GenelYazarlardanYazılar

Şeref Bülbül Kimdir Hak Hakikat Yolunu Nasıl Buldu

Selâm un aleyküm değerli okurlarım!  Allah c.c. Hamdi senalar olsun, onun izni vesilesiyle bu günkü hakikat yolunu buldum.

Trabzon’un Maçka kazasının Köprü yanı köyünde 1950 Ocak doğumluyum,  köyümüz 45 hane kadardı , bayır bir köydü,  okula gidiş 20-25 dakikaydı ,geri dönüş bir saata yakındı.Zorlu bir okul zamanım oldu ,defter ,kalem, silgimi odun satarak alıyordum , her sınıfın ikincisiydim. Annem babamdan sonra en çok sevdiğim insan öğretmenimdi , öğretmenim takım elbiseli kravatlı çabula yani ayakkabı, paltolu.  O zamanlar ben böyle gördüğüm insanları büyük adam sanıyordum.Hayalim öğretmen olmaktı, öğretmek çok hoşuma gidiyordu ,çok soru sorardım ,meraklıydım. Köyümüzün karşındaki dağın , ağacı olmayan bir yamacı vardı 400-500 metre aşağısı dere ,çok enteresandır o yamacın başından hava yağmur yağacağı zaman büyük kayalar kopup dereye yuvarlanıyordu , komşular birbirlerine seslenip çamaşırlarınızı toplayın, otlarınızı toplayın ,kapatın, ardından bir iki saat geçmeden yağmur yağmaya başlıyordu, köylünün bir nevi hava bülteni bu hep böyle devam ediyordu. Ben o zamanlar dokuz yaşlarındaydım ,benim asıl merak ettiğim bu kayaların, bu yamacın başından nasıl, kim tarafından yuvarlandığıydı. Anneme sordum , “taşları oradan kim yuvarlıyor ” annemde ne desin ki ; “Allah yuvarlıyor “demişti. Bu sefer ben Allah nasıl büyük bir insan ki, ne kadar büyük elleri var, çocukluk ya böyle düşünüyordum.

Bir akşam rüya gördüm,  o taşların yuvarlandığı yere gittim.  Büyük bir mağara,  içeri girdim, karanlık ,biraz ilerledim ,sağ tarafdan ilerde bir tünel gibi ilerde öyle bir ışık var ki aman ne ışık ,gözlerimi alıyor, sol tarafa baktım orası karanlık bir tünel ,ilerilerde birileri “Ayy! Oyy ! ” diye inleyerek bağırıyorlar , buda ne böyle , diye söylendim.  Biri bana bu sağ tarafta gördüğün ışıklı yer cennet ,sol taraftaki de cehennem. Ben irkilerek uyandım sabahleyin , rüyamı anneme anlattım, annem bana ” güzel rüya kimseye anlatma” dedi.

Annem namaz kılardı, babam kılmazdı, zaten babam köyde çok durmazdı. istanbul ‘a gurbete giderdi ,karın tokluğuna gider gelirdi.

İşte o zaman ben Allah’ın varlığına odaklanmaya başladım .Gördüğüm her şeyi Allah cc yarattığını düşünmeye başladım.Annemden namaz sürelerini öğrenip , nasıl namaz kılındığını öğrenmeye başladım.Oruca dokuz yaşımda dokuz gün, on yaşımda on sekiz gün ,on bir yaşımdan beri orucu aralıksız tutuyorum Elhamdülillah. Ramazanlarda köyde bir oda ayarlıyorlardı ,orada teravih kılınıyordu . Ben hep hocanın yanında dururdum, hoca başımı okşar bu çocuk büyüyünce hoca olacak diye takılıyordu.

Yavaş yavaş sorgulamaya başladım meselâ ,gök gürültüleri çok dikkatimi çekiyordu,  cenneti cehennemi düşünüyordum, meyveleri ,tatları ,ekşilikleri , çiçeklerin renkleri ,kokuları ,çiçeklerdeki balı, en çok da arıların çalışmaları, kısacası gözümün gördüğü her şeyi düşünüyor, bütün bunlar beni Allah cc yakınlaştırıyordu.Değerli okurlarım bugünkü bakışımla, o günleri anlattığımı sakın sanmayın , ben şimdi  o günlerdeyim inanın.Böylece ilkokulu ikinci olarak bitirdim.  Bir fitilli lambanın ışığında dersime çalışıyordum, kalemim iki santim kalana kadar kullanıyordum,  böylece ilkokulu on iki yaşımda bitirdim. Ortaokul kazada bulunuyordu ,gitmem ,okumam maddi olarak da mümkün değildi.  Okuyamadığım içinde ağlıyordum , inek çobanlığına devam ediyordum , zaten çobanlığı beş altı yaştan beri yapıyordum.

Babam ara sıra  İstanbul’a gidiyordu , yine İstanbul ‘daydı , dayımın yanında kalıyordu,  bir sene çobanlıktan sonra babam köye bir  mektup yazdı . Bin dokuz yüz senesinin on ikinci ayında,  iki gün vapur yolculuğundan sonra İstanbul’a geldim,  dayımın yanında okuyacağımı düşünüyor seviniyordum.

Babamla dayım beni bir tornacıya çırak olarak verdiler , babam köye döndü.

Dayımın üç çocuğu,  köyden burda okuyan bir dayımın çırağı , bir de ben , altı çocuk,  bir odada.  Ben böylece İstanbul hayatıma başladım.

Işık var ,hastahane  var,  ezan okunuyor,  Oh!  oh ! baktımki başka çarem yok bir an önce bu tornacılığı , bir de kaynak var ,ivedi olarak öğrenmem lazım, zaten meraklıydım . İki senede bu işin ustası oldum, yaşım on beş on altı. Kişiliğim hep hâk hukuk üzerineydi, on altı yaşımda iş yerimi değiştirdim. Sanat olarak her şeyin olduğu bir iş yeri ,benim için büyük bir fırsattı. Burda montajlama işini de öğrenmem neticesinde , on sekiz yaşımda genç bir ustabaşı oldum,  bir çok çıraklarım oldu. Zaten öğretmeyi çok seviyordum, ustabaşı olunca,  cuma namazına gitmeye devam ediyordum, namazımı da arada sırada kılıyordum,  bir cuma vaazında hocaefendi şu soruyu sordu ;

” Ey , cemaati Müslimin,  hiç kendinize sordunuz mu ?  Neden yaratıldınız?  Bu dünyada ne yapacak , ne ile gideceksiniz ” . Bu benim hayatımda dönüm noktası olmuştur.  Bundan sonra daha temkinli yaptığım, konuştuğum, her işimin hesabının idrakiyle haraket etmeye azami gayret göstermeye başladım. Yirmi yaşımda askere gittim ,askerde taburun araba kademesinde aynı zamanda taburun bir çok işlerini yapıyordum. Askerlik bitti,  geri döndüm, bu sefer gemi inşa tersanesine  girdim.  Gemi yapmayı çok seviyordum. Yirmi üç yaşımda , sevdiğimle evlendim.Gemi tersanesinde iki sene çalıştım. Geminin kaptan köşkünden düştüm , iki ay iş göremez oldum,  yine işe döndüm, ama o işten soğudum, iş değiştirmeye karar verdim.

1975 senesinde Tekel kibrit fabrikasına imtihanla torna tesviyeci olarak  girdim , kısa zamanda beni bir  paketleme kısmına ustabaşı olarak aldılar. 40 bayan ,25 erkek   65 kişi , üç te yardımcım , 6 paketleme , 3 fosfor makinesi. Bu kısımda tembeli, hırsızı ,arsızı, yatanı, hayasızı tam bir devlet fabrikası.Ben burayı hâk hukuk üzere bir düzene soktum ,fazlalıkları, pürüzleri uzaklaştırdım. Burası benim hayatımın ortaokul ,lise deneyimim oldu, kâh sövüldüm,kâh dövüldüm ,ama hâk ve hukuk üzere başardım. Başardım , ama bazılarının keyfini, zevkini ,yatmasını, düzenlerini bozdum. İşçiler beni oradan uzaklaştırmanın yollarını aradılar ,bana iki komplo kurdular ,başaramadılar. Sonunda 79/80 senelerindeki sağ sol terör olaylarında beni teröristlere havale ettiler . Beni aradan  çıkarttıp yine eski düzenlerine devam edecektiler.

İki çocuğum var,  artık hayatım tehlikede,  Avusturya Viyana ‘daki kardeşimden bir  davetiye isteyerek, 1980 Eylül ayında Türkiye ‘den Viyana’ya geldim. Buraya kadar anlattıklarım, hayatımın birinci safhası, şimdi esas ikinci safhası.

Yazı uzamasın diye bundan sonrasını kısa özet geçeceğim.

Viyana’ya geldim, açık konuşmam gerekiyor bunları sıralamam lazım ki fark belli olsun. Sokaklar tertemiz , essiz tranvaylarda küçükler yaşlılara yer veriyor, hatta yaşlı olanlarda kendilerinden yaşlı olanlara yer veriyor , yanlışlıkla ayağına biri bassa samimi bir şekilde bir kaç defa özür diliyorlar.Bir adres sorsan ki bu hususda çok bilgiçler, çok güzel tarif ediyorlar. Polis oturumu için maliyede, iş bulma kurumunda evraklarda olan eksiklikleri tamamlıyorlar.

Trafikte yol verme ,beyaz çizgiler olsun ,olmasın arabalar durur yol verir, sokak araları ağaçlarla dolu  , sokaklar sessiz, ben bu durumları görünce çok çok şaşırdım, nerdeyse acaba bunlar müslüman da biz mi gayri müslümüz diyesim geliyordu.

Ama Elhamdülillah biz müslümanız da ,bizim Türkiye’mizin hali ne.  Bir  Avusturyalıdan Almancadan Türkçeye çevrili bir incil istedim , o buldu getirdi, ben kısa zamanda bu incili okudum,  içinde bazı helaller ,haramlar olsa da işi papaza bağlamışlar , papazın insafına kalmış ,  zina, tecavüz, hırsızlık gibi bazı hallere para karşılığı bir  ceza ödüyorlar, ” Good Allah ,oğul İsa Yesus ulema papazlar ” işte sana dinleri. Bunların yukarıda saydıklarım dinlerinden kaynaklanmıyor,  o zaman bunun bir sebebi var, araştırdım uzun vadeli kanunları , lastiksiz yok, o madde yok , bu bendi , şu fıkrası ,kanunu cumhurbaşkanı da olsa park cezasını öder.  Milli eğitimi ,okul öncesi başlar, uzun vadeli öyle yaz boz yok, polis, belediye kanun.Ben meseleyi anladım.

O zaman kendime şu soruyu sordum, ”  Ben nasıl bir müslümanım , kime, neye göre anne baba , ne kadar biliyor ,hocalar ne kadar biliyorlar , eğer doğruları anlatsalar bizler böyle  olurmuyduk. Benim kitabım Kuran’dan ne kadar haberim var,  ben birilerinin akıllarına göremi yaşayacağım.”

İlk işim hocaya gitmek oldu, ” Hocam ben dinimi öğrenmek istiyorum.” Hocam; ” Oo ! Maşallah,  bir elif ,ba al gel başlayalım . ” Din kurandır, Kuran’ı öğrenmen lâzım. Ben büyük bir heyecan ve hevesle başladım, elif ba derken Kuran’a geçtim.Yavaş yavaş okumaya başladım , başladım da ben bir şey anlamıyorum, kuran bana ne diyor, hocamıza sordum . ” Hocam sağol senin de yardımınla Kuran’ı okumaya başladım , ama ben ne okuduğumu anlamıyorum”  şimdi burayı iyi dinleyin de görün asırlardan beri bu müslümanları nasıl uyutmuşlar , hoca ; ” Sen manasını bilmediğin Kuran’ın her harfine,  Allah bire yediyüz sevap yazıyor ,Kuran’ı oku bitir,  bir tır dolusu sevap kazan daha ne istiyorsun” . Benim o zaman ki (kuş) aklıma yattı, kafamdaki soru yine debreşmeye başladı . Bu bire yediyüzü başka hocalara da sordum,  aynı cevapı aldım.  Benim acelem var, ne okuduğumu anlayıp yaşamam lâzım ,anlamadığım kitabımı bitirme garantim var mı , ben bu sorularla meşgulken caminin çay lokalinde elimi başıma atmış oturuyordum. Tanımadığım bir kişi geldi, selâm verdi,. “Buyur otur ,bi çayımı iç “.  Oturdu , ” hayrola kardeş,  ne o karadenizde gemilerin mi battı elini başına atmışsın “. Adama meselemi anlattım ,adam bana; ” seni çok  iyi anlıyorum ,senin bir kuran mealine ihtiyacın var ,ben daha meal nedir

bilmiyorum , meal ne diye ” sordum. Adam ; ” Yukarıda arapcası ,aşağıda türkce açıklaması”. ” Aman abi,  böyle kitap var mı? ” ,”  Var ama zor bulursun,  ama bende Elmalı Hamdi yazırın meali var ” . ” Aman abi ne olur  bana ver biraz okuyum izinden yeni geldim,  al pasaportumu sende kalsın bende biraz kalsın .” Adam bana , “ben buraya tesadüfen uğradım, namaz kılmak için,  çok uzakta oturuyorum , pasaportun sende kalsın, haftaya getireyim , ancak üç ay sonra Türkiye’ ye döneceğim.”  Sağolsun haftaya getirdi. Ben okumaya başladım, aman yarabbim kitap ne diyor ,biz nasıl yaşıyoruz .  Benim buraya kadar arayışım üç dört sene sürdü , hanımı ,iki çocuğumun yanına Türkiye ‘ye gönderdim. Yalnız kendimi okumaya verdim, hiçbir mübah olmaya alışkanlığım yok ,sadece sigara içiyorum, böyle devam ederken, bir akrabamın vasıtasıyla iktibas dergisine, O  aboneydi , seksen senesinden beri olan dergileri bana verdi , onları da okumaya başladım. Bu akrabamdan da Allah cc razı olsun inşallah . Ben Kuran’ı arapcasından okumayı bıraktım, zira benim acelem var ,dergi bana baştan ters geldi, beni sıktı ,şimdiye kadar içime yerleştirdiğim amel saydığım şeylere müdahale ediyor.Okumayı sevdiğim için dergileri veren arkadaş uyardı baştan sıkıcı olsa da sonra anlayacaksın ,Kuran mealini geri verdim.  Sonra yeni mealler aldım. Bir tarafdan meal ,bir tarafdan dergi ,benim hayata bakışım değişti.Etrafıma bakışım, tabiata ,yaratılmışlara ,yakınlarıma ,aileme ,anaya, babaya, kardeşlere, kısacası her şeyin yaratıcının kudretinin idrakine varmaya, dünyayı bu gözle görmem gerektiğine, buna göre şükretmeye başladım .” Ya Rabbim,  sana hamdü senalar olsun , olsun ya Rabbim. ” Çok geçmeden sigarayı zınk diye bıraktım, ardından sakal bıraktım. Burada ormanlar bol ,ormanlarda dolaşıyor ,ağaçlarla çiçeklerle konuşuyor, tabiatın renklerini, kokularını ,meyvelerin çeşitlerini ,tatlarını düşünüyor, rabbimi zikrediyordum .Daha çok okumaya, bilgiye ihtiyacım olduğunu düşünüyordum ,bu hususda iktibas yazarlarının yazılarından çok  istifade ediyordum.  Peygamberimizin hayatı ,sonra gelişen zaman , tarih akışını sultanları, padişahları , son cumhuriyet devirlerini araştırmayı kendime görev addederek ,hala okumaktayım, yüklü bir kitaplığım var.

Elhamdülillah Kuran’dan ışık alarak hikaye masal hürafelere itiraz ediyorum ama malesef  bu hastalıklar hala devam etmektedir.

Otuz altı yaşımda ilk haccıma gittim, yedi sene sonra annemi götürdüm,  altmış iki yaşımda emekli oldum,  hanımla da bir daha gittik.İlk haccıma gittiğimde,  bir olayı muhakkak anlatmam gerekiyor , iki Arap kavga ediyorlar, arabanın camlarını kıracaklar ,birbirlerine ha vurdu vuracaklar, ben bu kavgada birbirlerine   , elif be te se cim de meydana gelen cümlelerle bağırıp kavga ediyorlar ,onlar tabii kötü kelimeler de kullanıyorlar .Allah onlara da bire yedi yüz sevap mı yazıyor. ” Eh hoca ben Viyana’ya gelince bunu sana soracağım ” . Viyana’ya geldim,  hocaya ; ” Hocam, iki kişi kavga ederse birbirlerine ne derler,  hoca kavga kavgadır,  ağızlarına geleni söyler söverler. Hocam ben hacdayken iki Arap kavga ediyorlardı ,onlarda elif be te se den meydana gelen cümlelerle bir birlerine bağırıyorlardı , Allah onlara da bire yedi yüz sevap mı yazıyor.”  Hoca afalladı,  başladı kem küm etmeye,   hocam  dedim ; ”  Allah aşkına bunu yapmayın, bu kuran okunup anlaşılması, ona göre yaşanılması ,ona göre amel edilmesi içindir.  O zaman sevap beklenir . ” Hoca sustu,  fazla bir şey söyleyemedi , çünkü ben yönetimde görevliydim. Evimde hatırı sayılır bir kitaplığım var.

İktibas dergisi benim bir nevi yol arkadaşım oldu , kurucusu büyüğümüz ağabeyimiz Ercüment bey’den Allah razı olsun, inşallah dergide başlangıçtan bu zamana kadar yazı yazan emek veren kardeşlerimizden de Allah cc razı olsun inşallah.

Sonraları iktibas dergisi iktibas çizgisine evirilse de, Elhamdülillah rahmetli Ercüment hocamızın Kuran’ı dilimize göre okuyup, anlayıp yaşamak düsturu üzere gayretli yazarları, çalışmaları , Allah’ın izniyle devam etmekte olduğuna şahitlik ederim. Allah cc gayretlerinin devamını, sağlıklı olmalarına canı gönülden duacıyım, hepsine ayrı ayrı selâm ediyorum.

Kısacası Ben Şeref Bülbül BUYUM.

Son olarak söylemek istediğim şudur,  ilk okumamız gereken kitabımızı dilimize göre okuyup,  aklımızın yettiği kadar yaşamamız lâzım , tabiiki bizden daha bilgililere de ihtiyacımız var, onlardan da faydalanacağız.

Hak hakikat yolunda gayret gösterenlere rabbimden yardımlar diliyor, bu yolda ömür tüketmelerini niyaz ediyorum.

Selâm ve duayla

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir