GenelYazarlardanYazılar

Hayat Oyun ve Eğlence mi?

Kur’an’ı Kerim bize olayları anlatırken bizim anlam dünyamızda kurguladığımız ve değer yüklediğimiz olgulardan yola çıkarak işin gerçeğinin ne olduğunu ve olması gerekeni anlayacağımız seviyede örneklendirerek anlatır. Bu Kur’an’ın anlatım üslubundan bir tanesidir. Onun meramı muhatabının aklında şek ve şüphesi kalmayacak şekilde ne demek istediğinin anlaşılmasını sağlamaktır. Bu bağlamda akl-ı selim olanın O’nu okuyup da anlamaması mümkün değildir…

Dünya hayatı insanın doğumuyla başlayıp ölümüyle sonlanan zaman dilimidir.

“Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise takva sahipleri için daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?” (En’am 32)

Kaçınılması gereken dünya hayatı değil, dünya hayatına aldanıp ahiret hayatını ıskalamaktır. Bizler için önemli olan bu dengeyi doğru kurabilmektir.

Oyunu daha çok hayatın gerçeğinin farkına varamamış, sorumluluk almamış ve/veya rüşte erememiş çocukların işi olduğunu bilmeyen yok gibidir. Bundan dolayıdır ki, oyun insan neslinin eğitim ve terbiyesinde önemli bir yer kaplar. Zira insan hayata geldiğinde oyun ile öğrenmeye başlar, bununla beraber çocukluğun bitmesi ile oyun da en aza indirgenmeli, akıl baliğ olan genç bu oyundan öğrendiklerini idrak ederek daha ‘ulvi’ vazifelerin peşine düşmesi gerektiğinin farkına varmalıdır. Bunun aksine, hevasına teslim olanlar ise çocukluk döneminde alışageldikleri bu durumdan bir türlü kurtulamazlar. Zira insanın mayasında haramları ve boş işleri yapma hevesi de vardır.

Yaratılış gayesini unutmuş, asli görevlerini askıya almış, çocuksu davranan insanlara bir uyarıdır bu “Dünya hayatı sizi aldatmasın”

Her oyunun bir kuralı ve zamanı vardır. Oyunu icat eden mucit onun kurallarını da belirler. Oyunu oynamak isteyenler kurallarını da bilmek zorundadırlar. Çünkü kuralına göre oynamayanlar saf dışı bırakılır veya ikaz edilip ceza verilir. Dünya oyun yeri ise, onu var eden/düzenleyen orada oynanacak oyunun kurallarını da belirlemiştir. Burada oyuncunun belirlenen kurallara uyması gibi bir muhayyerliği de yoktur. Bir gün her oyun gibi bu hayat  oyunu da bitecek ve oyun oynayanın yanına yorgunluğu kâr kalacak…

Yaratılan her varlığın bir yaratılma gayesi vardır ve o gayeye göre programlanmış, dizayn edilmiş. Bundan dolayıdır ki, herhangi bir müdahale olmadığı sürece, o varlığa tayin edilen ecele kadar vazifesini aksatmadan yerine getirmektedir…

Bundan dolayıdır ki, bir tek İnsan kendisine verilen irade sayesinde serbest bırakılmış, bu iradeden dolayı da imtihana tabi tutulmuş, iki yoldan birini seçmesi kendine teklif edilmiş “Hak “veya “batıl” tercih kendisinin, her iki yolun sonunda da bir akıbet var! Ya oyun eğlenceye dalar hayatı ve yaratanı ciddiye almaz ya da teklifi kabul edip oyun ve eğlenceyi bir kenara bırakıp, yaradılış gayesine uygun, yeryüzünde vazifesini (Halifelik) yerine getirme gayreti içerisine girer, “emaneti” sahiplenir kulluk görevini ifa eyler; zalimin zulmünü, asinin isyanını, fasidin fesadını, tậğutun tuğyanını… ve yeryüzünde “din” tamamen Allah’ın oluncaya kadar bu hedef doğrultusunda hayatını sonlandırdığında “gerçek yaşanacak selamet yurdu” onu beklemekte.Formun Altı

Bu dünya hayatı gerçek olmayan oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Şüphesiz âhiret yurdu ise, gerçek yaşanacak yerdir. Keşke bilseler!” (Ankebut 64)

Oyun ve eğlenceyle kalmayıp bir de dünya hayatını süsleme yarışına girmek, geçmişte de günümüzde de yaygın olan bir anlayıştır, iletişim araçlarının yoğunluğundan da istifadeyle bu modanın hızına yetişmek oldukça zordur. Bu israf/süslenme yarışında her alanda kıran kırana mücadele edilmekte, ‘benim ondan ne eksiğim var’ körüğüyle sürekli körüklenmekte sosyal medyanın yardımıyla da ‘like’ hazzı yaşanmakta. Bu kervana Müslümanım diyenlerinde katıldığını görüyor “dinlerini oyun ve eğlenceye çevirircesine” yozlaştıklarına şahit oluyoruz. Örneği; evinden dışarıya çıkan iman edenlere “Süslerinizi açığa vurmayın” denmesine rağmen, tesettürden başka her şeye benzeyen giysileriyle birde makyajla süslenip, dişilik ve erkelik ziynetini öylesine teşhir ediyor ki, ‘ya rab biz bunlardan beriyiz’ deyip hicab etmemek mümkün değil…!

Bu oyun ve süsleniş gelip geçiciydi insanın kişiliğine bir değer katmayacak ama, cazibeli görünüp hem cinslerimizi cezbedecek, başkalarını da imrendirip bu kötü hasleti meşrulaştırıp yaygınlaşmasına sebep olacaktık. Ne zaman yaşlılık gelip te süslenmenin cazibesini yitirdiğini fark ettiğimizde iş işten geçmiş “keşke”lerin terennümüne sığınmış olacağız…

“Biliniz ki, dünya hayatı şüphe yok, ancak bir oyundur ve bir eğlencedir ve bir süstür ve aranızda bir övünmedir ve mallarda ve evlatça bir çoğalıştır. Bir yağmur misali gibi ki, onun bitirdiği ot, ziraatçıların hoşuna gider, sonra kurur. Artık onu sararmış görürsün sonra da kırık bir çöp olur. Ve ahirette şiddetli bir azap vardır ve Allah’tan bir mağfiret ve bir rıza vardır. Dünya hayatı ise ancak varlık ile gururlanmaktan başka bir şey değildir.” (Hadit 20)

Dünya hayatı dediğimiz bu zaman diliminin, bir mevsimlik mahsule benzetilmesi ne kadar manidardır. “Dünyadan nasibini unutma” ayetinde olduğu gibi; her şeye gereği/ederi/olması gereken kadar değer vermek. Sorumlusu olduğumuz dünyanın her şeyinden belirlenen ölçüler dahilinde istifade edeceğiz ama böbürlenme ve gösterişten uzak çünkü; Allah süslenmeyi gösteriş haline dönüştürenleri kınamakta; malı-mülkü, makam-mevki, soyu-sopu, gücü-kuvveti… her ne olursa olsun, her tür imkânla imtihan edildiğini bilmeli ve bu dünya süslerinin hepsinden hesap vereceğini, asli kulluk vazifesini unutmaması gerektiğini ve bulunduğu yer ve konumu bu doğrultuda imar etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde diğer anlayışların Allah katında bir değeri yoktur. “Geçici dünyaya aldanmayın” demesine rağmen, biz onu kalıcı kılmak ve sahiplenmek için neleri feda etmedik ki…?

Dünya hayatı ve üzerinde bulunan, bizim olmayan, bizi oyalayan onun süsü ve serveti gerçek sahibi olan Allah’a aittir bizim nasipleneceğimiz ise imanlı salih ameldir.

İnsan belirli güce sahip olup, imkânlara erişince azgınlaşmakta (Alậk 6) Rabbi ile ilişkilerinde problemler yaşayıp ona baş kaldırmaktadır. Siyasi güç ve otoritesinden dolayı azgınlaşan Firavun ve Nemrutlar, ekonomik güce sahip olunca yoldan çıkan Karunların Kur’an’da bunları konu edinen (Kasas76-82) ibretli kıssaları vardır…

İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuğu istemeyenlere veririz. Sonuç (Allah’ın azabından) sakınanlarındır.” (Kasas 83)

Demek ki mal insanı kurtarmaya yetmiyor. Belki insana yapabilme gücü vererek isyana teşvik ediyor, zalimleştiriyor, ama insanı kurtarmıyor. Bu yüzden insanın fani varlığa aldanmaması, dünyanın süslü cazibesine kapılmaması gerekiyor. Dünya insanoğlunun yaşaması gereken yurdudur, orayı ifsat etmeden, fesat çıkarmadan ekini ve nesli bozmadan yaşaması gereken bir geçit yeri olarak görmeli, asıl varılacak yer ve ebedi durulacak mekận ahiret yurdu. Bu bakımdan insanoğlu her şeye lazım olduğu kadar değer vermeli. Fani parıltı ve ışıltılara aldanıp azmamalıdır.

Dünya hayatının insana cazip gelen cihetini ve insanları aldatan tarafını Kur’an şöyle anlatır: “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katındadır.” (Âl-i İmrân 14).

Bu ayetin bize söylediklerini bugün şöyle anlarsak yanlış mı anlamış oluruz: Hem cinslerinize duyduğunuz ilgiler; soyunuz, sülaleniz, ırkınız ve elinizde bulunan servetiniz, evleriniz, araziniz, holdingleriniz, petrolleriniz, lüks otomobilleriniz ve bu servetinizden gelen gelirleriniz, bunlara taparcasına bağlanmanız size süslü ve çekici geliyor. Ama şunu bilmiyorsunuz. “Asıl varılacak güzel yer Allah katındadır.” Bunun arkasına şu ayetleri de eklersek meramımız anlaşılır galiba;

“Size verilen her şey dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Akıl etmiyor musunuz?” (Kasas 60)

“Dünya hayatı ancak bir oyun“ ve bir eğlencedir. Eğer îman eder, (şirkden) sakınırsanız size mükâfatlarınızı verir. O, sizden mallarınızı (n tamâmını) da istemez.” (Muhammed 36)

“Bırak artık onları dalsınlar daldıklarına ve oynasınlar oynadıklarıyla, kendilerine vaadedilen güne kavuşuncaya dek.” (Me’aric 42)

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, Dünya hayatı insanın doğumuyla başlayıp ölümüyle son bulan zaman dilimidir.  Bu zaman dilimini anlamlı kılan nedir? Hayatın anlamı, hayatın sadece biyolojik bir süreç olmadığı, hayatı anlamlandırmak ve derinliğini çözümlemek adına birçokları teoriler ortaya koymuşlardır. Bu bağlamda hayatın anlamı herkese göre değişir. Bu tamamen kişinin bakış açısı ile anlam kazanır. Gerçekten insan bu dünyaya neden gelmiştir? Sorusunun cevabını bu delikten bakanlar hala bulunamamışlardır. Bu teoriler üzerinden gittikleri sürece de bulamayacaklardır. Bize göre hayat, Allah’ın varlığını gösteren en açık bir delildir. O’nun güzel bir sanat eseri ve merhametinin tecellisidir. Ve hayat sadece bu dünyadan ibaret de değildir. Bu dünyada tercihlerimizin sonucuna göre bizler için hazırlanmış ebedi bir âlem daha vardır…

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir