GenelYazarlardanYazılar

ABD-Türkiye İlişkilerinde “SORUNLU ORTAKLIK” Dönemi ve “MUHALEFET CEPHESİ”nin Yeni Misyonu

ABD-Türkiye ilişkilerinde “sorunlu ortaklık” olarak nitelenen bir dönemin kritik bir aşamasına gelinmiş bulunmaktadır… Söz konusu dönemde operasyonlar, krizler, ambargolar gündeme geldi. Buna karşın Türkiye de -bir süredir göbeğinden bağlı olduğu- ABD/AB’ye karşı kendi “güvenliğini ve geleceğini” merkeze oturtan çıkış arayışındaydı… Ve gelinen aşamada Türkiye, -(Batı referanslı) ideolojik düzleminde bir değişikliğe gitmese de- stratejik olarak kendi eksenini oluşturmak için çabalamaktaydı. Hiç şüphesiz Türkiye, böyle bir zorunluluğu değişen dünya ve bölge şartlarının açtığı alanda “tarihsel ve stratejik derinliği”ne yaslanarak gerçekleştirmek istemektedir… Her ne kadar, kimi çevreler, bu yönelimi “eksen kayması” olarak niteleseler de, yaşananlar, bir imparatorluk bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti’nin -yeni şartlarda- kendi geleceğini arama stratejisi olmanın ötesinde bir şey değildir… Unutulmamalıdır ki bu süreçte Türkiye’nin ideolojik ekseni “Demokratik İslam”/ “Ilımlı İslam” olarak tanımlanan sapkın bir çizgide devam etmektedir…

Dikkatli okuyucularımızın malumlarıdır. Yeni denge arayışı sürecinde, -“iktidarın elden ele dolaştırıldığı” bir dünyada- gelişmeleri doğru okumaya gayret etmiş, hamdolsun, temel meselelerde ciddi bir yanlış yapmadığımızı da görmüş olduk. Ki hatalarımızı gördüğümüzde doğrularıyla değiştirmeye de hazır olduğumuzu, açıklıkla dile getirdik…

Hiç şüphesiz, bu kritik dönemdeki değerlendirmelerimizde, “oyun kurucu” güçler ve “yükselen” güçlerin, özellikle “ideolojik eksenleri”ni doğru tanımlamaya, doğru kavramsallaştırmaya ve doğru bir duruş sergilemeye özen gösterdik… Bu çerçevede, özellikle de 1980’li yılların sonlarından bu yana, literatürdeki birçok makale, söyleşi, kitap ve belgesellere ulaşarak çapraz okumalar, değerlendirmeler yaptık. Öncelikle de bu tür değerlendirmeler/yorumlar/analizler yapanların, “düşünsel ve siyasal duruşta” bir netliğe ulaşmış olmalarının kritik öneminin hep altını çizdik. Zira bu konuları, bizlerden çok daha iyi ve derinlikli değerlendirebilecek olanların -birçok nedenle- doğruları ifade etmekte zorlandıklarını da gözlemledik, yazılarımızda tartıştık…

Öncesi olsa da, 1980’li yıllarda başlayan ve 1990’lı yıllarla birlikte yoğun bir şekilde gündemi işgal eden küresel ve bölgesel projeler, 2000’li yıllarla birlikte sahaya yansıdı… Söz konusu dönemde, yeni denge arayışı süreciyle ilgili planları, projeleri, istihbarat örgütleri, “düşünce kuruluşları”nın raporlarına şahit olduk… Bunları uzun uzun tartıştık; arka plandaki güç odakları ve onların öne çıkardıkları yapıların/devletlerin politikalarını, stratejik hedeflerini anlamaya, anlamlandırmaya gayret ettik… Bahse konu dönemde, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Genişletilmiş BOP (GBOP) başta olmak üzere birçok projeyi enine-boyuna değerlendirmeye çalıştık… Özellikle de bu projelerde, -Müslümanlar ve Müslümanların yaşadıkları coğrafya bağlamında- (Ilımlı) Laik-Demokrat Türkiye  Cumhuriyeti ile birlikte  “İran İslam Cumhuriyeti” de önem verilen stratejik aktörler olarak değerlendirildi… Ne yazık ki İran, İmam Humeyni’nin vefatından sonra izlediği politikalarla farklı bir düzleme evrildi… Türkiye Cumhuriyeti ise kurulduğundan beri hep malum projelerin “merkez” ülkesiydi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra tam anlamıyla ABD vesayetine giren Türkiye, 1980’li yıllarda seslendirilmeye başlanan küresel ve bölgesel değişim süreciyle birlikte yeni ve stratejik misyonunun merkez ülkesi olarak lanse edildi… Mevcut düzen geçerliliğini yitirmiş, küresel güçlerce, başta Müslümanlar ve Müslümanların yaşadığı coğrafya olmak üzere stratejik bölgeleri kontrol amaçlı yeni plan ve projeler gündeme taşınmıştı. ABD başta olmak üzere Batı için, (Ilımlı) Laik- Demokratik Türkiye/Yeni Türkiye; kendisine yüklenen yeni misyonuyla stratejik bir merkezi güçtü… Ve bölgede yeni bir denge arayışı süreci gereği “Arap Baharı” başlatıldı…

Yeni konumu ve misyonu gereği Türkiye, öncelikle değişim ve dönüşüm sürecine girmişti. “Eski Türkiye” paradigması/modeli iflas etmişti. Yerini “yeni Türkiye” modelinin alması için, 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan operasyonlar, “28 Şubat süreci” gibi belirleyici ve manipüle edici bir operasyonla istenilen kıvama getirilmişti. Aslına bakılırsa bu sürece, yeni Türkiye’yi kurmaya çalışan yeni “derin devlet” de teşneydi. Bunu bir çıkış olarak gördükleri gibi değişen şartların Türkiye’nin önüne çıkardığı bir fırsat olarak da okumaktaydılar… 2000’li yıllarda gündeme gelen bir rapor, yeni Türkiye’nin kurucu siyasi aktörü olarak AK Parti’nin iktidara taşınacağını iddia ediyordu. CHP de, “Ilımlı Laiklik” ekseninde “Muhalefet” partisi olarak yeniden yapılandırılacaktı… Nitekim Türkiye’nin yeni misyonuna uygun değişim ve dönüşümü, AB’ye üyelik eksenli olarak, büyük oranda, gerçekleştirildi. Ancak yeni modele uygun muhalefet bir türlü oluşturulamadı…

2010’lu yıllara gelindiğinde “Arap Baharı” olarak isimlendirilen ve büyük bir kesimin hatalı okuduğu yeni bir denge arayışı süreci başlatılmıştı. ABD ile Türkiye, “Kontrollü  Demokratik Değişim” stratejisinin partnerleri olarak gündemdeydiler… Tunus, Libya, Mısır’dan sonra sürecin Suriye ayağına gelindiğinde, -küresel güç odakları arasındaki strateji ve çıkar savaşları- yeni bir dönemin, stratejik yöneliminin işaretlerini vermeye başladı… “Kaos” stratejisi olarak tanımlanan bu dönemle birlikte “stratejik ortak” ABD ile Türkiye’nin süreç içerisinde yolları ayrılacaktı… Şüphesiz bu yeni stratejiyi Türkiye’ye dayatan ve belirleyici “müttefik” olan ABD idi. Ve yeni dönemde Türkiye için iki seçenek vardı. Bunlardan birincisi, geçmişte olduğu gibi ABD’nin peşine takılacaktı. Ki bu yol, önce Türkiye’nin güvenliğini, sonrada gelecek beklentilerini riske edecekti. İkincisi ise Batı referanslı “ideolojik çizgisi”ni muhafaza ederek ve küresel sistemin içinde kalarak bir çıkış arayışıydı. Değişen şartların açtığı alanda yeni Türkiye, -tarihsel ve stratejik derinliğini kullanarak- kendi yolunu belirlemeye çalıştı. Adeta buna zorlandı…

Rand Corporation’ın 2020 TÜRKİYE RAPORU ve Muhalefet/Muhalefet Cephesi’nin yeni Misyonu

Değişen dünya ve bölge şartlarının ortaya çıkardığı kaygı ve projeksiyonlar ABD ve küresel güç odaklarının yeni plan ve projelerini, dolayısıyla Rand Corporation (R.C.)’ın Türkiye raporlarını ortaya çıkarmıştı… Keza yukarıda özetlemeye çalıştığımız strateji değişiminin sonuçları da R.C.’ın 2020 Türkiye raporunu gündeme taşıdı… Özellikle 2013’ten bu yana devam eden operasyonlar, algı yönetimi çabaları ve “15 Temmuz” kanlı darbe girişimi sonrasında bahse konu rapor kritik bir önem taşımaktadır… Ancak, söz konusu raporun içeriğinde önemli bir fark vardır… Daha önce AK Parti/yeni Türkiye’yi iktidara taşımakta yarar umanlar, bu kez, ABD politikalarıyla paralel bir “muhalefet cephesi” oluşturarak AKP yönetimini devirmenin yollarını arayan bir raporla karşımıza çıktılar…

Peki, söz konusu dönem tartışmalarında; “AK Parti, bir ABD projesidir” diye anılan 2001 raporundan sonra yayımlanan diğer raporlar bir tarafa 2020 Türkiye Raporu, özet olarak neleri içermektedir. Bahse konu raporun, özellikle 2010-13 aralığıyla başlayan ABD-Türkiye ilişkilerindeki değişimin bir sonucu olarak gündeme geldiğini unutmadan konuyu anlamaya çalışalım… ABD-Türkiye ilişkilerinin “Sorunlu Ortaklık” olarak nitelendirilmesinden sonra 2020 Türkiye Raporu’nda “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” başlığı bizce manidardır. Hem de ABD’de küreselcilerle ulusalcılar arasındaki iktidar savaşının giderek şiddetlendiği bir konjonktürde…

Öncelikle raporda kullanılan dile dikkat çekmek gerekmektedir. Zira, daha önceki (2001 Raporu’nda) “Demokratik İslam”/“Ilımlı İslam”, kavramları belirleyiciyken 2020 raporunda, -son dönemlerdeki algı oluşturma çabalarının bir uzantısı olarak- “Demokrasi güçleri”/“Demokrasi cephesi” ifadesi kullanılmaktadır. Ve raporda, ABD-Türkiye ilişkilerinin “Sorunlu ortaklık” çizgisinin de ötesine geçerek neredeyse kopma sürecine girdiği tespiti yapılmaktadır. Devamla ABD-Türkiye ilişkilerinin durumu ve geleceğiyle ilgili önemli tespitler ve tahlillere yer verilmektedir…

Bu tahlillerde, yeni Türkiye’nin önemli siyasi aktörü olarak Recep Tayyip Erdoğan hedefe yerleştirilmektedir… FETÖ’nün başında bulunan Fethullah Gülen, ‘sufi bir yapının lideri’ olarak tanımlanmakta ve Türkiye’nin FETÖ’ye karşı kararlı mücadelesinin içeride iç karışıklıkları arttıracağı tehdidi yapılmaktadır… FETÖ’ye karşı mücadeleyle beraber Rusya ve Çin’e yakınlaşmanın devamı halinde büyük illerde terör yeniden canlanabilir ifadesi de kullanılmaktadır… Raporda, -etnik ve mezhebi farklılıkları kullanarak- Türkiye’yi yıllardır manipüle etmeye çalışan ABD, ‘Türkiye’de “etnik milliyetçilik” giderek yükselmektedir’ iddiasıyla kendi stratejisine uygun algı oluşturmaya devam edeceğini ortaya koymaktadır… En önemlisi de -“Bir ABD projesi” olarak gündeme gelen- mevcut yönetimin, devrilmesini ve onun yerine Batı/ABD’ye yakın bir koalisyon/“Muhalefet Cephesi” kurulmasını, ilişkilerin düzelmesi için gerekli görmesidir… Ve bu temenninin gerçekleşmesi için de aşağıdaki tedbirleri, raporda açıkça ABD yönetimine tavsiye etmektedir…

  • (Öncelikle) Türkiye Cephesi (AK Parti ve MHP) dağıtılmalı…
  • Ordu içinde ikilik çıkarılmasına yönelik çabalar arttırılmalı…
  • Bu bağlamda, Recep Tayyip Erdoğan ile uyumlu ilişkileri olan eski genelkurmay başkanı, yeni Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın arasını açmaya yönelik algı oluşturulmak üzere Hulusi Akar’ın ismi, TSK’da ABD’ye yakın isimlerden biri olarak telaffuz edilmektedir. Ve bu algı gerçekten çok manidardır…

Her ne kadar ABD eski Amerika olmasa ve söz konusu rapor, geçmişte olduğu gibi sahaya yansıma gücü yüksek görülmese de R.C. , hala bir düşünce kuruluşu olmanın ötesinde “Psikolojik Savaş Merkezi” gibi çalışmakta ve ABD yönetimi üzerindeki güçlü etkisini devam ettirmektedir… Nitekim Erol Mütercimler gibi “Muhalefet Cephesi”nin destekçisi bir teorisyenin bile, 2020 raporunu, ‘ABD, Türkiye’de bir askeri darbe istiyor’ şeklinde değerlendirmesi boşuna değildir. Askeri darbe yapılamasa da ABD’nin, Türkiye’ye yönelik algı yönetimleri ile içerde “Muhalefet Cephesi”ne açıkça destek verdiğinden şüphe yoktur. Ülkede “kaos” oluşturarak Türkiye’yi zaafa uğratmak istediği de çok açıktır… Bu çerçevede Erol Mütercimler, ABD’nin dört senaryosundan söz etmektedir: Bunlardan birincisi, Türkiye, “zorlayıcı bir müttefik” olarak NATO’da kalabilir; İkincisi, Türkiye’de “Muhalefet Cephesi”nin iktidara taşınması (ve tabi ki “Parlamenter Sistem”e dönülmesi) halinde Türkiye yönünü tamamen Batıya dönebilir; Üçüncüsü, Ankara, Avrasya ile NATO arasındaki denge politikasının dozunu artıırabilir; Dördüncüsü, Türkiye NATO’dan çıkabilir…

Anlaşıldığı kadarıyla ABD’nin birinci önceliği, Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin yıkılması ve “ABD dostu” bir muhalefetin gelmesidir. Bunun için ABD ve AB, iç politikaya yönelik her türlü müdahalenin yanında diğer alanlarda da Türkiye’yi sıkıştırmaya devam edecektir. Zaten Türkiye’deki muhalefet de, normal şartlarda, bir iktidar alternatifi olabilmek üzere adımlar atmak yerine -iç ve dış destekçilerinin de yardımıyla- algı yönetimiyle kaos ortamı oluşturabilmek için her yolu denemekteler. ABD ve AB ile paralel stratejik okumalar yapmaktan çekinmemekteler… Yani değişen şartların gereği olarak yeni Türkiye’nin muhalefeti olmak yerine eski Türkiye-yeni Türkiye mücadelesinde hala (eski Türkiye) mevziisini koruma yolunda cansiperane mücadelede ısrar etmekteler…

Aynı zamanda, “yeni denge” arayışı düzlemindeki tüm yaşananlara rağmen AKP’nin konjonktürel bir parti olduğunu, bir süre sonra yok olup gideceğini iddia edebilmekteler… Oysa, benzer yönleri bulunsa da AK Parti/AKP’nin ANAVATAN Partisi’nden daha farklı bir misyonu olduğunu ıskalamaktalar… CHP-HDP ekseninde İYİ Parti’nin de dahil olduğu koalisyon/cephe, dönemsel olarak bazı başarılar elde etmiş gözükse de bu yapıdaki bir “muhalefet cephesi”, toplumsal gerçeklerle ve dönemin şartlarıyla uyumlu bir alternatif ortaya koyabilmesi mümkün gözükmemektedir. Bu cepheye AK Parti’den kopan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin de dahil olması halinde sonucun değişebileceğini de iddia edebilmek de zordur…

Ezcümle, aslında Osmanlı’nın son döneminden itibaren söz konusu olan İngiliz, Fransız ve (giderek belirginleşen) ABD vesayetciliği/mandacılığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla da kaldığı yerden devam etmiştir… “İngiliz Projesi”, “ABD Projesi” gibi tespit ve söylemler, özellikle Cumhuriyet Tarihi’nin belirli dönemlerinde, -sol ve muhafazakar çevrelerce- gündeme taşınmıştır… Ancak eski Türkiye, bu tür tarih okumalarından hep rahatsız olmuştur… Değişen dünya ve bölge şartlarının bir sonucu olarak malum çevrelerle birlikte süreci doğru okuma kaygısı bulunanlarda -farklı bakış açılarıyla da olsa- “AK Parti bir ABD projesidir” tespitini yapmışlardır. Ne var ki R.C.’ın 2020 Türkiye Raporu’nda açıkça ortaya konan ve Türkiye/bölgede yaşanan gelişmelerle de belirginleşen “Muhalefet Cephesi”nin de bir “ABD projesi” olduğu bir türlü ifade edilememektedir. Bunun yerine ABD başta olmak üzere hegomonik güçlerin/Batı’nın stratejileri paralelinde “romantik demokrat” söylemlerle algı oluşturma çabaları devam etmektedir. Batı’nın kendi ilkelerine, kendisinin koyduğu kurallara uymadığı, stratejik çıkarları için “çifte standardı”, kural haline getirdiği bir vasatta; “Demokrasi güçleri”/“Demokrasi cephesi” olarak tanımladığı unsurlara yüklediği misyonu doğru okumak gerekir. Dahası “terör”, “terör örgütü”, “terörle savaşan yapılar”, “terör destekçileri” tanımlarının gerçekte neyi ifade ettiklerine de dikkat edilmesi, “ilkesel ve ahlaki” bir duruş ortaya koyabilmek için elzemdir…

İnsanımızın/kendilerini İslam ile tavsif edenlerin, ilkesel olarak “sistem-dışı” bir duruşu gerektiren bir mücadelede, -çeşitli gerekçelerle- “sistem-içi”ne savruldukları malumdur. Süreç içeresinde “sistem-içi” konumlarını tam olarak özümseyen söz konusu kesimler, -ilkesiz değişim süreçlerini daha da ileri taşıyarak- eski Türkiye-yeni Türkiye mücadelesindeki konjonktürel değişimlerin de aktörleri haline geldiler, ne yazık ki… Dolayısıyla böyle bir kafa karışıklığı içinde yaşanan süreçlerin arka planlarını doğru okuyabilmek ancak net bir duruş ile mümkün olabilecektir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir