Ercümend ÖzkanGenel

Ercümend Özkan’ın Dini Görüşleri-Tasavvuf Anlayışı-

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslami Bilimler Anabilim Dalı İslâm Mezhepleri Tarihi Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden Yusuf Elmas’ın 2008 yılında yazdığı “Hizbu’t-Tahrir Ve Ercümend Özkan’ın Siyasi Ve Dini Görüşleri” başlıklı Yüksek Lisans Tezin bölüm bölümistifadelerinize sunuyoruz. Bahse konu tezin siyasi ve Kur’an görüşüyle ilgili bölümünü http://www.iktibascizgisi.com/ercumend-ozkanin-siyasi-ve-dini-gorusleri/ ve http://www.iktibascizgisi.com/ercumend-ozkanin-dini-gorusleri/  sünnet ve nübüvvet hakkındaki görüşlerini http://www.iktibascizgisi.com/ercumend-ozkanin-dini-gorusleri-sunnet-nubuvvet/ yayınlamıştık

TASAVVUF ANLAYIŞI

Tasavvufun başlangıcı Hz Peygambere ya da arkadaşları Hz. Ebu Bekir’e Hz Ali’ye dayandırmak istense de ne Kur’an’ı ahlak edinen Peygamber’de ne de Kur’an’da tasavvufla ilgili motiflere rastlanmaktadır. Bazı sahabelerde görülen tasavvufu çağrıştıran hareketlere ise Peygamber şiddetle karşı çıkmaktadır391. Örneğin devamlı oruç tutan, hanımlarına yaklaşmayanlara Hz Peygamber kendisinin onlar gibi yapmadığını söyleyerek karşı çıkmaktadır.392

Tasavvuf konusunda Müslümanları yanıltan en önemli şey tasavvufun İslami bir görüntü arz etmesi, İslami unsurları barındırması yüzyıllardır sürüp gelmesi, bağlıların daha dindar olmak Allah’a daha yakın olmak gayesiyle bu yolu tutmalarıdır.393

Özkan, tasavvufun İslam dışı bir yol olduğunu şöyle dile getirir. “Kur’an nasslarıyla çatışma göstermesi, kâinatın yaratılış nazariyesiyle zahir batın ayrımı sonucu İslam’ın hiçbir esasını sabit kılmanın mümkün bulunmaması bakımından İslam’ın saymadığı (rüya, mükaşefe vs. ) şeyleri hüccet saymalarından ve getirdiği kavramların tümünü İslam dışı dinlerden taşıyıp getirmesi bakımından tasavvuf İslam dışı bir yol bir mezhep bir dindir. Ne kadar İslam dininde namaz oruç vb. eklemeler yapmış olursa olsun bu anlatılan esaslar itibarıyla İslam dışıdır.”394

Yalan, uydurmanın, vehim ve kuruntuların gerçekmiş gibi gösterilen tasavvuf, Allah’ın dininden tamamen başka bir dindir. Allah’ın dini İslam, teslim olma onun hükümlerine teslimiyet dinidir. Ona teslim olmanın şeklini Kur’an belirlemektedir. Rasulullah ise bunları kendisine ve topluma uygulayarak getirmiştir. Müçtehidler çıkan müşkülleri bu kaynaklardan yararlanarak çözmeye çalışan kimselerdir. Tasavvuf ehli ise bunların hiç biri değildir. Uydurdukları batın ilminden bahsederek tüm işlerini bunun üzerine bina ederler. Batın ise Kur’an’a göre yalnız Allah indindendir. Gayb da ki bilgiler en son Hz. Muhammed’e lazım olanları Allah bildirmiş ondan sonra kimseye vahiy ilham gelmeyecektir. Kur’an böyle söylerken tasavvuf ehli bütün ilmini varlığını Kur’an’a rağmen kurmuş geliştirmiş yaşata gelmiştir. Allahın dinine karşı çıkartılan bir dindir.395

Özkan akidevi olarak baktığımızda İslam ayrı bir din Tasavvuf ayrı bir dindir. Çünkü İslam La ilahe illallah -Allahtan başka ilah yoktur-, esasını getirmiş ve bunu yaymaya çalışmış. Tasavvuf ise Vahdet-i Vücud ilkesine sahip olmuş. La mevcuda illallah, Allah’tan başka mevcud yoktur, ilkesine sahiptir. Allah Kur’an’da “Allah yarattıklarından hiç birine benzemez”396 buyuruyor. Tasavvuf yaratılanların tümünün Allah’ın benzeri olduğu inancındadır. Tasavvuf yaratanla yaratılan eş varlık düzeyinde birbirinin iki ayrı görünüş türüdür. Hz Peygamber hayatı boyunca -hicret sırasında hariç- mağaraya çekilmemiş, yalnızlığı tercih etmemiş takvayı insanların arasında yaşamış ve bunu hayatının bir örnekliği haline getirmişken; Tasavvuf ehli bunun tam tersini inzivaya çekilmeyi saklanmayı takva olarak ahlak edinmiştir.397

Özkan “Tasavvufun iyisi de kötüsü de aynı müşterekleri paylaşıyorlar. Bunların en başta geleni de Vahdet-i Vücud’tur. Kâinatın yaratılışı ile ilgili olarak Allah’ı Teala : “ol… dedik, oldu”398 buyururken bunlar Vahdet’i Vücud’la açıklamakta ve öyle itikat etmektedirler ki bu hal onları Kur’an’ın dışına çıkmışlıklarının açık delilidir. Nereden çıkardıkları belli olmayan bir veli kavramı icad etmişler ve edindikleri veliler’i Peygamberlerden üstün tutmuşlar, bu velilere Allah’ın yaptığı, Allah’a ait olan işleri yaptırmışlardır, yaptırmaktadırlar da. Onların anladığı manada veliler ancak Hind Dinlerinden bazılarında vardır ve Kâinatı onlara (Üçler-Yediler-Kırklar gibi Ruhlara) yönettiriyorlar. Hâlbuki Allah yarattığı gibi yönetmeyi de bilen ve yarattıklarını salıveren değildir. Kur’an’a bakın, göreceksiniz. Salisen ne kadar haram varsa helal etmişler, nice farzları üzerlerinden kaldırmışlardır. Bunlara haram veya farz söz konusu değildir kendi ıstılahlarında, diğer yandan Allah ile oyuncakları gibi (haşa) oynamışlardır ki arzularına boyun eğen bir varlık olarak izah edip durmuşlardır. Kimisi O’nu karısı kılığında koynuna almış, kimisi oğlan çocuğu kılığında O’nu yanına getirmiştir. Kimisi de kendilerine sapık düşüncelerinin sonucu olarak Enel Hakk-Ben Allah’ım demiştir ki meşhurlarını hepimiz bilmekteyiz. Dikkatle okuyunuz kitaplarında yaptığımız alıntıları, savunacak bir yanlarını bulamayacaksınız. Allah’tan korkun ve İslam dininden iseniz İslam dinine sahip çıkınız tasavvuf dinine değil. Zira bu din Allah katında kabul edilmeyecektir”399 şeklinde örneklerle Tasavvufun İslam’dan ayrı bir din olduğunu söyler.

İnziva, Köşeye çekilme ve köşeye çekilip hiçbir şeye karışmama, dünya işlerinden uzak durmadır. İslam’da böyle bir şey olmaz. Hem şahsı adına hem de toplum adına bir Müslüman kendini toplumdan tecrid edemez. Hele kendisine tebliğ görevi verilen bir Peygamber için bu kesinlikle olmaz. Peygamberin inzivası üzerindeki tebliğ farizasından kaçmak olur ki bu mümkün değildir. Allah’ta böyle bir durumu cezalandırır. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber döneminde ne kendisi nede başkalarının inzivaya çekildiği görülmemiştir.400

İnziva köşesine çekilme İslam’ın kabul ettiği bir durum değildir. Zira İslam tek başına yaşanılacak bir din değildir. Özkan “İslam’ın emri olan “Emri bil maruf Nehyi Anil Münker’i” kime söyleyeceksin. İnziva tasavvufçuların anladığı şekilde toplumda çekilme Rasulullah’ın hayatında yoktur. Peygamberlikten önce toplumun çirkef ortamında bunalınca toplumun bu halini düşünmek için Hira’ya çekilirdi. Peygamberlikten sonra ise her haliyle toplumun içindeydi. Kendisine yapılan hakaretler nerede yapılmış, toplumun içinde değil mi? Buna rağmen toplumunu terk etmemiştir. Allahın dinini açık tebliğ etmiş. Ama tasavvuf bunu başka dinlerden olan (Hıristiyan, Budizm) şeyleri İslam’a taşımıştır, bu haliyle inziva İslam’da olmayan bir durumdur401 der.

Riyazet, nefsi kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, kanaatle yaşam, perhiz yapma anlamlarına gelir. Bu suretle nefsi terbiye etme tasavvufun İslam’a soktuğu bir İslam dışı davranıştır. Allah Kur’an’da “yiyin için israf etmeyin”402 derken yememek içmemek nefse eziyettir. İslam’da nefse eziyeti zulüm olarak görür. Zulmün her türlüsü haramdır. Yani İslam’a tasavvufla giren bir haram şeklidir ama İslam adına takva adına yapılan bir haramdır.403

Zühd, kendini her şeyden çekip ibadete namaz, oruç, dil ile zikir gibi ibadetlere vermesidir. İslam’da İbadet yalnız namaz, oruç, zikirden ibaret değildir. Esnafın doğru tartması, yalan söylememesi ibadet; hanımına iyi davranması, çoluk çocuğuna iyi muamelede bulunması ibadet; Allah’ın hükümleriyle hükmetme de ibadettir. Bunlar ise ibadeti namaz, oruç, tespihten ibaret saymışlar. 404 Özkan’ın da belirttiği gibi İslam’daki zikir anlayışı sadece bir takım ibadetlere hasredilemez. Eğer sadece zikir bir takım ibadetlerden ibaret olsaydı Hz peygamber böyle davranırdı. Hatta toplumu da bundan memnun kalırdı. Öyleyse zikir hayatın her alanda olmalıdır.

İslam’da hüküm zahire göredir. İnsanlar arasındaki ilişkilerden hüküm çıkarılır. Tasavvuf’ta ise asıl olan zahir değil batındır. Batın gizli görünmeyen bilinmeyen demektir. Buna göre bilinmeyene görünmeyene göre hareket etmek esastır. Mesela Şeyhi şarap sofrasında ya da kadınla beraber olsa kalbini bozmamalı görünen böyle kim bilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli bu düşünce zahiri değil de batını ölçü alanlar içindir. Bu durum üzere hareket edilince yeryüzünü fesat alır. Doğrular eğri eğriler de doğrulaşır.405

İslam’da insan kulluğu arttıkça sakındığı şeyler çoğalır. Tasavvuf’ta ise mertebe arttıkça mükellefiyetler kalkar. Müptedi bir mutasavvıf ben hakkım diyemezken seyri sülük’te ilerledikçe ben Allah’ım diyebilmektedir. Beyazıd-i Bistami “Kendimi tespih ederim, benim şanım yücedir”, İbni Arabî “Yaratılan yaratılmış olandır, ben o ve o benim” demesi gibi.406

Özkan, İslam aklı olanların, tasavvuf ise var olan aklını kullanmayan iptal edenlerin dinidir. İslam’da her şeye kadir tek bir Allah vardır. Tasavvuf’ta Allahın işlerini yapan bir sürü gavs, kutup, veli, efendi vs. vardır. İslam’da delil sahih sünnettir. Tasavvuf’ta ise efendi rüyaları ya da mükaşefeleri delildir. İslam’da şari yalnız Allah’tır. Tasavvuf’ta veli şeriat koyucudur. İslam’da helal haram belirleme hakkı Allaha ait iken tasavvuf dinindeki büyükler helali haram haramı helal etme, farzdan muaf olma gibi yetkilere sahiptirler.407

Özkan “… tasavvuf akidesini benimseyenler ise Allah’ın söylediklerini bırakırılar ve Allah’ın bütün yarattıklarını Allah’a isnat ederler ve onun görüntüsü olarak kabul ederler. Bu anlayış temelden gelen bir sapıklıktır. Ve bu anlayış İslam’la uzaktan yakından alakası bulunmayan eski yunan Hint felsefe okullarının, İskenderiye okulundan neşv-ü nema bulmuş yeni Eflatunculuk diye adlandırılan İslam dışı bir felsefenin dünya görüşüdür”408 diyerek tasavvufun kaynağının İslam değil de İslam dışı olan şeyler olduğunu belirttir.

Özkan tasavvufçulara “Asırlardır İslam’ın içini boşaltıp İslam dışı şeylerle onun içini dolduklarından ve İslam’ın keyfiyetini onu tanımak bilmek durumunda kalanlara yanlış tanıttıklarından dolayı özellikle husumetimiz vardır. Bu kesinlikle yaptıklarından dolayıdır. İslam’ın tasavvuf kadar azim hasmı olmamıştır, dense yeridir.”409 Eleştirisini daha da ileri götürerek “Tasavvuf hak kılığında gezen en büyük batıldır. Şirk ehli İslam’da öcünü tasavvufla almaktadır. Tasavvufun İslam’a tevhide verdiği zararı hiçbir küfür, hiçbir batıl vermemiştir410 der. İnsanları pasifize etmek, uyutmak anlamında Özkan belki de haklıdır.

Tasavvufçular baştan beri sultanlarla iyi geçinmişler onların isteği doğrultusunda insanları uyutmuşlardır. Bu uyutmaları halen de devam etmektedir. Sultanlarla karşılıklı bir yardımlaşma içindedirler. Ara sıra gürültü çıkarsalar da bunlar dinin izzetini taşıyan insanlar değildirler.411

Bayırbaşı onun tasavvufa yaklaşımını şöyle özetler; “Ona göre tasavvuf hataları bulunan bir yol değildi. Eğer böyle olsaydı hataları zikrederek, bu hataların düzeltilmesini isteyeceğini söylemekteydi. Ancak, Tasavvuf Kur’an dininin dışında köklerini, esaslarını Kur’an’dan almayan bir din olduğu için, bu dinin tamamen yıkılması gereken kaçak bir yapı görünümünde olduğunu, bu yapının yıkılmadan yerine Kur’an dini İslam’ın bina edilmeyeceğini vurgulardı.” 412

Özkan tasavvufu eleştirirken birçok konuda isabetli olmasına rağmen aşırı gitmektedir. Mesela Tasavvufu ayrı bir din olarak görür. Din değil de din adına yapılan yanlışlar olarak görülebilir. Tasvufun bir gönül hareketi olduğunu da düşünse, bunu fikirleriyle birleştirmiş olsa İslam adına daha güzel şeylerin ortaya çıkar.

  1. Velayet –Velilik

Arapça vela veya veliye kelimesi yakın olmak anlamındadır. Veli kelimesi sözlükte dost, ahbab, arkadaş yardımcı komşu gibi manalar taşımaktadır. Hukuki terim olarak bir çocuğun her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse anlamına gelmektedir. Koruyucu kollayıcı kayırıcı efendi manasına da kullanılan kelimenin çoğulu evliyadır. Bugün toplumumuzda veli kelimesi ne lügat ne de Kur’an’da kullanıldığı mana ile ilgili değil sonradan kazandırılmış manasıyla kullanılmaktadır. Bu anlamda veli veya evliya; benliğini Allah’tan yok etmek suretiyle bir takım üstün vasıfları kazanarak harikulade şeyler gösterebilen büyük insan manasına alınmış ve kullanılmaktadır. Allah adına kâinatı idareye varan Allah’ın yapabildiklerini yapabilen kişi anlamı kazanmış ve kullanılmıştır. İfadelerinden sonra Özkan şunları söyler; “Veli kelimesi, Kur’an dışındaki manası Allah’ın ve Rasulullah’ın getirdiği asrı-saadetten sonra İslam dışı kültürlerden İslam’a girmiş habis bir ur gibi hayatiyet giderici unsur olarak kalmıştır.”413

Tasavvuf kültürünün temelini oluşturan veli kavramı; Yeni Eflatunculuktan, Maniheizme, Şamanizm’den, Budizm’e Hrıstıyanlık’tan Yahudiliğe, Paganizmden Zerdüştliğe kadar hemen bütün İslam dışı dinlerin kültürlerinden izler taşımaktadır. Tabi ki bu benzetme yapılırken de İslam kültüründeki kavramları bunların üzerine bezenerek onların mahiyetlerini değiştirerek günümüze geldiğini bilmekteyiz. Veli anlayışı halkı İslam olan dinini Kur’an ve Sünnet yerine ikame ederek esastan değiştirip tevhit akidesiyle bağdaşmayan duruma sokmuştur. Adı İslam kalmış ama içeriği tamamen İslam dışı din ve kültürlerin unsurlarıyla dolmuş bir başka din olarak karşımıza çıkmıştır.414 Kur’an kavramı olan veli, Kur’an dışında kazanıldığı anlamı ile Hıristiyanlıkta “Aziz” kelimesiyle özdeşleştirilmekte, veli denilen kişi İslami özellikler yerine bu dinlerin özelliklerini taşımaktadır. Kur’an’daki takva özelliğinin yanı sıra Kur’an’da bulunmayan sünnette yeri olmayan akıl almaz motiflerle dolu olduğunu görürüz. Tasavvuf’taki velilikte şahitsiz, ispatsız rüyalara dayalı halkın arasında olmayan konular işlenilmektedir.415

Gerçek anlamıyla veli yalnızca Allah’tır. Kur’an’da Allah kendisinin veli olduğunu Müslümanlarında yalnızca Allah’ı veli edinmelerini vurgulayan pek çok ayet vardır.416

Veli kavramı, koruyucu, kollayıcı, dost, yardımcı, yakın, sahip, efendi manasında Kur’an’da geçmektedir. Veliyullah ise Allah’ı razı eden kimse olarak kullanılır. Bu durumdaki kimseyi Allah yakın edinmekte sevmekte ondan razı olmaktadır. Kulları arasında Allaha yakınlığı ile seçkin bir yeri vardır. Bu seçkinlik ise kişinin Kur’an ahlakıyla donanması ve bunu doğal sonucu insanlar tarafından sevilip sayılmasından ileri gelir. Bütün Peygamberler Allah’ın veli kullarıdır. Çünkü öncelikle onlar Allah’ı razı edecek tevhit görüşünü benimseyip münkeri ve marufu tanımış uygulamış kimselerdirler.417 Özkan “Veli, Allah’ın Kur’an’da yazılı olduğu üzere razı etmeye çalışan kimsedir, başkası değildir. Bu sebeple de Peygamber başta gelen velidir. Hz. E bu Bekir, Hz. Ömer ve daha nice Müslüman, mü’min velidir”418 der.

İslam’da veli yalnızca Allah’ı razı etmeye yönelik onun belirlediği iman esaslarına sahip olmak ve onu razı edici marufu emretmekle münkerden uzak durmakla kazanılan bir özelliktir. Allah yalnız böylelerini kendine ve birbirlerine dost olarak görmektedir. Bunun üzerinde de bir büyüklük yoktur. Bu kerametin üstünde bir keramettir. Ancak Allah’a mahsustur. İslam’a göre de keramet Allah’ı razı etmektir. Su üzerinde yürümek keramet değildir. Keramet haramlardan sakınmak, Allah’ı razı edecek şekilde onun elçisinin yaparak gösterdiği gibi yapmaya çalışmaktır. Gayb’tan haber vermek, bereket yağdırmak, kalplerden geçeni bilmek değildir. Allahın koyduğu ölçü budur. Ondan başkasının koyduğu ölçüler üstün bilinirse bu durumda onlar rab edinmiş olunacaktır.419 Özkan, “Veliler Allah’la bir oyuncak gibi oynamışlar arzularına boyun eğen bir varlık olarak izah edip durmuşlardır. Kimisi onu karısı kılığında koynuna almış (Şems) kimisi oğlan çocuğu kılığında onu yanına getirmiş, kimisi de ene’l-hak ben Allah’ım demiş”420 diyerek onların acı durumlarını ortaya koyar.

Müslüman’ın Müslümana veli olması günümüzde anlaşıldığı gibi değil; Kur’an’da geçtiği şekliyle birbirinin yardımcısı, bir birine hak yolunda yardımcı, malından yediren bağışlayan, bir vücudun organları gibi sağlığı bozulduğunda diğerleri de ona katılıp vücudu beraber korudukları gibi olmalıdır. Ensar ve Muhacirun’un birbirine ve Peygambere yaklaşımları böyleydi. Müslüman’ın veliliği denizin üzerinde yürümek, kuru ağacı yeşertmek şeklinde değildir. Eğer sahabenin veliliği böyle olsaydı Hz. Ömer kendisini öldürmek isteyeninin arkasında namazda olduğunu, Hz. Hamza Hind’in 15-20 metre ötede kendisini öldürmek için okunu hazırladığını bilmelilerdi. Hatta Rasulullah kendilerine İslam’ı öğretmeleri için istedikleri tebliğcilere tuzak kurarak yolda öldürenlerin niyetlerini bilmeliydi. Bu günümüzde veli olanlar onlar kadar da takvalı değillerdi.421

Özkan “günümüzdeki veliler her çeşit keramet göstermeyi gizli bir zevkle kabullenmeleri, işittiklerini olsun tashih etmemelerinin sebebi çevresindeki insanları sömürme amacında olmalarıdır. Müslümanların bugün acıklı hale gelmesinin sebebi de budur. Bunlar çevrelerine topladıkları insanlarda ilk iş olarak aklı bir kenara çekip devre dışı bırakmaya çalışırlar. Aklı bir kenara bırakmak düşünmemek irdelememek eleştirmemek demektir. Zaten düşünmeden akletmeden insan ne yapabilir ki”422 der. Gerçektende insanların akıllarını ellerinde alıp onların körü körüne yaşamalarına sebep olmaktadırlar. Bunun da din adına yapılması, teslim olanlarında kendilerini iyi bir Müslüman olduklarını zannetmeleri ne acı bir durumdur.

Özkan tasavvufçular “Veli dedikleri kimseleri nerede ise Allah’tan güçlü, hatta O’nun kudretini elinde almış kişiler haline getirmişler, Peygamberden de üstün tutmuşlardır”423 diyerek onların ne kadar tehlikeli bir duruma geldiklerini gözler önüne serer.

İslam ıstılahın da Veli yalnızca Allah’ı razı etmeye yönelik onun bildirdiği imana sahip olmak ve onu razı edici iyilikler ile emretmek ve kötülüklerden kaçmakla kazanılan bir özelliktir. Allah yalnızca böylelerini kendisine dost veli edinecektir.424

Bir Müslüman ne kadar Allah’a yakın olursa olsun ne derece veli olursa olsun Allah ile başka kulun arasında ne aracı ne ricacı ve ne de şefaatçi olabilir. Allah’ı iman ve salih amellerde razı edenler Allahın velisidir. Sadece ondan güç alır ve ona dayanır. Örneğin Allah’ın resulü hem resul hem de onun velisiydi. Ama kızına kızım sakın babam peygamber’dir diye güvenme başının çaresine kendin bak425 diyordu. Yani İslam Allah’la kulları arasında aracıları kaldırmıştır. Allah kullarını aracısız kabul etmiş, izinleri olmadan cennete girilmeyen uydurma velileri değil; Allah’ı veli edinmesini426 istemektedir.

Veliyullah Allah’ın dinin koruyucusu onun dininin yardımcısı onun dostu onu sahip ve efendi edinen yani Allah’ı razı eden kimsedir. Kur’an’ı ahlak edindiğinden insanlarca sevilen, iltifat edilen değer verilen olmaktadır. Allah’ın ona yardımı eşyanın tabiatına aykırı hareket değil de tabiatı gereği hareket olmaktadır.427

Velilik kavramına bağlantılı olarak zikredilebilecek Tasavvufun önemli öğelerinden biride şeyhliktir. Özkan “Kur’an’a ve Peygambere baktığımızda o günkü putçularla bu günkü şeyhler ve gavslar arasında ki fark o gün onlar elleriyle yaptıklarına tapıyordu, bu günküler ellerini eteğini öptüklerine tapıyorlar. Bugün bunlar Allah ve Resulünün anlaşılması önündeki en büyük engeldirler. Bu ilahlar çevresindekilere siz Kur’an ve Sünnetten anlamazsınız. Bunun için bizim size verdiğimizle yetininiz diyerek, insanları akletmemeye, düşünmemeye, kendilerine bağlamaya çalışırlar. Yani insanları Kur’an ve Peygamberi bırakıp onlara uymadan alıkoyarlar”428şeklinde ağır bir eleştiride bulunur.

Şeyhe intisap görünürde bir bilene tabi olmak tabi olunan kişiye taparcasına her ne söylerse hak buyruğu inancı taşımak ve yanılmaz kişiler olarak görülen şeyhler birer Rab’tırlar, tabi olanlarda şirk üzeredirler. Nitekim asırlarca İslam dünyasında bu şeyhler var olmuş ve İslam dünyasının batının hâkimiyetine girmesinde en büyük etken bunlar olmuştur. Özkan, “bunlar ümmetin sırtında yük olmuş ve onları rejime bütünleştirmekten başka hiçbir şey yapmamışlardır”429der.

Özkan, şeyhler için “Allah bütün yarattıklarına zahir olarak hitap etmiş ve batından onları sorumlu tutmamış, batından yarattıklarına bahsetmemişken bunlar bütün haramları helal eden, bütün farzları kaldırabilen, haramı helali kendileri koyan birer ilah etmişlerdir.”430 “Allah rızkın kendisine ait olduğunu ecelin kendi bilgisinde olduğunu, gaybı yalnız kendisinin bildiğini duyurur. Bunlar ise müritlerinin ecellerini, rızklarını kendi ellerinde tutar. Gaybı da bildiklerini iddia ederler”431 diyerek onların ilahlık durumuna düştüklerini söyler.

Onların durumunu anlatırken Özkan, şu ağır eleştirilerde bulunur; “…Zira Allahın dinini bilmeyenler neyi bilirse bilsinler, Allah’ın dinine yönlenemezler ve yönlendirilemezler. Hep başkalarınca kullanıldıklarını bildiğimiz halde kendilerini kullananları kullandıklarını söyleyenler ve ayakta uyuyanlar bunlar değil mi? …Hükümetler için dua buyururlar(!) kim ne yapıyor kimin hangi türden işi için dua ediyorum demek bunlar için gereksizdir. Bunların duaları yüzü gözü hürmetine İslam dışılık hüküm sürer başımızda. Zira kitleleri bunlar uyuturlar bunlar hangisine oy verirse versin İslam dışılık başımızda eksik olmaz bunların oylarıyla ondan sonrada oturup Masonlara, komünistlere, kâfirlere çatarlar ve tüm kötülükleri onlara yüklerler. Kendileri masum olduklarına göre bunlar kahrolsun ama küfrün yaşamasında baş sorumlu şeyhler yaşasın. Yaşasın ki daha nice yıllara olsun küfür”.432

  1. Keramet ve Rabıta

Keramet büyüklük anlamına gelir. Keramet Allah’ın kitabından bildirdiğine göre has Müslümanlıktır. Çünkü Allah büyük olduğu gibi, Kur’an ve hükümleri de en büyük olandır. Müslümanlar bunu böyle bilir ve inanırlar. Tevhit akidesinden sapmamak, şirke bulaşmamak, farzlarını yerine getirmek keramettir. İslam’a göre keramet böyle anlaşılmalıdır. Bir Müslüman’ı uçuracağız, gaybı bileceğiz yani tabiat üstülüklerle donanacağız vaadi Kur’an’da ve Rasulullah’ta olmayan şeylerdir. Rasulullahın da Allah’ı razı etmekten başka tabiatüstü bir durumu yoktu. En büyük veli de Rasulululahtır.433 Keramet üstüne bir keramet Allah’a ait bir büyüklük o da Allah’a aittir. İslam’a göre keramet Allah’ı razı etmektir, su üzerinde yürümek, havada uçmak keramet değildir. Keramet Allah’tan korkarak faizden, zinadan uzak durmak, başkalarının iyiliğini istemek bunun için çalışmak İslam’ı onlara tebliğ etmektir. Kalplerde geçenden haber vermek keramet değildir.434 Allah’ın dini İslam’a göre velilik, keramet böyledir. Fevkaledelik Allah’ı razı etmektir. Asırlardır, Tasavvuf’çular ve şeyhlerin söylediği keramet ancak sihirbazlıktır. Onların vehimlerinden ibarettir. Aldatma ve sömürü aracıdır.435

Özkan “İslam velilerinin kerameti hak iken tasavvuf ehlinin kerametleri Hind Sihirbazlarının, Hıristiyan Azizlerinin sihir ve aldatmalarının eşidir. İslam’da veli keramet olarak tevhit akidesine sahiptir ki bundan büyük keramet yoktur. İslam’da veliler haramdan kaçar farzları yerine getirmede titizdir. Tasavvufun velileri haramları helal yapar farzları kaldırır. Bu hal Allahın veliliği değil de ancak şeytanın veliliğidir436 diyerek bir karşılaştırma yapar. Bu karşılaştırmada da rahatlıkla Tasavvufçuların söylediği şekilde bir kerametin olmadığı ortaya çıkar.

Özkan asıl kerametin ne olduğu hakkında “Keramet konusunda bilmemiz gereken ve inanmamız gereken odur ki keramet Allah’a gereğince kulluk edebilmektir. Buda sahih bir iman ve Salih amellerden oluşmaktadır. Salih ameller haramlardan kaçınmak ve farzları yerine getirmektir. İşte bunlar başlı başına keramettir ve bundan büyük de keramet yoktur. Gerisi hurafedir, uydurmadır ve başka dinlerden İslam’a taşınmış, katılmış şeylerdir”437 der. Özkan’ın bu görüşü İslam’ın ruhuna uygun olandır keramet Allaha kullukta aranmalı, Peygamberin ahlak edindiği şeylerden aranmalıdır.

Rabıta, şeyhi göz önünde tutarak namaz kılmaktan yürümeye kadar bir yaşam biçimi olarak algılandığından İslam’a aykırı bir davranıştır. Kişiye tapmayı ön plana çıkaran bir tavırdır.438 Bu yönüyle tasavvufta bilinir. İslamda Peygamber bile derunda canlandırarak ibadet yapılmaz. Ancak Allah’ın huzurundaymış gibi kulluk edilir.

  1. Zikir –Zikrullah

Zikr Arapçada anmak, hatırlamak, hatırlatmak, hatırlatıcı, hatırdan çıkarmamak, unutmamak, düşünmek, öğüt almak, ibret almak, uyarıcı öğüt gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Günlük dilde bunların yanında bahsetmek, söz etmek anlamlarında da kullanılır. Kur’an’da Kitap, Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur ve vahiy karşılığından da zikir kullanılmaktadır.439 Kur’an’ı ahlak edinmek, İslam’ı bütünüyle hayat tarzı haline getirmektir. Yalnızca Allah’ın adını binlerce söylemek tek başına zikir olmadığı gibi bir anlamda ifade etmez. İslam ve Kur’an bir bütündür bu bütünü yaşamak ancak zikirdir.440 Özkan “…zikir yalnız anmak değil tüm hayat hadiselerimizde düşünceden davranışa varıncaya dek, Allah rızasını gözetmek ona göre hayatı tanzim etmek hadisesidir”441 diyerek gerçek manada Allah’ın da razı olup peygamberinin de uyguladığı anlamda bir tarif yapar.

Kur’an’da bazı kelimeler vardır ki toplumda daha önce de kullanıldığı halde İslam’la beraber yepyeni bir mana kazandırılmıştır. Takva, keramet gibi. Bazı kelimeler vardır ki toplumda yaşayan anlamı esas alınmakla beraber onu ıslah eder kendine mal eder. İhsan gibi. İşte zikr de Kur’an gelmeden Peygamber gönderilmeden kullanılan bir kelime idi. Kur’an bu kelimeyi kabullendi, korudu ve kendi ıstılahları arasına kattı. 442

Kur’an’da değişik ayetlerde geçen zikir ve zikrullah kelimelerinde aslolan odur ki Zikrullah Allah’ı anmak onu hatırdan çıkarmamak demek onun birliğin inanmak ona şirk koşmamak onun yasaklarından uzak durmak emirlerine uymak şükretmek nankörlük etmemektir. Allah kulunda ne istemiş ise kulun bunların tümüne uymasıdır. Bundan maksat ise onu hoşnut etmektir. Diğer bir ifadeyle İslam’ın tümünün adıdır. Rasulullah’ın yaptığı her hareket zikirdir. Çünkü onun yaşantısı, ahlakı Kur’an’dı.443 Allah’da Kur’an’a zikir ismini vermektedir.

Zikrullah İslam’ın tümünü kabul ve yaşamaksa bu bütünün bir ya da iki parçasını zikr saymak Allahın bütün olan dinini küçültmek daraltmaktır. Bunu ister bilerek isterse bilmeyerek yapsın yapılan Allah indinde kerihtir. Zira ayetlerin bir kısmını kabul bir kısmını red mi ediyorlar.444 Diye kullarını korkutan Allah böyle yapmanın İslam olmayacağını belirtiyor.445

Özkan, “Şu veya bu vakitte Allahın isimlerinden birkaçını söylemek bunu da aklını kaybedecek şekilde yapmakla zikir olmaz. Bu sevap kazandırmaz. Bilakis aklın idraki çıktığında sorumluluk kalkar ve hiçbir şey elde edilmiş olmaz 446 der. Yani tasavvuf ehlinin kendinden geçerek –hiç de hoş olamayan bir şekille-yaptıkları şeyler Allah’ı razı edecek bir zikir değildir. Bilakis Müslümanları uyutan bir durumdur. Uyutmuşluk da Müslümanlığa yakışan bir durum değildir.

Zikir belli zaman ve şekillerde değil de hayatın her alanında olmalıdır. Belli sayı ve şekle sokmak ancak kolaycılık olur. Müslüman’ın ise her hali Allah’la beraber ve Allah için olmalıdır.

  1. Mehdilik

Özkan mehdi konusuna İslam’ın ruhuna uygun hareket ederek şunları söyler. “Mehdi, halk arasında Hızır olarak bilinen kişilikler uydurma, esatiri kişiliklerdir. Yaşamamış, gelmemiş ve gelmeyecek kişilerdir. Kelime anlamı itibarıyla Mehdi ise doğru yolu gösteren herkestir. Örneğin siz biz veya bir başkası Allah’ın Kur’an’ında belirttiği yolu gösteriyorsa yaptığı, iş doğru yolu göstericiliktir, yani Mehdiliktir. Bundan başka bir mehdi yoktur. Kur’an böyle buyuruyor. el-Hadi yalnızca Allah’tır. O’nun hidayet ettiği bizlerin her biri de O’nun yolunu gösterenler olduğumuz sürece Mehdilik yapıyoruz, doğru yol göstericiliği yapıyoruz demektir.”447 Mehdilik doğruyu göstermekse Allah doğru yolu gösteren kitap göndermiştir. Ama Müslümanlar kolaycılığa kaçmış biraz da işi üzerinde atarak kendi dışında birilerin işi yapmasını beklemişler. Bu sefer sakat bir inanç olarak mehdilik ortaya çıkmıştır.

Mehdi, Mesih, Hızır gibi ölümsüzlüğe kavuştuğu ve gökyüzünden inip insanlara yardım edeceği ile ilgili rivayetlerin tümü İsrailiyattır. 448 Özkan “Bu konudaki rivayetlerin çoğu zayıftır itikatte amel edilmez, çünkü Kur’an dışıdırlar”449 diyerek böyle bir şeyi kabul etmez.



389 Özkan, Kargıpınarı Kampı, 01.01.1994.

390 Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 48-49.

391 Krş.,Hayrettin Karaman;Ali Bardakoğlu;Yunus Apaydın,İlmihal(İman ve İbadetler), 56

392 Özkan,”Tasavvuf; Bir Ayrı Din”, İktibas, 8(1990), Sayı:141, 11;Özkan, Tasavvuf ve İslam, 21-22. 393 Özkan, Selam İle I, 218.

394 Özkan, Selam İle II, 37.

395 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar” , İktibas, 6 (1986), Sayı:116, 45; Özkan, Selam İle I, 218-220.

396 42. Şura, 11.

397 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 22-24.

398 36.Yasin, 82

399 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:118, 46.

400 Özkan,”Tasavvuf; Bir Ayrı Din”, İktibas, 8(1990), Sayı:141, 13; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 25.

401 Özkan “Tasavvuf ve İslam Paneli”, Erzurum, 04.12.1993.

402 7.Araf, 31.

403 Özkan, “Tasavvuf; Bir Ayrı Din”, İktibas, 13; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 25; Özkan “Tasavvuf ve İslam Paneli”, Erzurum, 04.12.1993.

404 Özkan, “Tasavvuf ve İslam Paneli”, Erzurum, 04.12.1993.

405 Özkan,”Tasavvuf; Bir Ayrı Din”, İktibas, 14; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 27.

406 Özkan, “Tasavvuf; Bir Ayrı Din”, 14; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 27.

407 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 189-190.

408 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 228.

409 Özkan, Selam İle II, 137.

410 Özkan, Selam İle I, 222.

411 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:118, 47; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 436.

412 Abdulhamit Bayırbaşı, “Ercümend Özkan’ın Tasavvuf Anlayışı”, İktibas, Ercümend Özkan Özel Sayısı, Sayı:205, 51.

413 Özkan, “Velayet-Velilik”, İktibas, 5 (1985), Sayı:107, 5; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 51-52; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 141-142.

414 Özkan “Velayet-Velilik”, 5-6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 144; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 53.

415 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 152-153.

416 Özkan, “Velayet-Velilik”, İktibas, 6; Kuranda ki bu ayetler için bkz., 18.Kehf, 44-102; 9.Tevbe, 23; 45.Casiye, 19; 8.Enfal , 72-73; 42.Şura, 6; 13.Rad, 16; 4.Nisa, 119.

417 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 146.

418 Özkan , “İktibas’a Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:116, 43

419 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 149.

420 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 434.

421 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 149-150; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 58-59.

422 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 157.

423 Özkan, “İktibas’a Mektuplar”, İktibas, 6 (1986 ), Sayı:6, 45.

424 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 58

425 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 272.

426 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 435.

427 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 55.

428 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 76-77.

429 Özkan, Selam İle II, 483.

430 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 228.

431 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 230.

432 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 427-428.

433 Özkan, “İktibastan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:119, 44; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 174.

434 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 58.

435 Özkan, Tasavvuf ve İslam, 175; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 194.

436 Özkan, “İktibastan Mektuplar”, İktibas, 6(1986), Sayı:119, 44; Özkan, Tasavvuf ve İslam, 175.

437 Özkan, “İktibas’a Mektuplar”, İktibas, 6 (1986 ), Sayı:6, 45.

438 Özkan, Selam İle II, 481.

439 Özkan “Zikrullah”, İktibas, 5 (1985), Sayı:102, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 163.

440 Özkan, Selam İle II, 482.

441 Özkan, “Zikir Ne Demektir, Zikir Neleri Kapsamaktadır?”, İktibas, 3 (1983), Sayı:52, 5.

442 Özkan “Zikrullah”, İktibas, 5.

443 Özkan “Zikrullah”, İktibas, s.6;Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 167-169.

444 2.Bakara, 85.

445 Özkan, “Zikrullah”, İktibas, 7.

446 Özkan, “Zikrullah”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 169-170.

447 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:116, 43.

448 Özkan, Selam İle II, 311. 449 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 8 (1990), Sayı:143, 63.

Etiketler
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir