
Kaçak Yapılaşma!
Müşrikler bu kitabı değiştir demişlerdi! Şimdinin müşrikleri de bu kitabı örnek olarak yaşayarak getirenden memnun değiller.
Ki; Önderlerinin liderlerinin hocalarının kanaati, Kitapta Allah’ın anlattıklarından önce geliyor..
“Kaçak Yapılaşma!” kelimesi “imar ve yapı kanunlarına aykırı olarak başkalarına veya kamuya ait arazi veya arsalar üzerinde toprak sahibinin bilgisi ve rızası olmaksızın acele yapılmış konut” anlamına geliyormuş.
Bu yazıda temel önermenin: İslam dünyasında bugün İslam’a aykırılığı çok açık olmasına rağmen üstelik “toprak sahibinin de” İster fert ister devlet olsun rızası aranmadan hiçe sayarak! bir “Kaçak yapılaşan peygamberlik” üretilmiştir.
İslam dünyasında özellikle dinin yorumlanmasından kaynaklanan sorunlardan hatırı sayılır bir kesimi de ““Kaçak yapılaşan peygamberlik, uydurma Resul ” müessesesinden geliyor.
Önce konuyu tanım açısından: İslam’ın sert çekirdeğinde, itikadında tartışılmayacak ilkelerden birisi İslam vahyi ile artık yeni bir peygamber/resul gelmeyeceğidir.
İslam, bu konuda uzlaşmaz kimseyle pazarlık yapmaz hatta tartışmaya girmez bir sertlik ve netlik içindedir.
İslam’ın artık bir peygamber/resul, nebi gelmeyeceği konusunda bu sert ve net tavrı etkili olmuş ve genel olarak ana akım İslami yorumların (itikat ekollerinin) hiç birisi bu konuda farklı bir iddia ile ortaya çıkmamıştır. Konu yoruma kapalıdır. Girilmez tabelası ile tecziye edilmiştir.
Ne var ki, Müslümanların “artık başka peygamber/resul gelmeyecek” ilkesine görüntüdeki ve tarihi bağlamlara bağlılığı pratikte By-Pass edilmiştir.
Daha açık ifade edersek fiilen Müslümanlar, kendilerine peygamber/resul, nebi denmeyen ancak neredeyse bütün özellikleri peygamberler/resul gibi kurgulanmış kişiler üretmişlerdir.
Sorunun ana ekseni, kökeni;
“Asla bir peygamber gelmeyecek” derken bir “ “Kaçak yapılaşan peygamberlik /Resul lük ” inşa etmek için aslında hepimizin bildiği bir süreç ve tecrübe yaşanmıştır.
Örneğin, peygambere/resullere vahiy gelirken;
” Alimlere, şeyhlere, evliyalara, kutuplara da ilham gelir.
Müslümanların (!) yaşadığı tüm dünya coğrafyasında türlü türlü dini şeyhler, liderler, din yazarları! “kitabım bana yazdırıldı” derler! Kimi alet etmiş oluyorlar biliyor musunuz? Allah’ı. İlk sapmanın, kırılmanın masumiyet kılıfı ile takdimi burada başlamış oluyor.
Peki, size Allah yazdırdı ise, Haşa, nasıl yazdırıldı?
O halde içlerinde neden bu kadar tarihsel, bilimsel yanlış var? Bu soruların anlamı yoktur. Ustaca kurgulanmış bir strateji ile “ilhamını doğrudan Tanrı’dan” alan adamlar ile çakma kaçak yapılaşmanın peygamberliğin/resullüğün ilk harcı atılmış ve devam etmektedir
İkinci bir örnek resullerin mucizelerine (vahiy) paralel kurgulanan keşif ilham ve kerametlerdir. Tıpkı peygamberler gibi alimler, kutuplar ve diğerleri sürekli kerametler gösterirler. Yani Tanrı bu insanlar için kurduğu düzeni (Sünnetullah ) askıya (!) alır.
“Kaçak yapılaşma peygamberliğin /resul ” ikinci nişanı o nedenle kerametlerdir. Su üstünde yürümek, heybesinden sürekli altın çıkarmak, sorulmayan sorunun cevabını bulmak… Bol keseden kerametler diğerini izler.
Şeyh, kutup geleceği şaşırmadan ön görür,(!) değil, sanki birebir görür !, olup biten bütün hadiseler onu doğrular…
Bütün buna benzer taktiklerle kendisine Resul denmeyen ama nitelikleri ile bir Resulden hiç aşağı kalmayan bir görüntü üretilmiş olur.
Temeldeki, esas sorun İslam dünyasında hem İslam’ın hem de aklın kabul etmeyeceği son derece yanlış bir insan profili üretildiğidir.
Öte yandan bu tip durumlar bir ölçüde popüler yahut folklorik halk İslam’ına ait vakalar olarak düşünülüp geçiştirilebilir.
Evliyalık, kurumsal müessese!
Bu yazıda sorunun kökeni kabaca 10. ile 13. yüzyıllar arasında ortaya çıkan “evliyalık kurumsal müessesinin” doğuşunda yatıyor. Bu dönemde ortaya çıkan Sufiliğin etkisi ile bir tür “evliyalık kurumu, kaçak yapılaşması ” kurulmuştur.
Bu müessese ile İslam’da “kalpten ,” “ilhamla gelen ”keşifle – yani laboratuvardan, gözlemden, doğadan, bilimsel çalışmadan gelmeyen – bir bilgi türü olduğu kabul edilmiştir. Buna göre açıklayamadığımız bir biçimde “evliyalar”, manevi yollarla “bir şeyler biliyor” hale gelmiştir.
Sufilikle beslenen bu kurumun oluşumunda maalesef Gazali’nin meşrulaştırıcı rolü olmuştur.
Gazali bu mistik anlayışın ana akım İslam’ın içine meşru (kaçak/ olarak – yani elini kolunu sallayarak – girmesine imkân sağlamıştır.
Bu açıdan Gazali bir eleştiriyi hak etmektedir; keşke oluşmasına katkıda bulunduğu bu olgunun zamanla İslam dünyasında nasıl sıkıntılı sonuçlar üreteceğini öngörebilseydi.
Ama!
İslam dünyasında duyular ve gözlem (ve diğer bilinen objektif yöntemlerle) elde edilen bilgi türünün yanına, vahye alternatif; enfüsi, sübjektif bir “bilgi türü” daha eklemlenmiştir.
Ancak “çakma evliyalık müessesi, şeytanın dostları ” bununla yetinmemiş bir de “yaptığım yanlışlarda da hikmet arayın” dayatmasını getirmiştir. Sorgulanamaz bir din üretilerek takdim edilmiştir.
Buna göre evliyaların yazdıkları ve söylediklerinde yanlışlıklar olursa bunları “gark, istiğrak, şatahat” olarak yani “manevi bir sarhoşluk hali içinde söylenmiş” sayarak hoş görmek gerekir!
Ancak “ Kaçak yapılaşma, evliyalık müessesi” her ne hikmetse “yanlışlarının bile aslında bir tür doğru olduğu” inancını da bir kural (iman esası )!haline getirmiştir.
Geleneksel söylemde biraz da övünülerek tekrar edilen bir cümle vardır: “İslam’da ruhbanlık yoktur!” Ne var ki bugün İslam dünyasında fiilen kaçak yapılar öyle ruhbanlar türemiştir ki bunların maddi ve manevi otoriteleri Vatikan’ı bile kıskandıracak kadar geniştir.


