GenelYazarlardanYazılar

İnsan Sorumsuz Bir Varlık Değildir..!     

( Hayâ Kaybolunca ..? )

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.” (Kıyame, 75/36)

İnsan yaratılış itibarı ile mensubu bulunduğu İslâm dininin özellikleri ve inancının gerekleri olarak, gerekli şartları  taşıyan her insanın, başta yaratıcısı olan  Rabbi’ne,  kendi kendisine, ailesine, yaşadığı topluma  ve ülkesine karşı sorumlulukları vardır. Ayette insanın başıboş bırakılmayacağı ifade edildiği gibi, insan sorumlu bir varlıktır. Belirli bir amaç için yaratılmıştır, insanın varlığı amaçsız değildir. Kendisine başta akıl olmak üzere verilen sayısız nimetlere karşılık insanın da, gücü nispetinde yerine getirmek zorunda olduğu belli yükümlülükleri vardır. İnancımıza göre, verilen her nimetin insana yüklediği bir sorumluluk vardır.  “Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) niğmetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 102/8) âyeti, bu gerçeği vurgulamaktadır. İnsana verilen niğmetleri , saymakla bitiremiyeceğimiz kadar çoktur. ‘’O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın niğmetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!’’ ( İbrahim:34  ) Örneğin: Akıl, ilim, iman, evlat, mal, sıhhat bu niğmetlerin  başlıcalarını teşkil etmektedir. İnsan kendisine verilen niğmetlere  şükretmek ve verilen niğmetleri Allah rızası yönünde kullanmasını bilmelidir.

“Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size niğmetimi artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.” (İbrâhim:7) âyetinde bildirildiği gibi, insana verilen niğmetlerin gerektiği şekilde kullanılması, halinde  niğmetlerin artırılmasının ön şartı olarak bildirilmiştir. insan, belirli hak ve sorumluluklarının olması yanında ,kişinin  bireysel sorumluluğu ile toplumsal sorumluluğu da vardır. Bu konuda Resûlullah (s.a.s), “Hepiniz çobansınız (sorumluluk sahibisiniz) ve hepiniz sürünüz (yetki alanınızdan) sorumlusunuz. Devlet başkanı, sorumluluk sahibidir ve idaresi altındaki halktan sorumludur. Bir aile reisi, sorumluluk sahibidir ve ailesinden sorumludur…” (Buharî, Cuma, 11, Cenâiz, 32) hadisi ile kişinin hem ailesine hem de çevresine ya da yetkisi altındaki kimselere karşı sorumlu bir varlık olduğuna dikkat çekmektedir. Maalesef  günümüzde bu sorumluluk bilinci yavaş yavaş dumura uğramış toplum kendisini yaratanının isteklerini unutmuş,nefislerinin peşine takılarak adeta bir şelalenin akışı gibi iman ve inaç duygularından uzaklaşmakta ,moda ve çağdaşlık maskesi altında, iman ve inaç yoksullarını taklit eder bir duruma gelmiş olmaları , insanlık adına hepimiz için bir üzüntü ve  utanç vesilesi oluşturmaktadırlar. Çevremizde her konumda karşılaştığımız   insanların durumunu  üzülerek ve içimiz burkularak ifade etmek zorunda olduğumuz ; iffet ve haya bilinci  her geçen gün süratle kaybolup gitmektedir.

İnsanlar günlük hayatlarında fütursuzca Yüce Allah’ın istek ve emirlerini bir tarafa bırakarak, giysilerde modaya, eğitim, ticarette, siyasette,toplatılarda, düğünlerde, miras taksimatlarında Allah’ın Resülunun  getirdiklerini unutarak,moda ve  beşer hürriyeti peşine takılmayı bir meziyet kabul etmektedirler.  ‘’Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.(Nisa:65 )

Mümin/mümineler iffet sahibi insanlar olarak; nefsin haramdan uzak durması, helâl olmayan ve güzel karşılanmayan giyim ve davranışlardan sakınması  İffetli erkek veya iffetli kadın için  vazgeçilmez ahlaki şarttır.

Bu kişilerin  haramdan uzak durmaları, helal ve güzel olmayan, giysilerden ,giyinmiş çıplak gezmekten , şehvetli bakışlardan ,konuşmalardan sakınmak mecburiyetindedirler. Gözleri ve nefisleri bedeni ve şehveti hazlara düşkün olmaktan korumak her mümin/mümine’nin vaz geçilmez  bu özelliklerini muhafaza etmesini bilmeli  ve İslâm ahlâkına göre yaşamaya gayret etmelidir. Günümüzde çıplaklık ve teşhircilik,hayasızlık,iffetsizlik o kadar çok yaygınlaştı ki:

Aklını kullanmayanların, şeytanın dürtülerine mağlup olanların  özgürlük adı altında, yollarda giyinmiş çıplak gezenler , hatta yatak odası kıyafeti ile  sokağa dökülenler, şeffaf elbiselerle gezmeyi özgürlük sayarak gezenlerin her gün daha da artması çoğalması mümkün görülmektedir…!  Cenabı Allah(c.c. ) şöyle buyuruyor:

Ey Âdemoğulları! Size”Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır; bana kulluk edin, doğru yol budur”dememiş miydim? Nitekim o şeytan sizden nicelerini saptırdı. Hiç aklınızı kullanmıyor muydunuz!  (Yâsîn: 60-62)

Bir toplumun hayatiyetini ve dini ahlaki özelliklerini devam ettirebilmesi için,ahlaki düşünce ve Allah korkusunun ve dini değerlerin yaşantılarda  tezahür ettiği açıkça görülmelidir. Aksi halde o toplum gittikçe yozlaşmaya, maneviyattan uzaklaşarak, yaratıcısının karşıtı, güç ve düşüncelere  teslimiyet göstererek  çürümeye başlamış demektir. Toplumda hayâ denilen  “utanma, çekinme, ar, namus, Allah korkusuyla günahtan kaçınma gibi anlamlar ,dikkatle ve özellikle muhafaza edilmelidir’’.

İnsanlar arasında ahlaksızlığın yayılmasını arzu edenler için Cenabı Allah   bakın ne buyuruyor.!  ‘’İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.’’(Nur:19)

İnsanlar ancak bu ayetin mealini iyice anlar ve uygularlarsa nefsin çirkin davranışlarından rahatsız olup ,kötü davranışları terk etmesi, kötü bir işin yapılmasından dolayı kişinin günaha girmesine engel olunabilir. İmanın gereklerinden olan hayâ iffetten doğar, çirkin şeylerden kaçınmaya sevk eder ve toplumda kişilerin hakkının korunmasını sağlar. Bu konuda Cenabı hak şöyle buyurmaktadır:

“Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar), ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, yaptıkları şeylerden haberdardır.”  (Nur:30)

‘’Ve mü’min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar.

  Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar.

  Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler).

Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. 

Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar.

Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.” (Nur:31)

Bu ayette Allah Teâlâ, erkek ve kadın müminleri ayrı ayrı zikrederek, Allah katındaki kulluk ve mükâfat bakımından kadın ile erkeğin sorumluluğunun ve değerinin aynı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Resulullah (s.a.v. )  “Hayâ da imandan bir şubedir.”

“Allah Teâlâ’dan gerektiği gibi hayâ ediniz” buyurdu

Hadiste hayânın İslâm Ahlâkının temeli olduğu ifade edilmektedir.

Hayâ müminde bulunan iffetin dışa yansıma yollarından biridir.

Hayâ ve Edepten mahrum olan İnsanlardan her türlü kötülük  olan günahlar  zina, kumar, haksızlık, gasp, içki, adam öldürme, namussuzluk, zayıfları ezme, kaba hareketler, saygısızlık, başkalarının haklarına riayetsizlik, anne ve babaya itaatsizlik vb. diğer her türlü kötü fiili bunlardan bekleyebiliriz. Bunları yapan insanların ar damarı dediğimiz utanma ve hayasızlık damarı çatlamış ,fireni patlamış araba gibidir, her an günaha dalmaları mümkündür.

İnsanı hayvandan ayıran en önemli özelliklerden biri edeptir. Hayâdır. Namustur. İffettir. Bu hususları yitirenin hayvandan farkı kalmamış olur. Hatta onlardan daha aşağı derekeye düşmüş olması demektir.

Çünkü Kur’an-ı Kerim’de;

 “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”Hadîd: )57/4)

Bu âyet, insanın gizlide ve açıkta Allah’ın gözetimi altında olduğumuzu hatırlamamız  bakımından hayâ ve takvâ konusunda son derece önemlidir.

Allah’tan Hayâ Etmek ihsan şuuruyla hareket etmektir:

Yani her halimizle Allah’ın gözetiminde olduğumuzu ifade etmektedir. Bu hadis, ihsanın ve Allah’ın murakabesi bilincinin en güzel ifadelerinden biridir.

İnsan her an Allah’ın kendisini gördüğünü bilirse, günahlardan sakınması ve hayâ sahibi olması kolaylaşır.

Allah’ım, bizlerin,çocuklarımızın, gençlerin ve insanlığın gerçek manada HAYA, iffet, edep ve namus duygularını Kur’an ve Resülullah’ın gösterdiği sünnetine uygun yaşamaya bizlere nasip  eylesin.. Rabbim, mahremiyetlere meydan okuyan  hayâsızlardan bizleri korumanı , bunlardan cümle mümin/mümine kardeşlerimin bu hayâsızlığın bizlere ulaşamayacağı  en uzaklarda  olmamızı dilerim.

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66/6) buyurarak, ailemizi, çoluk çocuğumuzu sadece bu dünyaya yönelik değil aynı zamanda dinî sorumluluklarını bilecek şekilde yetiştirmemizin gereğini dile getiriyor.

Şüphesiz içinde yaşadığımız çevreye başka bir ifadeyle topluma karşı da sorumluluklarımız vardır. Fert veya topluma zarar verecek olan eylem ya da davranışlardan uzak durmak, onların haklarına saygı göstermek, sorumluluğumuzun bir parçasını teşkil etmektedir. Ayrıca topluma zararlı olan eylem ve davranışlara karşı duyarlı ve sorumlu olmak da, topluma karşı sorumluluğumuzun gereğidir. Bu itibarla toplumsal hayatımızda kural tanımazlığa ya da ihlâle göz yummamalıyız. Şartlar ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde gerekli duyarlılığı göstermeliyiz. Zira bu duyarlılık aynı zamanda dinimizin de bir gereğidir.

Nitekim Allah Resülu (s.a.s) bu durumu gayet dikkat çekici bir şekilde dile getirerek: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği (maruf) emir ve kötülükten (münker) men edersiniz yahut Allah Teâla size azap (toplumsal kargaşa) gönderir. Sonra Allah’a yalvarırsınız da duanız kabul edilmez.” (Tirmizî, “Fiten”, 9) buyurmakta ve toplumsal hayatta nemelazımcılığın hoş bir tutum olmadığını vurgulamaktadır. Bu ve benzeri hadisler her halükârda, haksızlıklarla, adaletsizliklerle, topluma zararı olan her şeyle mücadeleyi emretmektedir ki bu da topluma karşı fertlerin sorumluluğunun bir gereğidir. Zira mücadele terk edilirse, doğacak zararlardan ve olumsuzluklardan bütün toplum bireylerinin etkileneceği ve sorumlu tutulacağı ifade edilmektedir. Bu sorumluluklar, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirilmesi her mümin/mümine’nin vaz geçilmez görevlerindendir.

İnanan ve inancının gereğini yerine getiren, mümin/mümine  insandır. Doğruluk; sözde, düşüncede ve davranışta gerçekleşmesi gereken bir erdemdir. Allah’tan gerçek manada korkmak, iyiliğe yönelmek, rahatlık ve gönül huzuru duymak, ancak doğrulukla mümkündür. Doğru ve dürüst insanlar, en güç ve çetin işleri, doğrulukları sayesinde başarabilirler. Şeytan insanları doğru yoldan uzaklaştırmak için devamlı çaba harcamakta, ön, arka, sağ ve sollarından girmeye çalışmaktadır. Bunun bilincinde olan insan, doğruluk mücadelesini önce içindeki nefis düşmanına karşı vermek durumundadır. Doğruluk, dürüstlük, her türlü işte itidal üzere bulunmak, adalet ve doğruluktan ayrılmayıp din, akıl ve ilmin ışığında yürümek, din ve dünya ile ilgili işlerimizi emir olunduğumuz gibi yapmaya çalışmak bir Müslüman mümin/mümine olarak hepimizin temel prensibidir.  “Haya (utanma duygusu) ve iman yumurta gibidir. Beyazı olmayınca sarısı da olmaz..!”

‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı