GenelYazarlardanYazılar

Dava Adamı Ciddi Olur

Ciddiyet; Arapça ‘cidd’ kavramından bir türevdir. Manası; gerçek, hakikat anlamındadır. Gerektiği yerde gerektiği gibi vakarlı davranma halidir. TDK bu kelimeyi ‘ağırbaşlılık’ olarak çevirmiştir. Kelimenin zıt anlamı olarak da ‘laubalilik’ kullanılmıştır.

Ciddi olmak; ciddiyet Arapçadan dilimize geçen bir kavram olmasıyla beraber, Arapçada kullanımının aksine Türkçede bu kelime genellikle yanlış kullanılmaktadır; asık suratlı, somurtkan, kibirli ve espri den uzak gibi eş anlamlarda kullanılması oldukça yaygın ve yanlıştır. Dolaysıyla da sürekli alay konusu olmasından dolayı ciddiyeti hemen hemen hayatımızdan kovmuş gibiyiz. Oysa ‘ciddiyet’, içerisinde meselenin önemini kavrama, samimiyet, ağırbaşlı, konsantrasyon, disiplinli, bilgili, kararlı ve bunlar için emek harcamak gibi bir dizi kavram içinde mündemiç etmiş ve olumluluk ifade eden vakarlı duruş biçimidir. Gerçek, doğru ve anlamlı olan her şey ciddidir ve ciddiyete gereksinim duyar. Ciddi olmayı asık suratlı olmaktan öte anlamayı ve yaşama geçirmeyi öğretmeli/öğrenmeliyiz.

Ciddiyet, saygın kişiliktir, aynı saygınlığı karşısındakine hak ettiği ölçüde ‘saygılı’ olmakla serdeder.

Ciddiyet, her dava erinin sahip olması gereken önemli özelliklerin başında gelir. Çünkü o her meselesini ciddiye alır ve ciddiyetle takip eder. Karşılaştığı sorunlara ciddiyetle eğilirse sorunların üstesinden gelinebileceğini bilir. Onun için onun okumaları, düşünceleri, hayatı algılayış ve yaşama biçimi ciddidir.

Tarihi süreç içerisinde birikmiş o kadar çok ciddi dertlerimiz/sorunlarımız var ki; bizlerin tarih sahnesinden silinmemize, gelişmiş milletlerin taklit edilmesine sebebiyet veren en önemli amil; sorunlarımızı ciddiyetle ele alıp takip etmeyişimiz, işin hallini sümen altı edip, hep birilerine havale etmemiz ve ilgileniyormuş/sorumluymuş/yapıyormuş/yaşıyormuş, muş gibi yapmamız ama kenar gezmemiz ciddiyetsizliğimizin bir göstergesi değil midir? Oysa sorunlarımız ciddi, yaşanılanlar ciddi, çekilen acılar ciddi velhasılı hayat ciddi… bizim ise, bunca sıkıntı ve dertlere rağmen ne ciddi aldığımız kararlarımız/programlarımız/projelerimiz/geleceğe dair tasavvurlarımız var. Oysa dava adamı davasına ciddiyetle dört elle sarılan, yılmadan/bıkmadan/usanmadan bütün gücüyle sonuna kadar götürendir. (Meryem 12)

“Dava, kendisine sadakatle inanıldığı ve gereği ciddiyetle yerine getirildiği zaman zafere ulaşabilir.” (Hasan El-Benna, Risaleler)

Ciddiye almak, ciddi olmayı gerektirir.

Hayata dair el-an itibariyle yapmamız gerekenler olmakla beraber, hedefimize varabilmek için ciddi sa-y’u gayretimiz, projelerimiz olması gerekir. Çünkü, ciddiyetle işlerimizi yaptığımızda ulaşacağımız, erişebileceğimiz güzellikler, ciddiyetsizliğimiz yüzünden heba olup gitmektedir. Belki de bu imkanlar bir daha elimize geçmeyecek, hatta aleyhimize bile dönüşecektir…

Ciddi olanın, Allah ve kul(lar) ile olan ilişkisi de ciddi olur. Dava adamı omuzlarına aldığı yükün ciddiyetinin farkındadır, bundan dolayı olgun ve

ağırbaşlıdır. Bu hal ona davasının yüklediği sorumluluktan kaynaklanmaktadır. Her meselede çokça konuşup ‘her şeye maydanoz olmak’, yersiz yere cıvık hareketler, sırıtıp-gülmeler, ölçüsüz el ve dil şakaları dava adamının inandırıcılığını lekeler, muhatapta olumsuz izlenimler bırakır ve fatura davaya çıkar; inanmış oldukları dava ne kadar üstün olursa olsun bu tür davranışlar karşı tarafta olumlu iz bırakmadığı gibi hatta sizi hafif meşrep bulmalarına sebebiyet verir. ‘Müslümanları tanımadan önce Kur’anı tanıdım. Eğer önce Müslümanları tanımış olsaydım asla Müslüman olmazdım.’ diyen Yusuf İslam’ı (Cat Stevens) bu tespitini ciddiye almak gerekir. Bundan dolayıdır ki, dava adamı boş işlerin peşinde koşmaz, anlamsız konulara nefes tüketmez, dünyada yapıp da ahirette karşılığını göremeyeceği şeylerle (boş işlerle) uğraşmayı zul kabul eder mümin ‘konuştuğu zaman ya hayır konuşsun ya da sussun’ ilkesini bilir ve ciddiyetini korur ‘bir eline güneşi öbür eline ayı verseler’ yine de davasından dönmeyen Muhammed aleyhisselamı örnek alır. Çünkü O ciddi, adam gibi adamdı! Allah ile olan ilişkisi, ibadetleri, konuşmaları, sevgisi, arkadaşlığı, tepkisi, kızgınlığı hatta savaşları ciddi ve ölçülü idi…

Müminin Allah’la olan ilişkisi; yaptığını ve yapacaklarını Allah’ı razı etme adına ciddi yaparsa yaptıkları ciddiyet kazanır. Allah’ın razı olacağı düşünüş ve davranış biçimi de O’nun onay verdikleridir. O’nun onay verdiklerinin tamamı da aziz Kur’an’nın bildirdikleri ve çerçevesini çizdikleridir. Öncelikle doğru bir iman ve salih amel, yoksa öyle her davranış Allah’ın razı olacağı davranış değildir. “Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?” (Araf 147). İmansız amelin cennete götürmeyeceğini anlatması açısından şu tarihi vakıa da önemlidir; Mekke müşrikleri Allah resulüne “Ya Muhammed sen bizim hep kötü yanlarımızı dillendiriyorsun, bak bizim yaptığımız iyilikler de var onları niye göz ardı edip söylemiyorsun; hacılara su dağıtıyoruz, güvenliklerini sağlıyoruz, Kabe’nin temizliğini yapıyoruz, akrabaları gözetiyoruz…” diye serzenişte bulunduklarında Allah onlara cevap veriyor; “Hacca gelenlere su vermeyi, mescidi Haram’ı onarmayı; Allah’a ve ahiret gününe iman edenle ve Allah yolunda cihad edenle bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bir değildir. Allah zalim toplumu doğru yola çıkarmaz.” (Tövbe 19) İman etmeyenleri yaptıkları iyi davranışlarından dolayı cennete koymaya çalışanları bu ayetlere bir daha bakmalarını tavsiye ederiz. “Rabb’lerine nankörlük edenlerin yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şey ellerinde kalmaz. İşte bu derin bir sapkınlıktır.” (İbrahim 18) Rahmanın iman teklifini ciddiye almayanlar ahirette hüsrana uğrayacaklardır.

Dava adamı yaptığı her işinde, her zaman ciddi olmalıdır. Ciddiyet, sınırı aşıldığında ‘kibre’ dönüşebilir. Bunun farkında olanlar ciddi iken aynı zamanda mütevazi, alçak gönüllü ve vakurdurlar da, bu hali Kur’an şöyle ifade eder. “Rahman’ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler. Cahiller, onlara laf attıkları zaman, Selam derler.” (Furkan 63) Cahillerin kendilerine bulaşmak istemelerine, tenezzül etmeyip, alçak gönüllülükle, mağrur ve kaba davranmayıp tam bir ciddiyet göstergesi sergileyerek “selam size” demeleri zor zamanda dahi ciddiyeti korumaktır.

Diğer taraftan, Kur’an’ın ciddiyetsiz bulduğu kişiler münafıklardır. Münafıkların yapılması gerekenlere karşı gevşeklik, tembellikleri, namaza üşenerek kalkmaları, okunan ayetleri alaya almaları, kafirlere karşı muhabbet beslemeleri, işleri savsaklamaları ve kulak ardı etmelerine bakıldığın da münafıkların en belirgin bu vasıflarının nedenlerinin ciddiyetsizlikleri olduğu görülmektedir. (Bakara 8-20), (Âl-i İmran 154, 156, 167, 168), Kur’an’ı kerimde, münafıkları tarif eden daha onlarca ayet var.

Dava adamı her konuda olduğu gibi bu konuda da vastı yakalamak zorundadır; ciddi olacağım diye somurtkan olmamalı, güler yüzlü olacağım diye de yılışık da olmamalıdır. Gerektiğinde gerektiği kadar gülmeli, nükteli espiriler de yapmalı ama ipin ucunu kaçırıp sıtambatcılarla boy ölçüşmeye de kalkmamalı. O her yaptığı işi ciddiyetle yaptığından gülmesi de tavrı da konuşması ve bütün işlerini vakurla yapardır. Son cümle olarak, ‘ben de dava adamıyım’ diyenlere, CİDDİMİSİNİZ? diye sormak lazım.

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir