GenelYazarlardanYazılar

Diriliş Neslinin Ağabeyi Sezai Karakoç’un Ardından

Modern Türk Edebiyatının öncü isimlerinden, şiirde yerli duyuş ve damarı temsil eden, medeniyet şairi olarak hafızalarda yer eden, büyük bir sanat adamı Sezai Karakoç. Modern tarzda yazdığı şiirlerle İslam Medeniyetinin estetik koordinatlarını ortaya koyan,  şiirlerindeki düşünceyi, milletinin kültür ve inanç temelleriyle dokuyan, kelimelerle kuşanmış güçlü bir şair.

Bir mütefekkirin en belirgin özelliklerinin başında muhalif duruş, tek başınalık gelmektedir. Neredeyse 2000’lere kadar, Türkiye’deki hâkim edebiyat kanonu, onu görmezlikten gelmiştir. Dinin yeniden ihyası, inancı yeniden kuşanma gibi idealler Karakoç’un şiirinde merkezi bir konumda olduğu için belki. Onun meselesini, kendisinin edebiyat dünyasına kazandırdığı “Diriliş” kelimesiyle ifade etmek daha doğru olur.

Onun yazılarını okurken onların bir şairin kaleminden çıktığını, şiirlerini okurken de şairinin bir düşünür olduğunu rahatlıkla anlarsınız. Türkiye’de özellikle sağın ve mukaddesatçı kesimin içinde yalnız ve bir başına. Bir sanat adamı olarak kendisine gösterilen lütuflara boyun bükmeyen, şöhretin, alkışın, kameraların, ödüllerin, çok baskılı satışların büyüsüne kapılmayan ulvi bir adam.  Üstadın şiir poetikasında bile bu bilge tavrı görmek mümkündür.

Sezai Karakoç gibi çok cepheli bir sanatçının, hayatı, mizacı ve eserleri ekseninde bütünsel değerlendirmeler yapmak gerekmektedir. Diriliş Neslinin Amentüsü’nü ve bazı şiirlerini okuduğumuzda, Karakoç düşüncesinin İslam’ın yeniden ülkeye ve yeryüzüne hakim kılınması fikri ön plana çıkmaktadır. Lakin düşüncesi, ‘Anadolu Müslümanlığı’ diyebileceğimiz tevhidi safiyet ve netliği geleneksel bir muhafazakarlığa bağlı eklektik bir çizgide kalmıştır. Ne dersek diyelim, sonuçta Sezai Karakoç, kendinden uzaklaşmış, yozlaşmış, kimliğini yitirmiş, aidiyetini kaybetmiş bu ülke Müslümanları için bir direnç noktasını ifade ediyordu. O, Masal şiirindeki Doğu’nun Yedinci Oğlu’dur. Bir babanın (Batı gelmeden önce) Batıya giden altı oğlunun yok olmasından sonra, Doğunun ruhunu işgal ederek ayakta durmaya çalışan Batı Medeniyetinin bütün ihtişamına rağmen, onu bütün yönleriyle kavrayan ve diyalektiğini sezen, gücü karşısında boyun eğmektense onurlu bir ölümü tercih eden asil bir ruhun hikâyesidir.

Hakka yürümüş bir şahsın ardındın uzun uzadıya yazmak, ancak kifayetsizliğimizi itiraf olacaktır. Hüküm hepimiz için Allah’a aittir, muhakkak O’na döneceğiz. Allah gayretlerini hayra tebdil etsin. Doğunun yedinci oğlunu şu manzum hikâye ile hep hatırlayacağız.

Masal

Doğuda bir baba vardı

Batı gelmeden önce

Onun oğulları batıya vardı

Birinci oğul batı kapılarında

Büyük törenlerle karşılandı

Sonra onuruna büyük şölen verdiler

Söylevler söylediler babanın onuruna

Gece olup kuş tüyü yastıklar arasında

Oğul masmavi şafağın rüyasında

Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri

Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere

Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı

Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

İkinci oğul Batı ülkesinde

Gezerken bir ırmak kıyısında

Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde

Bal arılarının taşıdığı tozlardan

Ayna hamurundan ay yankısından

Samanyolu aydınlığından inci korkusundan

Gül tütününden doğmuş sanki

Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu

Saçlarını güneş destelemiş

Yıllarca peşinden koştu onun

Kavuşamadı ama ona

Batı bir uçurum gibi girdi aralarına

Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr

Alıp götürdü onu

Ve ikinci oğlu

Sivri uçurumların ucunda

Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda

Baba yağmurlardan anladı bunu

Yağmur suları acı ve buruktu

İşin künhüne varsın diye

Yolladı üçüncü oğlunu

Üçüncü oğul Batıda

Çok aç kaldı ezildi yıkıldı

Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada

Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı

Fakat batinin büyüsü ağır bastı

İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı

Sonra büsbütün unuttu onları

Şef oldu buyruğunda birçok kişi

Kravat bağlamasını öğrendi geceleri

Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler

Patron oldu ama hala uşaktı

Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü

Bir gün bir hemşerisi onu tanıdı bir gazinoda

Ondan hesap sordu o da

Sırf utançtan babasına

Bir çek gönderdi onunla

Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi

Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı bu yüklü çeki

İyice yaşlanmıştı ama

Vazgeçmedi koyduğundan kafasına

Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya

Dördüncü oğul okudu bilgin oldu

Kendi oymak ve ülkesini

Kendi görenek ve ülküsünü

Günü geçmiş bir uygarlığa yordu

Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı

Batı bilginleri bunu kutladı

O da silindi gitti binlercesi gibi

Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle

Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan

Beşinci oğul bir şairdi

Babanın git demesine gerek kalmadan

Geldi ve batının ruhunu sezdi

Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır

Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair

Topladı tomarlarını geri dönmek istedi

Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini

Kum gibi eridi gitti yollarda

Sıra altıncı oğulda

O da daha batı kapılarında görünür görünmez

Alıştırdılar tatlı zehirli sulara içkiler içti

Kaldırım taşlarını saymaya kalktı

Ev sokak ayırmadı

Geceyi gündüzle karıştırdı

Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara

Baba ölmüştü acısından bu ara

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara

Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda

Bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda

Bir de o talihini denemek istedi

Bir şafak vakti Batıya erdi

En büyük Batı kentinin en büyük meydanında

Durdu ve tanrıya yakardı önce

Kendisini değiştiremesinler diye

Sonra ansızın ona bir ilham geldi

Ve başladı oymaya olduğu yeri

Başına toplandı ve baktılar Batılılar

O aldırmadı bakışlara

Kazdı durmadan kazdı

Sonra yarı beline kadar girdi çukura

Kalabalık büyümüş çok büyümüştü

O zaman dönüp konuştu:

Batılılar!

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Babam öldü acılarından kardeşlerimin

Ruhunu üzmek istemem babamın

Gömün beni değiştirmeden

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben

Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var:

Karşınızdakini değiştirmek

Beni öldürseniz de çıkmam buradan

Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki

Fakat değişmeyecek ruhum

Onu kandırmak için boşuna dil döktüler

Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler

O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı

Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı

O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı

Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı

Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar

En onulmaz yarası olanlar

Ta kalplerinden vurulmuş olanlar

Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir