GenelYazarlardanYazılar

Allah’ın Ayetlerinden Habersiz Gibi Yaşamak Hoşunuza Gidiyor

Allah’ın ayetleri deyince sadece Cebrail isimli meleği ile insanlar arasından seçmiş olduğu elçilerine indirmiş olduğu ve vahiy diye bildiğimiz ayetleri anlamak meselenin tamamını değil sadece bütünden bir parçayı anlamak anlamına gelir ki bu doğru ve kastedilen bir anlayış değildir. Doğru olan ise hem kitabın ayetlerini hem de onun dışındaki ayetleri bilerek ve haberdar olarak yaşamaktır. Kitabın ayetleriyle gönderildikleri toplumları uyaran elçiler zaman zaman o ayetlerin işaret ettiği başta insan olmak üzere bütün yaratılmışlardan da bahsederek muhataplarının bu konulardan haberdar olmalarını sağlamışlardır.

Kitabın ayetlerini görmezden gelip habersiz gibi yaşamak toplumların sosyal ölümlerini gerçekleştirir iken fiziki dengeyi bozmak bir nevi toplumların başka bir açıdan ölmeleri anlamına gelmektedir. Bu iki delilin birisi diğerinden daha az önemsiz değildir. Zira iki delilden de habersiz gibi yaşamak toplumların helaki ile sonuçlanmaktadır. Bu gün günümüz insanları kitabın ayetlerini hayatlarından çıkarıp atmak suretiyle adeta beyin ölümlerini gerçekleştirmişlerdir. Aynı tehlike diğer ayetler için de geçerlidir.

Şöyle ki: İnsan Allah’ın doğal dengeyi korumak için yaratmış olduğu dağları, ormanları, çevreyi ve besinlerin genetik yapıları ile oynayarak adeta kendi ayağına sıkmaktadır. Koskoca dağları bir kilo altın veya maden için tuz buz etmektedir. Yerleşim yerlerinde ki tarıma elverişli alanları imara açarak müstakil bir evin veya birkaç arsanın üzerine estetiği olmayan çok katlı heyula apartmanları dikerek adeta nefes borularını kesip hava kirliliği nedeniyle ölümlere davetiye çıkarmaktadır.

Söylediklerimizin bir abartı olmadığını herkes kendi yaşadığı şehirlerde kısa bir gözlem yaparak doğrulama imkânına sahiptir. Son on senede yakılan ormanlara bir bakın bu konuda Orman Genel Müdürlüğünün bir verisini sizler ile paylaşmak istiyorum. Orman genel müdürlüğü verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye’de 2012 yılından 2021’in sonuna kadarki dönemi kapsayan son on yılda toplam 27 bin 150 orman yangını çıktı.

Bu yangınlarda 226 bin 845 hektar orman alanı zarar görüp kül oldu. Ne acı ki Türkiye son on yılda çıkan yangınların önemli bir bölümünü geçen yıl Antalya ile Muğla başta olmak üzere birkaç kentte 500’ü aşkın noktada çıkan ve on beş gün süren yangınlar oluşturdu. Bu yangınların birçoğu küresel güçler tarafından kasıtlı olarak kendileri adına çalışan taşeron örgütler tarafından çıkarılmakta ve uzun süre söndürülmemektedir. Bununla karşı tarafa sizler ülkeniz de çıkan yangınları bile söndüremiyorsunuz bırakın dünyayı biz yönetelim diyen küresel sermaye taraftarlarının verdiği bir mesaj olarak okumakta mümkündür.

Türkiye sadece son on yıldaki orman kaybının yüzde altmış bir nokta beşini geçen yıl ki yangınlarda yaşadı. Bütün bunları paylaşmamın nedeni Allah’ın doğa için koyduğu yasaları bozmamanın da bir iman esası olduğunu hatırlatmak istemiş olmamdır. Bu yasaların bozulması sonucun da ortaya çıkacak sonucu hatırlatan şu ayeti sizlerle paylaşmak istiyorum:

“İnsanların elleriyle kazandıkları(yaptıkları) yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi. Böylece yaptıkları yanlışlardan dönsünler diye Allah onların yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır.” ( Rum- 41),

Bu ayet( Bakara-155 Nisa- 62,79 Kasas-47. Ayetlerle birlikte )okunmalıdır. Bu ayetlerde bahsedilen doğadaki bozulmaların sebebinin insanların yaptığı olumsuzlukların olduğu kesin olarak belirtilmektedir. Yukarıda mealini verdiğimiz Rum suresi kırk birinci ayetin muhteşem mesajlarından birisi de Yüce Allah’ın varlığını inkâr etmek için O’nun kötülüklere engel olmadığını, dolayısıyla kötülüğü engellemeyen veya kötülüğü var edenin de tanrı olamayacağını savunan “kötülük problemi/ teodise” anlayışına verdiği cevaptır. Zira havada ve karada meydana gelen bozulmaların (fesadın) müsebbibi Yüce Allah değil, bizzat insanların kendisidir. Kötülüğün yok olması için iyi olmak yetmemektedir. Aktif iyilerden olmak; yanlışa, bozulmaya ve kötülüğe müdahale etmek gerekmektedir. İnsanın yeryüzünde halife kılınmasının amacı da budur.

Ayrıca Yüce Allah kendi iradesi sonucunda dilediği zaman kötülükte sınır tanımayanlara müdahale etmekte ve azabını göndermektedir. Ama insan kendi sorumluluklarını yerine getirmeli ve her şeyi Allah’a havale etme hastalığından vazgeçmelidir.”(Mehmet Okuyan geniş açıklamalı Kuran meal tefsir ilgili ayetin yorumu”

Evet,

Allah’ın ayetlerini özellikle de iki kapak arsındaki ayetleri önemsemeyen, ciddiye almayan ve görmezlikten gelenler ise: Bunların birçoğu kitabın kendisine dışına yani Mushaf’a saygı duyduklarını hatta kendilerine hediye edilen Kuran’ı üç defa öpüp başlarına koyduklarını özel kitaplıklarında en başköşeye koyduklarını kıvanarak anlatmaktadırlar. Ancak onun yaşanılan hayatı yönetip yönlendirmesini isteyen ayetleri söz konusu olunca olanca güçleriyle buna karşı durup kanlarının son damlasına kadar bu ayetler ile mücadele edeceklerini aleni olarak söylemekten de asla geri durmamaktadırlar.

Mesele istismar olunca birinci derece münafıklıktan asla geri durmamaktadırlar. Her sözlerinden birisi olan ilahi ve vahyi olan ne var ise süpürüp atmak iken mesele menfaat ve siyasi beklenti olunca rakı sofrasından kalkıp Ayasofya’da Kuran bile okuyup bir akşamda beş iftar yemeğine bile katıla bilmektedirler. Bunları tekrarlamanın aslın da bir anlamı da yok ancak acı ve can yakıcı olan sözde de olsa Müslüman olduğunu söyleyen insanların bunlara kanıp destek olmalarıdır.

Kuran’ın dışındaki kâinat ayetleri yıpratıldı, yok sayıldı, kirletildi, tüketildi ancak buna rağmen hayat zorda olsa devam etmekledir. Aynı şeyi iki kapak arasında ki Kuran ayetleri için söylemek imkânsızdır. Kuran ayetleri üzerinde öyle uçuk, akıllara ziyan yorumlar ve görüşler ortaya kondu ki iki Müslüman Kuran üzerin de bile ittifak edemez olmuşlardır. Bu durum onların sosyal olarak beyin ölümlerini gerçekleştirdi. Bir zamanlar tarihin öznesi olan müminler bu gün bu özelliklerini kaybetmişler ve nesnelleşmişlerdir.

Bir zaman oyun kurup dengeleri sağlayan Müslimler bu gün kendileri için yazılıp ve sahnelenen oyunlarda figüran olarak rol almaktadırlar. Bu gün halkı Müslüman coğrafyanın kendilerini bu hale getiren düşmanlarına karşı ne siyasi ne de ekonomik en ufak bir karşılık vermeleri söz konusu değildir. Kuran’ın ayetlerini görmezden gelmek veya yok sayarak yaşamak aslın da hem manen hem de maddeten yok olup tükenmek demektir.

Bu gün her evde bir değil belki de birden fazla Kuran’ı kerim bulunmaktadır. Aynı şey diğer Müslüman ülkeler izin de söz konusudur ancak ne acı ki Kuranın bulunduğu evde ve o evde yaşayanlar da İslam yok. Müslümanların Kurana bakışı hem şaşı hem de kör. Müslümanlar Kuran’la konuşup anlaşamıyorlar. Anlamadıkları dilden gece gündüz okuduklarının kendileri üzerinde bir yaptırımı ve görev bilinci oluşturmasından habersizce hatimler okumaya devam ediyorlar. Okudukları ayetler onları değiştirip dönüştürmemektedir. Tabi bunun suçlusu yüce Kuran’a bu yanlış muameleyi uygun gören yine insanın bizzat kendisidir.

Müslüman coğrafya halkı hemen şimdi ve derhal bu yanlış yoldan dönmeli ve Allah’ın kitabındaki ayetleri derhal ve acilen kendisini sonrada bütün bir insanlığı kurtaracak şekilde okuyup anlamalı. Peki!

Allah’ın ayetlerini görmemezlikten gelip onları ciddiye almamak insanı yani bu yanlış düşünceyi taşıyanı nereye götürür? Gelin bunu Yüce Kurandan birlikte okuyalım: “Göklerde ve yerde nice ayetler (deliller, işaretler) vardır ki onlara uğrarlar da onlardan yüz çevirirler. Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler. İnkârcılar Allah tarafından kendilerine kuşatıcı bir azap gelmesinden veya farkında olmadan o son saatin kendilerine ansızın gelmesinden güvende midir? Deki : “ İşte bu, benim yolumdur. Allah’a çağırıyorum; ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah yücedir! Ben asla ortak koşanlardan değilim.” ( Yusuf-106-107-108)

Mealini vermeden önce sorduğumuz soruyu bir kez daha hatırlayacak olur isek ayetleri önemsememenin veya ciddiye almamanın insanı götüreceği kötü akıbet ortadadır. Böyle bir durum bu düşünceyi taşıyanları dünyada rezil bir yaşam ahirette ise ateş azabının beklediğini aleni olarak ortaya koymaktadır. Bu ve benzeri sapıklıklar sahibinden Mümin’lik vasfının alınıp kâfirlik vasfının verilmesi için yeterlidir. Bu kadar açık, anlaşılır olmasına rağmen İslam dışı düşünceyi bünyesinde barındıran insanların halen kendilerini İslam’a ait görmeleridir.

Allah’ın elçileri vasıtaları ile gönderdiği ayetler ne yazık ki o ayetlere iman edenler tarafından tahrif edilmiş o ayetlerin sosyal hayat için koyduğu hüküm ve yaptırımlar birer birer uygulama ve yürürlükten kaldırılmıştır. Gerek sekiler gerek ise demokratik sistemler ilahi olan ve ilahi anlam içeren ve bu manaya gelen bütün kutsalları hâkim oldukları toplumların hayatlarından söküp atmışlardır. Bununla da günümüz toplumları önü alınamaz bir karmaşa ve karışıklığa sürüklenmiştir. Bugün dünyanın bir metre karesinde huzur, güven ve emniyet kalmamıştır.

Allah’ın gönderdiği kitapları her yönü ile tahrif edip bozan bu insanlar yine bu kitabın mensupları olmuşlardır. Daha Allah’ın elçisi Musa (as) aralarında iken tevhidi düşünceye ters absürt uçuk aynı zaman da saçma isteklerde bulunmuşlardır. Bu durumu yüce Kuran şöyle açıklamaktadır. “ İsrailoğulları’nı denizden geçirmiştik. Orada kendilerine ait birtakım putlara tapan bir kavmin yanına gelmişlerdi. Bunun üzerine ( Musa’ya) şöyle demişlerdi: “ Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de bizim için bir ilah yap!” demişlerdi. Musa şöyle demişti: “ Şüphesiz ki siz cahillik eden bir toplumsunuz.” Şüphesiz ki bunların içinde bulundukları yol helak sebebidir; yapmakta oldukları işler de batıldır.” ( Araf-137-138)

Yüce Kuran için fiziksel olarak bir bozulma ve tahrif söz konusu olmayıp; “ Onu Kuran’ı zikri biz indirdik elbette onu koruyacak olan da biziz.”(Hicr -9) emri fermanınca hiçbir beşere ne lafız ne de mana olarak Kuran’ın bir benzerinin getirilmesi söz konusu olmayıp hiçbir söz önünden ve arkasından onunla boy ölçüşüp yarışamaz. İslam’ın ve iman edenlerin azılı düşmanları Kuran’ın lafzı ile bir yarışa girmemiştir.Geçmişte buna kalkışanlar ise rezil rüsva olmuşlardır. Bu sefer teknik ve metot değiştirenler şunu yaptılar: Kuran lafızlarından anlaşılanı değiştirdiler ve Müslümanlar arasına hiç sönmeyecek bir fitne ateşi yaktılar.

Zaman zaman kendileri doğrudan bunu söylerlerken bazen de içeriden edindikleri kişiler ve taşeronlara söyletmektedirler. Bunlar işi o kadar ileri götürdüler ki: Kuran’da Namaz yok kurban yok, türban yok hatta Kuran ayetlerinin bin dört yüz elli sene önce Arap toplumuna inen bir tarihi metindir Peygambere ne gerek var o yıllar önce yaşamış ve misyonunu tamamlamıştır deme densizliğini ve hadsizliğini dillendirmeye başladılar ve kendilerine azımsanmayacak kadar da taraftar bulmaya başladılar.

Allah’ın Kuran’da ki ayetlerinden anlaşılması gerekeni anlamayıp oryantalistler ve şarkiyatçıların anlayışı ile hareket eden bu aşağılık zümre İslam’dan bir eser bırakmamışlardır. İnsan aklının ürünü olan ve tamamı batıl olan düşüncelere gösterdikleri saygı ve anlayışı İslam’a göstermemişlerdir. Bununla yetinmeyenler İslam’ı batıl düşüncelere payanda etmekten de utanmamışlar ve efendim İslam’da sosyalizm var en iyi ve modern! Yönetim biçimi olan demokrasi zaten İslam’da diyerek açıkça kime ve neye taraftar olduklarını ortaya koymuşlardır. Kuran’dan habersiz olan halk ise bu batıl düşüncelere rağbet edip sahiplenerek bunların seslerinin daha gür çıkmasına neden olmaktadırlar. Yapmamız gerekken bu batıl düşüncelere değil hak ve hakikatin sesi olan Kuran’ın sesine kulak vermek olmalıdır. Doğru sözü duyup ta ona uyup itibar edenlere selam olsun. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir