Yazılar

Allah İnsanlar İle Nasıl Konuşur?

Allah’ın kesin hükmü ve açıklamasına rağmen tarih boyunca kitabın mensuplarını sürekli meşgul eden ve hatta birbirlerini tekfir edecek kadar uğraştıran bu mesele aslına bakar iseniz Kuran’da net olarak cevabı verilen bir husustur. Hiç mi hiç tartışmaya bile gerek duymayacak kadar açık ve nettir. İslam’a göre Allah yaratmış olduğu ilk insan olan Adem (as.) dan kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlar dahil onlar  ile hiçbir zaman ilgi ve alakasını kesmemiştir. Hem kozmik alame yani göklere hem de yerde bulunan bütün yaratılmışlar ile sürekli irtibat halinde diğer bir ifade ile koymuş olduğu kanunlar ile onlara sürekli müdahale etmektedir.  Biz bu kanunlara  sünnetullah ve adetullah denildiğini biliyoruz. Zira yerde ve gökte olanları koruyup gözetmek ona asla zor gelmemektedir. İslam’ın temel akidesi Allah yaratıklarını yaşayacakları ortama gönderdikten sonra haydi dilediğiniz gibi yaşayın ne yapar iseniz yapın ben karışmıyorum dememiştir. Yani Kuran’ın Allah’ı elini eteğini her şeyden çekmiş bir köşesinde oturan emekli bir ilah veya onursal başkan değildir. İslam’ın karşısında olan ve insan aklının ürünü olan deizm, sekülarizm, demokrasi vb. yönetim ve ideolojilerde ise Allah yeryüzünü ve gökyüzünü yaratmıştır ve işini bitirip kendi köşesine çekilmiştir. Hatta onlara göre Tanrı ölmüştür. Dolayısıyla gökten indiğine inanılan veya tanrı tarafından belirlenen kurallar ile dünyadaki yaşam biçimlerini belirlemek ve hayatı bunlar ile düzenlemek imkânsızdır. Diğer bir ifade ile tanrı ölmüştür.

Peki, gerçekte böyle mi? Elbette ki hayır. Kuran Âlemlerin rabbi olan Allah’ın yarattığı insan oğlu ile  kendi aralarından seçmiş olduğu elçiler ile muhatap olarak onlar ile şu üç yoldan birini tercih ederek özelde elçiler genelde ise bütün insanlara meram ve maksadını bildirmiştir. Yani Allah insan ilişkisi ta yaratılıştan itibaren bu gün dahil devam edegelmektedir ve hiçbir zamanda kesilmemiştir.

İnsanı yaratan Allah nefsinin ona ne fısıldadığını dahi bilmektedir. İster açıklayalım ister ise sinelerimizde tutalım Allah bunların hepsini bilmektedir. Çünkü o bizlere şah damarımızdan daha yakındır. Üzerinde kafa yorup sizler ile paylaşmak istediğim ayetin mealini sanırım sizler ile birlikte okuma ve anlama  zamanı gelmiştir: “Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vah yeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.”   (Şura-51)  Ayetin bizlere verdiği mesajların başında her isteyenin canının çektiği ve istediği  anda Allah ile konuşma hakkına sahip olmadığıdır.  Bunu niçin söyledim?  İster iseniz cevabını da vereyim: Asrı saadet diye bilinen ve Kuran İslam’ının kısmen de olsa yürürlükte olduğu dönemi istisna kabul eder isek  ki üçüncü  ve dördüncü halifeler döneminde meydana gelen olayları ve sapmaları birkez daha dikkatli bir şekilde okur isek niçin böyle bir tasnif yaptığım daha da iyi anlaşılacak o dönemden sonra Kuran mesajından hızla uzaklaşan Müslümanlar ne Kuran’da nede onun elçilerinin hayatlarında olmayan konuları ve fikirleri öylesine hararetle tartışmışlar ki  sonuçta iki gurup ta  bu konuda o kadar aşırı gitmişler ki neticede bir birlerinin boyunlarını vurmuşlardır. Bu gün itibariyle de vurmaya devam etmektedirler. Hepimizin bildiği gibi din Allah’ın elçilerine göndermiş olduğu vahiylerden meydana gelmektedir. Bununda en son örneği Allah’ın son elçisine gönderdiği ve bu gün iki kapak arasında toplanan Kuran’ı kerimdir. Allah’ın dini bu vahiylerden meydana gelmiştir. Bu vahyin kendisine indirildiği son elçi ise Kuran’ın yürüyen halidir ve onun yaşanarak gelen ve Kuran’dan kaynaklanan her hareketi İslam’ın mensubu olduğunu söyleyen her kesi de bağlamaktadır. Kuran’da yer almayan ve bir delil ile desteklenmeyen hiçbir konu  dinin ve itikadın konusu olamaz. Diğer bir ifade ile hiçbir insan sözü itikatta delil olmayıp iman esasları ve onun konusunu oluşturmaz

Allah yaratılmışlardan hiç birine benzemez özelliklede konumuzu oluşturan ve  biz insanlar ile ilgili hususlarda buna dahildir. Biz insanlar Allah’ın yaratmış olduğu kullar olup kesinlikle ondan bir parça olmayıp onun sahip olduğu hiçbir özelliğe de sahip değiliz. Zira yaratan yarattığına hiç benzemez. Onun ne bir dengi ne de bir benzeri asla yoktur.  İnsanın sahip olduğu hiçbir özelliği kendisini yaratanı ne görme nede onunla doğrudan aracısız bir iletişim kurma hakkını insana vermemiştir. Allah Musa ile konuştu derken orada Allah Musa’ya gerçekten vah yetti anlamının verilmesinin Allah’ın sünnetinde bir değişiklik olmadığının Kuran ile doğrulanmasının başka bir delilidir. Allah Adem peygambere nasıl ve ne şekilde vah yetmiş ise son elçisi Hz. Muhammed (as.) a da o şekilde vah yetmiştir.

Çünkü: Dinin sahibi ve göndericisi Allah tır ve hiç değişmemiştir. Allah yine kendisini görmek isteyen Musa peygambere “Ey Musa sen beni göremezsin” Musa ısrar edince karşı dağa bak diyen Allah Musa’nın karşı dağa bakması ile nelerin yaşandığını ve sonucun nasıl olduğunu işin meraklısı kardeşlerime Kuran’daki ilgili ayetleri bulup okumasını tavsiye ederim.

Dinlerinin birinci kaynağı olması gereken Kuran’ı kaynak olmaktan çıkarıp dünya ile irtibatını koparan İslam alemi maalesef her konuda yanış üstüne yanlışlar yaptı. Allah’ın gönderdiği dinde olmayan konuları dinden zannederek tartışmaya ve konuşmaya başladılar. Bunların ortaya çıkmasında İslam dışı düşünce ve fikirlerin ve tercüme edilen yabancı eserlerin büyük etkisi olmuştur. Neyi ne ile test edip doğrulayacağını bilemeyen İslam alemi  o gündür bu gündür perişanları oynamaktadır. Bir konuda anlaşmazlığa veya meseleye dalan Müslümanlar bu tartıştıkları konunun Kuran’da olup olmadıkları yerine filanca alimin kitabında var mı yok mu veya ilgili alimin bu konudaki görüşlerine meseleleri arz etme yolunu ve yöntemini kendilerine prensip edindiler. Oysa Anlaşmazlığa düştükleri her konuda Allah ve onun resulünün Kuran’daki hükmüne teslim olmaları ve  bu şekilde bir yol izlemelerini inandıkları Allah onlardan bunu istemektedir. Dinde olmayan konuları dindenmiş gibi zannedip konuşmak Müslümanlar için kronik bir hastalık haline gelmiştir. Mesela: Günümüzde konuşulup inanılan bir kader anlayışı, kabir azabı, Allah’ın görülüp görülmemesi, Kuran halık mı, yoksa mahluk mu, Allah’ın rüyada görünmesi ve Allah ile konuşma meseleleri Allah’ın resulü döneminde hiç gündeme gelmemiştir ve konuşulmamıştır.  Hatta Allah resulünün kıymetli eşi Hz. Ayşe” Kim Peygamber Allah’ı gördü der ise Allah ve resulüne iftira etmiştir.” Buyurarak tehlikeyi ta o günden sezmiştir ve bu konudaki tartışmalara son noktayı koymuştur. Buna rağmen bu tür dinde olmayan konu ve konular halen Müslümanların gündemlerini oluşturmakta ve kıymetli vakitlerini alıp götürmektedir. İslam’ın kanunları hayatı düzenleme ve yönetip yönlendirme fonksiyonunu ve özelliğini kaybedince yani İslam güç, otorite ve devlet olma özelliğini kaybedince konuşacak ve gündemi oluşturacak başka başka konular konuşulup yazılmaya başlandı. Hatta sapık ve İslam’a aykırı olduğu açıkça belli olan fikir ve düşünceler mevcut siyası otoriteler tarafından maddi ve manevi anlam da desteklenerek kendi iktidarlarının halk nezdinde kabul edilmesini ve yaşanmasının garantisi olarak görüldü. İslam’ın dışında ayrı bir din olan tasavvuf ve tarikat ayrıca da Mevleviliği bunlara örnek olarak vermemiz sanırım konunun daha iyi anlaşılmasını temin edecektir. Zaten Kuran dışı ve İslam’ın temel ilkelerine aykırı ne kadar düşünce ve fikir var ise yukarıda örneğini verdiğimiz düşünce ve ekoller tarafından İslam’a sokulmuştur. Bu düşünce sahipleri her gün doğrudan ve aracısız olarak Allah’ı gördüklerini ve onunla konuştuklarını gündelik her meseleyi Allah resulüne sorup ondan onay aldıktan sonra tabilerine anlatıp onların inanmalarını istemektedirler. Allah aşkına söyler misiniz aklı başında ve ruh sağlığı yerinde bir Müslüman bu tür hezeyanlarda buluna bilir mi? Bu tür düşünceler Kuran’dan kendilerine destek bulabilirler mi? Şayet bulduklarını iddia ediyor iseler bunlara itibar edenler Kuran ile olan ilgi ve alakalarını yeniden sorgulamalı değil midirler?

Evet,   Halen Allah’ın indirdiği Kuran’a uyun diye bizleri çağıranlara:” hayır bizler atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız diyenler gibi “aymazlığımıza devam mı edeceğiz?  Şayet devam eder isek başımıza gelecek olanların neler olacağını düşünerek uykularımız kaçıyor mu?  Bu gün Halkı Müslüman olan coğrafyada yaşananların sebeplerini ve bunların niçin başımıza geldiğini sürekli soruyoruz da bunların oluşmasındaki yanlış din algısını ve mezhep taassubunu ne gariptir hiç konuşmuyoruz. Neticede Allah kulları ile konuşması gerekenleri son vahiy olan Kuranı indirerek ne demek istediğini net ve anlaşılır bir şekilde söylemiştir. Allah bundan sonra hiçbir insanla konuşmayacaktır yani vahyetmiyecektir. Ancak koymuş olduğu yasalar ile bütün yaratılmışlar üzerindeki etkisini sürekli hissettirip devam ettirecektir. O her zaman diri ve canlı olup uyku ve uyuklama tutmayan bir ilahtır. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı