ve sapkın resul anlayışı! var. Bunlar Kuran ’sız resul anlayışının günümüzdeki temsilcileridir. Bunlar yüce Allah’ın aziz Kuranındaki tanıttığı resulü veya resulleri yetkisiz ve etkisiz görerek rivayetlerden oluşan bir literatür ile kendilerinin taşıdığı düşünceyi sözleriyle destekleyen bir anlayıştır.
Bunlar Allah’ın elçilere vermediği birçok özelliği onlara vererek ya elçileri örnek alınamayacak kadar yüceltmişler ya da örnek alınmayacak kadar basitleştirmişlerdir. Hızını alamayan bu anlayış: “Ben hükmüme kimseyi ortak etmem” diyen Allah’a rağmen elçileri dinde halel, haram belirleyen Allah’ın ortakları kabul etmişlerdir. Bu anlayış insan elçileri bir türlü kabul etmemiş ve hep insanüstü vasıflara! sahip hayal ürünü elçiler tasavvur etmişlerdir. “ Allah ile birlikte bir ilah daha edinen müşrikler şöyle dediler: “ Bu ne biçim elçi! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Kendisine bir melek indirilip o da onunla uyarıcı olmalı değil miydi? Veya kendisine bir hazine verilmeli ya da beslene bileceği bir bahçesi olmalı değil miydi? Ayrıca o zalimler “ Siz sadece büyülenmiş bir adama uymaktasınız!” dediler. ( Furkan – 7-8 ) İnsani vasıflara sahip bir elçi yerine kendilerince uydurdukları ve ithaf ettikleri bir takım sözüm ona özellikler ile elçileri örnek alına bilir olmaktan çıkararak elçileri dünyadan buharlaştırmışlardır. Onların Allah’tan aldıkları vahiyleri uygulamakla sorumlu olan bu insanlar elçilerin biyolojik özelliklerini ön plana çıkararak onların esas özelliklerini ne yazık ki aşındırarak önemsizleştirmişlerdir.
Elçileri Kuran ile konuşturmayan bu art niyetli zihniyet alternatif bir hadis! dini oluşturarak elçileri bu literatür üzerinden konuşturmuşlar ve konuşturmaya da an itibariyle devam etmekteler. Allah şöyle buyuruyor sözünün arkasından hemen peygamberde şöyle buyuruyor demek suretiyle Allah’ın buyrukları olan esas mesajı perdelenmektedir. Altı bin iki yüz küsür ayete alternatif ve sayıları bir milyonu bulduğu söylenen sözlerin içerisinden seçile seçile sayıları yedi bine kadar düşen bir kaynakla peygamberi konuşturuyorlar.
Hadis ve hadise bakışımız başka bir yazının konusu olduğu için sözü bura da keserek esas konumuza dönelim. Allah’ı kendi arzu ve isteklerine göre konuşturamayan bu anlayış sahipleri peygamberleri her konuda konuşturarak kendi batıl düşüncelerini için alan açmaktadırlar. Nasıl olsa kendilerine “Ben bu sözü söylemedim.” diye itiraz edecek elçi ve elçilerde yok. Bunların söylediklerinin Kuran’a arz edilmesini söyleyen tevhit ehlini ise bunlar tarafından dini tahrif ediyorlar diye acımasızca eleştiriyorlar.
Elçilerin söylemediklerini onları konuşturarak peygamberler şöyle söyledi diye din anlattığını zannedenleri bakın hesap günün de nasıl bir akıbet bekliyor. “ Hani Allah “ Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve annemi, Allah’ın peşi sıra iki ilah edinin! Diye sen mi dedin? Dediği veya diyeceği zaman, İsa “Haşa! Sen yücesin. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Ben onu söyleseydim sen onu elbette bilirdin. Sen bendekini bilirsin, oysa ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin.” Demiş olacaktır. “Ben onlara, yalnızca senin bana emrettiğin şu esası söyledim.” Benim de Rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ dedim. İçlerin de bulunduğum sürece durumlarına şahittim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şahitsin.” ( Maide-116-117)
Aynı ayeti elçiler arasında ayırdım yapmayan anlayış sahipleri olarak son elçi olan Muhammed (a.s) özelinde okur ve anlar isek! Onun adına onun demediklerini ve ana kaynak olan Yüce Kuran’a aykırılıkları ayan beyan ortada olan sözleri ona atfeden anlayışın sahipleri elçiye attıkları iftiraların hesabını nasıl verecekler bunu kendileri düşünsünler. Abdullah’ın oğlu Muhammedi Allah’ın resulü yapan onun sakalı, sarığı ya da affedersiniz onun idrarı değil tam aksine Allah’ın ona vahyettikleridir. Resulü her konuda istedikleri gibi konuşturan müfteriler aslında kendileri konuşmaktadırlar. Hadis alanını kendilerinin at oynatma alanı olarak görenler Allah’ı pardon Kuran’ı konuşturmamak için bu kulvarı sürekli açık tutup Kuran’ın konuşmasını veya Kuran’ı konuşanları susturma aparatı olarak kullanmaktadırlar. Hadis olmadan Kuran anlaşılmaz diyenler aslında kendi anlaşılmazlıklarını kamufle etmektedirler. Hadis diye aktarılan sözleri Kuran’a arz etmeyi hadis inkârcılığı olarak gündemde tutanların kendilerinin neyi ve neleri inkâr ettiklerini bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ederiz. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

