
Kapalı-Alan Müslümanlığı
“Biz seni ancak bütün insanlara müjdeci, uyarıcı olarak gönderdik” (Sebe’ 28).
Müslümanlar bu âyetin ne dediğinin farkında değiller. İnsanlara mevcut modern-seküler hayattan ve ifsâd olmuş Dünyâ’dan farklı bir alternatif olduğunu söylemenin gerektiğini unutmuşlar ve büyük kısmı, Dünyâ’nın ayartmalarına, hevâ ve heveslerine kapılmış; bir kısmı kazanmayı din edinmiş, diğer kısmı ise dîni dört duvar arasına hapsetmiştir. Dîn vicdanlara, kâlplere ve zihinlere hapsedildikten sonra şimdi de dört duvar arasına hapsedilmektedir. Dînin kâlplere ve vicdanlara hapsedilmesini eleştiren ve kınayan bir kesimin kendisi de, dîni dört duvar arasına ve dolayısı ile zihinlere-beyinlere hapsetmiş ve oradan çıkarıp da hayâtın tam merkezinde okumamakta ve uygulamamaktadır. Kur’ân’ı dört duvar arasında yâni kapalı bir alanda okuyorlar ama okuma bittikten sonra dışarıda Kur’ân’a göre değil de “mevcut konjonktüre göre” amel ve eylemde bulunuyorlar. Böylece dîni dört duvar arasına hapsetmiş oluyorlar.
İlginçtir ki bu durum hiç sorgulanmıyor ve bu konuda konuşulup tartışılmıyor. Hâlbuki belki de biraz önce, tebliğ-dâvet-hicret-direniş-devlet-cihad-şehâdet ile ilgili âyetleri okumuştunuz. Okuduğunuz âyetler bundan bahsediyordu. Peki ne oldu?. Dışarı çıktığınız anda artık düşünceler bile mevcut paradigmaya göre işlemeye başlıyor. Böylece bir “kapalı alan müslümanlığı” oluşuyor ve çarçabuk da yayılıyor. Artık hemen hiç kimse de “okuduğunu uygulamak” derdine düşmüyor ve “okuduktan sonra uygulama” yerine, “okuduktan sonra yeni-baştan okumaya” başlıyorlar. Ne oldu, neyi anlayamadınız da okuyup-okuyup başa dönüyorsunuz. Sonuçta, dinde bir uygulamanın olmadığı sonucuna varılıyor ve bu şekilde düşünülmeye başlanılıyor. Hattâ “uygulama” deyince birilerinin ödü patlıyor ve bunu savunanlara kötü gözle bakılmaya başlanıyor. Hattâ artık amel ve eylemden bahsedenler “terörist” olarak yaftalanıyor.
Kapalı alan müslümanlığı, dînin sâdece kâlplerde, vicdanlarda, zihinlerde ve mescidlerde yaşanacağını zannediyor. Kâlplere hapsedilince, kişisel müslümanlık popülerleşiyor. Modern müslümanlık, “kişisel-bireysel müslümanlık” olarak tezâhür ediyor. Oysa Allah insanı cehennemden kurtaracak formûlü apaçık bir şekilde söylüyor:
“Ey îman edenler!, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticâreti haber vereyim mi?. Allah’a ve Resulü’ne îman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur” (Saff 10-12).
Peygamberimiz; “Yeryüzü benim için bir temizlik vâsıtası ve mescit kılındı” buyurur. (Müslim 523/5, Ebu Avane 1/395, Tirmizi 1553, İbni Mace 567, Begavi 3617, Ahmed 2/411).
Yeryüzü Peygamberimize mescid kılındıysa bize de mescid kılınmıştır. Yeryüzünün mescid kılınması, dînin sâdece dört duvar arasında değil, yeryüzünün her noktasında Allah’a kulluk yapılması içindir ki, kulluk sâdece namaz kılmakla yapılmaz. Hakkıyla kulluk yapmak, O’nun dînini yeryüzüne hâkim kılmakla olur. Kulluk; bilgilenmek, bilinçlenmek, direniş, amel-eylem, sabır, ibâdetler, hicret, devlet, cihad, şehâdet ve bir İslâm medeniyeti başlatmaktır. Kapalı-alan müslümanları bunları yapmayı göze alamadıkları için, işin sâdece basit ibâdet şekilleriyle ilgilenirler ve hakîki kulluktan kaçınırlar. Basit ibâdetlerle idâre edenler, kulluğun da bu olduğunu zannederler. Oysa Allah açıkça, dînin yeryüzüne hâkim kılınmasını emrediyor:
“Fitne kalmayıncaya ve dînin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şâyet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir” (Enfâl 39).
Peki bu âyete göre Allah’ın dînini yeryüzüne hâkim kılmak için yapılacak savaş nerede olacaktır?. Dört duvar arasında başlasa da, dört duvar arasında bitmez ki bu mücâdele. “Kapalı alan Müslümanlığı” ile olmaz. Kur’ân ve Sünnet iyice bellendikten sonra, Allah’ın dîni, hayâtın tam ortasında da okunmalı ve yaşanmalıdır. Zâten yaşanmadığında İslâm hâkim olamayacaktır. Dîni hakkıyla yaşamak için, bir süreç sonucunda devlete ulaşmak da gereklidir. Dört duvar arasında devlet kurulmaz ki.. Çünkü İslâm’ın devlet talebi de vardır ve bu Kur’ân’da şu şekilde bildirilir:
“Allah, içinizden îman edenlere ve sâlih amellerde bulunanlara vâdetmiştir: Hiç-şüphesiz onlardan öncekileri nasıl “güç ve iktidâr sâhibi” kıldıysa, onları da yeryüzünde “güç ve iktidâr sâhibi” kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibâdet ederler ve bana hiç-bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fâsıktır” (Nûr 55).
Müslümanlar dört duvar arasına gömülüp kalmışlar ve kapalı alanda müslümanca yaşamaya çalışıyorlar. Sanki müslümanlar tümden özürlü durumuna gelmişler, dört duvar arasından çıkıp da hayâta karış(a)mıyor ve hayâtın tam ortasında dîni anlatmıyor, tebliğ yapmıyor, dâvet etmiyor ve İslâm’ı hakkıyla yaşamıyor.
“Mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) vâdetmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır” (Nîsâ 95).
İslâm sâdece anlatılmaz, yaşanır. Aslında yaşanarak anlatılır en iyi şekilde. Buna göre, din; oturulup durulan yerde hakkıyla hem anlaşılamaz-idrâk edilemez, hem de hakkıyla anlatılamaz. Çünkü ilk başta kapalı bir alanda okuyarak ve dinleyerek bilgi edinilse de, İslâm salt bir felsefî sistem olmadığı ve bir hayat-dîni ve yaşam-tarzı olduğundan, onu en iyi şekilde hayâtın tam ortasında amel-eylem hâlindeyken idrâk edebilir ve amel-eylem ile örneklik sergileyebilirsiniz. Hem zâten bu din sâdece okuma-yazma bilenlere, üstün zekâlılara, dâhilere, cins kafalılara gelmemiştir ki. Okuma-yazma bile bilmeyen, aklı fazla almayan kişilere de gelmiştir ve bu kişiler dîni, okumaktan-dinlemekten daha çok, amel ve eylemlerle idrâk ederler ve tatmin olurlar. Zâten Peygamberimiz de, Kur’ân’ın âyet-âyet, kelime-kelime bir tefsirini yapmamış, onu “sünnet” dediğimiz amel-eylem şeklinde “güzel bir örneklik” olarak ortaya koymuştur ve bu örneklik toplumun -kâfirler dâhil- tüm kesimleri tarafından idrâk edilmiştir. Ortada gizli-kapalı bir şey kalmamıştır ve Peygamberimizin “vedâ hutbesi”nde “tebliğimi en iyi şekilde yaptım mı?” sorusuna tüm cemaat hep bir ağızdan “evet” cevâbını vermiştir. Demek ki tebliğin en iyi şekilde yapılması, işin ilmî yönünden daha çok, amel-eylem yönü ile ilgilidir. Tabi bu iş, “kapalı alan müslümanlığı” ile olacak iş değildir.
Sürekli masa-başında okuma-anlama (“okuduktan sonra anlama” ne demekse), Kur’ân’ın canını çıkarırcasına didiklemekle yaptıkları iş, Nasreddin Hoca’nın; “Koyunların yünleri çalılara takılacak, sonra onları toplayıp ip yapacağım, sonra da bu iplerden ördüğüm kazakları pazarda satıp sana borcumu ödeyeceğim” demesine benziyor. Bu hiç-bir zaman gerçekleşmeyecek olan bir hayâldir.
Çok ilginçtir ki; masa-başında otururlarken Kur’ân’ın apaçık olan amel-eylem ile ilgili âyetlerini okuyorlar ve buna rağmen sıradaki diğer âyete geçip Kur’ân’ı okumaya devâm ediyorlar da amele-eyleme geçmeyi düşünmüyorlar yada amel-eylem ile ilgili âyetleri aşırı yoruma boğuyorlar da pasifize ediyorlar. İyi de ameli ne zaman yapacaksınız?. Amel-eylemi, ilgili âyeti okuduğunuz anda yapmıyorsanız, diğer zamanlarda niye yapasınız ki?.
Kapalı alan müslümanlığında olan şey, sâdece bilgi biriktirmektir. Kullanılmayacak bilgiler biriktirilip durulur. Atasoy Müftüoğlu: “İslâmî düşünce, biriktirilen bir düşünce değildir” der. Mehmet Âkif Ersoy ise: “Hayâta geçirmek var ya?. İşte bütün mesele orada” der. Aliya İzzetbegoviç ise: “Kur’ân edebiyat değil, hayattır” der.
Kapalı alan müslümanlığında yapılan şey sürekli “geviş getirmek”tir. Fakat unutulmasın ki geviş getirmek “inek”lere mahsustur. Şu da var ki, inekler açık havada da geviş getirirler.
Allah’a yükselecek sözler “güzel sözler”dir ve kapalı mekânlarda böyle güzel sözler üretilebilir. Fakat güzel sözün Allah ulaşması da gerekir ki, bu ancak amel-eylem hâlindeyken olur:
“Güzel söz O’na yükselir, onu da sâlih amel/faydalı iş yükseltir” (Fâtır 10).
Kardeşlerim!, kapalı alanda ve masa-başında yaptığınız çalışmalar çok da işe yaramıyor ve bir yaraya merhem olmuyor. Masa-başında Kur’ân’ın kelimelerinin analizini yaparak, insanları-Dünyâ’yı mazlûmiyetten-perişanlıktan kurtarmayı düşünmek zavallılıktır. Kapalı alanlarda yap(a)mayacağınız şeyleri seslendirmekten vazgeçin artık:
“Görmedin mi; onlar, her bir vâdide vehmedip duruyorlar ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar/konuşuyorlar” (Şuârâ 225-226).
Din/İslâm, neyin söylendiği ile değil, neyin göze alındığı ile ilgilenir. Seyyid Kutup:
“Şurası bir gerçektir ki, bu dînin hakîkatini, amelî metodundan ayırmak imkân hâricidir. Allah’a yemin olsun ki, binlerce konferans, milyonlarca vaaz, yüzlerce kitap, milyonlarca dergi, gazete, broşür aslâ İslâm’ın yaşandığı ve hâkim olduğu ufak bir mahalle kadar etkili olamaz” der.
1.400 yıl sonra hâlâ “masa-başı Kur’ân’ı anlama çalışmaları” yapılmasının nedeni, gerçekle yüzleşmekten korkulmasıdır. Amele-eyleme dönmekten korkulmasıdır. Sürekli masa-başında olmak, kişiyi korkaklaştırır çünkü.
Kapalı alandan çıkılmadığında ve Kur’ân hayâta hakim kılınmadığında, yâni Kur’ân hakkıyla idrâk edildikten sonra amele-eyleme dökülmediğinde mecbûren dile vuracak, dilde kalacak ve sonuçta hiç-bir problemi çözemeyecektir.
En doğrusunu sâdece Allah bilir.



“Ey îman edenler!, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticâreti haber vereyim mi?. Allah’a ve Resulü’ne îman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur” (Saff 10-12).
http://namenstr8bredahollanda.blogspot.com/2018/05/eleman-araniyordolgun-ucretmaas.html
Dört duvar arasında devlet kurulmaz ki.. Çünkü İslâm’ın devlet talebi de vardır.
http://meerstr11.blogspot.com/2017/01/bu-durumda-islam-bizden-ne-yapmamizi.html
KAİDELERİN KONUŞTUKLARINDAN ….DÜNYA’YA KÖKLÜ ÇÖZÜM…
http://namenstr8bredaholland.blogspot.com/2018/06/kaidelerin-konustuklarindan.html