Genel

Asıl salgın ilaç terörüdür

İsmail Tokalak / Gerçek Hayat dergisi, 1020. sayısı

Amerika’da piyasaya çıkan her beş ilaçtan bir tanesi yan tesirlerinden dolayı insanları daha çok hasta yaptığı ve ölümlere sebep olduğu için geri çekilmektedir. Ne kadar çok kişi hasta kategorisine konulursa o kadar çok kâr yapıldığı ve bu sektör genelde hep korunduğu için bu sektörde perde arkasında dönen oyunların çok azı ortaya çıkar.

Hazırlayan:Düşünce Mektebi

Bu kadar acımasız oyunların oynandığı bir dünyada maalesef biz millî bir sağlık politikası geliştiremedik. Türkiye, savunma başta olmak üzere birçok sektörde yerli atılımı yaparken ilaç gibi stratejik sektördeki millî üretimi ihmal ettik. Yerli firmalar yabancı firmalara bir limit konulmadan satıldı, ilaç pazarı ABD’li ve Avrupalı firmaların eline geçti.

1978 yılında ABD ve İngiltere’de John Ehrenreich’un editörlüğünde birkaç uzmanın bir araya gelerek yazdığı “Modern İlacın Kültürel Krizi” adlı eserde, modern-kimyasal ilaç sektörünün kolonileştirme döneminden itibaren nasıl bir sömürü yaptığı, kitleleri nasıl kontrol silahı olarak kullandığı, emperyalist düzen ile ilaç sektörünün ilişkisi, Rockefeller ailesi ve Rockefeller Vakfı’nın bu alanda oynadığı rol, bu sistemde para ve kârın önce geldiği, insan sağlığının arka plana itildiği, yozlaştırılan bu sistemde doktorlara ne gibi bir rol biçildiği çok açık ve net olarak ortaya konulmaktadır.

“Modern İlacın Kültürel Krizi” adlı kitap çok öncelerden ilaç firmalarının bütün kirli yüzünü ortaya koyuyordu, fakat bir yerde ucu insan sağlığına dokunuyordu. Bu sektör hem para, hem de politik olarak bilim insanları, toplumlar ve hükümetler üzerinde o kadar etkiliydi ki, onların kirli çamaşırları hakkında yazılanlar fazla etkili olmuyordu. ABD’nin acımasız emperyalist saldırganlığı, büyük finans kuruluşlarının soygun ve oyunları hakkında yazılanlar gibi fazla etkili olmadığı gibi caydırıcı da olamıyordu. Bu sürdürülemez durumun bedelini de en sonunda insanoğlu ödüyordu.

‘Doktorlar İlaç Firmalarının Memuru’

ABD Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Adriane Fugh-Berman, ilaç firmalarının, doktorların çoğunun bağımsızlıklarını ellerinden alıp onları kendi maaşlı memurları gibi yönlendirdiklerini ve kontrol ettiklerini belirttikten sonra şöyle demişti:

    “Doktorlar artık ilaç firmalarının kucağında oturan fino köpekleri olmamalı.”

Tabii bu yorum her doktor için geçerli değildir. Dünyada sağlık sektöründe, yüz milyarlarca doları bulan inanılmaz boyutta yolsuzluklar vardır. Dünya sağlık sektöründeki yolsuzlukların boyutu devletlerin ekonomilerini sarsacak, bütün dünyada halkın sağlığını olumsuz şekilde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.

Gelirin Yüzde 10-25 Arası Rüşvete

Berlin merkezli, uluslararası şeffaflık konusunda araştırma yapan bir kuruluşun (Transparency International) araştırmasını kaynak alan WHO’nun raporuna göre; dünyada sağlık sektörünün tedavi için yaptığı harcamaların yüzde 10-25 arası manipülasyon, rüşvet gibi çeşitli yollarla boşa harcanıyor. Saygın medikal dergilerde yeni ilaçlar konusunda yazı yazan ve ilaç firmaları tarafından satın alınmış uzmanlar da ilaç sektöründe dönen rezalette büyük rol oynuyorlar.

Rüşvete 30 Milyar Dolar

Yalnız ABD’de ilaç firmaları kendi ilaçlarının promosyon ve reklamı için senede 30 milyar dolar harcıyorlar. Bu paranın yüzde 68’i yani 20 milyar doları, doktorları kendi ilaçlarını kullanılması için ikna etmeye gidiyor. Bu uzun yılları alan araştırma, ABD’nin en saygın medikal dergisi olan JAMA’da 2019 yılında yayınlandı.

Bu acı gerçek ilaç firmalarının ve onların etkisi altındaki doktorların güvenirliği ve insan sağlığı açısından skandal değil büyük bir trajedidir. Buna benzer araştırmalar daha önce de yapılmıştı. Kendisini ilaç firmalarının eline teslim etmemiş Dr. Adriane Fugh-Berman’ın “Doktorlar artık ilaç firmalarının kucağında oturan fino köpekleri olmamalı” cümlesi bu gerçekler ışığında daha anlamlı hâle geliyor.

Davranış Ve Düşünce Değiştiren İlaçlar

CIA’in Bilim İstihbaratı Bölümü (Scientific Intelligence Division) ve ABD ordusunun Özel Operasyon Bölümü’nün Kimyasal Birliği (Special Operation Division of the U.S. Army’s Chemical Corps) işbirliğiyle laboratuvarlarda yapılan çalışmalar sonucunda geliştirilen ve MKULTURA adını verdikleri programla kişilerin davranışlarını ve düşüncelerini kontrol için ilaç geliştirme programı II. Dünya Savaşı’ndan sonra devreye sokulmuştu.

Yeni ilaçlar yoluyla kişilerin düşüncelerini ve davranışlarını kontrol eden MKULTRA programı, CIA’in 1955 yılına ait belgelerinin 21 Eylül 1977 senesinde ABD Senatosu’nda soruşturulmasında (Senate Hearings) ortaya çıktı. 1950’lerin başında başlayan bu çalışmaların 1962 yılında sonlandırıldığı ifade edilmişti fakat bu araştırmaların CIA’in Araştırma ve Geliştirme (Research and Development) Bölümü’nde devam ettiği ortaya çıktı.

CIA’den Hafızayı Silecek, Şuuru Yok Edecek İlaç

CIA, MKULTRA programında uyguladığı ilaçlarla, bu ilaçların insanları bir kukla haline döndürdüğünü gözlemliyordu. CIA, hafızayı silecek, şuur kaybına neden olacak ilaçlar üzerinde çalışıyor, bu ilaçları karşı grupları saf dışı etmek amacıyla kredibilitesini yok etmek istedikleri kişiler üzerinde kullanmayı hedefliyordu.

Aynı zamanda CIA şahısların kişiliğini değiştirerek onları başka kişilere bağımlı hâle getirecek ilaçlar üzerinde de çalışırken, kişileri tembelleştirecek, çalışma şevkini kıracak kimyasalları da araştırıyordu.

CIA’in, MKULTRA programı yalnız CIA ve ABD ordusunun belli bölümlerinde değil üniversitelere, hastanelere, hapishanelere, ilaç firmalarına kadar 80 değişik kuruma yayılmış değişik kaynaklardan destek alan bir çalışmaydı. Kısacası CIA uzun zamandan beri çeşitli beyin yıkama terkipleri üzerinde çalışmakta, bu pis işlerini bilimsel kurumlara kadar yaymakta, hapishanelerdeki mahkûmları da denek olarak kullanmaktaydı.

Milli İlacımız Yok Firmalar Yabancılara Geçti

Yerli firmalar yabancı firmalara bir limit konulmadan satıldı, ilaç pazarı ABD’li ve Avrupalı firmaların eline geçti. Türkiye’de senede yalnız kansere ilaçlarına harcanan para 30 milyar lira. Kemoterapi, radyoterapi ve diğer kanser tedavileriyle birlikte yılda kansere harcanan para 100 milyar liranın üzerinde. Sadece bir kanser ilacı Türkiye’de üretiliyor. Türkiye’de en çok ciro yapan ilk 100 ilacın 95’i ithal.

Şu an biyoteknoloji ve ilaç başta olmak üzere birçok sağlık alanında yüzde 86’lara varan dışa bağımlıyız. Türkiye’de orijinal ilaç geliştirilemiyor. Orijinal ilaç, bir molekülden başlayarak ilaç üretmek mânâsına geliyor. Türkiye’de sermaye birikimi buna uygun değil. ABD’ de yeni bir ilacın piyasaya çıkmasına kadar geçen dönemde yapılan harcamaların birkaç yüz milyon dolardan 2.7 milyar dolara kadar maliyeti olduğu belirtiliyor. Bu parayla Türkiye’de birçok ilaç fabrikası kurulur.

Bu konuya devletin el atması şart! Türkiye’de halihazırda piyasada bulunan ve patent süresi dolmuş olan yabancı ilaçların muadilini yahut diğer ifadesiyle jeneriğini tekrar ruhsat alıp yapabiliyoruz.

Bayer: Biz Bu Kanser İlacını Fakirler Değil Zenginler İçin Yaptık

Bu tip çalışmalar için küresel güçler toplumda saygınlığı olan bilim insanlarını kullanır. Kısaca bilim insanlarının bir kısmı, böyle tehlikeli projelere baskı, sindirme, vatan aşkı veya para karşılığında, bazen de bilmeyerek iştirak ederek bilgilerini yozlaştırmakta ve kötü amaçlarda kullanmaktadırlar. Özellikle aşılar başta olmak üzere ilaçlar aslında biyolojik silah olarak kullanılır.

Bu kadar acımasız oyunların oynandığı bir dünyada maalesef biz millî bir sağlık politikası geliştiremedik

Bugün dünya ilaç pazarı 1,3 trilyon dolar civarı ve 2023’de bu rakam 1,5 triyonu bulacak. Bu pazarın üçte biri ABD’de. 2020 itibariyle ABD reçeteli ilaç harcamaları 500 milyar dolar. Birkaç ilaç firmasının tekeline de böyle büyük bir sektörün müşterileri hastalardır. İlaç firmaları ilaçların ilk üretimi pahalıya mal olduğundan fahiş fiyatlar uyguluyor. ABD’de 2010-2018 arası reçeteli ilaç fiyatları yüzde 50 üzerinde arttı. İlaç firmaları önce Amerikan halkını sömürüyor sonra diğer ülkelerin halklarını. Aslında Batı’daki bütün ilaç firmaları aynı taktiği uyguluyor.

Bayer ilaç şirketinin CEO’su, Dr. Marijn Dekkers, Ocak 2014’de şöyle diyordu: “Biz bu kanser ilacını (fakir) Hintliler için yapmadık. Biz bu ilacı almaya gücü yeten Batılılar için yaptık!”

Trump, Reklamını Yaptığı Sözde Korona İlacının Ortağı

Trump 2016 yılında Time dergisine verdiği röportajda, ‘Başkan seçilirsem ilaç fiyatlarını düşüreceğim’ demişti. Fakat onun gücü de ilaç firmalarına yetmedi. İlaç fiyatları azalmadı daha çok arttı. Zenginlerin çoğunun ilaç firmalarında hisseleri var çünkü bu sektör hiç zarar etmiyor. Mesela Trump’ın “Covid-19 virüsüne iyi geliyor” diye defalarca tekrarladığı Plaquenil ilacını üreten Sanofi şirketinde hissesi olduğu iddia edildi. Sonra bu hissenin çok az olduğu ileri sürüldü.

İlaç lobilerinin baskısıyla doktorlukla bir alakası olmayan ama hukuk firması ile ilaç firmalarının en büyük lobiciliğini yapan Alex Azar (1967-) 2007 yılından itibaren uzun yıllar dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden olan Eli Lilly’nİn CEO’luğunu yaptı.

İllegal Ruhsatla Bile İlaç

Alex Azar bu firmanın CEO’su iken şirket 2009 yılında ürettikleri anti deprasyon ilacı Zprexa’yı çocuk ve yaşlılara illegal olarak ruhsat dışı pazarladığından dolayı 1,4 milyar doların üzerinde para cezası yemişti.

Eli Lilly 2012 yılında Meksika’da İnsülin ilacının fiyatını şişirerek pahalı sattığından dolayı ceza yedi. Alex Azar 2017 yılında bu firmadan ayrılıp politikaya atıldığında geliri 2 milyon dolardı. 2018 yılında ilaç firmalarının adamı olarak ABD Sağlık Bakanlığı koltuğuna oturdu. Böyle bir düzende halk hiçbir zaman güvende değildir. Çünkü sağlık metalaştırıldığı, hastalar müşteri olduğu sürece bu sektörde sömürü hiç bitmeyecektir.

5 İlaçtan Biri Öldürüyor

Amerika’da piyasaya çıkan her beş ilaçtan bir tanesi yan tesirlerinden dolayı insanları daha çok hasta yaptığı ve ölümlere sebep olduğu için geri çekilmektedir. Ne kadar çok kişi hasta kategorisine konulursa o kadar çok kâr yapıldığı ve bu sektör genelde hep korunduğu için bu sektörde perde arkasında dönen oyunların çok azı ortaya çıkar. Bu ilaç devlerinin yaptığı sahtekârlıkları ABD dışında ülkeler büyük paralarla cezalandırmaya cesaret edemezler.

Onları Cezalar Bile Caydırmaz

Büyük ilaç firmaları ve büyük finans tekelleri en büyük yolsuzlukları yapıp en büyük cezaları da ABD’de yerler. Çoğu yüz milyonlar hatta milyar dolarlık cezalar yemektedirler. En yüksek cezayı 2012 yılında GlaxoSmithKline 3 milyar dolar ile yemişti. Sonra 2009 yılında 2,3 milyar dolarla Pfizer aldı. Fakat bu büyük meblağlı cezalar bile onlar için caydırıcı değildir. İnsanları piyasayı kandırarak yaptıkları kazancın yanında hiç bir şey değildir.

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir