GenelYazarlardanYazılar

İ’tidal Nedir Mutedil Nasıl Olunur

Arapçadan dilimize geçmiş olan i’tidậl ve mutedil kavramları günlük hayatımızda kullanırız ama, pek anlam içeriğiyle mündemiç olmasa da birçok Arapça kavramları da bu bağlam içerisinde kullanmaktayız. Esas itibariyle Arapça ‘adl’ kökünden gelen iˁtidāl: “dengeli olma, orta yolu izleme” sözcüğünden alıntıdır. İ‘tidâl, genel tanım çerçevesinde “orta halde bulunma, ölçülü ve ılımlı olma, soğukkanlılık, denge, düzgünlük, doğruluk” şeklinde açıklanmıştır. (Lisânü’l-ʿArab, “ʿadl” md)

İ’tdal kelimesi Türkçe’de “dengeli olma, orta yolu izleme” anlamına gelir. (TDK)

‘Felsefe kültürünün İslâm dünyasında gelişmesiyle birlikte itidal kelimesi “mizaç, karakter ve ahlâkta aşırılıklardan uzaklık, ılımlılık, denge” manasında ahlâk ve psikoloji terimi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, İslâm kültüründe ilk felsefî terimler sözlüğü olan Risâle fî ḥudûdi’l-eşyâʾ ve rüsûmihâ adlı eserinde “felsefe bakımından itidal, yani karakterin dengeli oluşu …” derken bu anlama işaret eder. Ayrıca i’tidal kavramı, eski tıpta ahlât-ı erbaa sayesinde organizmanın düzenli ve sağlıklı işleyişinin insanın kişiliğine olan etkisini de ifade eder. Edebiyatta ise “şiirin vezin kurallarına uygunluğu” anlamına gelir.’ (TDV Ansiklopedisi. İ’tidậl. Çağrıcı M)

Biz mü’minler için i’tidậl üzere olmak ve mutedil davranmak hayatın bütün alanın da uygulanması gereken merkezi öneme haiz bir denge unsurunu oluşturur. İnançtan ibadete, yemeden içmeye, harcamadan infaka, dostluktan düşmanlığa… bütün bir yaşam alanında uyulup ve riayet edildiğinde mutedil olmuş oluruz. Hayat, ölçülü ve dengeli olmakla anlamlı, kıvamlı, yararlı, hoş ve güzeldir. İnancında, amelinde, işinde, söz, fiil ve davranışlarında ölçüyü ve dengeyi yitiren insan; anormal, problemli, başarısız ve huzursuzdur.

Bu bağlamda Kitab-ı Kerim kainatta bütün yaratılmışların i’tidậl üzere yaratıldığını ve onları varlık aleminde tutan şeyin (mizan) denge olduğunu bildirir, Birazcık tefekkür eden birinin bunun Sünnetullah gereği olduğunu ve başka türlü olmayacağını hemen anlar; insanın organlarının yerleştirilmesinde, kartalın kanadından, filin hortumuna, balinadan hamsiye, güneş den aya, dünya dan evrene ve bütün gezegenlerde (insan dışında) her varlığa konulan bir yasa vardır ve her şeyin buna boyun eğiyor oluşu bir dengenin olduğunu ve yıllardır bu dengenin devam ettiğini ve bu sayede sistemin tıkır tıkır işlediğini her akıl sahibi idrak eder. Yeter ki, ulü’l elbab olsun.

Esasında deliller karşısındaki ifrat ve tefrit fıtri ve akli bir isyandır.

Bizim bu makalede üzerinde duracağımız alan daha çok inançta, ahlâkî eğilimlerde, huylarda, tutum ve davranışlarda i’tidậlli davranmanın ve mutedil olmanın önemine işaret etmeye çalışacağız.

Var olan bütün varlığı kendisine boyun eğdiren Allah; bir tek insana verdiği irade sayesinde ki, ona da bu iradesini nasıl kullanması gerektiği konusunda teklifte bulunmuştur. ‘Ey insan senin nasıl yaşaman gerektiğinin hayat programını, seni yaratan tarafından belirlenmiştir senin gibi insan olan biri (Rasüller) üzerinden de sana, yaratıldığın ilk günden beri defeatle tepliğ/teklif edilmektedir. Sen iradene sahip olur bu vahye (proğrama) uyarsan dünya ve ahirette huzur içinde olursun.’ Bu ilkelerin/proğramın birkaçını örneklendirecek olursak…

İtikatta İ’tidl üzere olmayı öğütleyen Kitab’ı Kerim; “gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.” (Fatiha 1/7) gazabı hak ederek yoldan sapanlar dalalet ehli için “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?…” ( Maide 5/116) Meryem ve İsa as için böyle inananlar itikatlarına şirk bulaştırmışlardır. Şirk en büyük zülüm ve sapkınlıktır. Ve şirkin affı da yoktur! (17/İsrâ 15).

Kur’an’ı Kerim’de müştaklarıyla birlikte 218 defa geçen dalâlet kavramı, daha çok hidayetin zıddı olarak “küfür ve inkârı kapsayan sapıklık” anlamında kullanılır (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ḍll” md.).

“…Böylece, onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmelerinden, nebilerini haksız yere öldürmelerindendi. Bütün bunlar, onların asileşip haddi aşmalarındandır.” (Bakara 2/61) Allah ve resullerini getirdikleri vahyi takmamak, emirlerine karşı gelip isyan etmek, haddi aşıp hatta öldürmek, gazabı hak etmektir. Resülü öldürmek; onun hayatla bağını kesmek, onu hiçbir işimize müdahil etmemek ve sadece inanç boyutunda kalmak suretiyle onu öldürmüş oluruz…

Harcamalarda İ’tidậl üzere olmak; “Ellerini boynuna dolayıp cimrilik etme. Tamamen açıp da, saçıp savurma. Yoksa (kendini) kınayarak ihtiyaç içinde oturup kalırsın.” (İsrâ 17/29,) “Onlar infak ettikleri zaman israf da etmezler, cimrilik de yapmazlar; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” Furkān 25/67) “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Kimsenin malını eksik vermeyin. Bozguncular olarak yeryüzünde fesat çıkarmayın.” (Hûd 11/85) ve (Enam 6/152) Kur’an’ı Kerimde bu konuyla alakalı daha birçok ayet olmasına rağmen, bizim içerisinde yaşadığımız ve kendilerini İslam’a nispet edenler harcama konusunda “İsraf”ın haram olduğunu sanki unutmuş gibiler…

Dünya ve âhiret işlerine de İ’tidậl üzere olmak; “Onlardan bir kısmı da “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver; ahirette de iyilik ver! Bizi cehennem azabından koru! ederler.” (Bakara 2/201) “Allah’ın sana verdikleri ile ahiret yurdunu elde etmeye çalış. Ve dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de insanlara iyilikte bulun. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapma. Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28/77)

Esas itibariyle Mü’minin dünya ve ahiret diye bir ayrımı yoktur. Dünyada yaptıklarının karşılığının verileceği yerdir ahiret. Bundan dolayıdır ki, o yaptığı her işte Allah’ı hesaba katar, O’nun ne diyeceğini önceler, çünkü O’na hesabı vereceğinin bilincindedir…

Dostluk ve düşmanlıkta İ’tidậl üzere olmak; “Fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara 2/193) Yeryüzünde baskı, zulüm, zorbalık ve kargaşa tamamen yok edilene dek. Allah’ın yasaları tamamen egemen oluncaya kadar, mücadeleye devam ve düşmanlık sadece zalimleredir… “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” ( Mâide 5/8)

Cezalandırmada İ’tidậl üzere olmak; “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Bununla beraber kim öldürülenin velisi tarafından bağışlanırsa, artık o zaman örfe uymak ve öldürülenin velisine güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Kim bundan sonra zulüm yapmaya kalkışırsa, ona acı bir azap vardır.” (Bakara 2/178) “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl 16/126)

Şahitlikte İ’tidậl üzere olmak; “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa 4/135, Mide 5/8)

Aşırılığı yasaklayan ayetler Kur’an’ın i’tidậle verdiği önemi gösteren örneklerden bazılarıdır. Ayrıca ifrat ve tefrit yönündeki sapmalar yerilmiş, bu hususta sık tekrar edilen “sırât-ı müstakīm” (Dosdoğru yol) tabiri de genellikle inançta, ahlâk ve yaşayışta her türlü yanlışlık ve aşırılıklardan uzak, doğru, dengeli ve orta yol olarak açıklanmıştır.

Her şeyin ama her şeyin aşırı varlığı veya eksikliği zarardır. Bir canlıya hiç su vermemekte, çok fazla su vermek de onu öldürür. İlişkimizde de aşırıya kaçtıkça, onu öldürürüz. Hiç ilgilenmeyerek de çok fazla ilgilenip üzerine düşerek de, karşımızdakine ve ilişkimize zarar veririz. Onun için biz buna kendi literatürümüzde; ifrat ve tefrit diyoruz.

İfrat; haddinden fazla Çok ileri gitmek, uçlarda dolaşmak, aşırıya kaçmak, ölçüyü aşmak anlamlarına gelir.

Tefrit; haddinden fazla gerilerde kalmak, olması gereken seviyenin altına düşme, normalden aşağı anlamlara gelmektedir.

Her şeyin aşırısı zararlıdır. Güzel olan i’tidậl üzere mutedil olmaktır. İnsan orta yolu hem hazmedebilir hem de takat ve güç yetirebilir. Ama ifrat ve tefrit insanın kaldıracağı bir yük değildir.

İ’tidậl; fıtrata en uygun olan, olması gerektiği gibi olmaktır.

Hayatta her şey bir denge üzerine kurulmuştur. Denge yaşam demektir. Denge bozulunca yaşam altüst olur. Eşitlik denge demek değildir. Hak etmeyene eşit davranmak, adaletsizlik demektir. Adalet hak edene hak ettiği kadarını vermektir.

Kậinat denge üzerine kurulmuştur, dengenin olmadığı toplumlarda fitne, fesat, kargaşa ve ahlậki çöküntü baş gösterir, kaosun, kargaşanın olduğu yerde her şey altüst olur. Böylesi bir ortamda hiçbir şey güvende değildir. Dolaysıyla mutedil olunursa hayat anlamlı, tatlı, kıvamında hoş ve güzel olur. İnsanlar ölçülü, dengeli, âdil ve mutedil olsunlar diye yüce Allah, “Şüphesiz biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitap ve mizanı indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler…” (Hadîd, 57/25). Kur’an’ı karimde 23 defa geçen “mizan” kelimesi; tartı aleti, terazi, denge, ölçü ve adil yargı anlamlarına gelmektedir.

“…O’nun yanında her şey bir miktar iledir.” (Ra’d, 13/8) ve “Biz her şeyi bir ölçü ve dengeye göre kıvamında yarattık.” (Kamer, 54/49)

Toplumlarda sosyal dengeyi sağlamak isteyen sağduyulu akıl sahipleri şunu bilmelidir ki, Allah’ın bizlere göndermiş olduğu vahye uyulduğunda ancak bunu gerçekleştirebiliriz. Çünkü vahiy adalet ölçülerini belirler adaletin olmadığı yerde denge olamaz, denge yoksa i’tidậl de yoktur. Bunun korunması, insan oğlunun yapısına (fıtratına) en uygun olan ancak ilahi kurallara uyulmasıyla mümkündür. Beşerî ilişkilerde ilahi yasa insan fıtratına en uygun, ölçülü ve dengeli yasalardır. Yüce Allah, kâinatta her şeyi bir ölçü ve denge ile var ettiği gibi insanların da fert, aile ve toplum hayatlarında dengeli ve ölçülü olmalarını istemektedir. Bu Müslümanlar için tayin ettiği dosdoğru yoldur. Hayatı Kur’an ve sünnet çerçevesinde şekillendirmektir. İnsanlara karşı şahitlik etmek ve onlar arasında adaletin ikamesi için çabalamaktır. Hayatın her alanında İslam’ın emir ve yasaklarına uymak ve Müslümanca yaşamaktır…

Vesselam.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir