GenelMektuplara Cevap

İslam’da İdam Cezası Var Mıdır?

Soru: Ben İslam’ı enine boyuna bilen biri­si değilim. Fakat bazı olaylar bana çok ters geliyor. Örneğin devrimden sonra İran da İslam adına yapı­lan bir takım uygulamalar kafamı karıştırıyor. Suçlu olduğu söylenen insanların vinçlerin ucunda idam edilmesi gibi. Sorum şu: İslam da idam cezası var mıdır ve hangi suçlara ölüm cezası verilir?

Cevap: Öncelikle samimi itirafınızdan dola­yı teşekkür ediyoruz. Bilmediğini bilmek ve bunu açıkça itiraf etmek bir erdemdir. Bilmediğini bilen insan doğru söze kulak verdiği takdirde öğrenme ve kendini düzeltme şansı var demektir. Ancak bilme­yen ve bilmediğini de bilmeyen insanın ise doğruyu öğrenme ve kendini düzeltme şansı yoktur. Ümit ederiz ki, sizler bu şansı kullanarak doğru bir seçim yapanlardan olursunuz.

Gelelim İslam’da idam cezası olup olmadığı konusuna. Rabbimiz idamla ilgili konuyu şöyle bil­dirmektedir:

“Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryü­zünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öl­dürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.” (Maide 5/33)

“Yalnız bunların içinde tarafınızdan yakalanmadan önce tevbe edenler olursa biliniz ki Allah af­fedicidir ve merhametlidir.” (Maide 5/33-34)

Bu ayette görüldüğü üzere İslam’da ölüm cezası da vardır; öldürme şekli olarak idam edilme cezası da. Yukarıda mealini vermiş olduğumuz aye­ti dikkatlice okuduğumuz zaman hem öldürmenin hem de asılarak öldürmenin zikredildiğini göreceğiz. Olay bununla da bitmiyor, çaprazlama el ve ayağın kesilmesi ve ya sürgün edilmelerinden de bahse­diliyor. Bu ceza kimler için veriliyor? Allah’a ve el­çisine karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkaran/ nefsi ve nesli ifsat eden bozan kimseler için. Bu­nun tespiti ve uygulaması ise; o günün otoritesine bırakılıyor. İşlenen suçun durumuna göre cezanın dozunu ve şeklini o günkü otorite yani devletin içti­hadı belirliyor. İşlenen suç, Allah ve resulüne karşı savaşmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak. Meşru bir İslam devletine isyan ederek devlete karşı savaşan insanlara ölüm cezası verildiği gibi, yeryüzünde fe­sat çıkaranlara da ölüm cezası verilmektedir. Ayrıca işlenilen suçun çeşidine göre el ve ayakların çapraz olarak kesileceği gibi suçun durumuna göre sürgü­ne de gönderileceği bildiriliyor.

İşte bu ayete dayanarak devrimden sonra İran İslam Cumhuriyeti devletinin ruhani lideri Humeyni, uyuşturucu tacirlerinin işlemiş oldukları suçun niteliğini; “yeryüzünü ifsat etmek” olarak değerlendirdiği için bunların idam ederek cezalandırılmasına hükmetmiştir. Çünkü bunlar milyonlarca masum insanın hayatını ifsat eden bir işi yapmaktadırlar. Bu öyle bir hastalık ki bir kere kullanan insanı bile ebediyen madde bağımlısı yapıp hayatının perişan olmasına neden olmaktadır. Bu gün kullananların yaş haddi, orta öğrenim seviyesine kadar inmiştir. Gencecik yavruları zehirledikleri bilinmektedir. Bun­lara hukuk dilinde “müfsidül fil arz” yeryüzünü fesa­da verenler/ nefsi ve nesli bozanlar denilmektedir. Aslında fesat kavramı sadece toplumsal kargaşa ile sınırlı da değildir. Ayeti kerimede rabbimiz onlara yeryüzünde iktidar / imkân verdiğimiz zaman eki­ni ve nesli bozarlar” (Bakara 2/205) buyurmakta­dır. Gerek ahlak, gerekse anlayış olarak toplumları bozdukları gibi meyve sebze ve bil umum tohum-ların genleri ile oynayarak ekini bozmaktadırlar. Dünyevi çıkarları için insanlığın geleceğini karartan bu insanların da aynı durumda olduğunu görmemiz gerekir. Genleriyle oynayarak doğallığını bozdukları meyve, sebze ve tahılların insan hayatı için ne tür tehlikeler ürettiği henüz tam olarak bilinmiyor ise de bilinenler bu konuda yeterli bilgiyi veriyor. İs­rail tohumlarını alanların kanseri eşantiyon olarak aldıkları artık gizlenmiyor. Bu halleri ile bunlar da yeryüzünü /ekini ve nesli bozmakta, doğallığı ifsat etmektedirler. Muktedir bir otorite bunlara asla izin vermemesi gerekir. İnsan sağlığı her şeyden daha önemlidir. İnsanın sağlıklı olması için yiyecek ve içeceklerin doğal ve sağlıklı olması gerekir. Bırakın insanların yiyeceklerini; gerçekten sağlıklı bir ya­şam için hayvanlara verdiğimiz yemlerin de doğal olması gerekmektedir. Etinden, sütünden, yumurtasından istifade ettiğimiz hayvansal ürünler ile de insanların sağlığı etkilenmektedir. Bunlar da birer ifsattır. Hayvan atıklarını yeme katmaları nedeniyle doğası bozulan hayvanların deli dana hastalığı diye bir hastalığa yakalandıkları ortaya çıkmıştı. Bunlar kamuoyundan gizlenemeyenler. Bilmediğimiz duymadığımız ve duyurulmayan nice ifsatlar vardır!..

Merhameti sonsuz olan Allah, bu isyankâr ve fesatçılar için dört çeşit cezalandırma önerdikten sonra; “siz onları yakalamadan evvel tevbe ederlerse bili­niz ki Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir “ buyurarak gerçekten tevbe edip düzelenleri bağışlayacağını ilan etmektedir.

Bundan sonra kasten adam öldürmenin ce­zası olarak ta kısas/ ölüm cezası verilmektedir. Yani “kısasa kısas” tabir edilen bir ceza olarak öldüren öldürülür buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kar­şı kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söyle­nenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakra 2/178)

“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat var­dır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.”(Bakara 2/179)

İnsana verilen fıtrat insanlık tarihi boyunca değişmemiş bundan sonra da değişmeyecek. Bu nedenle bizden asırlar önce gelen Tevrat’ta da aynı hükümlerin varlığını bizzat Kur’an zikretmektedir:

“Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş… Yaralar da karşılıklı kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hük-metmezse işte onlar zalimlerdir.” (Maide 5/ 45)

“Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işken-cenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbet­te o, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl 1/126)

İslam fıtrat dini olması nedeniyle insanlığın selameti için gereken köklü tedbirleri almaktadır. Tüm insanlığın malı, canı. Aklı, nesli, dini ve namu­su emniyette olması için gerekli olan ceza yasala­rını koymuştur. Bunların da titizlikle uygulanmasını istemektedir.(Nur 24/2) Bu nedenledir ki, Allah’ın Elçisi Muhammed (as) : “Kızım Fatıma da olsa eli­ni keserim” buyurmuştur. Çünkü zalime merhamet mazluma zulümdür. Suçluya verilen ceza mazlumun hakkını korumak içindir. Böylece insanların canını, malını, namusunu, neslini ve dinini koruyarak top­lum emniyete kavuşturmuş olacaktır. Hümanistlerin timsah gözyaşları safi zihinleri bozarak, zalime payandalık yapmak; toplumun ifsadını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Şunu bütün ayrıntıları ile bilelim ve inanalım ki, kulları için Allah’tan daha merhametli, daha adil kimse olamaz. Herkese layık olduğunu veren O dur. O’ nun terazisi asla şaşmaz…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı