
Varşova Zirvesi’ne Cemal Kaşıkçı cinayetinin gölgesinin düştüğü de söylenebilir. Kaşıkçı cinayeti ABD ve Suudi Arabistan için bölgede attıkları adımları ciddi anlamda sekteye uğratan bir sonucu beraberinde getirmiştir. ABD’nin Suudi Arabistan üzerinden bölgede geliştirmeye çalıştığı siyaset birçok yönden yara almaya devam etmektedir. Suudi Arabistan ve Fas arasındaki gerilimin büyümesi, Katar ambargosu sonrası Katar’ın tüm girişimlere rağmen zorlu süreci atlatmayı başarması ve OPEC’ten ayrılması, Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Arabistan’ın bedel ödemeye zorlandığı Yemen gibi örnekler Suudi Arabistan’ın bölgede imajını ciddi anlamda sarsmıştır.
Ortadoğu’da barış ve güvenliğin geleceğini desteklemek başlığıyla elliden fazla ülkenin katılım gösterdiği Varşova Toplantısı, bölgede barış ve güvenliğin tesisinin İran’ın dizginlenmesi ve engellenmesine bağlı olduğu açıklamalarıyla öne çıkmıştır. Bu anlamda toplantıda Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife: “Bölgesel güvenlik için uzun yıllardır süren Filistin-İsrail ihtilafından çok daha tehlikeli olan İran’dır” şeklinde açıklama yapmıştır. Bu açıklama, toplantıda İran’ın dünya kamuoyunda nasıl konumlandırılması gerektiğine ve İran’ın Ortadoğu’da sorunun temel kaynağı hatta İsrail’in bölgede oluşturduğu kaostan daha çok zarar veren bir konumda olduğuna dair mesajları içermektedir. Esasen toplantı, İran’ı çeşitli alanlarda baskılamanın bir ileri aşamasına geçmek amacıyla atılmış bir adım niteliğindedir. Bu adımı farklı yönlerden değerlendirmek istersek; Varşova Toplantısı’nın ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad’da kurduğu Küre İttifakı’na yeni müttefikler eklemleme amacıyla düzenlendiği söylenebilir.
AVRUPA’DA AYNI MASADA
Bir başka açıdan ise İsrail’in Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmede yeni bir evreye geçme çabası olarak yorumlanabilir. Bu anlamda toplantıda konuşulanların önce İsrail tarafından video ile servis edilmesi ve aradan çok zaman geçmeden videonun kaldırılması bu çabanın test edilmesi niteliğindedir. Arap ülkeleri İsrail ile kurdukları ilişkileri tabanlarına henüz rahatça ifade edemiyor görünmektedir. Doğrudan ziyaretlerde zorlanan İsrail ve Arap ülkeleri Avrupa misafirliğinde bir toplantı gerçekleştirmiştir. Ayrıca İsrail’in toplantıya katılımı ile ABD’nin İsrail’i uluslararası arenada meşrulaştırma yönünde yeni bir adım daha attığı söylenebilir.
İSRAİL-KÖRFEZ BİRLİKTELİĞİ
İran’da devrimin 40. yılına ilişkin ABD Başkanı Trump’ın, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un devrim aleyhindeki açıklamaları siyasi baskının yoğunluğunu açıklayıcı örnekler olarak gösterilebilir. Bunun yanında ABD’li üst düzey yetkililerin İran rejim muhalifleriyle verdiği pozlar ve İran halkına verilen mesajlar ABD’nin Küre İttifakı ile işbirliği içinde İran baskısını sistematik bir şekilde arttırmaya devam ettiğini göstermektedir. Tüm bu çalışmalar Küre İttifakı’nın İran’da rejim değişimi beklentisini akıllara getirmektedir. ABD’nin Ulusal Güvenlik Belgesi’nde haydut devletler olarak değerlendirilen Kuzey Kore ve İran ile ilgili Kuzey Kore konusunda denge konumunu bulan ABD’nin İran konusunda ısrarcı bir şekilde baskıyı arttırması önemli bir fark olarak göze çarpmaktadır. Bir başka örnek olarak ABD, Venezuela’da daha çok sadece kendi çıkarları bağlamında bir siyaset geliştirirken; İran’da, İsrail ve Körfez etkisiyle perçinlenen bir siyasete teşvik edilmektedir. Yani İran üzerinden ABD politikaları İsrail ve Suudi Arabistan eliyle daha sert bir zeminde sürdürülüyor demek mümkündür.
SUUDİ ARABİSTAN BEDEL ÖDÜYOR
Varşova Zirvesi’ne Cemal Kaşıkçı cinayetinin gölgesinin düştüğü de söylenebilir. Kaşıkçı cinayeti ABD ve Suudi Arabistan için bölgede attıkları adımları ciddi anlamda sekteye uğratan bir sonucu beraberinde getirmiştir. ABD’nin Suudi Arabistan üzerinden bölgede geliştirmeye çalıştığı siyaset birçok yönden yara almaya devam etmektedir. Suudi Arabistan ve Fas arasındaki gerilimin büyümesi, Katar ambargosu sonrası Katar’ın tüm girişimlere rağmen zorlu süreci atlatmayı başarması ve OPEC’ten ayrılması, Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Arabistan’ın bedel ödemeye zorlandığı Yemen gibi örnekler Suudi Arabistan’ın bölgede imajını ciddi anlamda sarmıştır. Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı Körfez ülkeleri İsrail ile ilişkileri geliştirmede ilerleme kaydetse de, Kuveyt’in İsrail karşıtı değişmeyen açık politikası dikkat çekmektedir. Bazı yorumcular zirveyi Netanyahu için zafer, Trump için başarısızlık olarak yorumlarken; bazıları da Varşova Zirvesi’nde istediğini alamayacağını bilen ABD’nin Münih Zirvesi’ne İran gündemini daha güçlü taşımak için bu toplantının anlamlı olduğu değerlendirmelerini yapmaktadır. Sonuç olarak bakıldığında Küre İttifakı; Kaşıkçı Cinayeti, Yemen başarısızlığı, Katar’a ambargonun yeterli karşılığı bulamaması gibi gelişmelere rağmen bölgede girişimlerini sürdürmektedir. Bu açıdan konu Küre İttifakı açısından bir başarı olarak görünebilir. Diğer taraftan ise, Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan yönetiminin peşini bırakmayacak bir sürece evirilmesi, Arap ülkelerinin İsrail ile kurulan ilişkilerin sürdürülebilir bir hüviyete kavuşturmasının zorluğu ve bölgenin iki önemli ülkesi Türkiye ve İran’ın genel olarak ittifakın girişimlerine karşı çıkması bu ittifakın başarı kazanmasının zorluğunu göstermektedir.

