Ercümend ÖzkanGenel

Ercümend Özkan’ın Dini Görüşleri-Kur’an-

KUR'AN

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslami Bilimler Anabilim Dalı İslâm Mezhepleri Tarihi Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden Yusuf Elmas’ın 2008 yılında yazdığı “Hizbu’t-Tahrir Ve Ercümend Özkan’ın Siyasi Ve Dini Görüşleri” başlıklı Yüksek Lisans Tezinin bir bölümünü istifadelerinize sunuyoruz. Bahse konu tezin siyasi görüşüyle ilgili bölümünü http://www.iktibascizgisi.com/ercumend-ozkanin-siyasi-ve-dini-gorusleri/  yayınlamıştık

ERCÜMEND ÖZKAN’IN DİNÎ GÖRÜŞLERİ

KUR’AN

  1. Kur’an Anlayışı

Kur’an Arapça okuma, okunacak şey, okuma kitabı karşılığında bir kelimedir. Istılahta ise; Allah’ın vahyinden oluşan ve son elçisi Hz Muhammed’e gönderdiği kitabın, bütününü içinde bulunduran yazılı şekline205 denir. Kur’an, Allah’ın insanlar için nasıl düşünmeleri, davranmaları ile ilgili esaslar içeren bir kitaptır. Müslümanların değer ölçüsü mihenk taşıdır. Düşünce ve davranışlarının uygun olup olmadıklarının sağlamasını yapacakları tek kaynaktır. Hem bu kitaba göre düşünecek ve davranacak hem de düşünce ve davranışlarını bu kitaptaki esaslara göre ayarlayacaktır. Kul olabilme testinin yapıldığı kitaptır. Ayrıca ahlak edinme kitabıdır.206 Özkan “Kur’an insanın rabbi ile insanın diğer insanlarla ve insanın kendisiyle ilişkisini düzenleyen kuralların, esasların eksiksiz olarak belirtildiği bir kitaptır”207 şeklinde bir tarif yapmaktadır.

Özkan Kur’an’a bakışımızı “Biz Kur’an’ı hadisle, fukaha sözüyle, haberi ahadla gölgelemişiz. Cilt cilt kitaplar yazmış ve Ku’ran’la kendi aramıza onları üst üste dizmiş ve Kur’an’a ulaşamaz olmuşuz. Elleyemez, dokunamaz olmuşuz. Allah’ın değişmeyen ve her şeyi değiştirebilecek güçteki kitabına yani Kur’an’la aramıza yığdıklarımız Kur’an’ı ve ona uyan sünneti adeta Kaf Dağı’nın ulaşılmaz ardına düşürmüştür”208şeklinde değerlendirerek yapılan hatalar üzerinde durur.

Kur’an’ı nasıl okumalıyız sorusuna Özkan “Allah’ın kitabını anlamak içindekilerine tabi olmak için okumak gerekir. Bu kitabın bize ne maksatla gönderildiğini bildirildiğinden bu kitabı anlaşılan dilden okumalıyız. Geleneksel kültürdeki anlamadığı dil yerine anladığımız dilden okumalıyız.209 Tekrar tekrar okumalı, ayrıca Peygamberin hayatıyla beraber okumalıyız. Hangi olayla ilgili hangi ayetler nasıl sonuçlar doğurmuş peygamber nasıl uygulamış ve Allah’ı razı edebilmenin yolu bütün insanlara açılsın diye Peygamberin hayatını göz önüne alarak okumalıyız. Fakat biz yıllarca anlamadan Arapçasını okumuş bizden ne istiyor ya da ne yasaklanıyor bilmeden okuyoruz.”210 Kur’an’ın Türkçe okunmasıyla ilgili Özkan şunları söyler “Ayetlerin anlamlarını bilerek Arapça orijinaliyle namazda okunmalıdır. Namaz dışında manasını bilmediği bir şeyi tekrar edip durmanın bir anlamı yoktur. Nasıl ki aç bir insan yiyecek dolu bir kavanozu yalamakla doyamayacaksa açlığı giderilmeyecekse anlamadığı dilden yazılmış bir şeyi hele Kur’an’ı yüzünden manasını bilmeyerek okuyup durması ancak okuduğu şeyin hafızı yapar. Anlamadığından kişinin ne düşüncelerinin düzelmesinden ne de davranışlarının düzelmesinden hiçbir yarar olmaz”.211 Böylece Özkan Türkçe ibadete (namaz) karşı çıkmakla beraber namaz dışında tüm eylemlerin (dua)Türkçe olmasını istemektedir.

Özkan Kur’an’ın temas ettiği bazı şeyleri günümüzde anlaşılanın dışında anlamış onlara farklı yorumlar katmıştır bu anlamda örneğin; Kur’an şifadır212 ayeti Kur’an’ın tıbbi hastalıklara şifadır şeklinde değil; içtimai siyasi hastalıkların tedavisi için Ku’ran şifadır, şeklinde anlamıştır.213 Kur’an’ın hükümleri insanı, topulumu siyasi ve içtimai hastalıklardan korur buna rağmen hasta olanları tedavi eder.214

Özkan Kur’an’ın ilk inen ayetleri sırasında ki Hz Peygamberle Cebrail arasında geçenleri çok farklı bir şekilde yorumlar. Şöyle ki, “Kur’an’ ilk vahyi ona Cebrail getirdiğinde, oku demiştir. Ulemadan halka intikal ettirilen şekliyle sanki yazılı metin getirmiş, onu Muhammed’e göstererek, gözlerinin önüne koyarak haydi oku demiştir. Muhammed ben okuma bilmem deyince Cebrail göğsünden tutup sıkmış oda hemen okumuştur. Özkan hâlbuki toplumun çirkefinde bunalan Muhammed alıp başını mağaraya gitmiş bir türlü çıkış yolu bulamamışken, Cebrail kendisine haydi düşünüp duruyorsun ne sonuca vardın söyle de dinleyelim anlamına “Oku yani söyle, anlat bakalım” demiştir. O ise bir sonuca varamadığından Cebrail’e “Ne söyleyeyim, anlatacak, söyleyecek bir şeyim yok, okuyacak şeyim yok” demiştir. Bundan sonra Cebrail öyleyse ben söyleyeyim sen tekrar et, sen benim söylediklerimi söyle” demiş215… olay böyledir bu olayda olağan üstü bir durum yoktur. İşin diğeri tamamen masaldır” der.216

Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz217 ayeti, müşriklerin Peygamberimizin kendilerine vahiy okuduğunda bunları ona filan öğretiyor veya şeytan öğretiyor demelerine karşılık olarak nazil olmuştur. Bununla kasıt Allah Kur’an’ı kendi katında nasılsa öylece kendi resulüne indirdiği, onda bir değişiklik, unutma, yanılma, yanıltma bulunmadığını belirterek Resulüne kendisinin öğrettiğini, kendisinden başkasının vahye herhangi bir ilavesinin olmadığını belirtiyor. Ayetin manası bu iken sonraki Müslümanlar onu Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz gibi anladılar.218 Bunu da takva gereği yaptılar. Bu sonuç yanlış olduğu gibi Müslümanları da Kur’an’dan uzaklaştırmıştır. Böylece Kur’an hiç dokunulmayan hatta anlaşılmayan ve dahası da biz anlayamayız gibi hatalarla Müslümanları Allah’ın kitabından uzaklaştırmışlar hem de bunu kitaba saygı olsun diye yapmışlardır. Böyle olunca peki bu Kur’an anlaşılmaz, dokunulmaz, okunulmazsa öyleyse neye yarar? Kur’an’a değer vermek, saygı göstermek, onun içindekileri okuyup, onunla amel etmekle olur. Yoksa yedi kat muşambalarla saklamakla, öpüp baş üstüne koymakla Kur’an’a saygı olmaz. Allah Kur’an’ı okunsun, el kitabı olsun, hayat düsturu olsun diye indirmiştir. Yatarak, yanınızın üzerinde oturarak, ayakta velhasıl her halde iken okunabileceğini219 ayetle bildiren Allah’a rağmen saygıdan dolayı ele alınmaz oldu.220

Hz. Ömer Müslüman olduğunda kardeşi sen necissin, yıkan, ondan sonra sana Kur’anı vereyim sözünde, Hz. Ömer’in müşrik olduğunu ve müşriklerin necis olduğunu söylemektedir. Fakat şirkten dolayı necasetin yıkanmakla değil, ancak imanla giderileceğini biliyoruz. Diğer yandan Hz. Peygamber ziyaretine gelenleri mescidi nebide karşılıyor, müşriklerden daha kötü olanların, münafıkların her gün mescitte olduğu da bir gerçektir. Hz Ömer’in olayı Hz Peygamberin müşrikleri mescitte karşılaması ve münafıkların bulunması gösteriyor ki, müşrik olan münafık olanda Kur’an’a dokunabiliyor.221 Zaten bir bakıma buna engel olunamıyor, demek ki asıl olan anlayış bu değil, Kur’an’a temiz olandan başkası dokunamazdaki maksat, müşriklerin iddia ettiği gibi Kur’an’ın necis olan şeytan ya da sihirbaz veya kâfir olan rahipler Peygambere öğretmiş değil, onu temiz olan melek Cebrail vasıtasıyla222 olduğu gibi değiştirilmeden gönderilip, bildirilmiştir. Bu ayette bu anlatılmaktadır. Ayet müşriklere bir cevaptır. Diğer yandan cünüpken dokunmak zaruret anında olur. Diyelim ki cünüpsünüz, bu hal Müslüman için ne kadar sürebilir, günde beş vakit namaz kılması gereken bu halde nasıl namaz kılabilir223 diyen Özkan Kur’an abdestli bir şekilde ele alınmalı veya okunmalı şeklindeki geleneksel anlayışı eleştirir.

Kur’an sürekli okunmalı hemen hüküm çıkarılmaya kalkışılmamalı fakat havasına bürünmeye çalışılmalıdır. Onunla düşünülmeye düşünceleri ona hamletmeye ondan düşünceler almaya bakılmalıdır.224

Ku’ran niçin anlaşılmalıdır sorusunu; Kur’an anlaşılmalı çünkü Kur’an anlaşılmadıkça İslam anlaşılmaz, Peygamber anlaşılmaz, fert ve toplumun İslamileşmesi de, Kur’an’ın anlaşılmasına bağlıdır. Bunun oranında fert veya devlet İslamileşir. Böyle bir nitelik kazanır. İslam bir bütün ve bölünemez olduğunda, düşünce ve davranışlarda bütünlük gerçekleştirildiği oranda, kişi ve toplum için İslamilikten bahsedilebilir. Öyleyse Ku’ran anlaşılmalıdır ki, kişi veya toplum hayatında uygulama alanı bulabilsin. Kur’an’da kendini anlatan İslam, hayatın her alanından kendini anlatabilmesi ve insanlara muaheze edebilmesi için Kur’an anlaşılmalıdır. Anlaşılmayan hiçbir şeyin değeri yoktur. Allah gönderdiği bu kitabı insanlara açık225 ve kolay anlaşılan bir kitap226 olarak göndermiştir. Peygamber de böyle uygulamış ve anlamıştır. Ne yazık ki sonraki yıllarda kulları onu anlaşılmaz yapmışlar, anlaşılmaz oranında da yaşanılmaz ve sonuçta dini kendi hayatlarında devlet düzenlerinden uzaklaştırmışlardır.227

Özkan’a göre Kur’an anlaşılmalıdır, hem de o günün insanı daha az bilgili, yetenekli, ufku daha kapalı, çevresi daha dar idi. Buna rağmen Kur’an’ı anlamış iseler, bugünkü insanlar onlardan daha çok birikim sahibi olmaları, mutlaka onlardan daha iyi anlamalarını mümkün kılmaktadır.228 Hatta Özkan biraz daha ileriye giderek “İki devesini gütmeyi emanet edilmeyen insanlar anlamışsa, İbni Mesud gibi kara kuru kişiler anlamışsa, Hz Ebu Bekir gibi ileri gelen insanlar anlamışsa, Ali gibi çocuk, Hatice gibi kadın Ömer gibi kabadayı Kur’an’ı anlamışta bunca birikimi olan insanlar mı anlamayacak. Her zaman ve sınıfta insan anlar” 229 der.

Kur’an anlaşılmaz ise onu biz anlamayacak olanlara onu gönderen, göndermekle en büyük zülüm yapmış olur. Allah bundan münezzehtir. Allah ile zülüm bir arada bulunmaz. Kur’an’ın anlaşılmayacağı düşüncesi din adamlarının halkın üzerinde yaygınlaştırdığı bir yanlış düşüncedir. Özkan “Paganist kültürlerden gelen bir kirliliktir Bu anlayış ruhban sınıfını beraberinde getirir.” İslam’da din adamı diye bir ayrıcalık da yoktur. Kur’an’ı anlamak için indiği ortamda mekânda ve zamanda yaşamak da yeterli değildir. Çünkü Kur’an’ın ilk muhatap olduğu toplumun çoğu onu kabul etmiyor hatta karşı çıkıyordu.230

Kur’an anlaşılamaz ise insan onunla imtihana da çekilememelidir. Kıyamette insanların Allaha ortak bir bahaneleri olurdu. Bize anlaşılmayan bir kitap geldi, bizde anlamadık derlerdi. Allah buna meydan bırakmaz, bırakmamıştır da onun için Kur’an anlaşılmalıdır.231

Kur’an bir sefer okumakla anlaşılmayabilir. Özkan bunu çok ilginç bir örnekle delillendirmeye çalışır. “Nasıl ki bir otomobili bir sefer sürmekle tam şoför olunmuyorsa, kullana kullana şoför olunuyorsa Kur’an da değişik seferlerde okunarak anlaşılır”. Kendimizi Fıkıh, Hadis ve Allahın kelamını anlamakla ilgilendirirsek nasıl anlamayız? Eğer anlamayacak kadar aklımız yoksa zaten bu dinin muhatabı değiliz. Allah’ın verdiği aklı, araç olarak kullanarak uğraşa uğraşa erbabı oluruz. Amma anlamayız derseniz başta yenilgiyi kabul etmiş olursunuz. Anlamazsak onunla nasıl amel edeceğiz.232

Kur’an Arapça kitap olduğu halde dilleri de Arapça olan insanlara hitap ettiği halde kimisi onu anlamamış, kimisi anlamak istememiş, kimisi de anladığı halde indiği olay hakkında bilgisi bulunmadığı için, ayeti anlamada uzak kalmıştır. Ne zamanki olayı şahidinden dinlemiş o an ayetin gerçeğini kavramışlardır.233

Kur’an’ın hitaplarına baktığımızda özel olanlar eyyühel müslimin ya da eyyühel müminin, eyyühel müşrikun veya eyyühel kafirün gibi ifadeler, genel olanlar ise eyyühannas, ey insanlar gibi ifadelerdir. Kur’an herhangi bir dini, kavmi, soyu üstünlük veya aşağılık konusu yapmamış, üstünlüğü takvaya234 bağlamıştır. Bu herkese açık olan üstünlük, ana dili Arapça olanlara da bir üstünlük sağlamamıştır.235

Bir sözün anlaşılması için ayet ve ayetlerin taalluk ettiği olaylardan haberdar olmak gerekir. Kur’an, Arapça konuşan bir kavmin içinde seçilen birine “anlaşılsın diye apaçık Arapça indirildiği’236 ve öncelikle muhatap o topluluk olduğu için onların adetleri, gelenekleri, değer yargıları, giyiniş, davranış biçimleri gibi folklorik tarihi, coğrafi, konumları, hayat tarzları ile ilgili bilgiler gereklidir.237 Kur’an’ı anlama konusunda Hz. Peygamber döneminde yaşayanla günümüzdeki insan aynıdır. Mesela o günde, bu günde dikkat etmeyen konuyu siyak ve sibakı ile ele almayan konu ile ilgili olaylardan haberi olmayan, dilin özelliklerine dikkat etmeyen ve sağlıklı muhakeme yapamayan onu anlayamaz. Resulullahın hayat seyrinden habersiz olan, karşılaştığı olayları ve tavırlarını bilmeyen, Kur’an’ı anlamakta zorluk çeker. Gerek Kur’an, gerek başka bir şey, bir kere okumakla anlaşılmaz. Ayrıca Kur’an yaşanılan hayattan kopuk olmadığından inişi sürecinde, toplumun içinde cereyan eden olayları, toplumun özelliklerini çok yönlü bilmek gerekmektedir.238

Özkan’a göre “özetle yapılacak iş, Ku’ran’ı Kur’an’la anlamaya çalışmak, bunun yanında nazil olduğu toplumun özelliklerini bilmek, meydana gelen olaylardan haberdar olmak, Peygamberimizin konuyu nasıl anladığı ve neler yaptığını bilmek, meseleyi birbirine bağlı olarak bir bütün şeklinde değerlendirerek, Kur’an’a uyan sonucu çıkarmaktır,”239 ancak böyle anlaşılır.

Kur’an’ın anlaşılmasının önündeki engeller üzerinde duran Özkan’a göre; Kur’an’ın anlaşılmaz olduğu fikrini siyasi iktidarlar, ruhban sınıfı geliştirmiştir ve halkı uyutmuşlardır. Rantlarının devam etmesi için herkes anlayamaz; ancak biz anlarız, yanlış anlama günahtır gibi halkla Kur’an arasına engeller koymuşlardır.240

Kur’an’ı anlayabilmenin ilk ve vazgeçilmez şartı Kur’an hakkındaki düşüncelerimizdir. Kur’an’ı gönderen Allah’tır ve kullarının seviyesine göre göndermiştir. Ama bakış açımız çarpık olursa elbette ki anlayamayız. Yıllardır Müslümanlar, Kur’an’a anlaşılmaz gözüyle baktılar ve Kuran’ı anlamayıp hayatlarından  çıkardılar. Öyle bir noktaya gelindi ki, Kur’an’a formel saygılar başladı, hükümleri hayattan uzaklaştı ve netice metni belden aşağı tutmamaya kadar gitti. Elimizdeki bu kitabın Allah’ın kelamı olduğunu söyleyip dururuz. Hiç bir değeri olmaz ve olmuyor da…241

Kur’an’ı anlamanın önündeki engellerin ikincisi ise, Peygamberin gerçeğe uygun olarak tanınmamasından, kabul edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Yani Allah onu sizler gibi birisidir 242 demesine rağmen, ne hikmetse biz, bizim gibi bir peygamber olmadığını, olağanüstü, insanüstü birisi243 olduğunu yaygınlaştırmış ve zihnimize yerleştirmişiz. Olağanüstü olunca da onun yapacaklarını yapamaz olmuş, Müslümanlar için güzel örnek olmasına244 rağmen anlaşılamayan, ulaşamayacağımız biri olup çıkmıştır. Bunun sonucunda Müslümanlar ondan uzak kalmışlardır. Yani Peygamberin örnek olmasını kendi ellerimizle çıkarmışızdır.245

Kur’an’ın anlaşılmasının önündeki engellerin bir diğeri, Kur’an’la muhatap olmadan önce edindiğimiz kültürlerdir. Bu kültür dini toplumsal, ekonomik yaşam tarzıyla olabilir. Yani Kur’an’ın koyduğu ölçülere rağmen davranabilmektedir. Örfün, geleneğin, eski yaşamların insan üzerindeki etkisi mutlaktır. Bu pencereden bakılırsa Kur’an sisli görünür. Onu net göremezsiniz.246

Kuranın anlaşılmasını önündeki önemli bir engel de Kur’an’ın indiği yıllarda, o toplumdaki kavramlar ve yaşam tarzı hakkındaki bilgilerimizin yanlış olmasıdır. Kur’an 23 yılda devam eden, süren bir hayatta inmiştir. Kur’an hayattan kopuk değildi, yaşanan hayatın kendi kurallarına uygun yaşanmasını sağlamaya yönelik gönderilmiş bir kitap öyleyse onu hayattan soyutlarsak onu anlamamız mümkün olmaz. Mesela o gün vurucu güç at idi. Allah savaş aracı olarak at’lardan247 bahsetmişti. Eğer bugün olsaydı at yerine günümüz teknolojisinden bahsederdi. Yine o gün muzun zekâtından bahsetseydi insanlar bu da neydi derdi, ama günümüzde muzun ne olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İşte o toplumla ilgili bilgilerin bilinmemesi Kur’an’ın anlaşılması konusundan önemli engeldir.248

Anlayış, kavrayış, insanın alışkanlıkları, aceleciliği de Kur’an’ın anlaşılmasının önündeki engellerdir. Bir diğeri ve fazlaca yapılan yanlış, Kur’an’ı mutlaka bütünü göz önünde bulundurarak anlamak iken, onu parça parça anlayabileceğinin sanılmasıdır. Kur’an’ın anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biri de, kişilerin Allah’tan korkmak yerine, insanların çekiştirmesi, levm etmesinden korkmasıdır. Bu korku Kur’an’ın gerçek anlamına yaklaşmamızı engeller. İnsanlar ne der, ulema ne der, nasıl olur gibi düşünceler Kur’an’ı anlamaktan insanları engeller, geri bırakır.249Peşin fikirler yargılar, günün, yaşanılan günü anlamaktan uzak olmak, yani gününü anlamayan çevresinde olup bitenleri anlamayan, anlamaktan yoksun insanlar Kur’an’ın nazil olduğu o günü ve şartları dolayısıyla Kur’an’ı nasıl anlar, 250 bu da anlaşılması önünde bir engeldir.

Özkan Kur’anı insanların geleneksel olarak algıladıklarının dışında olması gereken şekilde anlamış. Kur’an’ın hayatın her alanında olmasını vurgusunu yapmıştır. Herkesim insanın anlayabileceğini, yeter ki insanlar biz anlarız diyebilsin diyerek insanların Kur’an konusunda yapmaları gerekeni dile getirmiştir.

  1. Tefsir ve Te’vil

Açıklayıcı, açıklayan, yorumlayıcı anlamlarına gelen tefsir, hem herhangi bir konunun daha çok anlaşılması, hem de bir konunun veya bir kitabın bütünüyle açıklanması anlamlarında kullanılır. Ku’ran tefsiri denilince, Ku’ran ayetlerinin anlamlarındaki varsa anlaşılmazlığa açıklık getirmek, giderek bu işlemi tüm ayetlere yani Kur’an’ın tümüne teşmil etmenin adıdır.251

Ku’ran’ın nazil olduğu yıllarda insanlar, inen ayetlerin kendi dillerinden olmalarından dolayı onu rahatlıkla anlıyorlardı. Ku’ran da anlaşılan bir kitap252 olduğunu söylüyordu. Sahabe anlamadıklarını hayatta olan Peygambere soruyorlar ve böylece onu anlıyorlardı. Daha sonra Peygamberin vefatı ve Ku’ran’ı canlı yaşayan sahabenin vefatları, İslam’ın Arapça bilmeyen insanlar arasında da yayılması Ku’ran’ın anlaşılması için tefsirine ihtiyaç duyulmuştur. Ku’ran, Allah’ın Hz. Muhammed’e gönderdiği vahiylerden oluştuğuna göre bu işin keyfiyeti yani açıklaması öncelikle Allah’a aittir. Çünkü her söz ve iş öncelikle sahibince açıklanmaya muhtaçtır. Bunda önceliği başkasına vermek, bir şeyi ait olduğu yere koymamaktır. Aksi olursa bu zulüm   olur. Allah’ın açıklamasından sonra bu iş kendisine gönderilene düşer. Mademki insanlara bunları Rabbim bana bildirdi253 demektedir, öyleyse bu kitabı anlamak için O’nu dinlemek gerekir. Kur’an 23 senede Hz. Muhammed’e Allah tarafından yaşanan bir hayatla ilgili olarak ve bu hayatın gerçeklerini göz önüne alarak gönderilmiştir. Bu hayata uygunluğu durumunu da göz önüne alan Hz. Muhammed, onları en güzel şekliyle açıklamış ve uygulamıştır.254 Özkan şu ilaveyi de yapmaktadır; “Hz peygamberin vefatından sonra tefsirle ilgili sahabe arasında ihtilafların olması, birtakım ayetlerin mana ve delaletlerinde tereddüt etmeleri peygamberin sünnetinin Kur’an’ın bütününü tefsir etmediği ortaya çıkar. Peygamber risalet görevini Veda Hutbe’sinde gördüğümüz gibi ifa etmiş Kur’an’ı bütünü ile tebliğ ettiği halde bazı manaları açık olmayan mücmel, müteşabih, müşkül olanları sorular ve ihtiyaç nispetinde açıklamıştır. Bununla ümmete içtihat yolu bırakmıştır.”255

İtikadi konularda tefsir ancak Ku’ran’a aittir. Yani Ku’ran neyi bildirdiyse onu almak zorundayız. Bunun üzerine yorum yetkimiz yoktur. İtikadla ilgili ayetlerdeki kelimelerin anlamını da, bu ayetlerin çizdiği çerçevede ve o günkü insanların nasıl anladığı çerçevesini aşmadan anlamaya gidebilir. Usul bakımından kesin ifadeler zanni ifadelerle açıklanamaz. Zan kesinliğe açık getiremez.256

Ameli konularda Kur’an tefsirinde aslolan Kur’an’ın ruhuna uygun rivayetler ile Kur’an’ın tefsiridir. Zira amellerde yanlışlık, tevbe etmekle düzeltilebilir. Ama itikad’da böyle değildir. Amellerle ilgili de başta Kur’an’a başvurmalıyız. Ondan sonra Resulullah’ın bize kadar gelmiş rivayetlerine ki bu konuda Peygamberi gereği gibi anlamak, Kur’an’daki amellerin anlaşılmasında büyük rol oynar. Çünkü Rasulullah Kur’an’ı ahlak edinmiş, yani itikad ve amellerinde, düşünce ve davranışlarında Kur’an’ı ölçü edinmiş ve Kur’an’da bize örnek olarak gösterilmektedir.257

Te’vil ise; bir söz ve davranışa görünen anlamından başka anlam vermeye denir. Arapça evl’den gelir. Kur’an’da on yedi defa kullanılmıştır. Gerek günlük hayatta gerek edebiyatta ve gerekse başka alanlarda te’vil’e başvurulmasının doğurduğu sonuçlar insanlar arasında itilaf olmakta, insanların ayrılıklarını artırmakta, anlaşmazlıkların temelini oluşturmaktadır.258

Te’vil Kur’an’da kullanıldığı gibi anlaşıldığı takdirde, ancak insanlar için aydınlık bir yol olur. Bazen insanlar Kur’an’da anlamı açık olmayan müteşabih ayetlere anlamlar vermişlerdir. İşte bunlar te’vil’cidirler. Bunların vardıkları sonuçlar isabetli değildir. Zira tevil hiçbir esasa dayalı olmayan yorumlama metodudur. Sonuçta zan kuruntu, hayal, gerçekle alakası olmayan şeylerin oluşturduğu şey hak sayılmaya sebep olmaktadır. Bu ise insanlar için saptırıcı olmaktadır.259

Tevil zayıf iradeli esaslı bilgilerden mahrum olan insanların yahut ta niyeti bozuk olanların260 başvurduğu bir yoldur.261

Tevil yapmak ister istemez delilsiz açıklamadır. Bilinenlere dayalı yapılan bir açıklama değildir. Bu tür olay ve davranışların anlamını yalnızca Allah bilir. Tevil bir manada gayb’ın açıklanmasıdır. Bu anlamda gayb’ın sahibi haber vermedikçe kimse bilemez.262 Tevil bilinmeyenin peşine düşmedir. İnsanı sorumluluk altına alır. Vardığı sonuçla hesabını veremeyeceği yerlere götürür. İnsanlar özellikle tevil etmede men edildiği halde, Peygamberden sonra Kur’an’ı açıklamada en çok kullanılan yol olmuş ve sonucunda Allah’ın buyurdukları saptırılmıştır. Hemen hemen bütün sapık düşüncelerin Allah’ın kitabına dayandırıldığı, sapıklıkların mutlaka te’vil sonucu oldukları görülmektedir. İslam akıl dışı olması gerçek dışı bulunması itibariyle, te’vil’i dışlamış, mensuplarını tevil’den uzak durmalarını istemiştir.263

Özkan “İslam akıl dışı olması, gerçek dışı bulunması itibarıyla te’vili dışlamış ve mensuplarını ondan uzak tutmaya özen göstermiştir.” dedikten sonra “Se’be Suresi 14. ayetinde de bunun sonucundan kullarını haberdar etmiş, Ali İmran Suresi 7. ayetinde de men etmiştir Müslümanlara…”264 der. Özkan kuranın ancak Kur’an’la tefsir yapılacağını, İtikadi konularda yine Kur’an’da başka tefsirin olmayacağını, Amali konularda ise tefsirin yapılacağını söyler. Te’vil’de ise isabetli sonuçlar çıkarmak için Kur’an’ın anlattığı şekilde anlamamız gerektiğini söyler.

  1. Kuran’ın İstediği İtikat

İtikad, akide düğümlenip kalma, bir şeyi bağlama, inanma, düğümlenme, bağlanma anlamlarına gelir. Günlük dilimizde akid olarak sıkça kullanılmaktadır. İtikad  özel olarak kullanıldığında kişinin öncelikle inançları ile ilgili anlamı söz konusudur.265 İtikadi sözleşmenin iki tarafı vardır. Biri kul diğeri ise Mabud yani yaratıcıdır. İslam itikadı Allah’ın birliğini vasıflarını zatını sıfatlarını içine alır. Bu sözleşmede tüm detaylarını, esaslarını taraflardan yalnız biri; Allah belirler. Allah’ın bütün esaslarını belirlediği anlaşmaya biz itikat diyoruz. Bu itikada nelerin gireceği nelerin olacağını Allah bilir.266

İtikadın Kur’an’ın koyduğu esaslardan sapması, Kur’an’dakilerden başkalaşması kaçınılmaz olarak bu sapmaları birer başka din haline getirir. Zira İslam akidesi dışına çıkan ve Kur’an’daki itikadi esaslarla çelişen akideler kaçınılmaz olarak bu akide sahiplerini ayrı birer dinin sahipleri haline getirir.267

İslam akidesi diğer ifadeyle, tevhid akidesi Allah’ın zati ve sıfatlarıyla bir tek ve her açıdan benzersiz eşsiz, ortaksız, eşi ve benzeri olmayan bir varlık olarak tanımaktır. İslam’ın temeli budur. Bu akideye aykırı olmayı Allah Kur’an’da belirtmiş ve affetmeyeceği tek suç olduğunu268 belirtmektedir. Bu sebeple ben Müslüman’ım diyen kendisini bu akideye bağlamış kimsedir. Buna bağlanan da kendisiyle çelişkiye düşmemek için, aykırı hareket etmemelidir. Çünkü herkesin kendisine göre İslam’ı olmaz. Zira İslam’ın ne olduğunu, emir ve yasaklarını belirtmeyi, Allah kendi üzerine almış, bunu kullarına gönderdiği Peygamberler vasıtasıyla açıklamıştır. Bunlara da vahiy diyoruz.269

İslam adına söylenecek söz, yapılacak iş, hareket ister siyasi ister içtimai, ister iktisadi, ister kişiliğin özel hali olsun, ister devlet yönetimi olsun, İslami olabilmesi için Kur’an’a dayanmalıdır. Sağlaması Kur’an’la yapılmıyorsa, bu İslam’a aykırıdır.270 Bir tüccar nasıl ki istediği malı getirmeyene ücret ödemiyorsa, Allah’da itikad ve amel olarak kendi hevasıyla karar verdiği şeyleri getirenlere ücret ecir ödememektedir. Böyle bir itikadı kabul etmemekte, böyle amellere de değer vermemektedir. Bundandır ki, kişi kendi zannını din edinmemeli vahye teslim olmalıdır ki, ecir alabilsin.271

Müslüman akidenin ne olduğunu gereği gibi bilmeli, düşünerek tartarak, bunları şüphesiz bir hale getirmeli, sarsılmaz bir doğruluktan emin olmalı ve salih amellere yönelmelidir. İtikadından zayıflığa, bozulmaya asla yer vermemelidir. İtikadı bozuk  olana da sahih itikadı anlatmalı, ona örnek olarak tebliğ etmelidir. Müslüman’ın akidesi hiçbir hurafeye, bidate tahammül edemez, bu gibi Kur’an dışılıklar sahih itikadı bozar, çürütür ve şirke dönüştürür. Özetle Kur’an itikada mihenk taşı olmalı, eksikler Kur’an’la giderilmeli, fazlaları Kur’an’da bulunmadığı için de atmalıyız ki, kurtuluşumuz olabilsin.272İtikadın neleri kapsadığını belirleyen yalnızca Allah’ın sözleridir ve bunda en küçük bir endişe yoktur. Kur’an dışındaki bilgiler ne olursa olsun itikadı belirtemez.273

Kur’an’ı niçin itikad etmeliyiz sorusuna Özkan şunları söyler. “Subut bakımından Allah’ın kelamından emin olduğumuz için, Peygamber aynı işi yaptığı için bu yolu tuttuğu için, kendisine nasıl inanılacağı hususları belirleme yetkisinin Allah’a ait olması lazım geldiği akli deliline dayanarak söylenebilir. Kur’an’da gayba müteallik konular bulunduğu gaybı da en iyi bilenin Allah olduğu için, Kur’an’a girmemiş vahyin bulunmaması, Peygamber din koyucusu değil, din uygulayıcısı olduğu için de biz Kur’an nasslarını itikatta esas alırız. İtikatta insanların değişmez esasları ve Müslümanların inanç birliğine vahdet olmalarına akli ihtiyaç bulunmasından dolayı Kur’an itikadı belirler diyebiliriz. Yani tevhid inancında vahdeti sağlamak ve onun bozulması ihtimalini asgariye indirmek açısından itikatta değişmez esaslara ihtiyaç vardır. Onu da ancak Kur’an sağlar.274

Kısaca Özkan’a göre inanç esaslarını belirleyen yegâne kaynak Kur’an’dır. Bir hususun inanç alanına girmesi için mutlaka Kur’an’da açık bir şekilde yer alması gerekir. Hz Peygamber bile dini esas koyma yetkisine sahip değildir. O ancak Kur’an’da var olanın nasıl tatbik edilebileceğini bize açıklar.

  1. İman

Emin olma anlamına gelen iman şüpheden, tereddütten uzak olmak anlamını da kapsar. İnsan, iman ettiği şey hakkında aksine bir şey varit olmadıkça imanını koruyacaktır. Böyle insana mümin denir.275

İslam, müminleri imanın altı şartı dediğimiz esaslardan emin olunmasını talep etmektedir. İnsan için asıl olan emin olmak olduğundan, öyle ise hemen herkes hayatta bir şeylerden emin olmak durumundadır. Bu durumda emin olunacak şeyleri araştırmak, bulmak, kendisine emin olması için arz edilenleri tahkik edip,  hangisinin gerçeğe uygun olup olmadığını araştırmak durumundadır. 276

Emin olmak (iman etmek için) akıl lazım ve yeterlidir. İnsanın kendisi açısından akıl kendisine sunulanın doğru olup olmadığına akide düzeyinde karar verecek tek yetkili organdır. Aklı olmayana sunulan bir şeyden emin olmayı beklemek abestir. Allah’ta teklifi aklı olana yüklemiştir.277

Her büyük kendisinden küçük olandan, kendisinin yolundan yürümeyi, emrinde olmayı talep etmektedir. Mesela devlet, vatandaşından büyüktür. Yasalarla, kanunlara vatandaşından uymayı ister. Büyük devletlerde küçük devletlerden bir takım isteklerde bulunur. Yapmaları konusunda bir takım yaptırımlar uygular. İşte burada Allah her şeyden büyüktür ki, elbette büyüklüğü kendisine yarattıklarının kendi emirlerinden emin olmasını, uymazlarsa cezalanacaklarını, uyarlarsa mükâfatlanacaklarını bildirme ve isteme hakkı vermektedir. Nasıl ki devletler kendi kanunları üzerine, kanun koyucu tanımıyorlarsa, Allah’ta tanımaz. Devlet böyle yapanlara nasıl ki ceza verip hesap soruyorsa, Allah’ta verdiği mühlet sona erdiğinde böyle yapanlardan hesap soracaktır. İşte biz bu sebeple Allah’ın hükmediciliğinden eminiz. Biz bundandır ki, onun söylediklerine göre, ferdi ve toplum hayatımızı O’nun koyduğu yasalara göre düzenleyip düzenlememekte hesaba çekileceğimizden eminiz.278

  1. Şirk

Ortak koşmak manasında kullanılan bu terim tarih boyunca çeşitli kişi ve toplumların kâh içine düştüğü, kâh civarında gezindiği akide açısından tehlikeli bir konumdur. Allah’a ortak koşmak anlamı hemen anlaşıldığı, sanıldığı, ama hiç de görüldüğü gibi anlaşılamamakta, insanların kendisini uzak tuttukları sanılsa da içine düşülen bir tehlikedir. Şirk kelimesinin geçtiği ayetlere bakıldığında, kendisinin tekliği konusunda Allah çok hassasiyet göstermekte, en çok zatının bilinmesini istediği gibi, bilinmekten razı olmakta kendisinden bulunmayan vasıfları ona izafe etmektense, şiddetle uzak durulmasını tekrar tekrar insanlara bildirmektedir. Kur’an’a bakıldığında da, Allah’ın en çok razı olmadığı şey kendisine ortak koşulmadır.279 En fazla razı olduğu şey ise, tek olduğunu ve buna bağlı olan tek ve kadiri mutlaklığına yaraşır sıfatlarla bilinip, kabul edilmesi ve inanılmasıdır.280

Şirkle ilgili Özkan “Kur’an’ın ve sünnetin ışığında bir tarif verecek olursak, şirkin yalnızca Allah’a mahsus sıfatları azı ve çoğu ile Allah’ın gayrısında görmektir. Bunu yapan kimse bu sıfatların ne kadarını kimde ve ne de görüyorsa, o kimse veya şeyi o nispette Allah’a ortak koşmasıdır diye tanımlayabiliriz”281 şeklinde bir tanım yapar.

Allah’ın en çok değer verdiği ve defalarca zikrettiği husus tevhiddir. Tevhide gölge düşürücü her şeyi şirk olarak değerlendirmiştir. Tekliği o kadar önemlidir ki, kendi emrinden kendi yasağından başka yasak kabul etmeyi kendisinden başka Rab edinmek282 olarak değerlendirmektedir.283

Şirk gerçekle alakası bulunmayan insanların belki de mahsum görülen bahanelerle sevdikleri veya korktukları şeyleri kendi acizleri sonucu, Allah’a daha yakın bulmakla başlayıp, Allah’a ait sıfatları az veya çoğu ile ya da bir kısmı ile sevdiklerine veya korktuklarından görerek devam edip, sonuçta ona ortak koşmaya kadar varan sürecin adıdır. Şirke düşenler sevdiklerinin bildiğini sanırlar. İstenmeden ihtiyaç sahibinin isteğini bilmek Allah’a mahsus iken, böyleleri ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu şeyi sevdiklerine bağışlatırlar. Gönüllere ve rüyalara tasarruf ettirirler. Bereketi, bolluğu, sevdikleri gittiği yerlere yağdırır. Bunların tümü şirktir. Allah Resulünün ifk olayında ayet284 nasıl nazil olana kadar durumla ilgili bilgisi yok iken, Hz.Aişe’nin kalbinden geçeni yaptığını ya da yapmadığını bilmezken, O’nun resulünden mutlaka daha aşağı olan birinin kalplerde geçeni bilmesi, söylemesine inanılması halinde nasıl Müslüman kalınırda, müşrik olunmaz. Bu vehimler gerçek olarak lanse edilip, hala nasıl daha müşrik olunmaz.285

Tevhid, Allah’ı zat ve sıfatlarıyla tek bilmektir. Pratikte tek bilmeme onun sıfatlarını ondan başkasında görme şeklinde tezahür eder. Allah’a ait sıfatlardan herhangi birini bile, Allah dışındaki varlıklarda görme, bunu kabullenme açıkça şirktir. Özkan “bu cümleden Vahted-i Vücut şirktir. Zira Allah’ı tekziptir. Allah yarattıklarının hiçbirine benzemez buyurduğu halde, Vahdet-i Vücut Allah’ın yarattıklarının toplamının benzeri bulunduğunu iddia286 eder. Yeni Eflatunculuk ekolünün görüşü de böyledir”287 der.

Özkan’a göre “…mesela Allah’a ortak koşan bir insan, ömür boyunca zina etmezse hiçbir önemi yok, komşusunun hukukuna ömrünce riayet eden böyle bir insan olsa olsa komşusunu razı eder, komşusunun nezdinde değeri olur, ama Allah’ın indinde değeri olmaz”.288

Yukarıdaki ifadelerden de görüleceği gibi Özkan’a göre şirk İnsanların iyi anlamaları gerektiği bir durumdur. Çünkü Allahın affetmeyeceği tek durum şirktir. İmanla şirk bir arada durmaz. Bu anlamda Müslümanların çok titiz olacakları bir konu oladuğunu vurgulamıştır.

  1. Kuran’a Göre Gayb

Kelime manası itibariyle bilinmeyen, görülmeyen, haberdar olunmayan anlamından daha özel, dar anlamı ise görülebileceği halde görülmeyeni, bilineceği halde bilinmeyeni, haberdar olunacağı halde haberdar olunmayanı kapsamak289 anlamına gelir.

Sebe Suresi 14. ayette Hz. Süleyman’ın ölümü zikredilmektedir. “Hz Süleyman’ın ölümü önlerinde değneğe dayalı olduğu halde gerçekleşmesine rağmen onlar fark edemediler” şeklinde vurgulanıp cinlerin de insanlar gibi gaybı bilmeyecekleri haber verilmektedir. Cin Suresi 26. ayetinde ise “O gaybı bilendir. Kendi görünmez, bilgisini kimseye göstermez” buyuran Allah, gaybın yalnız kendisince bilindiğini, bu bilgiden öğrettiği kadarının bilinebileceğini söylemektedir.290

Gayb bazı ayetlerde saklanması korunması gereken şey anlamındadır şöyle ki “İyi kadınlar gönülden razı olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zamanda koruyanlardır.”291 Burada ırzdan söz edilip, kocasından başkası için saklı bulunması, korunması gösterilmemesi, dokunulmaması gerekenin, korunup saklanmasından da bahsetmektedir. Bu noktada İslam’da kadın ırzdır ve helalinden başkası için gaybdır. Yani saklanması gerekendir.292 Gelecekte bir gaybdır. Kıyamette bir gelecektir ve zamanı bizim için gaybdır.293 İnsanın içinden geçirdikleri, kendileri için bilinen bir şey iken, onu dışa vurmadıkları sürece başkaları için bir gaybdır. Allah’a ise gayb değildir. Gayb ancak yaratılanlar için söz konusudur.294

Resulleri dışında hiç kimse Allah’tan bilgi getirmemiştir, getirmeyecektir de. Resulleri de ancak O’nun bildirdiği kadarıyla bilirler.295 Yani peygamberlerde gayb konusunda eğer Allah bir şey bildirmediyse insanlar gibidirler. 296

İslam’da itikada taalluk eden hususlar genellikle gaybi hususlardır. Bu itibarla ancak haber verilen kadarıyla inanmak gerek, mesela ölümden sonra dirilmek, melekler, ahiret günü, cennet, cehennem, mükâfat, azap, ahiret âlemi ve daha nice mütevatir nasslarla Allah ve Resulünce bize haber verilenler, inanılması elzem olan, inanılmazsa olmaz cinste şeylerdir. Bu konularda ayrıntı Allah tarafından verilmişse vardır. Bizlerdeki bilgi, bildirileni hiçbir surette aşamaz.297

Üstünlük ancak takva sahiplerindendir.298 En çok takva sahibi olan peygamberimizdir. Takva sahipleri için de, gaybı bilmek imtiyaz değildir. Gaybı ancak Allah bilir299. Allah’ın bilgisinden kulları, Peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği kadarını bilir. Peygamberler dahi gaybdan diledikleri istedikleri kadarını değil, ancak Allah’ın kendilerine bildirdikleri kadarını bilir ve insanlara tebliğ eder.300

Gayb Allahın bilgisinde olan bir husustur. Peygamberler dahi kendisine haber veriliği kadarını bilirler. İtikadi konular gayb’e girdiğinden bizlerde ancak haber verilen kadarını biliriz. Buna inanmak durumundayız ki imanımızı koruyabilelim.

  1. Ahiret

Kelime anlamı “son” karşılığı olarak kullanılan ahiret gerçekten sonun ifadesidir. Her şeyde kendisini hissettiren, fark ettiren bir son, kâinatın sonluğundan, insan ömrünün sonluğuna kadar olduğu gibi, aynı zamanda bir duygudur. Özellikle insanlarda bulunan son duygusu, insanın kendisini ifade etmesinde de, bir anlam taşımakta, insan bunu hep düşünmekte, haddini bilmekte, kendisini sınırlayıp, disipline etmektedir.301

Bu dünya hayatı sonludur. Ama yeniden diriliş olan Ahiret’ten sonra başlayacak hayat sonlu değildir302. Bundandır ki bu sonlu dünyadan işlerini gereği gibi yapanlar Kur’an tabiriyle salih amel sahipleri, sonu bulunmayan ahiret hayatında mutlu ve nimetler içinde yüzen olacaklardır. Ayette salihlerin vasıflarından bahsederken, ahirete inanmayı, varlığı kabul edip, ona göre tavır almayı303 ilk vasıf olarak saymıştır. Ahiret hayatının devamlılığını, azaba uğrayanlar için “Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar”304 ve ayrıca “onlar içlerinde ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır”305 ayetinde de ahiretteki hayatın başlangıcı bulunduğu ama sonun olmadığı anlaşılmaktadır. Kur’an ahireti inkâr edenleri inkârcı ve böbürlenen kimseler olduğunu Nahl Suresi 22. ayetinde belirtmektedir. Bu dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, ahiret yurdunun ise hayatın bizzat kendisi olduğu Ankebut Suresi 64. ayetinde açıklanmaktadır.306


 

Kaynak:

205 Ercümend Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 423; Ayrıca Özkan, “Kur’an Ve Sünnet”, Gemlikliler Evinde Yaptığı Röportaj, Ankara 14.12.1991; Ayrıca bkz., Özkan, “Kuran ve Sünnet ”, TOS TV, Hollanda, 10.06.1992.

206 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 1-2.

207 Özkan, Selam İle II, 75.

208 Özkan, Selam İle II, 173.

209 Hüseyin Bülbül, “Ercümend Özkan’ın Kur’an Anlayışı”, İktibas, Ercümend Özkan Özel Sayısı, Sayı:205, 42. 56

210 Özkan, Selam İle I, 74.

211 Özkan, Selam İle II, 70-71.

212 17. İsra, 82.

213 Krş., Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Azim Dağıtım, İstanbul trz., C. 5, 317.

214 Özkan, Selam İle II, 77.

215 Krş., Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, c. 9, 322.

216 Özkan, İnanmak Ve Yaşamak III, 13.

217 56.Vakıa, 79.

218 Krş., Elmalılı M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili,c.7, 411. Ayrıca abdestsiz Kur’an’ın okunamayacağı ile ilgili bkz. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu, Yunus Apaydın, İlmihal (İman ve İbadetler), DİB.,Yayınları, I-II, Ankara 2006, I/196.

219 3. Ali İmran, 191.

220 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 6(1986), Sayı:118, 44; Özkan, “İktibastan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:120, 45-46.

221 Krş., Mustafa Necati Bursalı, Alemlere Rahmet (Hz Muhammed Aleyhisselam), Çelik Yayınları, İstanbul1998, 187 Ayrıca krş., Abdurrahman Şarkavi Özgürlük Peygamberi Hz Muhammed, Çev. Muharrem Tan, Birleşik Yayıncılık, II. Baskı, İstanbul 1996, 104.

222 Özkan’ın bu yorumuna yakın bir yorum için bkz., Hayrettin Karaman, Mustafa Çağrıcı; Kafi Dönmez; Sadrettin Gümüş, Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB., Yayınları, Ankara 2006, V/229-230.

223 Özkan, “İktibas’tan Mektuplar”, İktibas, 6 (1986), Sayı:118, 44-45.

224 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 88.

225 15.Hicr, 1.

226 54.Kamer, 17.

227 Özkan “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız Veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 12(1994), Sayı:186-187, 12-13; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 2-3.

228 Özkan “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız Veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 13; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 3.

229 Özkan, “Kuran ve Sünnet”,Gemliklerle Evinde Yaptığı röportaj, Ankara 14.12.1991; Ayrıca aynı bilgi için bkz., Özkan, “Dinamit programı” Kanal D Televizyonu, İstanbul .

230 Özkan, “Kuran ve Sünnet”,Gemliklerle Evinde Yaptığı röportaj, Ankara 14.12.1991.

231 Özkan, “Kur’anın Anlaşılmasının Önündeki Engeller”, Akabe Vakfı Konferansı, Malatya 12.11.1994.

232 Özkan, “Günümüz Meseleleri ve Çözümleri”, Çorum 04.01.1991.

233 Özkan, “Kur’an Nasıl Anlaşılır”, İktibas, 7 (1987), Sayı:127, 6; Ayrıca geniş bilgi için bkz.,Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 23-25.

234 49.Hucurat, 13.

235 Özkan, “Kur’an Nasıl Anlaşılır”, İktibas, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 27-29.

236 Ayetle İçin Bkz.,12.Yusuf , 2; 13.Rad , 37; 16.Nahl , 103.

237 Özkan, “Kur’an Nasıl Anlaşılır”, İktibas, 7.

238 Özkan, “Kur’an Nasıl Anlaşılır”, İktibas, 7 (1987), Sayı:128, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 29-30.

239 Özkan, “Kur’an Nasıl Anlaşılır”, İktibas, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 34-35.

240 Özkan, “Kuran ve Sünnet”,Gemliklerle Evinde Yaptığı röportaj, Ankara 14.12.1991.

241 Özkan “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 12(1994), Sayı:186-187, 13,14; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 4-7.

242 41.Fussilet, 6.

243 17.İsra, 94-95.

244 33.Ahzab, 21.

245 Geniş bilgi için bkz., Özkan, “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 12(1994), Sayı:186,187, 14-16; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 7-10.

246 Özkan “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız Veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 12 (1994), Sayı:188, 14,15; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 17-19.

247 18.Enfa, 60.

248 Özkan, “Kur’anın Anlaşılmasının Önündeki Engeller”, Akabe Vakfı Konferansı, Malatya 12.11.1994.

249 Özkan “Kur’an’ı Nasıl Anlamalıyız Veya Kur’an’ı Anlamanın Önündeki Engeller”, İktibas, 12(1994), Sayı:188, 15-16;Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 20-22; Hüseyin Bülbül, “Ercümend Özkan’ın Kur’an Anlayışı”, İktibas, Ercümend Özkan Özel Sayısı, Sayı:205, 42-44.

250 Özkan, “Kur’anın Anlaşılmasının Önündeki Engeller”, Akabe Vakfı Konferansı, Malatya 12.11.1994.

251 Özkan, “Tefsir ve Usulü”, İktibas, 9(1991), Sayı:156, s.10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 23-24.

252 15.Hicr, 1.

253 27.Neml, 6.

254 Özkan, “Tefsir Nedir?-Tefsir Usulü”, İktibas, 3 (1983), Sayı: 53, 6; Özkan, “Tefsir ve Usulü”, İktibas, 9 (1989), Sayı:156, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 24-25.

255 Özkan, “Tefsir Nedir?-Tefsir Usulü”, İktibas, 7.

256 Özkan, “Tefsir ve Usulü”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 27-28.

257 Özkan, “Tefsir ve Usulü”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 29.

258 Özkan, “Te’vil”, İktibas, 6 (1986), Sayı:118, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 31.

259 Özkan, “Te’vil”, İktibas, 6 s.5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 32.

260 3.Ali İmran, 7.

261 Özkan, “Te’vil”, İktibas, 6.

262 27.Neml, 65.

263 Özkan, “Te’vil”, İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşama III, 34-37.

264 Özkan, “Te’vil”, İktibas, 6.

265 Özkan, “ İtikat-Akide”, İktibas, 11 (1993),Sayı: 180, 9;Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 117-118.

266 Özkan, Karakurt Kampı,16.10.1993.

267 Özkan, “ İtikat-Akide”, İktibas, 10;Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 119-120.

268 4.Nisa, 48-116.

269 Özkan, “ İtikat-Akide”, İktibas, 10,11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 120.

270 Özkan, “ İtikat-Akide”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 120-121.

271 Özkan, “İtikat-Akide”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 121-123.

272 Özkan, “İtikat-Akide”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 123-124.

273 Özkan, “İktibasa Mektupları” İktibas, 8 (1990), Sayı 133, 64;Özkan, Tasavvuf ve İslam, 210.

274 Özkan, Karakurt Kampı, 16.10.1993.

275 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 77-78.

276 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 78-79.

277 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 80.

278 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 81-82.

279 4. Nisa, 48-116.

280 Özkan, “Şirk”, İktibas, 4 (1984), Sayı:76, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 85-86.

281 Özkan, “Şirk”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 86.

282 9.Tevbe, 31.

283 Özkan, “Şirk”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 87.

284 24.Nur, 11.

285 Özkan, “Şirk”, İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 88-89.

286 Krş., Karaman, Bardakoğlu, Apaydın, İlmihal(İman ve İbadetler), 60.

287 Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 94-95.

288 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 126.

289 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 2 (1982), Sayı: 46, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 97.

290 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 98-99.

291 4.Nisa, 34.

292 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 101.

293 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 101.

294 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 101.

295 7.Araf, 188; 10.Yunus, 20;11 Hud, 31.

296 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 2 (1982), Sayı: 46, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 102.

297 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 2 (1982), 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 102.

298 49.Hucurat,13.

299 2.Bakara, 33; 6.Enam, 59.

300 Özkan, “Kur’an’a Göre Gayb”, İktibas, 31; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 105.

301 Özkan, “Ahiret”, İktibas, 9 (1991), Sayı: 152, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 107.

302 40. Mü’min, 39.

303 3.Ali İmran, 114.

304 2.Bakara, 217.

305 58.Mücadele, 22.

306 Özkan, “ Ahiret”, İktibas, 10-11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak III, 111-115.

 

 

 

 

Etiketler
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir