GenelYazarlardanYazılar

 İslam Dünyası Diye Bir Dünya Var Mı?

Sayısal olarak dünya üzerinde 2 milyar Müslüman varlığından söz ediliyor! Keyfiyet olarak bunun böyle olduğu kabul edilse de kastedilen şey adı Müslüman olması ve bir zamanlar ‘İslam’ın hakimiyetinin’ olduğu, aynı kültürü, aynı düşünceyi, aynı değerleri ve asgari müşterekleri paylaşan bir dünyadan bahsediliyor olsa gerek. İslam dünyası neresidir, bu kavram bir coğrafya mı veya bir coğrafyaya hasretmek ne kadar doğrudur? Bu kavram doğrusu üzerinde düşünülmesi gereken bir kavram. Böyle bir dünya var mı veya bu dünyayı derinlemesine bir analize tabi tuttuğumuz da analiz eleğinin üzerinde % kaçının kaldığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Hele de bu elek “Gazze eleği” olduğunda gerisini söylemeye gerek var mıdır?

Müslümanların içerisinde yaşadığı bir dünya var. Ama İslam’ın onlar üzerine bazı kırıntılarının olduğu, algıların ve yaşananların alt katmanlara inildikçe, dostlukların, düşmanlıkların, mezheplerin, meşreplerin tarafgirliklerin ve çıkarların da mensubiyeti bulunduğu anlayıştan dolayı da dünyalarının farklılaştığı bir realite var ama o dünya İslam’ın arı duru kaynağından referanslı, onun oluşturduğu bir dünya olmadığı açık. Bundan dolayı İslam’ın siyasal olarak hâkim olmadığı bir dünyanın yokluğunu hep birlikte şahitliğini yaşıyoruz. Dolayısıyla da adı ‘İslam’ olan; topluluklar, devletler, örgütler, STK var ama, onlarda da İslam’ın isminden başka her şey var bir tek “İslam” yok.

Bu noktada şunu söyleyebiliriz; halkı Müslüman olan ülkeler var, bu ülkelerin iktidar olarak, gerçekte bütüncül olarak İslam’la bağlarının olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü bu ülkelerde İslam söz sahibi değil; ne dış politikada, stratejisinde, hukukunda, ekonomisinde, eğitiminde… olmayan bir İslam’ı ‘İslam Dünyası’ diye nitelemek doğru değildir. Eğer, gerçek manada İslam dünyası olsa idi, onun başındaki liderler böylesine korkak, sinik/silik ve aşağılanmış bir şekilde mazlumların uğradığı vahşeti bön bön seyretmezlerdi.

Ve buradan ‘İslam Dünyası’ diyerek aziz İslam’a bütün olumsuzlukları yükleyerek, ona çamur atmaya kalkanlar; İslam alemi niye fakir, neden geri kaldı, sosyal adaletsizliklere bağlı yoksulluk, yokluk, yolsuzluk, cehalet ve cehalete bağlı bağnazlık, fanatizm, mezhepçilik, radikalizm, hukuksuzluk, dikta, baskı, zulüm, zorbalık, savaş, iç çatışma ve kör şiddete dönüşmüş terör… tahkirler ve aşağılamalarla şaplonik söylemlerle bakmak derin yaralara ve kafa karışıklığına yol açıyor. Bu nitelemelerinde tamamen haksız da değiller ama biraz da insaflı olmak gerekir; bütün bu olumsuzluklar İslam’dan mı kaynaklanıyor, yoksa kendilerini İslam ile tavsif edenlerin bu dini gerçek anlamda yaşamayışlarından mı? Bu soruya herkesin vereceği cevap belli. Ama bilsinler ki, “güneş balçıkla sıvanmaz.” Allah resulünün uyguladığı, onu ahlak haline dönüştürdüğü ve devlet ve toplumun bütün katmanlarında uyguladığı, İslam’ın temel kaynağı Kur’an hala capcanlı durmakta ve O’nu sahiplenip hayata hâkim kılmak isteyen müntesiplerini beklemektedir…

Belki de şöylesi bir tespitle daha doğru söylene bilinir; 2 milyar Müslüman toplum olacaksınız, 57 tane ülkede kahir ekseriyette olacaksınız ve bunun dışında. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerde 50 milyon üzerinde Müslüman yaşıyor (Çin: 23, Rusya: 17, Fransa: 5, İngiltere: 3, ABD: 2,5 milyon). Hollanda: 946.000 % 5,7 Sadece Almanya’da 4,5 milyon civarında Müslüman var. İngiltere’de Blackburn şehrindeki neredeyse her üç kişiden biri Müslüman olacaksınız sizin inandığınız değerler sizin hayatınız da neşv ü nema bulup, hüküm-ferman olmayacak, daha acısı böyle bir derdiniz de olmayacak, bundan daha büyük ayıp olamaz herhalde.

Tüm bu verilere rağmen Samuel Huntington’ın meşhur “Medeniyetler Çatışması” tezine göre (1993), bir tarafta coğrafi bir tanıma dayanan ‘Batı’ medeniyeti vardır, karşısında ise dinlere dayalı medeniyetler. (Bunların arasında İslam Âlemi de var) Ve bunların mağlup olduğunu söylüyordu!

Kısaca şu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor: Müslümanların yaşadığı ülkelerin yönetimleri hem kendi halklarını hem de Filistin’i aldatıyor. Filistin Davası’na sahip çıkıyormuş gibi görünüp, “saman altından muhtelif sular akıtarak” her türlü diplomatik, ticari ilişkilerini sürdürerek, kendi çıkarlarından vazgeçmiyorlar. Karşı çıkar gibi yapanlar da yaptığı şey en fazla konuşmak, bu da üstelik, mağduriyet ve mazlumiyetin istismarını yapmaları da ayrı bir şekilde “kitlelerin gazını alma” işlevine yöneliktir.

Dünyaya nizam ve intizam vermeye kalkan, 2. dünya savaşı sonrası oluşmuş yapılar, sadece kendileri için adalet arıyorlar ve toplanıp istişare ediyor, o “büyük” devletler. Birer kınama yayınlamadan başka da bir şey yapmıyorlar, bu hallerini bilen zalime daha bir güç veriyorlar, adeta o zalime, “elini çabuk tut bir an evvel öldür öldüreceklerini, bizde bu arada senin öldüremediklerine, senin müsade ettiğin kadar bazı yardımlar yapalım ve üzüntümüzü bildirelim” diyorlar. Ve biz “İslam Dünyası” olarak bu zalimlerden merhamet dileniyoruz!

Kısacası, bugün Gazze olayı bizlere şunu bütün çıplaklığıyla göstermiştir ki, hiçbir şekilde yekvücut bir İslam dünyası diye bir kavram veya bütünlük yoktur. Böyle bir kavram gerçekten olacaksa, ki olmak zorunda, yine ilk Kur’an neslinin oluşturduğu gibi olmalıdır; sadece Allahtan korkan, O’nun rızasını gözeten, yasama ve yürütmesi Kur’an merkezli bir devlet/güç olmalıdır. Tıpkı örneğimiz Allah resulünün yaptığı gibi. Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir