Genel

Yoksunluğun fotoğrafı

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Yoksulların bir yerlerden sızdığını düşünelim sisteme, her gün her an kendi hayatlarının fotoğraflarını paylaşmaya başladıklarını… Kıt kanaat denkleştirilmiş sofralarını, geçiştirilmiş kahvaltılarını, hatta karıştırdıkları pazar artığı sebze meyveyi, çöpten buldukları yiyecekleri… Eski püskü kıyafetlerini, yırtık ayakkabılarını, ise pasa bulanmış yüzlerini, feri kaçmış gözlerini… Kuru öksürüklerini, hayat söndüren bağımlılıklarını, bir deri bir kemik kalmışlıklarını… Nasıl kaçar keyfimiz değil mi? Belki de nice zaman sonra ilk defa gerçek hayat golünü atar sanal hayatın kalesine. Sanal alemde var zaten böyle yoksulluk fotoğrafları denebilir; onlar yoksul olmayanların yoksullar hakkındaki fotoğrafları. Yine sanal alemin kelimeleriyle ‘duyarlılık kasmak’ için çekilen, paylaşılan, beğenilen fotoğraflar… Sahip olduklarımızdan utanmayalım diye bulduğumuz rahatlatıcı avuntular, oturduğumuz yerden havaya savurabildiğimiz yazıklanmalar… Kontrollü ve neredeyse estetize edilmiş yoksulluk manzaraları… Sokakta pat diye karşımıza çıkan küçük dilenci kız gibi rahatsız edici değil hiçbiri… Ya da şehrin karanlık bir köşesinde tiner çektiğine şahitlik ettiğimiz bir solgun çocuk kadar sarsıcı değil… Sanal kalpler için acının ehlileştirilmiş, dekupe edilmiş, müzikle desteklenmiş kreasyonları bunlar… Birkaç kelimelik, birkaç karelik, birkaç imajlık, birkaç dakikalık fragmanlar, her şeyi dozunda bırakan duygusal performanslarımız için oluşturulmuş görsel malzemeler sadece. O birkaç dakikanın ardından kendi dünyamızın serin sularına, şımarıkça oyunlarına, gürültülü ‘laylaylom’una dönebilmemiz için iç rahatlığı… Yoksullar sisteme sızarsa, sanala gerçek karışabilir oysa… Lüks apartmanların arasında inadına ayakta kalmaya devam eden bir gecekondu gibi rahatsızlık verebilir yoksulluğun gerçek fotoğrafları… Üşümüş bir çocuk değil; üşüyen üşüyen üşüyen ve artık üşümemeyi hiç bilmeyen bir çocuk mesela. Çünkü sokağı, şehri, karanlık ve soğuk geceleri, yoksulluğun kıyafetlerini, zararlı alışkanlıklarını, yersiz yurtsuzluğu, umutsuzluğu, hayalsizliği, kırılmışlığı kontrol edemezsiniz gerçek hayatta, kalıba dökemez, bir karenin içine kilitleyemez, estetize edemezsiniz. O durmadan karşınıza çıkar, önünüze dikilir, baktığınız yerlerde görürsünüz onu, görmekten kaçamazsınız, hep yakalanırsınız. Gerçek, gerçek hayatın damarlarında dolaşır durur. Asla tam olarak unutamazsınız onu. Belki de bunun için paylaşıp duruyoruz küçük keyif ve konforlarımızı. Bütün bu paylaşımlarımız belki de sırf gerçeği paylaşmamak için… Ne kendimizle, ne başkalarıyla… Milyonlarca mükellef kahvaltı sofrası, milyonlarca fincan köpüklü kahve, milyonlarca romantik an, milyonlarca sahte gülümseme, milyonlarca gezip tozma güzellemesi, milyonlarca kare tatil beldesi ışıltısı, milyonlarca çok eğleniyoruz müsameresi, tarafımızdan yakalanmış milyonlarca ilginçlik teranesi, vesaire… O kadar çok ki, o kadar her yeri kaplıyor ki bu fotoğraflar, ister istemez inanıyoruz sanallığın mottosuna: Dünya çok eğlenceli!

“Bu devirde zenginlerin yoksunluğu” dedi beyaz saçlı adam, “yoksulların yoksulluğundan çok daha büyük!”

“Her kişi kendi görünümünü arıyor. Kendi varoluşunu ileri sürmek artık olanaklı olmadığından, ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin başka yapılacak bir şey kalmıyor geriye. ‘Varım, buradayım’ değil; ‘Görülüyorum, bir imajım, bak bana bak!’ Narsisizm bile değil bu; sığ bir dışa dönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklamcı saflığı” diyor Jean Baudrillard, ‘Kötülüğün Şeffaflığı’ kitabında.

Bir de şunu düşünün; herkes her an kameralara gülümserken mutsuzluğun fotoğrafı nasıl çekilecek?

“Kimi bir ‘ah’ ile kemale varmış” dedi meczup, “kiminin ‘ah’ı gitmiş, sadece ‘vah’ı kalmış!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir