Yazılar

Seküler Dünyada YENİ TÜRKİYE’NİN STRATEJİK/İDEOLOJİK ÖNEMİNİ Farkedebilmek

Gelişmelerin sıcaklığında bazı şeylerin ayırdına varmakta zorlanılmaktadır.Ya da küresel veya yerel, sistem içindeki pozisyonlarına paralel olarak gelişmeleri kendi lehlerine bir algı oluşturmak üzere, hiçbir ahlaki ve ilkesel kaygı duymadan kullananlar, gerçeklerin önemli boyutlarının üstünü örtenler öne çıkarılmaktadır

Oysa, dünyada ve bölgedeki gelişmeleri, Yeni Türkiye’yi peş peşe ziyaret eden önemli liderlerin gündemlerini analiz etmeye çalışanlar; ister değişen dünya ve bölge dinamiklerini, isterlersede söz konusu değişimin dönemsel tezahürlerini öne çıkarmamalılar, bazı temel gerçekleri görmezden gelmemeliler.Eski dünya-yeni dünya kavramları ve bunların temel parametrelerini, değişen şartların üzerinde hareket ettiği ideolojik ekseni görmezden gelerek, bazı hassasiyetler üzerinden yapılan manipülasyonlarla gelişmeleri açıklayamazlar.Eğer çeşitli nedenlerle bu yanlışı yapmaya devam ederlerse de eski dünyanın oryantalist kafaları, gelişmelerin seyri içinde “künde üstüne künde”ye maruz kalırlar…

Hafızalarımızı yoklayalım.Söz konusu çevreler Yeni Türkiye’yi; “eksen kayması” ile, “otoriterleşme” ile, kendilerinin ürettiği “IŞİD ile mücadeleye yeterli katkı vermemek”le suçladılar.Aslında bu temelsiz suçlamalarıyla bazı gerçekleri gözden kaçırabileceklerini, oluşturacakları algı ile zaman kazanabileceklerini hesap ettiler.Halbuki Türkiye eski Türkiye değildi.Değişen bölge ve dünya şartlarının kendisine açtığı alandan yararlanarak, dış politikasını , “stratejik ittifak ilişkisi” çizgisinde belirleme konumu değişmişti.Hatta yeni misyonu farklı davranmayı  gerekli de kılıyordu.Yeni şartlarda stratejik ittifak ilişkisi içinde olduğu ABD ve AB’ndeki dostlarıyla temel konularda /politikalarda karşı karşıya gelmeden kendine açılan alanı kullanabilecek durumdaydı artık.Birileri, bu gerçekliği, okumaktan ve/veya ifade etmekten kaçınmaya devam etse bile konunun bilincinde olan Batılı/ABD’li dostları, bazende düşmanları bunları dillendiriyordu.Ne var ki dönemsel bazı gelişmeler, konjonktürel görüş farklılıkları ve çıkar çatışmaları söz konusu ilişkiyi görünmez hale getirmekteydi.Üstüne üstlük bir de bölgede yaşanan fetret döneminin yansımalarından biri olan Yeni Türkiye’ye yönelik kontrollü operasyonlar (algı yönetimi çabalarıya birlikte), her iki yüzüyle Yeni Türkiye’nin hak etmediği bir nitelikle anılması sonucunu doğurmaktaydı.Ve bu çift taraflı algı operasyonunda kritik unsur, ilkesel olanlarla dönemsel/konjonktürel olanın ayırt edilmemesi, özelliklede Yeni Türkiye savunucularının bunları bilinçli olarak birbirine karıştırmalarıydı.Halbuki Yeni Türkiye, ne düşmanlarının/muhaliflerinin büyük bir kısmının iddia ettiği gibiydi, ne de yandaşlarının/(bu ideolojik çizgiyi) çıkış olarak görenlerin ima ettikleri gibi bir niteliğe sahipti.Ve Yeni Türkiye, değişen dünya ve bölge şartlarının zorladığı gerçeklikler ile bazı kadroların gelecek beklentilerinin kesiştiği bir çizginin ürünüydü.Yeni konumu ve misyonuyla paralel duruşu ve politikaları, bazılarının iddia ettikleri gibi saf idealizm ürünü olmadığı gibi Yeni Türkiye’nin artık kendi politikalarını kendisinin belirlediği/kurguladığı da tam olarak doğruyu ifade etmemekteydi.Söz konusu politikalar, değişen dünya ve bölge gerçekleriyle doğrudan alakalı ideolojik bir çizginin ürünüydü.Artı, bu ideolojik çizgi ve bölge gerçekleri doğrultusunda orta ve uzun vadeli stratejik okumalara, reel/gerçekçi güç hesaplara ve küresel ittifaklara dayanmaktaydı.Nitekim bu gerçekliği çeşitli nedenler ve kaygılarla doğru okuyamayanlar, ya Yeni Türkiye’ye İslami beklentilerle yaklaşmaktalar ya da reaksiyoner bir bakış açısıyla ciddi düzeyde yanılmaktadırlar.”Sıfır Sorun Politikası”nın iflas ettiğini, Türkiye’nin “eksen kayması” yaşadığını ve hızla “değerli yalnızlık” lara kaydığı iddiasında bulunanlar bir kez daha yanıldıklarını görmektedirler.Keza Yeni Türkiye’ye kategorik olarak karşı/düşman olanların yanıldıkları bir hususta, uygulanan politikaların Erdoğan ve Davutoğlu’nun fantazileri olduğu veya onların tercihlerinin bir sonucu olduğudur…

Bir kez daha altını çizerek belirtmeliyiz ki istenilse de istenilmese de, birileri gelişmeleri farklı yerlere taşısalarda dünya eski dünya değil, bölge eski bölge değil.Dolayısıyla adı üzerinde Yeni Türkiye de eski Türkiye değil.Şunu herkes bilmelidir ki bölge eski dengeler üzerinde uzun süre ayakta duramaz.Ve Yeni Türkiye bölge jeopolitiğinin vaçgeçilmez bir ülkesidir.Yeni dönemin şartları belirginleştikçe hızla önemi ve stratejik konumu artacak bir güçtür.Bunu Yeni Türkiye’nin sadece jeopolitiğiyle de izah etmek mümkün değildir.Söz konusu jeopolitiği vazgeçilmez hale getiren Yeni Türkiye’nin misyonudur.Bölgedeki ve daha geniş hinterlandındaki misyonu ile birlikte okunduğunda Yeni Türkiye’nin duruşu ve ısrarlı yeni politikaları daha net bir şekilde anlaşılacabilecektir.Bölgenin yeniden inşa süreci ve yeni dinamikleri bağlamında bir merkez ülke olduğu gerçekliği farkedilebilecektir.Keza dönemsel olarak farklı bir görüntü veren Suriye politikası hususunda stratejik müttefiki ABD ile çıkar farklılıklarının sınırları ve ilkesel mutabakatları doğru okunabilecektir.Yine Suriye ile derin görüş ayrılıkları içinde olduğu Rusya ile güçlü ilişkiler geliştirme iradesini sadece dönemsel manevralarla, Türkiye’nin Rusya’ya enerji yönünden bağımlılığıyla veya Putin’in ekonomik veya siyasi olarak sıkışık olduğu bir vasatta Türkiye’yi Batı’ya karşı kullanması olarak izah edemeyecektir.Yeni Türkiye’nin bir tarafta stratejik konumunu güçlendirirken diğer taraftan Batılı devletlerin bir kısmının yeniden tartışılır, üzerine algı operasyonu yapılır ülke haline getirebilme riskine rağmen Rusya le ilişkilerini derinleştirmesinin çok daha temel nedenleri olduğu ıskalanmamalıdır.

Değişen bölge ve dünya şartlarında, değişikliğe uğrayan güç merkezleri bağlamında konuya yaklaştığımızda Yeni Türkiye Rusya ilişkilerinde görünenin ötesinde daha derin gerçekler söz konusudur.Adeta bir çok konuda birbirine mecbur iki ülkeden bahsettiğimizi unutmamamız gerekmektedir.Çok boyutlu/kutuplu bir dünyada Batılı değerlere ve ilkelere bağlılığını tartışmaya açmayan bir Türkiye’nin, ABD ve Batılı devletlerle ilişkilerini, eskiden olduğu gibi bir pakt, her konuda ortak hareket eden ülkeler düzleminde hareket mecburiyetinde olmadığını görmeliyiz artık.Ancak tüm bu derin değişiklikler ve yeni şartlara rağmen Yeni Türkiye’nin batılı dostlarının bir kısmı, hala eski alışkanlıkları ve hegemonik yaklaşımlarıyla Türkiye’nin kendilerinin aldıkları kararlara uygun pozisyon almasını beklemekte, hatta içeride ve dışarıdaki eski aktörleri kullanarak buna zorlamaktadırlar.Ne var ki yakın geçmişte İran’a yönelik politikalarında olduğu gibi Ukrayna krizinde de Rusya’ya yönelik yaptırımlarda Yeni Türkiye, Batılı müttefikleriyle ana çizgideki paralelliğini korurken kendi hareket alanı içinde çıkarlarının gereğini yapmaya çalışmaktan imtina etmemektedir.Benzer durum, en azından dönemsel politikalarda Suriye, Mısır ve Filistin’de de kendini göstermektedir.

Ve bu durum Yeni Türkiye’nin yeni konumu ve misyonuyla uyumludur.Hatta ileriye yönelik bir projeksiyon yapıldığında, Yeni Türkiye’nin bu duruşu, eski dünyanın yöntemleri olan kaba zulmün hafiflemesinde de etkili olacaktır.Aynı zamanda Batı’nın Müslümanların yaşadıkları coğrafyada yaptığı her türlü zulmün; işgal, katliam, talan, hırsızlık ve ötekileştirme vb.’nin söz konusu toplumlarda giderek belirginleşen reaksiyonunu, coğrafyanın intikamını alma refleksini Yeni Türkiye’nin misyonunu yumuşatacak bir işlev görecektir…

BİDEN-PUTİN-PAPA VE…

Yukarıda dikkatlerinize sunmaya çalıştığım gerçeklikler bağlamında konuya yaklaştığımızda, son dönemlerde Yeni Türkiye’yi ziyaret eden önemli misafirlerin peşpeşe gelmelerinin nedenlerini, dönemsel ve geleceğe yönelik hesaplarını daha iyi anlayabileceğimizi söyleyebiliriz…

Öncelikle belirtelim ki Putin’in Rusya’nın sıkıntıda olduğu, Yeni Türkiye’nin ise algı operasyonlarıyla karşı karşıya olduğu bir konjonktürdeki kritik ziyareti, iki ülke ilişkilerinde yeni açılımlara kapı araladığı için muhakkak önemlidir.Ama bu ziyaretin en önemli boyutu, Putin’in, mevcut Güney Akım Projesi’nin iptali ve Avrupa’ya gaz satışını Yeni Türkiye üzerinden yapacakları yönündeki açıklamasıdır.Bununla iki ülkenin enerji konusundaki ilişkilerinde önemli değişikliklerin olması muhtemel olduğu gibi, aynı zamanda Batı’ya çok boyutlu bir mesaj verildiğininde altını çizmemiz gerekir.Söz konusu gelişmeyi, Yeni Türkiye’nin Irak merkezi yönetimiyle ilişkilerinde olumlu adımların atıldığı, Yunanistan ile geniş çaplı ekonomik ve siyasi görüşmelerin yapıldığı gerçeklikleriyle birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan fotoğraf hiçte birilerinin algı yönetimleriyle uyumlu gözükmemektedir.Yeni Türkiye’nin stratejik öneminin giderek arttığı gerçekliğini tekrar hatırlatan adımlar olarak değerlendirilmesi gerekir.Ayrıca söz konusu gelişmeler, malum temel gerçekliklerle birlikte düşünüldüğünde Yeni Türkiye ile stratejik ortağı ABD ilişkilerinde ortaya çıkan dönemsel sıkıntıların aşılmasında da etkili olabileceğini düşünmek mümkün olabilir.

Erdoğan-Putin buluşması, hiç şüphesiz Rusya açısından konjonktürel bir çıkış arayışı, Yeni Türkiye içinse yeni açılımlar fırsatı anlamına gelmektedir.Ukrayna krizinin ortaya çıkardığı ve AB’nin siyasi direnişi nedeniyle iptal edilen Güney Akım projesinin yeni güzergahının boru hattı vanasını Yeni Türkiye’ye vermesi jeopolitik ve jeostratejik önemi büyük bir karardır.Söz konusu proje gerçekleştirilebilsin veya gerçekleştirilmesin her iki ülkenin daha da yakınlaşmasında önemli rol oynayacak ve enerji hatları dengesini etkileyecek nitelikte bir gelişmedir.Ve Avrupa ile birlikte bazı odakların yeni hesaplar yapmasını tetikleyecek boyutlara sahiptir.Nitekim bu yönde işaretler verilmeye başlanılmıştır bile.Soğuk Savaş dönemi ürünü olan Doğu Avrupa, Sovyetler Birliği ve Ortadoğu’ya yönelik yayınlar yapmaya devam eden “Özgür Avrupa Radyosu”nda, tahmin edileceği üzere, Erdoğan ve Putin’e yönelik saldırıların dozajı arttırılmıştır.Söz konusu kararla tek kazananın Türkiye, kaybedenin ise Avrupa olduğu gerçekliğide net bir şekilde dile getirilmiştir.Keza hangi güç odaklarının sesi olduğu bilinen BBC’de, aynı konuda, Putin-Erdoğan görüşmesini “Değerli Yalnızlıklar Zirvesi” olarak niteleyerek rahatsızlıkları ortaya koymuş ve güya algı yönetimi operasyonunu devam ettirmiştir…

Putin’in ziyaretinde yukarıda zikretmeye çalıştığımız önemli kararlar ve anlaşmaların yanı sıra iki ülke arasında ciddi bakış açısı farklılıkları olan konulardaki siyasi yakınlaşma işaretleride dikkati çekmiştir.Bu bağlamda , Suriye ve Ukrayna konularındaki siyasi yakınlaşma belirtileri, öncelikle dönemsel zorlamalardan kaynaklansa da açıkça görülen esnek yaklaşımlar ileriye yönelik hesaplar açısından dikkate değer gözükmektedir.

NATO üyesi, ABD’nin stratejik ortağı Yeni Türkiye’nin, bölgedeki yeni denge arayışlarının kendisine açtığı hareket alanını dikkatli bir şekilde kullanıyor olmasının Avrupa, Ortadoğu ve zamanla Kafkaslar’da yansımaları olacağı gerçekliğinden hareketle Putin-Erdoğan arasındaki siyasi yakınlaşmanın takipçisi olmak lazımdır.

Ayrıca, son gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki Yeni Türkiye Irak ve Rusya kaynaklı enerji projelerinde olduğu gibi Doğu Akdeniz’de gündeme gelen tartışmalı projede de dışarıda tutulması zor olan bir aktördür.Her ne kadar görünen boyutuyla Doğu Akdeniz’deki rezervler; İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasındaki görüşmelerin konusu olsada, Yeni Türkiye’nin içinde olmadığı bir ortaklıkla bu rezervlerin pazara ulaşması kolay gözükmemektedir.Aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki rezervlerle ilgili projelerin, doğalgazın en güçlü üreticisi Rusya’ya rakip olması boyutu da dikkate alındığında henüz netleşmiş bir projenin ortada olmadığı da ortadadır.Yani enerji konusunun değişik boyutlarıyla konuşulduğu, yeni enerji hatları, yeni imkanlar ve yeni dengelerin söz konusu olduğu bir vasatta Yeni Türkiye’nin dikkate alınması bir zorunluluk gibi gözükmektedir.Güney Gaz Koridoru’nun önce Azerbeycan ve Türkmenistan, sonrada İran ve Irak, ileri bir tarihtede Doğu Akdeniz doğalgazının katılmasıyla gerçekleşmesi Yeni Türkiye’nin stratejik boyutunu daha da güçlendirecektir…

Katolik dünyasının lideri, Vatikan Devleti’nin başı Papa’nın Yeni Türkiye’yi ziyareti de önemsenmesi gereken bir husustur..Öncelikle Papa ile Erdoğan’ın aynı karede yer almaları ve hemen her konuda mutabık kaldıklarını ifade etmelerinin yankısı büyük olmuştur.Son dönemlerde  Yeni Türkiye’ye yönelik algı operasyonlarının etkilerinin devam ettiği bir konjonktürde bu ziyaret manidardır.Aynı zamanda söz konusu ziyaret, Yeni Türkiye’ye yönelik olumlu algı çabalarının etkisini kırmasının ötesinde bu operasyonların dönemsel nitelikli olduğunu da tescil etmiştir.Dolayısıyla küresel bazı odakların, Yeni Türkiye’nin yumuşak gücünü, bölgedeki misyonunu ve etkinliğini ne kadar önemsediklerininde göstergesi olarak okunmalıdır.

Papa’nın ziyaretinin önemli bir boyutuda, hiç şüphesiz, Ukrayna kriziyle ilgilidir.Bilindiği gibi Moskova Kilisesi ile İstanbul Kilisesi arasında tarihi bir rekabet söz konusudur.Ekümenlik konusunda Rusya merkezli Slav Ortodoksluğuna karşı İstanbul merkezli Ortodoksluktan  yana bir ağırlık ortaya koymuştur Papa’nın ziyareti.Bunun  yanı sıra Avrupa’nın Ukrayna nedeniyle Rusya karşısında almış olduğu yenilgi görüntüsünü etkileyecek bir siyasi mesaja da sahip gözükmektedir.Papa’nın ziyaretinin bir başka boyutuda Ortadoğu’ya yönelik mesajlarında ortaya çıkmaktadır.Unutulmamalıdır ki Papa, Ortadoğu üzerinde etkisi giderek artan ve Batılı değerler ekseninde bir misyona sahip Yeni Türkiye’yi ziyaret etmiştir.Hem de bölgenin yaşadığı geçiş döneminin tüm olumsuzluklarının zirve yaptığı bir zaman diliminde bu ziyaret gerçekleşmiştir.Ve Papa’nın ziyareti başta olmak üzere Yeni Türkiye’ye gelen önemli misafirlerin, önceliklerinin ötesinde bölgenin geleceğine yönelik hesapları ve stratejilerinin Yeni Türkiye’siz yapıldığını düşünmek safdillik olacaktır…

Son planda, ABD’nde, konjonktürel olarak demokratların belirleyiciliklerinin giderek azaldığı, buna karşın güç kazanan Cumhuriyetçiler/Neo-con’ların bölgedeki kaosun, geçiş döneminin kontrollü bir şekilde bitirilmesi yolunda mesajlar verdiği bir vasatı yaşamaktayız.Bu durum, her ne kadar bazı kesimlerin yanlış beklentilerine neden olsada içinde yaşanılan kaos ortamının/geçiş döneminin uzun süre devam ettirilmesinin maliyetinin yüksekliğini ve bir şekilde bitirilmesi gereğini gündeme taşımıştır…

Bu çerçevede gerek Biden’in, gerek Putin’in üstü kapalı mesajlarını doğru anlamlandırmak durumundayız.Papa’nın ziyareti sırasında verdiği mesajları, özelliklede “terör”,”Ilımlı İslam” ve “Kudüs” konularındaki ifadelerinin muhatablarının önemli olduğunu bir kez daha belirtmeliyiz.Putin’in dönemsel olarak sıkışmışlığının ötesine geçen Yeni Türkiye’ye yönelik yakınlaşma mesajlarının ilkesel temellerinin bilinmesi gerekir.Suriye konusundaki Rusya politikasının yumuşatılacağı yönünde işaretler veren Putin’in Yeni Türkiye’nin ABD’ni tampon bölge konusunda ikna etmesi halinde sert bir karşılık vermeyeceğinin dillendirilmeye başlamasıda önemsenmelidir.Bununla birlikte değerlendirildiğinde Suriye politikası iflas etmiş olan İran’ında Esatsız bir Suriye’yi tartışabilecek çizgiye geldiği yönündeki bilgilerde daha anlamlı hale gelmektedir.İsrail’deki Radikal Yahudilerin kaos dönemi şartlarındanda yararlanarak kontrolsüz adımlar atmaları, bazı konularda adeta son fırsatları kullanma telaşında olmalarıda bölgede eski dönemin sonuna yaklaşıldığının işaretleri olarak okunabilir…

Seküler dünyada giderek önemi ve ağırlığı artan Yeni Türkiye’nin stratejik boyutunu “olmazsa olmaz” çizgiye taşıyan “ideolojik ekseni”dir.İnsanımız gözünden kaçırılan, kaba zulmün alternatifi olarak meşrulaştırılmaya çalışılan “model ülke” Türkiye’nin misyonunun ne anlama geldiğinin ayırdına varmak Müslüman bir zihin için hayati öneme sahiptir.

Önemli Not:Dergimiz Şubat 2014 tarihli 422.sayısındaki siyasi analizin başlığı;”Kuşatılmış Zihinler-Rehin Alınmış Yapılar ve İktidar Savaşları” idi.Bahse konu değerlendirmede, son zamanlarda devam eden iktidar savaşı ele alınmış, ilkesel düzlemde bir analiz yapılmaya çalışılmıştı.Yeni Türkiye’nin iç ve dış dinamiklerinin devrede olduğu “sistem-içi” iktidar savaşında, görünen aktörlerin arkasındaki küresel odakların ne yapmak istedikleri anlaşılmadan konunun yüzeyinde gezinmek veya taraflardan birinin yanında yer almaktan öteye geçilemez olduğuna işaret edilmişti.Bu çerçevede Paralel Yapı” denildiğinde bir “Cemaat”in anlaşılmasının başlı başına sathi bir yaklaşımın tezahürü olduğunu, bu kavram ile anlaşılması gerekenin Londra merkezli güç odakları, Neo-con’lar,Radikal Yahudiler ve diğerleri olduğunu anlatmaya çalışmıştık.Söz konusu “üst akıl”/stratejik akıl ve karşılarındaki “stratejik akıl”ın mücadelesinin doğru okunmasının önemine dikkat çekmiştik.En önemliside kendilerini İslam ile tavsif edenler , İslam’ın temel ilkelerini, yöntemini doğru anlamadıkları takdirde nerelere sürükleneceklerini, bugün malum “Cemaat”in yaptığı temel yanlışların benzer cemaat, parti ve yapılarında başına gelebileceğinin  altını çizerek, taraflarda birini hain, diğerini “kurtarıcı” olarak görmenin vehametini insanımıza anlatmaya çalışmıştık…

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı