Genel

“Ey Müslüman İstanbul ahalisi suyunuza domuz cesedi karışmıştır!”

Mehmed Mazlum Çelik - Düşünce Mektebi

Teni beyaz idi, lakin yalnız kıllı elleri ve kollarını gören kişi onu esmer zannedebilirdi.

Yüzü çocuk yüzü gibi ve masmavi gözleri vardı, oysa iri cüssesine uygun gömleği mahallenin terzisi Kemani Efendi’den gayri Devleti Ali Osmaniye’de dikecek yoktu.

Ahmet Mithat Efendi fesini başına giydikten sonra Üsküdar yokuşundan vapura vuran yolu mağrur bir biçimde inmeye başladı. Bu safha pek mühimdi, çünkü evvelki gün tefrika edilen hikayenin henüz yazılmamış sonunu yazmak mümkün olacaktı. Halk ne ister ise onu yazardı koca Çerkez. Nasıl anlarsa öyle yazar, ara sıra bir iki kelam irsal-ı mesel etmekten de geri durmazdı.

Hemencecik etrafını sardı halk, evvela Mithat Efendi’nin içi ezildi. Hepsi ne kadar sefil görünüyordu, bitab idiler, sanki o yazmayı bıraksa İstanbul ahalisinin yaşamak için başka gerekçesi kalmayacaktı. İçlerinde eli bastonlu bir nine seslendi

  • Bre koca ayı, vicdansız öldürmeyecen de mi o ganca kızı! Öldürmeyecen de mi yavrum kıymazsın de mi?

Mithat Efendi’nin keyfi yerindeydi, söylenen her şeye yalnızca tebessüm ediyor, hikayesini tefrika etmeden evvel nasıl bitireceğini az çok kafasında topluyordu. Vapura bindiğinde vapurun kara dumanının yayıldığı İstanbul Boğaz’ına uzun uzun seyre koyuldu, kendi kendine mırıldandı:

  • Madem öyle öldürmeyelim o vakit.

Vapurdan inince direk daireye gidip biran evvel bu ayki istikakını almak istiyordu. Daireye girdiğinde kapıdaki bekçi büyük bir hürmet ile Ahmet Mithat Efendi’yi karşıladı, yol gösterdi. Müdüriyete çıktığında ince bıyıklı kel bir adam Fransızca bağırıyor, herkesi fırçalıyordu. Bir koşuşturmacadır, İstanbul Su İdaresi’ni yangın yerine çevirmişti.

Evvela oturdu, Ahmet Mithat sabırla bu cümbüşü seyre koyuldu. Aradan bir hayli zaman geçince öfkeli adam yanındakilere kendisini göstererek bu kim diye sordu. Ahmet Mithat kendi kendine öğrendiği, hatta öğretmeye de kalktığı oldukça kötü bir Fransızca ile kendisini tanıttı. Kel, kısa ve ince bıyıklı Fransız adam en az Ahmet Mithat Efendi’nin Fransızcası kadar kötü bir Türkçe ile bütün dairede bir yaygara kopardı:

  • Rüşevet, Rüşvet… Vermeyiz, git, yok ol….

Ahmet Mithat, büyük bir vakar ile kalktı, başını sallayarak aşağı indi. Bekçi kendisine durumu uzun uzun anlattı.. Kısa, kel ve ince bıyıklı kişinin Duyun-ı Umumiye İdaresi’nin gönderdiği yabancı şirketler adına atanmış bir kayyım olduğunu anlattı.

Ahmet Mithat, başını sallayarak gazetesine gitti.

Ertesi sabah İstanbullu ahali Tasfir-i Efkar gazetesini yağmalarcasına tedarik ettiğinde evvela şöyle bir manşetle karşılaşmıştı

“Ey Müslüman İstanbul ahalisi suyunuza domuz cesedi karışmıştır,  sakın ha içmeyin!”

İstanbul’u adeta ateş sarmıştı. Halk sokak kuyularının başında uzun kuyruklar oluşturmuş, katti suretle İstanbul Su İdaresi’nin suyuna tenezzül etmiyordu. Bu durum Su İdaresini iflasın ve batağın eşiğine getirmişti.

Ahmet Mithat Efendi yazıhanesinde oturmuş keyifle kahvesini yudumlarken Su İdaresi’nden koşa koşa gelen bekçi Ahmet Mithat’a, Fransız kayyımın kendisinin teşrifleri ile müşerref olacaklarını bildiriyordu.

Koca Çerkez ağır ama vakur adımlarla su idaresine geldiğinde, başta Fransız kayyım olmak üzere tüm İdare çalışanları Ahmet Mithat Efendi’yi kapıda Sadraazam gelirmişçesine karşıladı. Fransız kayyım kendisini tanımadığı için yaptığı kabalıktan ötürü uzun uzun özür dileyip, Ahmet Mithat Efendi’nin istikakını iki katı ile tanzim etmişti.

Ertesi sabah Tasfir-i Efkar şöyle bir manşetle çıkacaktı

“Müjde ey Müslüman ahali! Avcılar domuzun cesedini suyun kenarında bulmuştur. Suyunuz şimdi helaldir.”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir