GenelYazarlardanYazılar

Cumhuriyetin Tanrı Üretme Geleneği

(Bu yazı 2017 yılında sitemizde yayınlamıştı)

Marksizm felsefe olarak tanrıyı insanın kendisinin yarattığını iddia eder. Bilgiye ve hakikate bakış açısı bu tezi doğrular niteliktedir. Ortaya çıkan tanrı, uluhiyeti temsil etme babından bir tanrı algısı değildir. Din ve dini mesaj, manevi ve metafizik olan tarihsel değişimi ve dönüşümü sağlayan bir bilgi değildir. Optimal düzeni ve hayatı düzenleme yetkisi insanın kendisine aittir. Din ise kamunun itaati adına kontrolü adına Marxs’ın da ifade ettiği “afyon” 1 görevini  icra etmektedir.

Din ve devlet işlerinin elitler ve ruhbanlar arasında pay edildiği laik-seküler zihniyetin devlet zihniyeti olarak arz-ı endam ettiği sistem, Türkiye ölçeğinde ‘Cumhuriyet’ olarak inşa edilmiştir. Kurumsal ve algısal yapısıyla kendisine ait kutsalları ve tabuları olan, kuruluş ideolojisi olarak sınırlarını Kemalizm’in çizdiği bir sistemin adı Cumhuriyet. Kuruluş ideolojisinin tepesinde ‘lider kültü’ bulunan kendi ideolojisini ve liderini koruma kanunu bulunan ,2 tartışılması dahi teklif edilemeyen ilkeleri olan, dönüştürücü etkileri her zaman sancılı-ıstıraplı olan bir ideolojik yönetim mekanizmasıdır.

Antik Yunan’da site halklarının kontrolü ve devlet geleneğinde yer alan, sonrasın da Helen-Roma-Bizans ve Pers-Türk  geleneklerinde belirginleşen ‘Tanrı-Lider’ algısı kuruluş itibari ile Cumhuriyet Türkiye’sini de etkisi altında bırakmıştır. ‘Bir vatan yaratan, milletine can veren’ bir tanrı-lider algısı.

Örneklikler üzerinden gidelim. Sıcağı sıcağına da sürekli karşılaştığımız bir çok örnek var. Ardahan ilinin Damal ilçesine bağlı bir köyde Karadağ sırtlarına 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında 17.55-18.10 arasında Atatürk gölgesi düşermiş. Bölgenin milli park olması için dönemin elli dört tane Chp vekili kanun teklifi vermiş.3

Belirli günlerde yüceltilen bir varlığın huzurunda toplanıp, izinde olduklarını, gösterdiği hedefte yürüdüklerini , kendisine ve ilkelerine bağlılıklarını sundukları bir sosyoloji var ortada. Maksadım buradan bir çıkarsama yapmak değil. Gerekli veya gerekçeli bir çok maslahata dayanan söylemleri ya da kanaatleri bir tarafa koyarak devam edelim.

Yazdığı Atatürk oratoryoları ile meşhur olan ve aynı zamanda Milli Edebiyat dönemi şairlerinden Kemalettin Kamu’nun ;

“Bizler Türk’üz, muhakkak her milletten uluyuz

Yeryüzünde biz ancak yurdumuzun  kuluyuz.” 4

dizeleri Cumhuriyetin kullarının ruh halini fena yansıtmaktadır. Alıntı yaptığımız bu şiir 1921’de Maarif Vekaleti tarafından düzenlemiş güfte yarışmasına katılan şiirlerden birinin son satırlarıdır. Söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır ve Mehmet Akif’in şiiri birinci olmuş ve milli marş olarak kabul edilmiştir.

“Ne mucize ne efsun
Ne örümcek ne yosun
Çankaya yeter bize
Kabe Arab’ın olsun.” diyen dizeleri ise hafızlarda en çok yer edenlerindendir.

Yusuf Ziya Ortaç da geri kalmak istememişti, kervana katıldı ve:
“Dağların ardında sönüşü gibi
Millete can veren, vatan yaratan
Tanrının göklere dönüşü gibi…
Her zaman ırkıma büyük Baş Atam.

Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam! .” diye yazdı.

“Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” diyen Behçet Kemal’ler, Faruk Nafiz’ler, Moiz Kohen’ler(Tekin Alp) ve daha bir çok isim.

Devletin resmi dininin İslam olduğu ibaresi anayasadan çıkarıldığı yıl, 1928’de,”Türk’ün Yeni Amentüsü” 5 başlıklı bir kitap yayınlanmıştır; Türk’ün yeni amentüsü devlet tapıcılığının ve milliyetçiliğin dinleştirilmesinin amentüsüdür:
“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklalini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevki kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın en sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulusuyla şehadet eylerim.” Moiz Kohen(Tekin Alp)

Cenk Koray’ın ‘Kur’an ve Atatürk’ adlı çalışmasında bu konuda bol malzeme var.6

Resmi ideolojinin tasfiye edildiği söyleminin yüksek perdelerden seslendirildiği Yeni Türkiye’de, ülkeyi kurtaran, koruyan, kollayan ata olarak ilkokul-ortaokul-lise ders kitaplarında 2.tema(ünite) olarak müfredatların en hacimli kısımlarını oluşturan Atatürk teması, eğitimdeki ağırlığını korumaya devam ediyor. Milli eğitim mantalitesinde hala kemalist esintilerin belirleyici olduğunu ve bu durumun ise kamu ve iktidar tarafından kanıksandığını gözlemlemek zor olmasa gerek.

‘Tek ve Ebedi Şef’ tabulaştırmalarının bu güne akseden etkileri  de faklı isimler üzerinden, farklı biçimlerde kendisini göstermeye başlamış durumda. Bu etkiler, muhafazakar lider R. Tayyip Erdoğan üzerinden kurgulanmaya devam ediyor. Bu örneklemeleri cemaat ve diğer parti liderlerine yüklenen fonksiyonlar ile de zenginleştirebiliriz. Siyasilerin ‘Efsane Başkan’ üretimleri, cemaatlerin efsane lider üretim istasyonları Cumhuriyet kadrolarının işleyiş hızına yakın bir hızda ilerlemeye devam ediyor. Özetle gidişat Yeni Türkiye ölçeğinde de, muhteva ve şekil değiştirerek devam ettiriliyor. Neden mi bunu söylüyoruz? Çok uzak tarihlerde söylenmedi bunlar. Buyrun:

– AK Parti Düzce Milletvekili Fevai Arslan, Başbakan Erdoğan için “Allah’ın bütün vasıflarını toplamış bir lider Sayın Recep Tayyip Erdoğan var. İşte bunun önünü kesmek istediler” ifadelerini kullandı.(Bülent Arınç:’ Arkadaşın dili sürçmüştür.’ şeklinde açıklama yapmakta gecikmedi.)

– ” Başbakanımıza dokunmak bile bence ibadettir.” (AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin.)

– “Başbakan Türkiye’nin ezeli ve ebedi Başkanıdır.” (AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu.)

– “Erdoğan için her gün iki rekat şükür namazı kılınmalı.”(Bugünün AKP İstanbul Milletvekili Oktay Saral.)

– “Recep Tayyip Erdoğan benim ‘Atam’dır.” (Başbakanlık Başdanışmanı Yiğit Bulut.)

– “Biatsa biat, itaatsa itaat; ölümüne arkasındayız.” (AKP Adıyaman milletvekili Mehmet Metiner.)

– “Başbakanımız Rabbimizin insanlığa gönderdiği müjdedir.” (Şu sıralarda başı dertte olan eski AB Bakanı Egemen Bağış.)

Üzülerek belirteyim. Örnekler yerelde ve genelde çoğaltılabilir. Görünen o ki, Cumhuriyetin tanrı-lider üretme temayülleri artan şiddeti ile devam edeceğe benziyor.

Dipnotlar:

1-“Din halkın afyonudur.” Karl Marx‘ın çok alıntılanan bir sözüdür. Marx’ın 1843 yılında kaleme aldığı Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. Giriş. adlı yazıda yer almıştır.

2- Atatürk’ü Koruma Kanunu- 31 Temmuz 1951’de Demokrat Parti(Adnan Menderes) iktidarı tarafından yasalaştırıldı.

3- (01.07.2003-Hürriyet)

4- Kemalettin Kamu (D.1901-Ö.1948) “Gurbet Şairi” olarak tanınan Milli Edebiyat dönemi şairlerinden ve siyasetçi. Şiirleri okul kitaplarına giren, yurt genelinde tanınan bir şairdir. VI., VII. ve VIII. dönem TBMM‘de milletvekili olarak görev yapmıştır.

5- http://belgelerlegercektarih.com/tag/turkun-yeni-amentusu/

Doç. Dr. Fikret Başkaya’dan: “Yüceltme, mistifikasyon yaratmak içindir. Böylelikle tarihsel olaylar çarpıtılmak istenir. Tarihsel olayların çarpıtılmasında, bir liderin kişiliğinin arkasına gizlenmek ekseri başvurulan bir yoldur. Bir Osmanlı Paşa’sını yarı-ilah durumuna getirenler, elbette bunu boşuna yapmadılar. M. Kemal putlaştırıldı hatta Türkler için yeni bir “Amentü”bile yazıldı. Ne enteresandır ki, “Türkün Amentüsü”nü “Safi” imzasıyla kaleme alan Munis Tekinalp aslında bir yahudiydi, üstelik bir hahamın oğluydu. Munis Tekinalp ismi de takmadır. Gerçek ismi ise “Moiz Kohen”dir.

6- Akşam Gazetesi‘nde yazar olarak görev aldı.1994 yılında yazdığı “Kur’an, İslamiyet, Atatürk ve 19 Mucizesi” adlı kitabı ülke çapında tartışmalara sebep oldu.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Enesciğim kalemine sağlık çok değerli bir çalışma olmuş. Lütfen tebriklerimi kabul et. Selam ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir