HaberlerYazarlardanYazılar

Yaratan“Allah”,Üreten “Kul”

Alışılmışın dışında bir bakış açısı ile Allah ın bilmesi ve kader, kulun fiilleri konusunda kanaatlerimizi ortaya koymaya çalışırken açık yüreklilikle söylemek gerekirse en doğrusu diye bir iddianın sahibi olmadığımızı, lakin doğru olduğunu zannettiğimiz kanaatlerimizi paylaşmaktan kıvandığımızı belirtmek isteriz.

Resulüllah{s. a.}’ın aralarında yıllarca yaşadığı İslâm’ı anlamaları, yaşamaları ve özümsemeleri açısından bir güzel neslin yetiştiği yıllarda {Asr–ı Saadette} Müslümanların bu türden problemleri yoktu…

“O hem ilktir hem sondur; hem açıktır hem gizlidir. O her şeyi bilir. {Hadid 3}

Allah’ın insan hayat ve kâinatın evvelindeki ezeli ilmine, sonsuz sınırsız kudretine yapılan yükleme vurgu, insan aklının! Kudretinin dengeden, insaftan uzaklaşması ve haktan büsbütün kopuk düşünce üretmesi hudutsuzluk meydana getirmenin sonucunda kendisine Allahın emri altında{kul} değil de yanında yer aramasının azim sonucunu üretti.

Yapılması gereken Allahın ilminin isimlerinin, Allah’ın adalet ve hikmet sahibi olmasını önceleyerek, dikkate alarak okumaktı. Allah her şeye kadir’dir, muhakkak; O hâkim’dir de, dilediğini dilediği şekilde her şeyi bir hikmete, bir gayeye mebni olarak yapar. Allah abes iş yapmaz! Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. Lakin O, kimsenin geleceğini önceden tespit ve takdir edip, mecbur edip!! onu kaderin mahkûmu yapmaz, yapmayı da dilemez.

Çünkü O zalim değildir, zalimden Allah olmaz, merhameti kendine sünnet edinmiştir. O son derece ve olması gerektiğince adil’dir, kimseye zulmetmez! İnsan her şeyi Allah’ın dilemesi ve takdir etmesi ile yapmış{robot}! olursa, haklı olarak şu soruya muhatap olur; neden? İnsan sonsuza kadar cennet ya da cehennemde kalacak? İnsanın dahlinin söz konusu olmadığı halde..!

Eğer Allah’ın “ilim ve kudret” isimlerine sıfatlarına vurgu yaparsanız, Allah her şeye kadir’dir, muktedir olduğu için her şeyi ezelde bilmiş ve takdir etmiştir dersek” Cebriyeci/Kaderci olmaz mıyız ?. Allah önceden yazdı, Allah önceden bildi, Allah önceden takdir etti gibi sözler! Cebriyenin meşhur iddiaları! değil midir?

Onlara {cebriye’ye}göre insanların fiillerini ve iradesini yaratan Allah’tır. Buna delil olarak da “Her şeyi yaratan Allah’tır. O halde insanın fiilleri de o her şeyin içine girer toplamından ibarettir, onlara göre iradenin yaratıldığını da! “Allah dilemedikçe sizler dileyemezsiniz” ayetini delil gösterirler. Bunları böyle kabul etmek ister istemez Allah’ın insanın kaderine ve fiillerine müdahale ettiği anlamına gelir.

Eğer Allah âdildir, hakîmdir, her yaptığı iş hikmetlidir, asla kimseye zulmetmez derseniz Hür İradeci /Mutezile olmaz mıyız ?.Nerden, nasıl ilintilendirdilerse hiç alakası olmadığı halde! “Allah’ın fiili” ile “insanın fiilini” karşı karşıya getirmişler.! Yalnız tek bir “fiilin/eylemin” iki faili/öznesi var kabul edilmiştir! Allah ve insan. Birini mi öldürdünüz, birinci katil Hâşâ Allah! ikinci katil sizsiniz! Öyle ya “kulu ve kulun fiillerini yaratan Allah olduğu için.!

Sehven, hata en “yarattı” denirse, bununla “var olandan icat etti, yaptı” manası kastedilir. Bugüne kadar hiç bir kimsenin, “Ben yoktan var ediciyim, yaratıcıyım” dediği görülmemiştir. Doğal olarak tabiidir ki “İnsan kendi fiilinin yaratıcısıdır, üreticisidir” demek, yoktan var edicisi değil, sadece dilin yetersizliklerinden kaynaklanan bir “dil” sorunudur “Elçilerimizden senden önce gönderdiklerimiz için de {izlediğimiz} yol buydu; Bizim {çizdiğimiz} yolda bir değişme göremezsin..isra 77.

Mükellefiyete {sevap ve ikap} noktasından bakıldığında insanın fiillerini, eylemlerini hatta fiil işlerken ki iradesini dahi Allah’ın yaratması diye bir şey yoktur.

İnsan yaratılışı itibarı ile onda var olan özellikler, kâinatın emrine verilmesini gerekli kılacak kadar ileri düzeydedir. İnsanın matematiksel, us’sal, akli melekeleri, biyolojik fizyolojik özellikleri buna son derece müsaittir. Tüm bu yönleri ile insan bir enerji deposudur, kendisinde bulunan akıl onun her tür iş eylem üretim, yok ediş {ölüm}yapmasına elverir.

Yaratılışta kaderi ile yaratılmış olan insan her hangi bir fiili icra ederken yaratılışa{kader}e ilk var oluşa takdire, ölçüye, miktara uygun hareket ettiği söz konusudur.

Yaratılışta bir sıfır noktası vardır, yaratıklara adına kader denilen bir özellik verilmiştir. İnsanda var olan özellikler fıtrat dediğimiz şeydir. Fıtrat yaratılışta tüm şeylerin;{d. n. a}sı, genleri, formülü, maddenin bünyesinde bulunan özellikleridir.

Eşyada bulunan özellikler ateşin yakıcılığı suyun akıcı oluşu, bıçağın kesici oluşu gibi. Bıçak bir caninin elinde hayata son verirken, bir başka hayata doktorun elinde can vermektedir. Eşyayı sorumluluk ölçüsünde kullanan insanın hayır yada şer işlemesi{üretmesi} söz konusudur.

Kader, mevcut kültürde anlaşıldığı gibi insanın, ne yapacağının alnına yazılması meselesi değildir. Allah’a iftira ederek: “sen böyle yazdın bende böyle yapmaya mecburum” anlayışı doğru değildir. Bu anlayışı kabul etmek, Allah’a iftira etmektir.

Allah insanı yaratmış, istediğini yapacak her türlü güç ve imkânı vermiş, doğru ve yanlışı göstermiş, yanlıştan da uzak durmasını telkin etmiş, her iki durumun sonucunu da bildirmiştir. Kimsenin iradesine müdahale etmeden “Dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin” ancak her iki durumunda sonucuna katlanacaksınız.

Çünkü “insan için kendi yaptıklarından başka bir şey yoktur” {Necm 53/39–40} ilkesini koymuştur.

İnsanların eylemlerini Allah yaratmamaktadır. Allah’ insan ve eşyaya vermiş olduğu özelliklerinin tezahürü olarak, İnsan Allah’ın verdiği güç, imkân ve organlar ile eylemlerde bulunur. Bunun bir diğer adı istidat tır. Buna yaratma /yoktan var etme denemez. Belki, “yapma, oluşturma, meydana getirme, etme, imalat {hammaddenin varlığı durumunda üretim} denir.

Yaratma “yoktan var etmektir. Hiç bir şey yokken Allah kudreti ile her şey’i yaratmıştır. “..İnsanın yaratması diye bir şey yoktur, olmaz, olamaz. İnsana illa bir şey yüklemek gerekirse yaratma yerine “üretme denilmesi daha uygundur. Var olan malzemelerden “şey”lerden yapıp ettikleridir, fiilleridir, eylemleridir. Hiç bir zaman yaratma ile benzerliği olmaz olamaz.

İnsanın tüm biyolojik, fizyolojik özellikleri göz önünde bulundurularak yaşamı süresince ürettiklerine baktığımızda hayır ve şer üretebilecek özelliklerde var edilmiştir. Kader eşyanın tabiatı özellikleridir ve onu bir form olarak düşünürsek insan aklı ile bu forma canlılık kazandırandır, fiillerini üretendir, meydana getirendir. Var olan ham maddenin özelliklerin insanda formüle edilerek hareket haline, gerek düşünsel gerekse ameli anlamda meydana gelmesidir.

Ayetlerde kader;

1 – Murselat/22 de: Süre anlamında kullanılmaktadır.

2 – Taha/40 da: {ala kaderin} olarak geçer ve Hz. Musa’nın peygamber seçilmesine delalet eder. “Allahın tercihi, seçimi” anlamında kullanılır.

3 – Kamer/49 da: Allah’ın her şeyi bir ölçü ve yasayla {bil kaderin} yaratmasına delalet eder.

4 – Rad/17 de: Gökten inen suyun vadileri doldurma miktarına delalet eder. Kader “kadar, miktar, ölçü” anlamlarında kullanılır.

5 – Hicr/21 de: Rızkın belli bir ölçü/yasaya göre indirilmesini ifade eder.

6 – Mu’minun/18 de: Allah’ın suyu gökte belli bir ölçüye göre indirmesini ifade eder.

7 – Şura/27 de: Allah’ın kullarına rızkı bir ölçüye göre/yasaya göre vermesini ifade eder. Bu ayet rızkın “kazanılan” boyutu ile değil “verilen” boyutuyla ilgilidir.

8 – Zuhruf/11 de: Allah’ın suyu gökten belli bir ölçüye/yasaya göre indirmesini ifade eder.

İnsan Hayat ve Kâinatın kendisi için yaratıldığı, en mükemmel ve mükerrem varlık olan insan, izin verin de kendi fiillerini eylemlerini kendisi yapabilsin, oluşturabilsin ki sorumluluklarının sonucuna katlanabilsin. Biyolojik ve fizyolojik özellikleri buna izin verdiği ölçüde fiiller üretsin, var etsin, imal etsin.

Allah’ın kendisine verdiği sayısız nimetler ile ve insan olmasından dolayı sınırsız yeteneklerle “Kendi fiilinin yaratıcısı, üreticisi, imalatçısı olabilsin”. Hem böylece insan işlediği cürüm ve cinayetlerin, hayır ve şerrin, maruf ve münkerin de sahibi olsun. Sorumluluk halkası tam olarak boynuna geçsin, cezasını, mükâfatını hak etsin.

O Rabbine isyan ettiği zaman, “Biz kendimize zulmettik; eğer bizi bağışlamaz ve rahmet etmezsen; elbet biz hüsrana uğrayanlardan oluruz” {Araf/23} demişti.

O, “Allah’ım, bu senin kaza ve kaderindir” dememişti.

Yine Musa bir cana kıydığında şöyle demişti: “Bu Şeytanın amelidir; şüphe yok ki o kişiyi yoldan çıkaran açık bir düşmandır.” Ve dedi ki : “Rabbim! Ben kendime zulmettim! Benim günahımı bağışla! Sonunda Allah onu bağışladı.” {Kasas/15–16} Musa “Bu Şeytandandır” diyor, cahil ise kalkmış “Bu fiil Rahman’dandır” diyor.

Oysaki insan iradesinin ve fiillerinin yaratmayla{yoktan var etmeyle} alakası yoktur. Allah insana irade akıl yetisi özelliği vermiş ve onu kullanmayı insana bırakmıştır. Aynı şekilde fiillerini gerçekleştirme dilediği şekilde hareket etme istidat’ı vermiştir.

İnsan kendi iradesiyle istediği fiili {hayır ya da şer} işlemekte serbesttir. Birisine tecavüz edenin failin, fiilini Allah yaratmıştır demek o suça fiile Allah’ı ortak etmektir! bu anlayışa göre.

Allah, insan hayat ve kâinatın başlangıcından sonuna kadar olacak şeyleri bilmesi demek; İnsanın tüm fiillerinin sorumluluğunu Allah’a yıkmak demek değil dir. Bilakis bilme özelliğinden kaynaklanan şeydir. Daha açık ifade ile Allah’ın bilmesinin kulun o fiillere mecbur edilmesi demek değildir. Allah’ın kulun o fiilleri nasıl ne şekilde yapıp edeceğini bilmesinin sonucu levh’i mahfuza yazması demektir ki, bu da kulu o fiil ya da fiillilere cebir ediyor olması demek değildir.

Allah kıyamete kadar insanların nerde, nasıl iş, ameller, fiiller üreteceğini bilmesinin sonucu onları bir şekilde bizim bilmediğimiz bir yere yazması not etmesi demektir. Bu manada Allahın yazması kulun seçme hakkını ortadan kaldırmaz, bilakis serbesti yet kazandırır ki sınavın imtihanın sonuçlarının anlamı olsun, yoksa ne cennetin ne de cehennemin hak edilmesi keyfilik arz eden bir İlahi hata olur. Allah hatadan beridir.

Sonuç olarak; Allah insan hayat ve kâinatta olmuş olacak her şeyi bilmektedir. Bildiklerini levh’i mahfuzda not etmiştir. Bu geleneksel manada yazgı değildir. İnsanın serbest olarak yapacaklarının yaptıklarının sonucunun Allah tarafından bilinmesidir. Bilindiği için not edilmiş olmasıdır. Not edildiği için kulun o rolü oynaması değildir.

Mesele kulun Allah’ın senaryosunu yazdığı rolü oynaması meselesi değil, bilakis oynadığı rolün {kulluk} Allah’ın senaryo haline getirip Not {levhi mahfuza} yazmış olmasıdır. Bu senaryoya ve role kulun mecbur edilmediği onun sorumluluk alanında serbest olduğu, hayrı ve şerri temyiz edebilecek özelliklere sahip olmasından dolayı ceza ve mükâfat kazanabileceğidir.

Kul aklının/ temyiz seçme kabiliyetinin oluşması {buluğ} ile hayrı ve şerri bilip onun sonuçlarına katlanıp katlanmamayı tercih etmesi meselesidir. Onda hayra ve fücura meyletme özelliklerinin var olmasının sonunda iki yolun ortasına bırakılmakla tercihini kullanma serbestisi vardır. İnsanın hükmü altında bulundurduğu alanda yaptıkları işler fiiller cima halinde mükâfat zina halinde ceza terettüp eden fiillerdir.

İnsandaki veya eşyadaki özellikler ve kabiliyetler, bizzat sevap veya günah işlemeye kadir değildir. İnsan Allah’ın rızasına uygun fiillerde de, Allah’ın rızasına aykırı fiillerde de bu özellik ve kabiliyetlerden yararlanır.

Dikkat edilirse İslâm’da haram edilen fiillerin tümü ve farz kılınan fiillerin tamamı insanın hükmü altında cereyan eden fiiller cümlesindendir. Bu sebeple de haramları işleyenlerle, farzları terk edenler, ikâb’a {ceza’ya} mazhar olurken, haramlardan kaçınanlarla, farzları işleyenler sevaba nail olurlar.

İslâm akıllılara gönderilmiş, kendilerinden akıl etmelerini istemiş, akıl edenlerden olmalarını talep etmiştir. O, akıllı olanları muhatap almış ve muhataplarından da ayrıca akıllı olmalarını istemiştir. İnsan akla, akıl da İslâm’a muhtaçtır. Zira akıl doğru yola muhtaçtır, doğru yol ise İslâm’dır.

Tabiidir ki Müslüman akıllıdır. Aklı olan da Müslüman olur. İslâm’ı anlamak, vahyi kavramak, ne dediğinden, nelerden sorumlu kıldığından akıl ile haberdar olunabilmekte, akıl etmek sayesinde farkına varılabilmektedir. Aklını kullanmayanlar, akıl etmeyenler elbette ki akıllı oldukları halde {kendilerine akıl verildiği halde} akıl etmediklerinden sorumlu olacaklardır.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir