
Para, insanın önemli buluşlarından ve vazgeçilmezlerinden. Aracı olma konumunda.
Para da bir nesnedir, diğer şeyler gibi. Kullanılan eşya neyse para da bir bakıma odur.
Para, önemli olduğu kadar da tehlikeli. İnsanın kazancının karşılığı, geçmişte daha çok eşya iken daha sonra bir başka eşya olan para her şeyin yerini almıştır.
İnsanın hayatında aşırılıklar hemen her alanda kendini gösterir, gösterebilir. Birçok şey sınırları aşar, aşırı tutkular hâline gelir. Aşırılıkların başında da para gelir. Öyle ki insan hayatında edinme isteklerini karşılayan tek nesne hâline gelir.
Her şeyin aşırılıkları insan için tehlikeli. Aşırılıkları besleyen, tetikleyen de para.
Eskiler paraya “elin kiri” deyimini uygun bulmuşlardır. Bu, birçok açıdan değerlendirilebilir. İnsanı kirlere sürükleyen bir kirlilik.
Kapitalizm, dünyasını para, paranın işlevi üzerine kurar. Onu artırmanın bütün sınırlarını aşar, sınır tanımaz. Onu çoğaltmak için kiri kirle kabartır veya çoğaltır.
İslâm, insan hayatını doğası üzerine inşa eder. Aşırılıklardan uzak tutar. Bunların da sınırlarını belirler. Bu, insanın hem doğası hem de gerçeği.
Müslümanlar inançları gereği haram olandan kaçınırlar, kaçınmaları gerekir. İnsanlığı uçurumlara sürükleyen para-faiz ilişkisinden genelde uzak durulur ve hatta ikrah edilirdi. Müslümanların para, sermaye sarmalına kapılmaları sınırları aşmaya neden oldu. Banka, kredi kartı, faiz, tüketim hızı baş döndürdü. Bu hız, ilkeleri ve sınırları ezdi geçti. Bir yandan namaza durur, oruç tutulurken bir yandan da banka, kredi, kredi kartı, kartlı borçlanma hemen her şeyi tersyüz etti.
İnsanlar maaşlarını alabilmek için banka kartına mecburdurlar! İnsanlar alışverişlerini banka veya kredi kartlarıyla yapmaya zorlanmış ve itilmişlerdir. Ev, araba gibi önemli ve zorunlu olan şeyleri edinebilmenin tek yolu banka kredisi kullanma zorunluluğu. Kapitalist sistemde varlık edinebilmenin tek yolu banka kredisidir. Faiz veya sistem karşısında eriyen sermaye nedeniyle faiz ve bankaya zorlanılan bir durum.
Sisteme uyum sağlayan Müslümanlar, sitemi bozacak, kendilerine özgü bir yapıya sahip olabilmek için bir çaba göstermiyorlar. Kapitalist sisteme bağlanmaya ve onunla yaşamaya bakıyorlar. Sistemin bir aracı hâline geliyorlar, güçlendiriyorlar. Ve artık haram olan, ikrah olunan şeyi rahatlıkla içselleştiriyorlar. Namaz kılıyor, oruç tutuyorlar, faizli sistemin hakkını da teslim ediyorlar. Hem de fazlasıyla. Kapitalistten daha azgın kapitalist oluyorlar.

