
Dünya Hayatı Oyun Ve Eğlencedir
Selahaddin Alıç-İktibas Çizgisi Aralık sayısı
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız? “ (Enam 6/32)
Her şeyin bir sonu olduğu gibi hiç şüphesiz dünyanın da bir sonu vardır. Baki olan sadece Yüce Allah’dır. Dünya yaşantımıza anlam ve değer katan şeylerin başında öncelikle Allah’ın hoşnutluğu ve O’na yakınlaşmayı umarak yapılan hayırlı işler gelir. İnsanın böyle bir düşünce ve niyet taşımadan yaşamış olması hayatını boş, manasız ve faydasız geçirmiş olacağından ömrünü heba etmiş olacaktır. Ömrünü yaratıcısına karşı ibadet ve itaatle geçiren kişi dünyada yaptığı her amelin karşılığını-mükâfatını elbette öbür dünyada görecektir. Bu nedenle kişi yaşantısı boyunca Allah’a hesap vereceğini düşünerek yaşamalıdır. Mümin ve mümineler dünyada yaptıkları her işin hesabını Allah’ın huzurunda vereceklerini düşünerek yaşayan, O’nun buyruklarına asi olmaktan, yasaklarını çiğnemekten sakınanlar, kanunlarına tam bir saygı şuuru ile bağlananlar, bu tutumları ile dünyada kendilerine tanınan fırsatı hakkıyla değerlendirdikleri için, bunlar hakkında ahiret yurdu dünyadan daha hayırlı ve daha güzel olacaktır. Bu duygu ve düşünceden ancak çocuklar ve akıl sahibi olmayanlar gaflet içerisinde yaşarlar. Mümin ve mümineler ve aklını kullanabilen akıllı insanlar bu fırsatı değerlendirmelidirler. Onun için yüce Rabbimiz, ayet-i kerime’nin sonunda “Hala akıllanmayacak mısınız ?” buyurmuştur. İnsanoğlu dünyanın cazibesine kapılıp hep dünya hayatının zenginlikler ve bol nimetler içerisinde geçmesini istediği için; dünya hayatını çok sever. Allah ganidir isteyene dünya hayatını ve nimetlerini de bolca verebilir! Lakin insan bu nimet ve rahatlığın getireceği mesuliyeti iyice düşünmesi gerektiğini unutmamalıdır.
Dünya nimetlerine bolca kavuşanların ve yeterince gereğini yapmayan/yapamayanların sorumlukları ve bunların cezası nelerdir diye hiç düşündük mü acaba? Aslında dünya hayatını ve nimetlerini isteyenlere Allah, bu nimetleri de bolca vermektedir.
“Kim geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.” (İsra 17/18)
Hiç unutmayalım ki, dünya hayatı geçici olduğu gibi nimetleri de geçicidir. Dünya hayatını ve süsünü isteyen kişiye çalıştığının karşılığı verileceği bir eksiltme olmayacağı Hud suresi 15 ve 16. Ayetlerin de şöyle buyrulmaktadır:
“Dünya hayatını, onun göz kamaştırıcı süsünü ve şatafatını arzulayanlara, bu gayeye yönelik yaptıkları çalışmaların karşılığını dünyada tastamam veririz. Onlar bu hayatta hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. / Fakat onlar öyle kimselerdir ki, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey yoktur.” Herkesin yaptığının karşılığını bu dünyada eksiksiz olarak alacağı bildirilmektedir. Bununla birlikte Allah, kişinin istediği kadar değil, kendi dileği kadar mükâfat vereceğini bildirmektedir. Ayette hiç kimsenin hakkının yenmeyeceğini belirtilirken, sadece dünya hayatını ve nimetlerini isteyen kişiye de cehennemin hak olacağı belirtilmiştir. Kişi sadece dünya nimetlerini elde etmek için amel işlememelidir. Zira Allah her ne kadar dünya hayatını ve süsünü hedef edinen kimseye çalıştığının karşılığını eksiksiz olarak vereceğini, mağdur edilmeyeceğini bildirmekte ise de; ahirette mağdur ve perişan olacağı kesinlikle açıkça ifade edilmiştir. Sadece geçici olan bu dünya hayatının lüksü için çalışan kimseler bütün maksat ve niyetlerine göre çalışmalarını ve gayretlerini ömürlerini bu dünya nimetleri için tüketmiş olduklarından dolayı, alacakları karşılık ancak bu dünya hayatı ile sınırlı kalacaktır…. Sadece dünya hayatının nimetlerini elde etmek için gayret edenler ahirette ateşten başka bir şeyle karşılaşmayacakları bildirilmektedir. Bu kişilerin, dünyada iken yaptıkları bütün amellerinin ahirette yok olacağı için, orada karşılığını alamayacak elleri boşa çıkacaktır. Çünkü sadece dünyalık kazanmak için yapılan amellerin Allah indinde hiç bir değeri yoktur. Dünya hayatı fani olduğu gibi dünya için yapılan her şey de fanidir orada bir karşılığı olmayacaktır. Ancak sadece Allah için yapılan amellerin mürüvvetini görmek mümkün olacaktır. Baki olan Allah kendisi için yapılan hiçbir şeyi zayi etmez. Bire on, bire yedi yüz hatta takdirine göre hesapsız olarak ödeyeceğinin müjdesini vermektedir.
“Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.” (Bakara 2/261)
Aslında insanın ahiret hayatını düşünerek -dünya nimetlerinden uzak kalmasına da gerek de yoktur. İnsanın, kendisine hâkim olabildiği sürece dünya nimetlerden faydalanmasında bir mahsur bulunmamaktadır. Ancak mümin kişinin asıl amacı da dünyada Allah’ın rızasına uygun-zekâtını tam vererek hayır ve hasenat yaparak, yaşamak olduğu sürece kısmen ve kanaatkâr olarak dünya nimetlerinden faydalanmasında bir mahsur yoktur. Bu bakımdan sadece dünyayı tercih eden kimseler bu hallerinden dolayı kınanmaktadırlar. Bizlerin ahiret hayatını düşünerek çalışmamızın Allah indinde bir mahzuru yoktur. Bilakis helal yoldan kazanmak için çalışmak teşvik edilir.
Asıl olan dünya ve ahiret hayatımızı nasıl düzenlemeliyiz?
*”Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasının kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına koyup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.”* (Tevbe 9/109)
Ayeti kerimede Allah (c.c ) dünyada işimizi-amellerimizi sağlam temeller üzerine bina etme konusunda bizlere güzel bir örnekle vererek düşmemizi-tefekkür etmemizi istemektedir. Bu örnekte, binasını Allah’a karşı sorumluluk bilinci kulluk şuuru ve teslimiyet esası üzerine inşa eden bir adam ile heva hevesi peşinde koşan, Allah’a karşı kulluk görevinin hakkını bilmeyen, binasını sağlam bir yere oturtmayan ikinci bir adam konu edilmektedir. Rabbimiz bizlere bu iki şahıstan hangisinin daha hayırlı olduğunu sormaktadır. Ayette belirtildiği gibi, binasını dere kenarında, suyun altını oyarak dibini aşındırdığı ve üst yüzeyi desteksiz kalan yere inşa eden bir adam akıllı sayılır mı? Bu yer ki her an yıkılmak üzeredir. Allah bu anlamlı benzetme ile O’na inanmayanların, O’na ortak koşanların hayat tarzının bu şekilde anlamsız olduğunu, Altının boş ve desteksiz olduğunu bildirmektedir. Altı boşalmış bir araziyi görerek ne güzel bir yer diyerek ona sahiplenen kimsenin durumu ile Allah’ı, kitabını, Resulünü tanımadan-emir ve yasaklarına uymayarak yaşayan- inançsız kimsenin durumu bir birine benzemektedir. Dünya hayatımızı Allah Rızası ve hoşnutluğu üzerine bina etmeliyiz. Yoksa kendi kurgularımız, zevklerimiz, basit heveslerimiz ile sürdürebileceğimiz bir dünya hayatı temelsiz inşa edilen bir bina gibi olur. Dayanağı olmaz. Böyle bir Bina en ufak bir sarsıntıda yıkılmaya mahkûmdur. Takva ve Allah’a kulluk esasına dayalı bina ise yıkılmaz muhkem kaleler gibi dimdik ayakta durur. Hayırlara ve Allah’ın rızasını elde etmeye vesile olur.
*Dünya ve ahiret hayatımız arasında denge kurmalıyız*
“Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.” (Duha, 93/4)
Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in tasvirine baktığımız zaman dünya hayatının insanı aldatan bir meta (ĀI-i İmran, 3/185), faydası ahirete göre daha az (Tevbe, 9/38), oyun, oyalanma ve eğlenceden ibaret olduğunu (Enam, 6/32) görmekteyiz. Bu durumu şu ayet gayet net bir biçimde gözlerimizin önüne sermektedir:
“Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine kanşırlar Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe dönerler. Allah, her şeyin üzerinde kudret sahibidir: Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır” (Kehf, 18/45-46)
Bununla birlikte dünya ve ahiret arasında bir tercih mecburiyeti bulunduğunda, ayette belirtildiği gibi bizden ahiret hayatının öncelenmesi istenmiş, aksi davranış ise kınanmıştır (lbrahim, 14/3). Bu durumu bir başka ayet daha net bir biçimde ortaya koymaktadır. Buna göre;, Hz. Peygamber dünya ziynetlerine meyleden eşlerini bizzat Kur’an’ın emrine uyarak ikaz etmiş, ya dünya hayatının süsünü, ya da onlardan Allah’, Resulünü ve ahiret yurdunu tercih etmelerini istemiştir (Ahzâb, 33/28-29).
Netice itibariyle Müslüman ne dünyası için ahiretini, ne de ahireti için dünyasını ihmal etmelidir. İkisi arasında bir denge gözetmelidir. Bizler dünya hayatının bir imtihan sahası olduğunun farkında olmalı, bu fırsatı iyi değerlendirmeli ve hesabımızı ona göre yapmalıyız. Zira ahiretteki mevkiimiz dünyadaki çalışmamızın bir nevi ürünü olacaktır. Unutmayalım ki dünya nimetlerine meylederek ahiret kazancını geri plana itenler hakikatte kendilerine çok yazık etmiş olacaklardır.
Allah Teâlâ, cümlemize hak ve hakikati şiar edinerek, dünya ve ahiret saadetini temin eden, imanlı ve Kur’an’lı bir hayat yaşamayı nasip etsin diyorum!..

