GenelMektuplara Cevap

İslam’da Tecavüzün Cezası Nedir?  

Soru: Bu ve buna benzer konulara yaklaşımımız nasıl olmalı? Muhtemelen bu adam, zina eden ya da tecavüz suçu işleyen birisi olabilir. Zina suçunun cezasını biliyoruz. Bu olayın tecavüz olma ihtimali yüksek. Bu ve bunun gibi konulara İslam’ın getirmiş olduğu çözüm nedir? Anlatabildim mi bil­miyorum? Yani İslam da tecavüz suçunun cezası nedir veya ne olabilir ki? Gerçek İslam toplumlarında böyle suçların olacağını da düşünmüyorum. Derdimi anlatabilmişimdir umarım…

Cevap: Bu gün İslam ve Müslümanlar küresel tağutların tasallutu altında. İslam’ı ve Müslümanla­rı tüm insanlar nezdinde kötülemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Siyah bayraklı siyah kıyafetli ve eli kanlı kelle kesen IŞİD militanlarını medyada çar­şaf çarşaf servis etmelerinin nedeni de aynı amaca yöneliktir. İş bununla da bitmiyor. Eğitim sistemin-den aile düzenine, dinin akidesinden ahlakına, hu-kukundan varana dek kötülemek, bozmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Son günlerde üzerinde kıya-metler kopartılan kadına şiddet adı altında ailelerin hayatını cehenneme döndürmelerinin suçlusu ola­rak ta İslam gösteriliyor. Kısaca her olumsuzluğun sebebi İslam ve Müslümanlar! İşte gösterime sunu-lan uygunsuz videolar da bunların devamıdır. Özel­likle bu olayları servis ederek insanları İslam’dan tiksindirmek istiyorlar. Düşünmüyorlar ki bu yapı­lanlar gerçekten İslam’ın emri mi? Bu dini ilk tebliğ ve tatbik eden Allah’ın resulü böyle bir şey yapmış mıdır? Ayrıca bugün dünyanın neresinde İslam dev­leti var da hukukunu uyguluyor? Bir düşünce haya­ta hâkim olmadan/ Devlet olmadan o düşüncenin hukuku hayata geçirilemez. Hâkim hukuk buna izin vermez.  Hiçbir hukuk kendi hükümranlık alanını başkasıyla paylaşmaz. O da ayrı bir sorun. Ama insanımız bunları düşünecek durumda değil. Kara propogandanın etkisi altında kalmaktadırlar. Kuran da bu konu Nur suresinde ele alınmaktadır:

“Bu indirip hükümlerini farz kıldığımız bir su­redir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indir-dik.”(Nur 24/1)

Surenin ilk ayetinden itibaren hükümlerinin farz kılındığından, açık seçik ayetler indirildiğinden bahsedilmektedir. Yani gelecek ayetlerin açık ve an­laşılır olduğunu baştan ifade etmektedir. Ayetleri okurken bu ifadelerin altını çizerek okumalıyız. Bu ayeti anlayamadım, burada ne anlatılıyor açık değil deme bahanesini insanların elinden almaktadır. Bi­rinci hüküm:

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe ina­nıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.”(-Nur 24/2)

Zina: Bir erkekle bir kadının kendi istekleri ile evlilik dışı ilişkide bulunmalarına denilmektedir.

Tecavüz: İki karşı cinsin veya aynı cinsin, ta­raflardan birinin rızası dışında veya zorla ilişkide bulunmasına denir.

Ayette “zânî” ve “zâniye” ifadeleri geçmek­tedir. Bu ifade ile kastedilen tecavüz eylemi değil­dir. Aynı zamanda “Muhsan” ve “muhsana” ifadeleri geçmektedir. Bu ifade ile kastedilen ise bekâr ve evli ayrımı yapmadan hür olan kadın ve erkeği ifade etmektedir. Yani bu hüküm bekâr olanlara aittir. Evli olan zânî ve zâniye taşlanarak (recmedilerek) öldü­rülür demeye hiçbir delil yoktur. Yani zina eden evli veya bekâr kadın ve erkeğe yüzer deynek vurarak cezalandırın. Bunu yaparken acıyasınız tutmasın.

Ve de Müslümanlardan bir gurup meydanda hazır bulunsun buyrulmaktadır. Hür olmayan cariyelerin durumu ise daha farklıdır:

“İçinizden inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse ellerinizde bulunan Müslü­man cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise, iffetli yaşa­maları, zina etmemek ve gizli dost da tutmamaları şartıyla, velilerinin izniyle onlarla evlenin, mehirle­rini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınlara verilen cezanın ya­rısı verilir. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden evlenmediği takdirde günaha girmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allah bağışlayan, esirgeyendir.” (Nisa 4/25)

Bu ayet aynı zamanda nur suresi 2. Ayetin­de geçen zani ve zaniye’nin evli bekâr ayırımı yap­madan geneli ifade ettiğinin de bir başka delilidir. Cariyeler evli oldukları halde zina yapınca, kendi durumları ile benzerlik arzeden evli hürlere verilen cezanın yarısı yani 50 deynek vurulmasını emretmektedir. Eğer ölüm olsaydı ölümün yarısı nasıl uygulanacak tı?!

Surenin devamında ahlaki bir denklikten de bahsetmektedir. Zira temiz temize pis de pise ya­kışır. Temiz olan müminlere bu durum haram kılın­mıştır ayeti, dikkatle okunup düşünülmelidir:

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan er­kek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.”(Nur 24/3)

Zira Nur suresi26. Ayetinde Hz. Aişe valide­mize yakıştırılan iftirayı ortaya çıkartan ayeti keri­mede rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkek­lere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olanlar, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rı­zık vardır.” (Nur 24/26)

Sonra genel olarak müfterilerin cezasının ne olduğu konusu gündeme getiriliyor:

“Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiç­bir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günah-kârdırlar.”(Nur 24/4)

“Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”(Nur 24/5)

Bir de eşinden başka şahidi olmayan vakıalar var. Yani eşlerden biri eşini zina ederken görür de dört şahit getiremez ise durum ne olacak?

“Eşlerine zina isnadında bulunup da kendi­lerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onla­rın her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyen­lerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir” (Nur 24/6-7) (bu erkek için)

“Kocasının yalancılardan olduğuna Allah’ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah’ın gazabına uğramasını diler.” (Nur 24/8-9) (bu da kadının yapacağı yemin)

Burada biri yemin eder de diğeri edemez ise diğeri suçu kabullenmiş olur ve zina cezası verilir. Her ikisi de yemin ederse ikisinede ceza verilmez ancak bu olay kesin boşanma sebebidir. Boşanma gerçekleşir.

“Ya Allah’ın size bol lütfü ve merhameti bulunmasaydı ve Allah, tövbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)!” (Nur 24/10)

Genel olarak buraya kadar zikredilenler iki tarafın rızası ile yapılan yasak ilişkiler ile olan hükümlerdi. Bir de eşcinsellik veya lezbiyenlik denilen sapık bir ilişki biçimi vardır. Nisa suresi 15 ve 16. Ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı ara­nızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onla­ra bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.”(Nisa 4/15) (bu kadınlar için)

“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza ve­rin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbe­leri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.”(Nisa 4/16) ( buda eş cinsel erkekler içindir. Orijinalindeki za-mirler erkek şahsiyeti göstermektedir.)

Bunlar Kur’an’da zikredilenler. Zinada ve fu­huş da ikrah yok gönüllülük vardır. Ancak tecavüz olayında ise taraflardan birinin isteği dışında zor kullanılarak yapılmaktadır. Mağdur olanın şahsiye­tinin zarar görmesi, psikolojisinin bozulması, bunalıma girmesi ve insan içine çıkamama gibi olumsuz sonuçları olan bir vakıadır. Bu çirkefliği yapanın yüz deynekle bırakılması vicdanen mümkün değildir. Zinada müşteki yoktur. Tecavüzde ise müşteki var­dır. Müştekinin hakkını savunmak ve hakkı yerine ikame etmek otoritenin görevidir. Otorite mütecavi-ze TAZİR cezası verir.

Tazir cezası insanların mal, can ve namuslarının korunması için suçun işlenme biçimine göre oto­ritenin takdirine bırakılmış bir cezadır. Kınamadan ölüme kadar yolu vardır. Şayet rivayet doğru ise Hendek savaşında kadınları korumakla görevlendi­rilen kimse, kadının birine tecavüz ettiği için Resulullah’ın onu ölümle cezalandırdığı söylenmektedir.

Burada olağan üstü bir durum söz konusu­dur. Birincisi savaş hali, ikincisi ise kendisine itimat edilen, emanet edilen kimse, emanete ihanet et­miştir. Yani bu günün ifadesiyle divanı harplik bir vakıa. Sonucunun ölüm olması gayet tabiidir.

“Cinsel Tecavüz” olayı ile ilgili bir ceza bildiği­miz kadarı ile Kur’an’da açıkça zikredilmemektedir. Ya da biz bilmiyoruz. Şimdi bizim söyleyeceğimiz şey, sadece bize ait bir görüş olur. Bu demek de­ğildir ki bu işi yapanın yanına kalacak! Bu işler üm­metin tümünü ilgilendirmektedir. Bu ümmetin âlimi, idarecisi bir araya gelerek istişare edip bir çözüm ortaya koymaları gerekir. Zina boyutunun cezası bellidir. Hür için yüz, cariye için elli sopa vurulmasıdır. Tecavüzdeki mağdurun hakkını korumak iti­barını iade etmek için suçluyu caydırıcı bir cezanın olması gerekmektedir. İşte bu konu üzerinde düşünülüp bir çözüm üretilecektir. Beşeri sistemlerde de bu konu dikkate alınarak cezalandırılmalarına ka­rar verilmiştir. İnanıyoruz ki Allah Teâlâ hiçbir şeyi ihmal etmez, unutmaz, başıboş bırakmaz. Mala, cana, itibara (iftira olayı gibi) yapılan tecavüzlere gereken cezayı vermiştir. Irza tecavüz olayına da mutlaka bir çözüm önermiştir. Fakat biz bunu göre­miyor olabiliriz. Çünkü ırza yapılan tecavüz de iti­barı iade etmek mümkün değildir. Bu ve bunlar gibi konular ümmetin ortak sorunudur. Makul bir çözümün bulunması gerekir. İslam da otorite bunun için vardır. Mazlumu korumak zalime dur demek onun görevidir. Kötülüğe giden tüm yolları kapatmak ve iyiliğe giden yolları açmak idarenin işidir. İçki içmenin, namazı terk etmenin, orucu tutmamanın cezası da Kur’an da yoktur. Yapılan eylem Allah ile kul ara­sında kaldığı sürece müdahil olunmaz. Ancak alenileştiği veya üçüncü şahısları ilgilendirir duruma gel­diği zaman yönetim devreye girer gereken yaptırımı uygular. Ali İmran 104 de bahsedilen topluluk işte bunun çözümü içindir.

“Sizden, (insanları ) hayra çağıran, iyiliği em­redip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran 3/104)

Bu konuda Maliki Mezhebi mensupları Maide suresinin 33. Ayetinde bahsedilen eşkiyalık suçunu işledikleri için olayın durumuna göre bu cezalardan uygun düşen ile cezalandırılır demişlerdir. Osmanlıda Hadım edilme cezası verilmiş. Daha sonra bu ceza hapse çevrilmiştir. Ayetin hükmü şöyle:

“Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yer­yüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de bü­yük azap vardır.” (Maide 5/33)

Burada Sadece Adam öldürmüş iseler on­lar da öldürülürler. Hem öldürmüş hem de soygun yapmışlar ise öldürülüp asılırlar. Sadece soygun ya­pıp terör estirmişlerse elleri ayakları çapraz kesilir. Sadece terör estirmişlerse sürgün edilirler şeklinde yapılacağı kanaatine varmışlardır.

Düşmüş olduğumuz bu durumun sebebi bizi hayra çağıracak iyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak otoritenin olmayışıdır. Eğer İslam’ın öngördüğü iman, edep-ahlak, terbiye, Allah korkusu, ahiret inancı, yaptıklarımızın hesabının sorulması ve he­sap verme kaygısı olsaydı iş buralara kadar gelmeyecekti. Bir ihmal peşinden bin ihlali getiriyor. Rab­bimiz boşuna demiyor:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de ço­ğunu affeder.” “Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.” (Şura 42/30-31)

Burada gündeme getirilecek çok şey vardır. Tavanı ayakta tutan sütunları kaldırdığınızda tavanın üzerinize çökmesi nasıl mukadder ise; toplumu ayakta tutan insani, İslami ve ahlakî değerleri ha­yattan kaldırdığınız zaman da toplumun çöküntüye uğraması kaçınılmaz olacaktır. Dün yaptıklarımızın cezasını bu gün çekiyoruz. Bugün düzeltmezsek yarın da çekeceğiz demektir. Allah Teâlâ, gönüllerimize takva düşüncesini koymayı, üzerimize takva elbisesini giymeyi, yüreğimize Allah korkusunu kuşanmayı, işlerimizde adaletli olmayı boşuna öğütlemiyor.

Biz rabbimizi dost bilip sözüne itibar eder­sek O’ da bize itibar edecektir. Ve sünnetullahın işletilmesi ile kötüleri ve kötülüğü yokluğa mahkûm edecektir. Bizim yaptığımız süpürgeyi saklayıp or­talığı kirletmeye devam etmek gibidir. Bu durumda kirden ve kirlilikten şikâyet etmeye hakkımız olur mu? Hayra talip olalım, hakka tabi olalım, bunun için bir mücadele verelim, bedel ödeyelim, yerimi­zi yönümüzü belirgin hale getirelim, durduğumuz zeminin doğruluğundan emin olalım, sonra da sa­mimiyetle rabbimize yönelip huzur ve saadet iste­yelim. Emniyet isteyelim. Keyfi uygulamalara yer ve imkân vermeyelim. Keyfini ilah edinenlerden olma-yalım. Rabbimiz Allah olduğundan emin olalım. Biz ondan onun hak ve gerçek olduğundan emin olalım ve O’na teslim olalım ki, o’da bizi emanına alıp em­niyete kavuştursun.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir