GenelMektuplara Cevap

Kâr ile çıkar arasındaki fark nedir?                           

Soru : Sorularıma başlarken her şeyden önce bütün işlerin sonucunun, Allah’a varmasını ve hesabımızı hakkıyla verebilmeyi temenni ediyorum. Rabbimiz hayatın her alanına müdahale ettiği gibi ticarete de müdahale ederek onun da kurallarını belirlemektedir. Bizler de, yaşadığımız toplumdan ve kültüründen etkilenerek bazı kavramları aldığımızın farkındayız. Bunun yerine İslam’ın bakış açısıyla konuya bakılmasını istiyoruz. Allah ticaretin ilkelerini nasıl belirlemektedir? Bu kavramların ve kuralların iyice bilinmesini ve her şeyin netleşmesini istiyorum. Ancak kendimi bu konuda yeterli bulmuyorum. Sizin de fikirlerinize başvurmak istedim. İçinde yaşadığımız toplum ticareti tamamen çıkar üzerine kuruyor. Karşılıklı çıkarlar bittiği anda ilişkiler de otomatikman bitiyor. Bu nedenle sormak istediğim şey, çıkar nedir? Allah çıkara müsaade eder mi? Buna mukabil olarak ta kâr (kazanç) nedir? Kısaca kâr ile çıkar arasındaki farkı bilmek istiyorum?                           

Cevap: Bu konu davranışların değer ölçüleriyle alakalıdır. Bu da ideolojilere göre değişir. Bir ideoloji akide ve o akideyi hayata geçirecek metottan meydana gelir.

Akide; insan, hayat ve kainat ile ilgili genel bir düşüncedir. Bu düşünce, içinde bulunduğu kainata, kainatta ki eşyadan istifade eden insana ve bu insanın yaşadığı hayata bir anlam kazandırmaktadır. Hayatı anlamlandıran düşünceye göre hayat, anlam kazanmaktadır. Hayata ve davranışlara düşüncenin yüklediği anlam, insanı harekete geçirerek ilgi, sevgi, sahiplenme yahut ilgisizlik, nefret ve uzaklaşmak gibi sonuçlar doğurmaktadır. İnsan bir işi ondan beklediği sonuca göre yapmaya veya terk etmeye karar verir. Bu kararında etkili olan şey ise sahiplendiği ideolojidir. İdeolojilerin davranışları değerlendirdiği bir değer yargısı vardır. Bu yargıya göre onu yapılmaya değer bulur yapar veya bulmaz, terk eder. Dünyada en çok bilinen şu üç ideolojiye göre davranışların değer ölçüsü şöyledir:

Kapitalizm: Kapitalist ideolojiye göre davranışların değer ölçüsü çıkar, menfaat ve faydacılıktır. Bu nedenle bir kapitalist davranışta bulunurken ondan ne gibi bir menfaat elde edeceğine bakar. Şahsi çıkarının olmadığı yerde parmağını oynatmayı bile gerekli görmez. Batı toplumlarının çıkar sözünü ağızlarından düşürmemelerinin sebebi budur. Çıkarcılık onların varlık sebebidir. “Hayatın anlamı tüm zevklerden en yüksek lezzeti almaktır”. Buna ulaşmak için de her yol meşrudur.

Meşruiyetin ölçüsü ise akıldır. Akıl ve buna bağlı olarak da insanın hevası ilahlaştırılmıştır. Helal ve haram gibi bir sınır yoktur. İnsan çıkarı için aklına gelen her şeyi yapabilir. Yeter ki çoğunluk buna müsaade etmiş olsun (Burada çoğunluğun onayı toplumsal infiali önlemek içindir). İçinde yaşadığınız toplumun değerlerinden etkilenen ve farkında olarak veya olmayarak bu değerler doğrultusunda hareket eden insanlarla muhatap olmaktasınız. O toplumdan olmasalar da içinde yoğruldukları dünyanın kiriyle kirlenmiş olduklarından, onların değer yargılarıyla hayatı değerlendireceklerdir. Kimliği müslümandır ama mefhumları kapitalisttir. Beklemediğiniz insanların çıkar peşinde olması bundandır. Çıkarcılık batı toplumunun hayatını yönlendiren esastır. Bu toplum içinde, insanlar inandıkları ilkelere sahip çıkıp sürekli kendilerini yinelemeyince hayatı onlar gibi değerlendirmek kaçınılmaz olacaktır. Bir toplumda kimlik, kişilik ve inanç erozyonuna uğramamak için, tüm fertlerinizle sıkı ilişkiler kurup kişilik ve kimliğinizi korumanız, inancınızı yineleyip yeni ve canlı tutmanız elzemdir ki sonuçlar böyle olmasın.

En açık ve yeni örneği küresel emperyalizmin etkisinde kalan halkı müslüman olan ülkelerin halklarının durumudur. Duyarsızlıkları, dünyevileşmeleri, çözülüp savrulmaları ve ölüm sarhoşluğunu tatmış gibi duygusuz bakışları hazmedilemezken üç buçuk soysuzun kahramanlığa öykünmesi de yürekleri kanatmaktadır.

Sosyalizm: Sosyalist dünya görüşüne göre ise amellerin ölçüsü maddenin tekamülünü sağlamaktır. İstihsal aletlerini geliştirmek, üretimi artırmaktır. Her davranış bu amaca hizmet ettiği kadar değerlidir.

İslam: İslam’da davranışların değer ölçüsü ise Allah rızasıdır. Müslüman, kelimenin tam anlamıyla Allah’a ve onun ilkelerine teslim olan insan demektir. Bu nedenle müslüman yerken, içerken, kazanırken, harcarken, bir şeyi elde ederken veya elden çıkartırken ilk düşüneceği şey bu işinden Allah’ın razı olup olmayacağıdır.

Müslüman, faydacılık, çıkarcılık, menfaatçilik veya maddenin tekamülünü sağlamak gibi İslam dışı anlayışları asla amaç edinemez. Bu anlayışların hepsi İslam dışı bir zihniyetin ürünüdür. Elbette ticaret eden insan da bir kazanç elde etmektedir. Ticarete yönelirken de ondan kâr etmeyi istemektedir. Ancak bu ticareti de yine Allah’ın meşru kıldığı yol ve yöntemle ve meşru kıldığı şeyler üzerinde yapmış olması nedeniyle elde edilen kâr helal olmaktadır. İbadet ederken Allah’ın rızasına uygun olması için onun istediği gibi yapmak elzem olduğu gibi ticaret yaparken de aynı anlayışla yapılması elde edileni helal kazanca dönüştürmektedir.

Mal satmakla para satmayı aynı gözle görenlere “Allah faizi haram alışverişi helal kılmıştır. Faiz yiyenler hesap günü şeytan çarpmış gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi “faiz de alış veriş gibidir” demeleridir.”(2/275)

Burada çıkarla karı ayıran şey şudur, çıkarcı bir anlayış hep kazanmayı hedeflerken, ilkesi ve felsefesi makyevelizmdir. Bunun için kim ne kaybederse etsin hiç önemli değildir. Sağ duyudan ve başkasını düşünmekten uzaktır. Bireysellik ve liberallik hücrelerine kadar girmiştir. Batı toplumunda “diğergamlık” (başkasını düşünme) anlayışının olmamasının ana sebebi budur. İnsanlar bu akide ile yetiştirildiklerinden kendinden başkasını düşünmeyen bencil bir insan olmuşlardır. Babanın oğluna, kadının kocasına ve bir insanın başka bir insana çıkar düşünmeden bir yardımda bulunması mümkün görünmemektedir.

Ticaretinden meşru bir kar etmeyi hesap eden zihniyet ise Allah’a teslim olan bir akideden çıkmaktadır. Bu anlayışta mülk Allah’ındır. İnsanlar sadece geçici olarak ondan istifade edebilirler. Rızkı veren Allah’tır. Allah’ın verdiği rızkın bir kısmını karşılıksız, Allah için infak etmek (2/3) müslümanın en önemli özelliklerindendir. Müslüman kazanmak için asla gözünü karartmaz. Kendisini düşündüğü gibi başkalarını da düşünür. O’nun ahiret inancı vardır. İşlerinin sonunun Allah’a varacağına ona hesap vereceğine inanmaktadır.

Müslümanın kâr anlayışı kapitalist sistemde olduğu gibi sadece alınan paranın verilenden daha fazla olması değildir. Yerine göre hiç kazanmadan da verir. Muhtaç olanın ihtiyacını karşılamakla Allah indinde daha fazla kazanacağına inanır. (2/280) Onun düşüncesi sadece dünya ile sınırlı değildir. İşte bu anlayışla seküler bir düşünceyi ve onun çıkarcı anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir. Allah çıkarcılığı, fırsatçılığı asla tasvip etmez.

Asr-ı Saadet’te tüccarların, pazara gelen kervanları yolda karşılayıp mallarını aldıklarını duyan Peygamberimiz insanlara “Böyle yapmayın. O insanlar gelip pazarı piyasayı görsün. Ona göre malını değeriyle satsın. Siz de alın. Onlar bu pazarın durumunu ve o malın bu pazarda ki piyasasını bilmeden insanları aldatmayın” buyurarak ikaz eder. Sadece kendini düşünen bencil bir anlayışın İslam’da yeri yoktur. Kuru üzümü ıslatarak satan kimseye “Bizi aldatan bizden değildir” buyurur. Ebu Hanife kendisine getirilen malın istenilen fiyatını ucuz bulduğu için, satıcıyı uyarır ve onun istediğinden birkaç kat fazlasına malı satın alır. İşte bu örnekler insanlardaki zihniyetin tezahürleridir. Ne aldanmak ne de aldatmak İslam’ın ilkesi olmadığı gibi zulmetmek veya zulme uğramakta müslümana göre bir iş değildir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir