GenelYazarlardanYazılar

BEDİR MUTABAKATI-MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI NE İFADE EDİYOR?

Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya, savunma sanayiinde ortak üretim, araştırma-geliştirme ve teknik eğitimi kapsayan “Bedir” Mutabakat Zaptı’nı Katar’ın başkenti Doha’da imzaladı. . “Bedir” (Badr) Mutabakat Zaptı, askerî üretim alanında iş birliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askerî kabiliyetlerini güçlendirmeyi, ayrıca teknik askerî eğitim, araştırma ve geliştirme konularında iş birliğini desteklemeyi amaçlıyor. Doha’daki imza, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Ağustos ayında imzaladığı Mekke Ortak Savunma Savunma Anlaşması’nın ardından geldi.Bu ikisini birbirini tamamlayan iki anlaşma olarak görmek gerekir. İki metnin niteliği ise farklı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayan bir ortak savunma taahhüdü içeriyor. Bedir Mutabakatı ise yalnızca savunma sanayii iş birliğini düzenliyor ve ortak savunma maddesi içermiyor.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın onaylanmasına ilişkin kanun teklifi TBMM’ye sunuldu.16 maddelik metin, ortak savunma ve istihbarat paylaşımından savunma sanayii işbirliğine kadar çeşitli hükümler içeriyor. Mekke Anlaşması, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşın ardından Ortadoğu’daki güvenlik mimarisinde yaşanan değişimin ve bölge ülkelerinin yeni güvenlik arayışlarının bir göstergesi olarak ele alınmaktadır. Anlaşma yalnızca üç ülke arasında imzalanmış bir belge olmaktan ziyade savaş sonrası dönemde bölgesel güvenlik arayışlarının yönünü gösteren daha geniş bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmelerde anlaşmanın zamanlaması özellikle vurgulanmakta, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölgede artan askerî hareketliliği ve Hürmüz, Kızıldeniz ve Bâbülmendep hattındaki kırılganlıkların anlaşmanın ortaya çıktığı güvenlik ortamını şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır. Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la geliştirdiği savunma iş birliği, İran’a karşı oluşturulmuş bir ittifaktan ziyade daha geniş bir güvenlik arayışının parçası olarak yorumlanmalıdır. Riyad-Ankara-İslamabad hattındaki yakınlaşma, ABD’ye güvenlik bağımlılığını azaltma ve daha bölgesel güvenlik düzenlemelerine yönelme eğilimiyle ilişkilendirilmektedir.Bazı Ortadoğu ülkeleri uzun yıllar Washington’u güvenliklerinin temel dayanaklarından biri olarak görmüş, ancak son savaşlar ABD’ye bütünüyle dayanmanın sınırlarını ve maliyetlerini daha görünür hâle getirmiştir. Özellikle kriz anlarında Washington’un bölgesel müttefiklerinin güvenliğinden çok İsrail’in çıkarlarını öncelediği yönündeki algı Mekke Anlaşması’nı açıklayan unsurlardan biri olarak öne çıkarılmaktadır. Bu nedenle anlaşma Washington’dan bir kopuş olarak değil ABD merkezli güvenlik düzeninin yanında alternatif ve tamamlayıcı mekanizmaların geliştirilmesine yönelik bir arayış olarak değerlendirilmelidir.Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan’la geliştirdiği savunma hattı ABD’nin yerini alacak yeni bir yapıdan ziyade mevcut güvenlik mimarisine eklenen ikinci bir katman olarak okunmalıdır.

Tarafların anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığını vurgulaması, Türkiye’nin İran’la çok katmanlı ilişkileri, Pakistan’ın İran’la komşuluk ilişkileri ve Suudi Arabistan’ın Tahran’la doğrudan gerilimi tırmandırmaktan kaçınma eğilimi, bu yapıyı klasik bir cepheleşme kalıbına yerleştirmeyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Mekke Anlaşması, İran’a karşı doğrudan bir askerî bloktan ziyade bölgesel belirsizlikler karşısında Suudi Arabistan’ın güvenlik seçeneklerini çeşitlendirme çabası olarak değerlendirilebilir.Olası bir kriz anında Türkiye ve Pakistan açısından siyasi destek, istihbarat paylaşımı, savunma ve lojistik katkı, askerî hazırlık düzeyinin artırılması ve krizi sınırlamaya yönelik diplomatik girişimler, doğrudan savaşa kıyasla daha muhtemel seçenekler olarak öne çıkmaktadır.16 maddelik Mekke anlaşmasının 1. maddesi ‘ “Taraflardan” herhangi birinin toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının tehdit edilmesi veya tehlikeye düşmesi durumunda, “Taraflar” bu tehdit(ler) veya tehlike(ler)i bertaraf etmek maksadıyla gerekli tüm yöntemleri kullanırlar’ demektedir.Bu madde NATO’nun 5. maddesine benzetilmektedir.NATO tarihi boyunca NATO’nun 5. maddesi bile sadece bir defa Afganistan’a karşı işletilmiştir. Burada da Türk askeri Afganistan’da doğrudan sıcak çatışmalara veya muharip operasyonlara katılmadı. Türk askeri esas olarak başkent Kabil’in güvenliği, Kabil Uluslararası Havalimanı’nın işletilmesi, Afgan ordusu ve polisinin eğitilmesi, sağlık hizmetleri ve bölgesel imar faaliyetlerinde (okul, hastane ve altyapı yapımı) rol aldı.Dolayısıyla ılımlı laik, muhafazakar demokrat Türkiye’nin Yemen’e muharip güç olarak asker göndermesi gündemde değildir.

Doğu PERİNÇEK Mekke Anlaşması’nda İsrail’in gizli imzasının olduğunu iddia etmektedir.Ancak durum tam tersine gerek Bedir Mutabakatı ve gerekse de Mekke Anlaşması katil İsrail’in Ortadoğu’daki saldırganlığını sınırlandırabilir.Son tahlilde ABD’nin Ortadoğu’yu terketmesi söz konusu olamaz ancak Ortadoğu’da eski gücünde olmadığı da ortadadır.Reel politiğe teslim olarak Mekke Anlaşmasına rıza göstermektedir, yaptığı açıklamalardan bu anlaşılmaktadır.

Azerbaycan’da Başörtüsü Krizi

Azerbaycan’da başörtüsü krizi Eylül ve Ekim 2026’da yürürlüğe giren yeni okul kıyafeti düzenlemeleri ve devlet okullarında laiklik ilkesinin gerekçe gösterilerek başörtülü öğrenci ile öğretmenlerin okullara alınmaması nedeniyle ortaya çıktı. 7 Temmuz 2026’da Genel Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ardından, 21 Eylül 2026 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla devlet okullarında üniforma bütünlüğünü ve “laiklik ilkesini” bozan ek kıyafet unsurlarının kullanımı yasaklandı. 6 Ekim 2026’da ise öğretmenlere yönelik benzer bir kıyafet yönetmeliği getirildi. Her iki metinde de doğrudan “başörtüsü” kelimesi geçmemesine rağmen, okul yönetimleri bu kuralı gerekçe göstererek tesettürlü kız öğrencileri ve bazı öğretmenleri okullara almadı.

Gerekçe her ne olursa olsun başörtüsü yasağı bir zulümdür ve kabul edilemez.Bunu ifade ettikten sonra bunun sebepleri ile ilgili iddialara değinelim.Bu iddialardan bir tanesi İran’ın Azerbaycan’daki okullarının etkisini azaltmaktır.Diğer bir iddia ise İsrail’in, Azerbaycan’daki FETÖ’cülerle işbirliği içinde yapmış olduğu bir provakasyondur. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirvesi, 30 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenecektir.Buna yönelik bir provakasyon olduğu iddia edilmektedir.

15 Ekim’de yayınlanan FetvaNet youtube kanalında Türkiye’de tanınan bir ilahiyat profesörüne Azerbaycan’daki başörtüsü krizi soruluyor.Bu soruya demokrasinin inanç özgürlüğü minvalinde bir cevap veriyor.Burada kendisine şunu hatırlatmak gerekir ki başörtüsü demokratik bir hak değil, Allah’ın emridir.Aradan yıllar geçmesine rağmen tevhid, laiklik, demokrasi konularında bu profesörde bir değişiklik olmadığı ortadadır.

Allah’ım bizleri İslam’ın temel inanışı olan tevhid anlayışını anlayarak hayatına geçiren kullarından eyle!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir