GenelSelam İle

Selam İle

2026 Ocak sayısı

Değerli okuyucularımız!

Allah’ın selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun temennilerimizle yeni bir yılın ilk sayısını sizlerle buluşturuyoruz.

Bizlere bu imkânı veren rabbimize ne kadar hamd etsek azdır.

İçinde bulunduğumuz durum İslam ümmeti açısından kabullenilmesi zor bir durum olmakla birlikte; Allahın yardımı ile Gazze mücahitlerinin göstermiş olduğu mücadele azmi ve başarıları her türlü takdirin üzerindedir. Bir avuç mücahidin iki yılı aşkın bir zamandır İsrail’e teslim olmayışı İslam’ın yeniden insanlığın gündemine girmesine vesile oldu. Henüz hayatın ne olduğunu bilmeyen masum yavruların akıtılan kanları, nasır tutmuş zihinlerin düşünebilmesi için hayat iksiri oldu. Henüz süt verdiği yavrusunun ölmüş bedenini kefeniyle bağrına basıp, rabbine şükreden annelerin teslimiyeti, paslı yüreklerin pasını silerek yaşanan ve yaşatılan vahşetin anlaşılmasını sağladı. Her ümmetten insanları harekete geçirerek, vahşete karşı büyük bir tepki seli oluşturdu. Bunca mahrumiyete, vahşete, dengesiz ve ölçüsüz zulme karşı yılmadan karşı duran bir avuç Müslüman’ın göstermiş olduğu ilkeli bir duruş, dünya insanının yüzünün İslam’a çevrilmesini sağladı. Batı kendi vahşetini bizzat gördü ve tanıdı. Bu durum henüz düşünme yetisini kaybetmemiş olanların İslam’ı seçmesi için fırsata dönüştü. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkartmaya kadir olan rabbimiz şöyle buyuruyor:

“O, ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır; yeryüzünü de ölümünün ardından O canlandırır. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.” (Rum 30/19)

“Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılınmıştır. Hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayır olabilir. Hoşunuza giden bir şey de sizin için şer olabilir. (neyin hayır neyin şer olduğunu ) Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara 2/216)

Her şeyi gören ve bütün yönleri ile bilen rabbimiz, şer olarak görülen bir durumdan nice hayırlar çıkarmaya kadirdir. Yeter ki bizler o hayra layık olacak kıvama gelmiş olalım. Eğer o hayra layık bir hayat yaşamıyorsak; Allah Teâlâ hiçbir topluma mahkûm değildir. Tarihte değerlerini yitirmiş, dünyevileşmiş nice toplulukları yok etmiş, yerlerine yenilerini getirmiştir. Hiçbir şey masum insanların hayatından daha değerli değildir. Bunların hayatları heder edilirken seyirci kalıyorsak bunu hiçbir mazeretle örtemeyiz. Vicdan ve merhamet sahibi olan bir kimse, böyle bir şeye tahammül gösteremez. Bu durumda ne yapacağımızla ilgili olarak rabbimizin toplumlara çağrısı şudur:

“Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”

 “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (batıl davaların ve şeytanların) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/75-76)

Bu millet bin yılı aşkın bir zamandan beri mazlumları korumak zalimlere dersini vermek için Allah yolunda canlarıyla ve mallarıyla savaşmıştır. Bu gün de şeytanların en büyüğüne karşı aynı ruhla savaşacak güce ve imkâna sahiptir. Aynen gemilerini yakan Tarık bin Ziyad gibi…

İnsanlığa yeni bir ufuk açmak için, hakka gönül veren insanların yeniden tarih yazması için, şeytanların tuzağına karşı rahmanın Mekrinin galibiyetini göstermek için, mazlumların âhını yerde koymayıp tüm çaresizlere çare olmak için, imkânın sınırını görmek için “imkânsızı” denemek gerekir. Bir el bombasıyla bir tankı imha eden Allah erlerinin önünü açmak gerekir. İmkânı Allah olana imkânsız bir şey olur mu? Siz onun yoluna yolcu olun ki o da sizin için tüm imkânsızları mümkün kılsın…

Değerli okuyucularımız!

İslam dünyasındaki bu ve benzeri acılarımız bu gün başlamadı. Fitne insanlık tarihi ile İkiz kardeş gibi, doğduğu günden beri var olan bir durumdur. İyi ile kötünün savaşı hep olmuş olmaya da devam edecektir. İyiler rehavete dalar dünyevileşir, kendi rahatını toplumun geleceğine tercih ederse, kötüler toplumun dizginlerini ele geçirir; insanlık onların eline kaldığı zaman olacakları tahmin etmek zor olmasa gerek. İnsanlık bu tecrübeleri yaşamış görmüştür. Bunların cibilliyetlerini Rabbimiz şöyle dile getiriyor:

“İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların en yamanıdır.” “ (Onlar)İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli bozmak için koşar. Allah ise bozguncuları sevmez.”

“Ona: «Allah’tan kork!» dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevkeder. Cehennem de onun hakkından gelir. Orası ne kötü bir durak yeridir!” (Bakara 2/204-206)

Dünyanın kontrolünü eline geçiren ABD ve yandaşlarının son 200 yıldır insanlığın hayrına bir şey yaptığı görülmemiştir. En son eseri ise Gazze katliamıdır. Sırayla kızıl derili katliamı, Vietnam, Japonya, Afganistan, Irak, Suriye… gibi nice coğrafyayı kana buladı. Huzur yerine ölüm ve zulüm getirdiler. İnsanlık bu küresel zulme dur demesini beceremez ise, bu zulüm ve zillet bir gün herkesin kapısını çalacaktır.

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfal 8/25)

Bu öyle bir zulüm ki evladı öldürülürken baba seyirci, baba öldürülürken evlat seyirci! Her ikisi içinde acının tarifi yapılamaz. İçinde bulunduğumuz dünyada öyle gözüküyor ki, bunu hep yaşayacağız!..

Haçlı zihniyeti yeniden hortlatıldı. Dünya savaşlarıyla İslam dünyasını yakıp yıktılar yetmedi. Bakiyesini benliğinden edip kendilerine benzetmeye çalıştılar yetmedi. Şimdi yeryüzünden silip süpürmek için harekete geçtiler. Bu müstezafların son fırsatıdır. Mekânını koruyamayanlar, benliğini muhafaza edemeyenler kar suyu gibi yok olup gitmekten kurtulamaz! Malı, canı ve mukaddesatı için ölmeyi göze alamayanların, hür bir hayat yaşama şansı olamaz. Hiçbir nimet külfetsiz elde edilemediği gibi; her nimetin de bir bedeli vardır. Bu bedel ödenmeden hakka, hürriyete,  şeref ve haysiyete, huzur ve mutluluğa ulaşmak mümkün değildir. Şairin dizelerinde dile getirdiği gibi:

“Sende geçe bilirsin yardan anadan serden;

Senin de destanını okuyalım ezberden…”

Destan yazmak için ödenecek bedel budur!  Şerefle, şanla andığımız ecdadımız; üç kıtaya hükmederken çok büyü bedeller ödeyerek varmışlardı o şeref menziline. Ardından gelenler aynı fedakârlığı yapamadıkları için bulundukları yer onlara ağır gelmiş, Allah’ta onları layık oldukları laiklik kürsüsüne indirmiştir. Bu zeminde layık olduğumuzu yaşadığımızın farkında olmalıyız. Rabbimizin Rad suresi 11. Ayetini hatırlayalım:

“Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (Rad 13/11)

Gözüken odur ki,  bu şerefe ulaşmak yine bizlerin gayretiyle, Rabbimizin de nusratıyla olacaktır. Bizim bize yaptığımız kötülüğü kimse yapamaz. Yine bizim bize yapacağımız iyiliği, fedakârlığı, kimse yapamaz. Allahın rızasına talip olma isteği bizden olmaz ise, bunu bize kimse temin edemez. Bu nedenle dünya ve ahirette kurtuluş, bizzat her insanın kendi isteği, gayreti ve teslimiyeti ile olacaktır. Bu nedenle yüreğimizin sesine kulak vererek diyelim ki, haydi müminler görev başına!..

Değerli okuyucularımız!       

Yine bu sayımızda ayın nabzını tutan yorumumuzu, gündeme uygun kavram yazımızı, Yazar kardeşlerimizin sizler için özenle hazırlamış oldukları özgün düşünce yazılarını, istifade edeceğinize inandığımız alıntı yazılarımızı, sanat edebiyat sayfamızda ise edebi yazılarımızı, arka kapak içinde gündemle ilgili ayet meallerini ve ayın derin başlıklarını sizlerin istifadesine sunuyoruz. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. Sözlerimize son verirken bir sonraki sayımızda buluşmak üzere hepimizi Allah’a emanet ediyoruz. Huzur, sağlık ve afiyet dileklerimizle daha nice yıllara diyoruz.

Değerli okuyucularımız!

Her yılbaşında hatırlatmak zorunda kaldığımız bir sorunumuzu yine sizlere duyurmak durumundayız.  Şu an itibariyle yurt dışı ve yurt içi maliyetimiz şöyle:

Hollanda : bir derginin posta ücreti 400tl.   +90  x 12= 5880tl.

Almanya:   “                         “                    230tl.   +90  x 12=3840tl.

Yurt içi:      “                          “                    110tl.   +90 x 12=2400tl.

Yıl başından sonraki durum ne olur bilemiyoruz. Bu nedenle abone ücretlerini Şubat sayımızda yayınlayacağız inşaallah.

Not: Dergimizin kurucusu değerli ağabeyimiz/kardeşimiz Ercümend Özkan’ın vefatının 31. Yıl dönümü nedeniyle sevgi saygı ve rahmetle anıyor, Rabbimizin mağfiretine mazhar olmasını niyaz ediyoruz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı