GenelYazarlardanYazılar

İki İlah edinmeyin dedi;ALLAH

Ben Allah’ın kuluyum demek / diyebilmek için, onun bizden ne istediğini de bilmek gerekiyor. Aksi halde teslimiyet gerçekleşmez. Belki teslim olduğumuzu zannederek verilen ömrü tüketir göçer gideriz.

Putun ne ve neler olduğuna kısaca değinelim.

— İnsanoğlunun, doğada hazır buldukları ve bir takım anlamlar yükleyerek tapındıkları, güneş, ay, yıldızlar, ateş vb. şeylere “put” denir -İnsanın kendi elleriyle yaptıkları, fakat sonradan bir takım anlamlar yükleyerek tapındıkları, heykel, resim gibi şeylere “put” denir..

Buda ,yoga, hümanizm, panteizm Tasavvuf ..

Yine insanın kendisinden önce yaşamış /kahramanlaşmış, yüceltilmiş insanlar.

Ve İdeolojiler Fikirler. Rejimler de PUTTUR.

“iki ilâh tutmayın”, dedi Allah; “(çünkü)”iki ilâh tutmayın”, dedi Allah; (ilâh olarak yönelmeniz gereken); öyleyse, yalnızca benden korkun!” Nahl.51

“İki ilâh tutmayın”, dedi Allah;

“Hani Allah şöyle buyurmuştu: “İki ilah edinmeyin; çünkü yalnızca O’dur biricik ilah! Artık Benden, sadece Benden sakının!” Nahl.51

“Hevâsını (arzu ve ihtiraslarını ya da düşkünlükleri­ni) tanrı (ilâh) edinen kişiyi gördün işte! Ona sen mi vekil olacaksın?” Furkan.43

— iki ilâh tutmayın”, dedi Allah

” Dikkat edilirse bu sözüm sahibi Allah. İkilemi yasaklıyor. İlah olma özelliklerin ile Allah olma özellikleri bir birinden farklı.

Allah tek. Tek olanın sözü Vahyin yerine kendi düşüncelerini teamüllerini geleneklerini çevre faktörlerinin ürettiği algıları koymak Onların İlah edinilmesidir. Yasak olan da budur.

Bu ayet konuya son noktayı koyuyor.

“Allah’ı bırakıp bilginlerini (ilahiyatçılarını?) ve ra­hiplerini (meslekten din adamlarını) Rab yerine koy­dular. Meryem’in oğlu Mesih’i de. Oysa kendisinden başka ilâh olmayan o biricik İlah’a, sadece O’na kul­luk etmekle emrolunmuşlardı. Ortak koşa geldikleri şeylerden (kimselerden) uzaktır O.” Tevbe.31

”… Şehadet cümlesinin ilk yarısı olan söz ”La ilahe illallah’ yani ”Allah’tan başka ilah yoktur” derken; Allah’tan başka emirlerine itaat edilen, yaratan, yaşatan, yöneten, koruyan, kurtaran, kendisine güvenilen, sığınılan, kulluk edilen hiçbir ilah yoktur, ancak Allah vardır demiş oluyoruz. Yani şehadetin ilk sözüyle sadece Allah’ın ilahlığını kabul ettiğimizi ve O’na kul olduğumuzu kabul etmiş oluyoruz.

Şehadet cümlesinin ikinci yarısı olan ”Muhammedun Resulullah” yani ”Muhammed Allah’ın elçisidir” ifadesiyle ise kulluğun nasıl yapılacağını Allah’ın elçisi Hz Muhammed (s.a.v.)’in sahih sünnetinden, onun örnek yaşamından alacağımızı kabul etmiş oluyoruz.

İşte şehadet cümlesi bu her iki parçasıyla birbirinden ayrılmaz bir bütünlük arz eder. Şehadet cümlesi, manası bilinip, yaşanmadıkça kişiye bir fayda sağlamaz. Yani o sırf dille söylenmeyip pratik hayata da geçirilmelidir. Müslüman olmanın şartı ve gerekliliği de ancak budur..!”

İlker Yiğit- Ölmeden Önce Uyanmak- s.167.

”…1. Kur’an, insanlara sadece “Allah’ın indirdiğine uyun” der; geleneksel din, “hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz dine uyarız” der.

  1. Kur’an, hakikati gözler önüne serdikten sonra, “niçin aklınızı kullanmıyorsunuz” diyerek akla büyük önem verir; geleneksel din ise, aklı devre dışı bırakarak, zanna dayalı rivayetleri esas alır.
  2. Kur’an, “bu kitabı indirmemiz insanlara yetmedi mi” der; geleneksel din, yetmediğini kabul ederek, onun yanı sıra birçok kaynağın olması gerektiğini söyler. (Not: Eğer kaynaklar o kitabı anlamak için ise, elbette olmalıdır. Hayır, “eksiktir, ancak başka kaynaklarla tamamlanmalıdır” deniliyorsa, o takdirde Kur’an dinlenilmiyor, demektir.)
  3. Kur’an, “Kur’an’dan başka hakem yoktur ve sadece bu kitaptan sorulacaksınız” der; geleneksel din, başka kaynakları öne çıkartarak, o kitapların söylediklerini Kur’an’la eş tutar.
  4. “Kur’an, “insan için çalışmasından/emeğinden başka bir karşılık yoktur” der; geleneksel din ise, “bir kimsenin emeği, başkalarına yarar sağlayacaktır” der.
  5. Kur’an, “sen kabirdekilere işittiremezsin” der; geleneksel din, -inadına- ölü defnedildikten hemen sonra, ölünün sorulacak sorulara cevap verebilmesi için, imam efendi tarafından ölüye telkin/kopya verdirir.
  6. Kur’an, “hesap sorucu sadece Allah’tır” der; geleneksel din ise, mezardaki ölülere Münker ve Nekir adında iki meleğin gelip hesap sorduklarına inanır.
  7. Kur’an, ölümden sonra azap yerinin cehennem olduğunu söyler; geleneksel din ise, -henüz dirilip hesabını vermemiş olan- mezardaki ölülere azap/işkence yapılacağını söyler.
  8. Kur’an, cehenneme gireceklerin orada ebedi kalacaklarını söyler; geleneksel din ise, “Müminler de günahlarından dolayı cehenneme girecekler, sonra cehennemden çıkacaklar” der.
  9. Kur’an, ahiretteki hesap günü, kimsenin kimseye faydası olmayacağını, hiç kimseden arabuluculuk kabul edilmeyeceğini, kurtulma fidyesi alınmayacağını ve şefaat kabul edilmeyeceğini söyler; geleneksel din ise, başta nebiler olmak üzere pek çok kimsenin şefaatçi olacağını söyler.
  10. Kur’an, dirileri uyarmak ve onlara rehberlik etmek için indirildiğini söylerken; geleneksel din, Kur’an’ı ölülere okuyarak onların günahlarına derman olacağını söyler.
  11. Kur’an, Mushaf’ı tutmak ve okumak için her hangi bir şart getirmeyip, sadece “euzubesmele” ile başlamasını isterken; geleneksel din, Kur’an’ın abdestsiz ele alınamayacağı ve okunamayacağı şartını getirdi.
  12. Kur’an, dua ve ibadetlerde hiç kimsenin tevessül/aracı (rabıta) kılınamayacağını söylerken; geleneksel din, tasavvuf adı altında rabıta sistemini icat ederek, birçok kimseyi aracı kılmayı uygun gördü.
  13. Kur’an, İsa as’ın her insan gibi vefat ettiğini söyler; geleneksel din ise, Hz. İsa’nın ölmediğini, göklerde dolaştığını ve kıyamete yakın tekrar yeryüzüne ineceğini söyler.
  14. Kur’an, kader inancının Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle kainata verdiği düzen olduğunu söyler; gelenek dininde ise, kader bir yazgıdır ve insanın –tabir caizse- elini kolunu bağlayan ve insan üzerine çöken bir karabasandır.
  15. Kur’an, İslam’ın temel esasları (şartları) olarak tevhit, adalet, hukuk, ahlak, ehliyet, meşveret, ibadet, ahiret gibi değerleri belirtirken; geleneksel din, namaz, oruç, hac ve zekâtı İslam’ın şartları olarak ilan etti.”

Beşir İslamoğlu

Kur’an’a iman iddiası, içeriğindekilerin farkında olmayı ve onları pratiğe aktarmayı içermiyorsa anlamı sıfırlanmış olacaktır.

Buna rağmen insanların çoğunun içeriğinden(hükümlerinden) habersiz olarak bir Kitap’a iman iddiasını sürdürmeye çalışmaları ne yazık ki hüsrana kapı aralamaktadır.

Zira bu şekilde Kur’an’a genel anlamda iman ettiğini iddia edenlerin çoğu, Kur’an’ın hükümlerinin sosyal politik hayata, Yansımamasını umursamaz durumdadırlar!

Hatta Kur’an’a aykırı ölçü ve değerleri yüceltenlerin şaşmaz birer destekçileri olmuşlardır.

Bu durum onların Kur’an’a içeriğini dikkate almadan yüzeysel bir şekilde iman etmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bu durumun bir başka olumsuz örneği de, Kur’an’ın içeriğinden habersiz olanların Allah’ın son resulü ile sahip oldukları çarpık anlayışlardır ki, bu da yine Kur’an’a içeriğini dikkate almadan iman etme iddiasının bir sonucudur.

Eğer insanların çoğu Kur’an’a ilkeleriyle(ayetlerinin bütünüyle) iman etselerdi Allah Rasulüne ne şefaatçi, ne gaybı bilen, ne de haram/helâl koyan ve mucizeleri olan(olağanüstü özelliklere sahip bir rasul) olarak iman edeceklerdi.

Dolayısıyla Kur’an’a bütün ayetlerini göz önünde bulundurarak iman edememek insanları şirke sürükler, bu da hem dünyada hem de ahirette insanın hüsrana uğrayacağı anlamına gelir!

‘’Şunu iyi bilin ki Allah’ın dini tevhit dinidir. Allah’ı bırakıp da başka birtakım varlıklara tanrılık yakıştıranlar, ‘’Biz bunlara başka bir maksatla değil, bizi Allah’a yaklaştırmaları için tapıyoruz.’’ Diyorlar. Şüphesiz Allah tevhide aykırı bu inançlarıyla ilgili olarak onlar hakkındaki (azap) hükmünü verecek (onları azaba mahkûm edecektir.) Allah kendisi ve elçisi hakkında yalan isnatlarda bulunan ve ( putlara tanrılık yakıştırmak suretiyle) çok büyük nankörlük eden kimseleri umduklarına kavuşturmaz.” (Zümer 3)

Aracılık anlayışının şahitlik anlayışına ters bir anlayış olduğunu belirtmek gerekir. Aracılarla ahirette kestirmeden kurtuluşa ereceğine inananlar bu dünyada neden Allah’ın dinine gereğince tanıklıkta(şehadet) bulunsunlar? Başkalarının ‘yüzü suyu hürmetine’ ucuz yoldan kurtulmak varken insanlar neden Allah yolunda bedel ödesinler!?

Ve neden bazılarının eteğine tutunarak kurtuluş varken Kur’an’a yönelsinler?

Hâlbuki Kur’an’da da Allah’ın Kitabı’ndan başka evliya edinmemekten bahsedilir. (A’raf 3)

Yani, inananların Allah’ın kitabını her şeyin üzerinde otorite olarak benimsemeleri istenir.

En’am suresinde 51, 70 ve 94. ayetlerde Allah’tan başka şefaatçi olmadığı belirtilirken, halk çoğunluğunun gene de şefaatçilerden medet ummaları Kur’an’la bir alakalarının olmadığını gösteriyor!

Ne yazık ki halk çoğunluğunun din anlayışı tevhitten fersah fersah uzak olup şirke dayalıdır.

Çoğunluğun şirke dayalı bir dini sürdürmekte kararlı olduğu özellikle iki konuda belirgin bir halde gözler önünde durmaktadır.

Bunlardan biri Allah’tan başka şefaatçiler edinmek, diğeri de Allah’a rağmen hüküm koyucular edinmektir!

Bu iki şirk anlayışı büyük ölçüde Kur’an’ın bilgisinden uzak olmakla ilgili olsa da, Kur’an’ın bilgisine sahip olanların bir kısmının da bu şirk anlayışlarından uzak dur(a)madığını belirtmek gerekir!

Millet iradesinin üzerinde başka bir güç yoktur dedikten sonra kişilerin Müslüman olduklarını iddia etmeleri trajikomik bir durumdur.

Aslında böyle bir söylem demokrasinin ve beşeri ideolojilerin savundukları en temel ilkedir.

Yani modern beşeri dinlerin temel ilkesi, halkın üzerinde bir güç tanımamak ve insan iradesini her şeyin üzerinde tutmaktır!

İşin içine her şey girince ister istemez âlemlerin rabbi olan Allah da buna dâhil edilmiş oluyor.

Artık bundan sonra, böyle bir inanç ve söylem tarzı geliştirenler hayatları boyunca kelime-i tevhidi tekrarlayıp dursalar da hiçbir anlam ifade etmeyecektir!

Zira İslam’ın temel ilkesi olan tevhid, Allah’ın iradesinin üzerinde bir yetki sahibi( güç ve otorite) tanımamayı ifade eder.

Hem milli iradeyi hem de Allah’ın iradesini üstün tutmak(esas almak) ise mümkün değildir!

Milli iradeyi her şeyin üstünde tutmak şeklindeki bir anlayış Batı kaynaklı hümanist felsefenin eseridir.

Bu anlayışa göre, her şey insan için ve yine her şey insana göredir.
Hal bu ki ; “”iki ilâh tutmayın”, dedi Allah.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir