GenelMektuplara Cevap

Velayeti Fakih teorisi Kuran’a uygun mu?

SORU: Velayeti fakih teorisi Kuran’ın ruhuna uygun mudur?

CEVAP: Bu konu bizzat Humeyni’nin kaleminden şöyle anlatılmaktadır:

“Velâyet-i fakih konusu, en açık biçimde, bizzat Ayetullah Humeyni tarafından, el-Hukûmetu’l-İslâmiyye isimli eserinde ortaya konmuştur. Bu düşünce veya teorinin dayanağı şudur: On ikinci İmam’ın kaybolmasından tekrar ortaya çıkarak, zulümle kaplanmış yeryüzünü adaletle doldurmasına kadar Müslümanların, İslâmî bir hükümetten mahrum kalmaları makul değildir (düşünülemez). Bu konuyu Humeyni şöyle dile getiriyor:

İmamımız Mehdî’nin büyük kayıplığından günümüze kadar bin yıldan fazla zaman geçti. Ümmetin menfaati (maslahat), beklenen İmam’ın gelmesini gerekli kılıncaya kadar daha binlerce yıl geçebilir. Bütün bu zamanlar boyunca İslâm’ın uygulanması duracak mıdır? Daha açık bir deyişle Allah, İslâm dininin ömrünü iki yüz yıl olarak mı sınırlamıştır? (Peygamber’in (sav) zamanından İmam’ın kaybolduğu zamana kadar geçen müddet ile mi sınırlamıştır?). Birinci kaybolmadan sonra İslâm’ın her şeyini kaybetmesi olacak şey midir?”
Humeyni bu sorulara şu cevabı veriyor: “Böyle bir görüşü benimsemek, bana göre İslâm dininin geçerliğini kaybettiğine (mensuh olduğuna) inanmaktan daha kötüdür.”122
Beklenen İmam yeniden ortaya çıkıncaya kadar ümmetin hükümetsiz kalmaması için yöneticide aranacak şartlar, Humeyni’ye göre İslâmî idarenin özelliğinden kaynaklanmaktadır? Akıl, ergenlik çağı, yönetim becerisi gibi genel şartlar dışında burada önemli iki şart söz konusudur:

  1. İslâm hukukunu bilmek, 2. Adalet. İslâm hukukunu bilmek ve adalet vasıfları imamlığın temel şartlarıdır. Bir şahıs tabiat ilimlerini, müspet ilimleri yeterince bilse, bu konularda beceri sahibi olsa da İslâm hukukunu bilmese bu bilgiler onu -İslâm hukukunu bilen ve adalet içinde yaşayan- kimseden öne geçiremez ve onu başkanlığa ehil kılmaz.123”

Bu tez Kur’an’a göre bir ümmetin siyaset anlayışı açısından doğrudur. Ancak Şia kültüründeki İmamet ve kayıp İmam Mehdi inancı açısından yanlıştır. Akleden her insan, bin yıldır gelmeyen Mehdinin gelmesini bekleyerek zulme seyirci kalamaz. Zaten bu inancın akli ve nakli tarafı da epeyce tartışılır niteliktedir. İmam anlayışları da öyle. Bunun farkına varan Humeyni, lokal bir çare olarak “Velayeti Fakih” anlayışını sunmuştur. Tarihin getirdiği şartlar muvacehesinde de sonuç verdi ve devrim gerçekleşti. Kur’an’a göre eksik ve kusurlarına rağmen 20. Yüz yılda öldüğüne inanılan İslam yeniden dünyanın gündemine girdi. Tüm müstezafların belini doğrultan bir siyasi hareket oldu.

İmam, Şia geleneğinden gelen biri olarak bu anlayıştaki insanların kalp atışlarını biliyordu. Bu gelenek içerisinde farklı bir kulvara girmiş olsaydı katı mezhepçi olan halk arkasından gelmezdi. O günlerde İran’a gidip durumu gözlemleyen bir Müslüman aynen şöyle söylemişti: “İran’ı bu hale getiren Humeyni Şia’ya aykırı bir söz edecek olsa onu sırtının üzerine bırakırlar. Ancak imam ferasetli davranıyor, mezhebini sol elinde ve arkasında tutuyorken, Dinini sağ elinde ve önünde tutuyor. Dünyaya Müslümanlığını gösteriyor, mezhebini değil” diyordu. Bizler için de önemli olan onların mezhebi anlayışları değil, Kur’an’i olan anlayış ve davranışlarıdır.

Bizim için nihai doğrular Kur’an’î olandır. Özellikle imamet konusundaki anlayışları ve bu anlayışlarını besledikleri delilleri kabul edilebilir görünmemektedir. Allah’tan başka herkes yanılabilir, içtihatlarında hata edebilir. Ancak Peygamberlerin hataları vahiyle düzeltilir. Böylece hatasız bir örneklik oluştururlar. İmamların ise vahiy almak gibi bir imtiyazları yoktur. Hata yapabilirler. Onların hataları da Kur’an ve sünnet ile düzeltilebilir olarak kabul edilmesi gerekir. Ayrıca İmam’ın her şeyi bilmesi gerekmez ve böyle bir şey de imkânsızdır. Ancak imamın her şeyi bilmediğini bilmesi gerekir. İhtiyaç duyduğu konuda o konunun uzmanlarının görüş ve düşüncelerinden istifade ederek en uygun olan kararı vermeye çalışması gerekir. Doğru olanda budur. Ama onlar geleneğin kendilerine yüklediği bu anlayışı benimsemişlerdir. Bu güne kadar da vazgeçmiş değillerdir. Bu konu hem kendi içlerinde hem de Sünni âlimler arasında tartışmalı halini korumaktadır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı