GenelYazarlardanYazılar

Gazze Halkına Gazel Okuyan Müslüman Coğrafya!

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar; Bize tarafından bir dost ver; bize katından bir yardımcı ver!” diyen zayıf düşürülmüş zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”  ( Nisa-75)

Yüce Kuran’ı indiriliş gaye ve amacının dışında okumayı, aktarmayı ve yaşamayı ıskalayan halkı Müslüman! Coğrafya halklarının bugünkü hallerini resmeden ayetlerden sadece birisiyle yazımıza başlayalım istedim. Sadece Kuran metnini seslendiren bir faaliyet içerisinde olanlar ve diğerleri şimdiye kadar bu ayetin kendilerine yüklediği sorumluluğu hiç düşündüler mi acaba? Pek sanmıyorum çünkü günde en az on yedi kez namazların da okuyanların: “Yarabbi bizleri Hıristiyanlaştırma, bizleri Yahudileştirme” diye okudukları bu Kuran ayetine rağmen gerek Hıristiyanlar gerekse Yahudiler ile nasıl bir ilişki kurup stratejik ortak olduklarını bizzat kendi ağızlarından duyarak şahit olmaktayız.

Ne zaman ehli Kuran olan birisi bir ayeti okuyup aktaracak olsa karşı taraf hemen o ayetin bizden önceki atalarımız tarafından nasıl anlaşıldığına mutlaka bakılması gerektiği konusun da ısrarcı davranarak hemen sizin anlayışını önemsizleştirmeye çalışmaktadır. Evet,

Bizden öncekilerin ne anladığı önemli fakat bizim ne anladığımız daha da önemli. Zira onların yapıp ettiklerinden bizler bizlerin yapıp ettiklerinden ise onlar hesaba çekilmeyecektirler. Kuran ayetlerini anlamamakta ısrar eden bu topluluklar Kuran dışı ne kadar kaynak var ise bunları çok iyi anladıklarını net olarak ortaya koymaktadırlar. Allah ayetlerini net ve anlaşılır bir şekilde indirmiş olmasına rağmen bu anlayış sahipleri halen bunun tersi olan biz anlayamayız tezini savunmaya devam etmekteler. Anlaşılmadan okunan veya seslendirilen Kuran ayetleri bu anlayış sahiplerine faydalı olamıyor. Bu suç haşa Kuran’ın değil ona hatalı ve indiriliş amacı dışında yaklaşanlarındır.

Yazımıza konu olan Nisa suresi ayet yetmiş beşi bir kez daha okuyalım. Allah aşkına ayette anlaşılmayan bir husus var mı? Akıl sağlığı yerinde olup Kuran hakkında derin derin ve inceden inceye düşünen kardeşlerimin ayetin anlaşılması konusun da ki cevaplarının olumlu olduğunu söylemeye bile gerek yok. Ancak Kuran’a kör ve şaşı bakan anlayış sahipleri bu ayeti anladıkları zaman bu ayetin kendilerine yüklediği sorumluluktan kaçmak ve konforlarının bozulacağından korktukları için itirazlarına devam etmektedirler. Böyle davranmaları ne Allah’a nede yarattıklarına karşı olan sorumluluktan onları asla kurtarmayacaktır.

Kuran kıyamet yani son saat meydana gelene kadar bütün zamanlara hitap etme özelliğini koruyacak ve birilerinin iddia ettiği gibi tarihin hiçbir zamanıyla sınırları çizilecek bir kitap değildir. Kıyamet günü kendisinden bütün insanlığın hesaba çekileceğini açık ve anlaşılır bir şekilde bünyesinde barındıran Kuran için tarihsel bir metin demek gaflet değil ise kesinlikle ihanettir.

Son yüz elli veya iki yüz yıldır Kuran’ı sırtlarının arkasına alan Müslüman coğrafya halkları doğu olan kıblelerini değiştirerek batı ve batılın sözüm ona değerlerini kendilerine yeni kıble olarak benimsemişlerdir. Namaz ve kestikleri kurbanlarının dışında kıble anlayışları sıfırlanmıştır. Tevhit ve kıble arasındaki hassas ilişkiyi yok sayarak hayatlarının hatalarını yapmışlardır. Kıbleye sadece cismen ve fizikken dönmeyi yeterli görerek zihnen, fikren, ruhen dönüşleri ne yazık ki kavrayamamışlardır.

Yaptıkları hac ibadetinde etrafın da tavaf yaptıkları Kâbe’nin içerisin de abartmıyorum her hacı anlayışı kadar kıble anlayışı var. Kitabın mensupları arasında tevhidi birliktelik sağlanmadığı sürece ne yazık ki bu parçalanmış hal devam edecektir. Ben bu yazıda geçmişin ocağından kül taşımak yerine şayet kalmış ise o külün altındaki korun taşınmasının önemli olduğundan bahsetmek istiyorum. Konuya sadece Filistin özelinden değil an itibariyle Müslüman coğrafyanın durumundan genele yayarak bahsetmek istiyorum. Bu gün halkı Müslüman coğrafyanın yaşadığı toprak parçaları ya kısmen ya da tamamen işgal altındadır. Tamamen sahip olamadıkları ülkelerin başlarına şeklen yerli halka benzeyen ancak tamamen batılı güçlerin çıkarları doğrultusun da hizmet edecek satılmış kukla yönetimleri iktidara taşıyarak diğer Müslüman halklar ile ilişkilerini tamamen koparmışlardır.

Kendileri oluşturmuş oldukları birliktelikler! ile AB. Ülkeleri arasında bir ülkenin vatandaşı diğer bir ülkeyi vizesiz ve tamamen serbest bir şekilde gezip görme imkânına sahip iken bizler en doğal hakkımız olan hac ibadetin de bile sınırlı vizeler ile bu ibadeti yapmadan ölüp gidenlerin olduğu acayip acayip olduğu kadar da bir garip hal yaşamaktayız. Batı ve batılın temsilcileri cetveller ile sınırlarını belirlemiş oldukları sözüm ona devletçikler ile bu coğrafyayı kontrollerine alarak bu sayede yürüttükleri vekâlet savaşlarıyla Müslümanı Müslüman ile yok etmekteler. Ölen de Hasan öldürende Hasan. Hans kâfiri ise perdenin arkasın da keyifle purosunu tüttürmekte.

Batı ve batılın temsilcileri geliştirmiş oldukları son teknoloji ürünü silahlarını bu kukla rejimlere büyük paralar karşılığın da satmak suretiyle çok ciddi paralar kazanmaktalar. Dünya da en fazla silahlanan ülkeler ne yazık ki Müslüman ülkelerdir. Bu ülke halklarının birçoğu açlık sınırının altın da yaşar iken sözüm ona yöneticiler milyar dolarları iplerini ellerinde tutan sahiplerine aktarmaya devam etmekteler.

Bu yöneticiler aldıkları silahları son şahit olduğumuz olaylarda göstermektedir ki; Allah’ın ve iman edenlerin ebedi düşmanları olan ve bu gün dünya da eşi ve benzeri görülmedik katliam ve soykırıma imza atıp masum çocuk ve kadınları ayrıca savunmasız insanları hiçbir hedef ayırt etmeksizin öldüren İsrail! Kâfirine karşı kullanmıyorlar ve gelecekte de kullanmayacaklardır.

An itibariyle şahit olmaktayız ki Yemen’den İsrail’i! Hedef alarak atılan bir füze Suudi hava sahasını aşamamakta çünkü bu ülkede ki Amerikan hava savunma sistemi füze İsrail’e! düşmeden havada imha edilmektedir. Evet,

Mısır gibi tarihi derinliğe sahip olan bir ülke! Sınır kapılarını açıp Filistinli mazlumlara gönderilen yardımları ulaştıramamakta. Bu durum bile nasıl bir aczi yet içerisinde olduğumuzu göstermektedir. Fiili müdahalenin mutlak manada gerekli olduğunu açıkça ortaya koyan Kuran ayetine rağmen halen gazel okumayı öneren zihniyet sahipleri Fetih suresinin gereğini yapmak yerine ilgili surenin metnini seslendirip hâsıl olan! Sevabı bombalar altında can veren masumlara hediye etmektedirler. Oysa onlar biz Müslüman ülke halklarından devlet olarak bil fiil güç kullanarak kendilerine yardım edilmesi için feryatlarıyla âdete yeri ve göğü inletmekteler.

Gazze kasabı netenyahu! “ Bizi bütün dünya bir araya gelse yine durduramazlar ve durmayacağız” beyanatını verir iken kendisinin çok güçlü ve durdurulamaz olduğundan değil sözüm ona halkı Müslüman coğrafyanın dağınıklığından ve asla bir araya gelemeyecek kadar parçalanmışlığından cesaret almaktadır. Bu dağınıklığa ve parçalanmışlığa hemen ve acil olarak son verip ortak payelerde birleşmemiz gerekmektedir. Aksi halde bu gün Filistin gelecekte başka bir Müslüman belde yine bu zalimler tarafından kan gölüne çevrilecektir. Zira görünen köy kılavuz istemez.

Yazımıza konu olan nisa suresinin yetmiş beşinci ayeti kendisinden yardım isteyen mümin kardeşine yardım etmeyi diğer mümine farz kılmaktadır. Bu ayetin anlamını konuyla ne alakası var bu başka bir konudan bahsediyor diyerek savunmaya geçen zihniyet sahipleri bilsinler ki hesapları çok zor olacak. Zira ilgili ayet Müslümanların sadece kendileriyle değil, zalimler tarafından zülüm gören her Müslümana hatta her mazluma yardım etmeyi, fedakârlıkta bulunmayı onlara diğer fazlar gibi emretmektedir.

Bu ayet Allah yolunda, O’nun davası için zalimlerle mücadele etmesinin yanında özellikle zayıf düşürülmüş inanan ve inanmayan insanlar için de fiili olarak savaşılmasını diğer inananlara farz kılmıştır. Tarih sahneleri mazlumları savunan ve zalimlerin kökünü kurutan örnekler ile doludur. İnanıyor ve ümit varız ki İsrail! Ve onun ortaklarının da bir gün inananların eliyle ve Allah’ın yardımıyla tarihin çöp sepetine atılacağı günlerin yakın olduğunu müjdelemektedir.

Müslüman coğrafya halkları bu küçük düşürülmüş lükten ve zilletten kurtulmak istiyorlar ise bunun çaresi Yüce Kuran’a ve onun yürüyen hali olan son elçisi Hz. Muhammed (as.)ın tevhidi ve nebevi metoduna dönmeleri olacaktır. Birilerinin hangi Kuran hangi elçi dediklerini duyar gibiyim! Evet,

O kadar içler acısı bir durumdayız ki: Her hizip, mezhep, her cemaat, grup şucusu, bucusu, tarikatçısı tasavvufçusunun Kuran ve elçi anlayışı ne yazık ki hepsi bir birinden farklı. Her kes anlayışını Kuran ile düzeltmek yerine Kuran’ı kendi anlayışlarını doğrulayan bir tutum ve davranış içerisindedirler. Ve herkes kendi sahip olduklarıyla övünüp kıvanmaktadırlar. Yüce Kuran’ın ve elçinin bu anlayış sahiplerinin elinde nasıl küçük düşürüldüklerine boyalı basın ve renkli cam hocalarının! Anlattıklarına bakmamız yeterli. En son şunu söylediler:  Efendim! Kuran İslam’ı veya Kuran Müslümanlığı diye bir şey uydurdular. Yok, böyle bir şey bunlar sünneti ve hadisi de inkâr ediyorlar.

Demek suretiyle kendilerinin sapkın ve şaşkın anlayışlarını din diye pazarlamaya devam ediyorlar. Toplumu siyasi bilinçten ve tevhidi düşünceden uzaklaştırarak uyutmaya devam ediyorlar. Kendi küçük ve büyük dünyalarında mübarek gün ve gecelerin hülyasına dalıp nafile ibadetlerin sevapların  dan bahsetmeye devam etmekteler. Bunların acınası hallerini rahmetli Ali Şeriati ne güzel de ifade etmiş: “ Dünyanın herhangi bir coğrafyasında Müslümanlar veya insanlık katledilip masumlar öldürülüyor da devrin hocaları nafile ibadetlerin sevaplarından bahsediyor ise bu durum da bir gaflet yok ise kesinlikle bir ihanet vardır.” Demek suretiyle adeta günümüz dünyasının ne hale getirildiğini resmetmektedir.

Söylediklerimizi veya yazımızda dile getirdiklerimizi ham hayal veya ütopya gibi gören veya anlayan anlayış sahiplerine kendi düşüncelerini yüce Kuran ile bir kez daha test etmelerini önemle ve ısrarla öğütlüyoruz. Kuran’ın canlandırıcı aynı zamanda dönüştürücü fonksiyonunu yeniden bir kez daha keşfetmek zorundayız. Kurtuluşumuz ancak bununla mümkün olacaktır.

Önümüzde harika bir örnek var. O da Allah’ın son elçisidir. Kokuşmuş, çürümüş, bütün cahili hükümleri bünyesinde barındıran Mekkeli müşrik toplumu yirmi üç yıl gibi kısa bir zaman diliminde fertten devlete taşıyıp kendi yaşadığı zaman dilimin de iki büyük imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesini sağlayan uygulamasını sıradan tarihi bir olay olarak yorumlayan mücadelesini hafife alan ancak Onun beşer olma özelliğini yok sayarak idrarının şifa olduğunu öve öve! Din diye anlatan zihniyet ne zaman bu yanlış anlayışından vaz geçer ise Müslüman coğrafya halklarının da kurtuluşu mümkün olacak ve Allah’ın yardımı da o zaman iman edenler ile birlikte olacak. Aksi halde bizler kendi nefislerimiz de olanları Kuran ile değiştirmez isek Allah’ta bizim halimizi kesinlikle değiştirmeyecektir.  Bu yazının yazıldığı gün itibariyle yüz kırk gününü dolduran israil! Vahşeti ve soykırımı devam etmekte otuz bin masumun canına kıyılmış yetmiş bin yaralı var enkaz altıda ne kadar ceset olduğu bilinmemektedir ve bu katliam an itibariyle artarak devam etmekte. Müslüman coğrafya halkları zalimlerden adalet ve merhamet dilenmeyi büyük bir marifetmiş gibi yönettikleri halklarına anlata anlata bitiremiyorlar. Unutmayalım ki zalimden ne merhamet nede adalet beklemek hiçbir inanmış erkek ve kadının özelliklerinden değildir. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı