GenelYazarlardanYazılar

Guguk Kuşu

Her birey ve topluluk için bir öteki mutlaka vardır.

Sorun, öteki ile nasıl ilişki kurulacağı, ona nasıl davranılacağıdır.

Ve ötekileştirme çift taraflıdır.

İnsanları “biz ve diğerleri” olarak ayırmak, kendini de diğerinin gözünde öteki yapar.

Dinler bu konuda kötü bir sicile sahip…

Çünkü her din özü itibari ile kendinden olan ya da olmayan ayrımı yapar.

Ve bu ayrımın şiddetini o dinin sahih kabul edilen metinleri belirler.

Aslında her din insanlar arasında sevgi, merhamet, kardeşlik mesajları vermek için ortaya çıkmıştır ve bu ayrıştırma şiddet doğurmadığı sürece normal kabul edilebilir.

Problem, ötekileştirmenin kapsamının genişlemesi, süreklilik kazanması, bağlılarını saldırganlaştırmasıdır.

***

İyi bir dindar olmanın ilk koşulu Tanrı’nın emir ve yasaklarına harfiyen riayet etmektir.

Çünkü dindarlık bir ahitleşmedir ve ahdine uymamak ya da aykırı hareket etmek birey için büyük bir yıkım ve felakete yol açabilir.

Ahitler yerine getirilmediğinde ahirette azap, dünyada ise yozlaşma, çürüme, karanlık günler, yenilgi, kölelik, esaret, sürgün ya da yoksun düşme söz konusudur.

Bu ve benzeri beklentiler dindarları kendilerine çeki düzen vermeye, ahitlerine uymaya, dinsel metinleri eksiksiz uygulamaya yöneltir.

Nihai ve en ebedi hayat için Tanrı’nın buyrukları yerine getirilmelidir…

***

İnsanlık ilk dönemler göçebe bir yaşam sürdürürken de; sonrasında modern yaşam biçimine geçip yüzbinlerce kişiden oluşan şehirlerde imparatorluklar kurmayı başardığında da daima zayıf olanları yok ederek, kölelik düzenleri kurarak bir yaşam sürdürmeyi yeğledi.

Yaşadığı her yere bela musibet ve savaş götürürken; bu uzun tahrip edici yürüyüşünde kendisine barış ve kardeşlik buyrukları ile eşlik etmesi gereken dini metinler de onu zapt edemedi, dizginleyemedi.

Ve çoğu zaman muharref kutsal kitaplar bizzat şiddet gösterilerinin kökeni, kaynağı olarak başucunda yer aldı.

İnsanlığa esenlik getirmesi beklenen dindarlar yüzyıllar boyu yeryüzüne kötülük yayıp durdu.

Bunlar şüphesiz insanlığın Allah’a olan yönelişini akamete uğratmaya yönelik hareketlerdi.

Ve zaten Kitapta da Allah ile melekler arasında gerçekleşen bir diyalogda yaratılacak halife fesat çıkaracak ve kan dökecek biri olacaktı. (Bakara, 30).

O halde şiddet fıtrî bir durum mudur yoksa insanlığın sonradan öğrenerek kazandığı bir alışkanlık mıdır sorusu ehemmiyet arz ediyor.

Yani dinsel metinlerde şiddeti teşvik edecek referanslar yüzünden mi insanoğlu ötekilere sert ve acımasız davranmaktadır?

Şiddeti onlara tanrıları mı emretmektedir?

***

Musa’ya verilen “On Emir” de öldürmek, haksızlık, hırsızlık ve zulüm yasaklanır ve bir barış tablosu resmedilir: “Kurtla kuzu bir arada yaşayacak, parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yan yana duracak, onları küçük bir çocuk güdecek. Kurtla kuzu birlikte otlayacak ve aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği ise toprak olacak.” (İşaya, 65: 25)

Ve barış/kardeşlik o kadar vurgulanır ki: “İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık.” (Mika, 4: 3)

Pekala bunca barış kardeşlik eksenli metinlere rağmen tarih boyu İsrail oğullarının bir argüman olarak şiddeti kullanması ve Yahudiliğin şiddet üzerine kurulmuş bir din olması bir çelişki değil midir?

Acaba Yahudiliğin kutsal kitabı Eski Ahit barış ve kardeşliği emretmekte iken İsrail oğulları bunu anlamayıp, yanlış algılayıp teviller yaparak kendi hevaları doğrultusunda şiddeti meşrulaştırdılar mı?

Yoksa tam tersi Eski Ahit tanrısı Yehova, despot kindar acımasız bir Tanrı mı?

***

Yahudilik hem etnik hem de dini bir kimlik.

Tanrı tarafından “seçilmiş kavim” olduğuna inanan her Yahudi, kendisinden farklı olan her insanı doğal olarak ötekileştirir.

Yahudi tanrısı Yehova, bir Kral Tanrı’dır.

O tahtı, hazineleri, orduları, yazıcıları, halkı, kulları, elçileri, emir ve yasakları, hukuku, kanunları, mahkemesi, hapishanesi ve ceza konseyi olan bir Tanrı’dır.

Tüm insanlık Onun seçkin kavmi İsrailoğullarına hizmet etmelidir.

Eski Ahit Yehova’yı “Baba” olarak adlandırır.

Ve babanın bir öz bir de üvey evlatları vardır.

Baba, elçileri vasıtası ile gönderdiği dinsel metinlerde öz evlatlarına her öteki olanı terbiye etmelerini ister.

Bunu sağlamak adına şiddeti meşrulaştırır, önerir, hatta emreder.

Hülasa, Yahudilikten bir barış ve sevgi mesajı çıkartmak olanaksızdır.

Öyle ki Yehova, ordular kumandanı olan bir savaş Tanrısıdır.

Yahudiler dışında hiç kimseye küçücük bir merhamet kırıntısı taşımayan bir klan Tanrısı…

Bundan müteşekkil Yahudi olmayanların ruhunun daha alt seviyede olduğuna inanılır.

Ve Eski Ahit’te Yahudi savaş hukukuyla ilgili olarak şu metinler dikkat çeker:

“Bir kente saldırmadan önce barış önerin. Kabul eder, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için köleler gibi çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın ve teslim alınca orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayın. Tanrınız Rabbin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. Yakınınızdaki kentlerin tümüne böyle davranacaksınız. Tanrınız Rabbin size miras olarak vereceği bu halkların kentlerinde nefes alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız tümüyle imha edeceksiniz.” (Tesniye, 20: 10-18)

Yehova Eski Ahit’te çoğunlukla savaşçı bir Tanrıdır ve Yahudi bilginler onu orduların komutanı olarak anlatır:

“… Onlara şöyle yapacaksın: Mezbahalarını yıkacaksın ve dikili taşlarını parçalayacaksın ve onları balta ile keseceksin ve onların oyma putlarını ateşte yakacaksın… Ve Allah’ın Rabbin sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin, gözün onlara acımayacak…” (Tesniye, 7:16)

Yine Yehova, Yecüc Mecüc ile yapılacak dünyanın sonundaki savaşta sadece canlıları değil dağları ve taşları da hedef alır ve her şeyi yerle bir eder…

Hülasa Yahudiliğin kutsal metinlerinde şiddet yadırganmamış, Tanrı’nın emriyle meşrulaşmış ve bunun sonucunda İsrail oğulları tarihi kin öfke intikam ve savaş tarihi olmuştur.

Taşlayarak öldürme, yani recmetme, kılıç ve mızrak gibi kesici ve delici aletlerle parçalama, asma, boğma ve yakma gibi öldürme argümanları muharref Tevratta bolca kullanılır.

İsrail oğullarının Medyenlilere karşı giriştikleri savaş şu sahneleri içerir:

“Rabbin Musa’ya verdiği buyruk uyarınca Medyenlilere savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler. Medyenli kadınlarla çocuklarını esir alıp bütün hayvanlarını, sürülerini, mallarını yağmaladılar. Medyenliler’in yaşadığı bütün kentleri, obaları ateşe verdiler. İnsanları, hayvanları, yağmalanmış bütün malları yanlarına aldılar… Musa ordunun komutanlarına, savaştan dönen binbaşılara, yüzbaşılara öfkelendi. Onlara: “Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?” diye çıkıştı.”(Sayılar, 31: 3-15)

Başka bir diyalogda Musa altın buzağıya tapanların durumuyla ilgili olarak Tanrı’dan aldığı emirlerin yerine getirilmesini isterken şu ifadeleri kullanır: “…Musa şöyle dedi: “İsrail’in Tanrısı Rab diyor ki herkes kılıcını kuşansın. Ordugâhta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu, yakınını öldürsün…” Levililer Musa’nın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü. Musa: “Bugün kendinizi Rabbe adamış oldunuz. Herkes öz oğluna, öz kardeşine düşman kesildiği için bugün Rab sizi kutsadı.” dedi.( Çıkış, 32: 27-29)

Musa’dan sonra gelen ve İsrail oğullarını kutsal topraklara ulaştıran Yeşu hakkında ise şu anlatılara yer verilir: “Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.” (Yeşu, 6: 21)

Yine Peygamber Samuel İsrail Kralı olarak atadığı Saul’a şöyle demektedir: “Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tamamen yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Erkek, kadın, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (Samuel, 15: 2-3)

Yine kutsal metinlere göre Yahudiliğin önemli figürlerinden Kral Davud bir bölgeye saldırdığında erkek, kadın demez, kimseyi sağ bırakmazdı…

***

Sonuç olarak; insanlık tarihine baktığımızda tüm insanlığı sükûnete ve huzura çağırması gereken çoğu din, elçilerin ölümünü müteakip tahrif edilerek etnik çıkar ve menfaatler doğrultusunda birer kavga ve şiddet içeren metinlere dönüştürülmüştür.

Yani tahrif edilerek değiştirilerek orijinalinden saparak…

Bu yapılarken hem de tanrı adına onun emirleri imiş gibi…

Bu da sonuçta mutlak olarak orijinal metinlerde bir barış kitabı olan Eski Ahit’i ve onun tanrısı Yehova’yı, kitabın tahrifinden sonra bir canavara dönüştürerek bir savaş tanrısı, şiddet tanrısı, bir kavmin, ve bir ırkın kendi tanrısı haline getirmiştir.

Onu bir “nefret kitabı” siluetine büründürmüştür.

Dolayısıyla, Eski Ahitte bazen “düşmanlarınızı sevin” derken bazen de kılıçtan geçirilmesini emreden çelişkili metinlerin olması onun muharrefliğinin boyutunu göstermektedir.

Bunun sonucunda da sevgi, barış, ölçülülük, yardımseverlik, cömertlik ve sadık olmayı emreden dindarlık figürü, az ileride kavmi ile övünen ötekine düşmanca saldıran, kavga eden ve her an nefret kusan dindar bir figüre dönüşmektedir.

***

Yahudiliğin Kudüs merkezli kutsal topraklarının sınırları ve bu sınırların kıyamete kadar kutsal olduğu savı ile Tanrı tarafından bu sınırların çizildiğine olan iman, bugünün dünyasında israiloğullarının hukuk tanımazlığının, bebek kadın çocuk yaşlı demeden katliama varan acımasızlığının altında yatan en büyük nedendir.

Filistinli ölümlerinin sıradanlaşması, normalleşmesi, geleceğin dünyasına dair iyi umutlarımızı öldürürken, modern batının tüm insanlığın gözü önünde bu ölümleri teşviki de Batılı siyasal/ekonomik/felsefi modellerin insanlığın hiçbir derdine deva olamayacağını göstermekte.

Görmekteyiz ki, Eski ve yeni ahit metinleri ötekini yok etmeyi emrediyor ve  Batılı seküler/kapitalist hayat tarzı sadece bencil insanlar üretiyor.

Batı toplumlarında yaşayan bireyler ve toplumlar, sadece madde eksenli yönelişler üzerinde yoğunlaşıyor.

Tüm dünyanın üç maymunu oynayan suskunluğu ve ikiyüzlü bencil siyaseti her gün ölü bedenlerin atıldığı çukurlara yeni bedenler ekletiyor…

Acı olansa tüm İslam coğrafyasında meydanlar “kahrolsun İsrail” sloganları ile inlerken, Kudüsü satan Müslüman kralların, ABD ve İsrail ile milyonlarca dolarlık anlaşmalar yaparak dostluk selfileri çekmesi; ilgisiz bakışlarla ümmetin doğal kaynaklarına çökerek yaptırdıkları  yeşil saraylarında tahtlarına yaslanarak yaşananları izliyor olmasıdır…

***

Hülasa ben Siyonist Yahudiliği Guguk kuşlarına benzetiyorum.

Yunan mitolojisinde adından sıkça söz edilen ve binlerce yıldır bilinen efsanevi bir kuştur o…

Birçok kültürde de ilkbaharın gelişini bildiren kuş olarak geçer.

Zarif görünümünden olsa gerek Japon kültüründe de o, aşkın işaretidir…

Tüm bunlardan başka en önemli bir özelliği nedir bilir misiniz?

O, istilacı bir kuştur.

Yuva yapmaz ve yavrularını başka bir kuşun yuvasında büyütür.

Yani başka kuş yuvalarını gasp eder.

Yumurtlamaya yakın dönemde yumurtalarını bırakacağı bir yuva arar ve bulduğunda o yuvaya bırakarak hızla uzaklaşır.

Yuva sahibi anne kuş döndüğünde onu kendi yumurtası sanarak sahiplenir ve kuluçkaya yatar.

Sonrasında ne mi olur?

Yumurtadan daha önce çıkan guguk kuşu asıl yuva sahibi kuşun yumurtalarını aşağı atarak kırar ve kendini yavrusu sanan anne kuş tarafından büyüyüp semizleyene kadar beslenir.

Büyüyüp kendi başının çaresine bakacak hale geldiğinde de yuvadan uçarak yeni bir hayata yol alır.

Geride yuvası dağıtılmış, yumurtaları kırılmış ve kandırılmış bir anne kuş bırakarak…

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir