GenelYazarlardanYazılar

KABA ZULÜM–SOFİSTİKE ZULÜM -Müslümanların Hatalı Okumaları-

Hatalı tanımlamalar, anlamlandırmalar, hatalı kavramsallaştırmalar ve dolayısıyla hatalı ‘’duruş’’un mutlaka sonuçları/göstergeleri olacaktır. Ve bu tezahürler düşüncedeki netliği etkileyecek ve zamanla aşındıracaktır. Zira ‘’sistem-içi’’ okumalarla ‘’sistem-dışı’’ bir sürecin işletilmesi, beklenen sonuçları doğurması mümkün değildir. Hatta bu hatalı okumalar, esasında ‘’sistem-dışı’’ bir duruşa sahip olan kişi ve yapılardaki tezahürleri, onların sistem tanımlarını tartışmaya açacak boyutlarda ‘’derin’’ sıkıntıları gündeme getirebilir…

Türkiye’de bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır… Değişen dünya ve bölge dengelerinin bu değişimi tetikleyen ana etken olduğu da malumdur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, temel referansı, kavramları ve değerleri, özde muhafaza edilerek, yeni şartlarla paralel bir yeni tanımlama, anlamlandırma ve kavramsallaştırma süreci yaşanmaktadır. Lakin bu sürecin ‘’sistem-içi’’nde devam ettiği ve ‘’sistem-içi’’ unsurlar arasındaki mücadele/savaşın niteliğinin doğru okunması gerektiği hiç hatırdan çıkarılmamalıdır. Aksi takdirde, ‘’sistem-dışı’’ bir mücadele veren ve rejimi devrimci/inkılabi bir mantıkla değiştirmeyi hedefleyenler, -farkına varsalar veya varmasalar da -bir  süre sonra  ‘’sistem-içi’’ mücadelenin taraflarından biri haline gelebilmektedirler…

Nitekim (Laik-Demokratik-Batıcı) Türkiye Cumhuriyeti’ni, bazı kardeşlerimiz hatalı okumakta ve bunda ısrarlarının sonucu olarak, zamanla ‘’sistem-içi’’ mücadelenin bir parçası olmaktan hiçbir rahatsızlık duymamaktalar. Hem de geçmişte ‘’sistem-içi’’ mücadelenin ‘’Nebevi Çizgi’’ye/yönteme ters olduğunu öğrettikleri kardeşlerine ‘’ilkesel’’ bir gerekçe göstermeden,  -onların siyasi bilinç düzeylerinin zayıflığından yararlanarak- kendilerini takip etmelerini beklemekteler… Üstelik kendilerine ilkesel bazı hususları hatırlatanları da, eski Türkiye’nin yeni bir versiyonu olan (ılımlı) Laik-Demokratik Türkiye’ye göstermedikleri sertlikte, insafsızca saldırmaktalar. Ki burada, kardeşlerinin kullandıkları üslup ile ilgili itirazları bir yana, temel referansımız ve Allah’ın kitabı Kur’an’da ‘’en güzel örnek’’ olarak nitelediği Resullerden hareketle ciddi bir açıklama sunamamaktalar. Zaten sıkıntı da (ılımlı) Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘’hatalı okumak’’ ile başlamaktadır. Ve bu ‘’hatalı okuma’’da ısrar edilirken konuya ‘’ideolojik’’ düzlemde yaklaşmak yerine ‘’reel-politik’’ okumaları öne sürmekte, çok sıkıştıklarında da Mümtehine suresinin 8-9-10. ayetlerini hatalı okuyarak güya cevap vermekteler. Ve bu ayeti anlamaya çalışırlarken ‘’Kaba Zulüm’’- ‘’Sofistike Zulüm’’ ayrımından özellikle kaçınmaktadırlar, ya da basiretleri bağlanmaktadır…

Öyle ki söz konusu hatalı okumalarında, Müslümanlara yönelik kaba zulümlerin yanında ‘’Din’e karşı Din’’ başlığı altında toparlanacak ‘’İslamizasyon’’, ‘’Ilımlı İslam’’; ‘’Radikal/Terörist İslam’’ gibi ‘’İdeolojik Savaş’’ın Müslümanlar üzerinde etkili olduğu ‘’Sofistike’’ (karmaşık, değişik boyutlara olan, aldatıcı) söylemlerin yeterince sistematik ele alınmadığı çok belirgin olarak karşımızda durmaktadır.

Bu bağlamda yakın tarihte gündeme gelen mezkur projeler, kendilerine tek rakip olarak ‘’Kur’an’daki İslam’’ı gören küresel küfür ve şirk odaklarının tezgahından çıkmış ve ‘kendilerini İslam ile tavsif eden’ yapılar eliyle uygulanmıştır. Bahse konu uygulayıcıların bir kısmı çarpık/sapkın din anlayışlarının gereğini yaparak kendi lehlerine sonuçlar elde etmek isterlerken, ne yazık ki bir kısmı da içine düştükleri açmazlardan kurtuluş, bir ‘’çıkış’’ olarak görmüşlerdir… Özellikle son dönemlerde Müslümanları tehdit eden en tehlikeli, çeldirici/aldatıcı ve ‘’İkiyüzlü’’ projelerden biri olan ‘’Ilımlı İslam’’ sapkınlığını bu bağlamda doğru okumak durumunda olduğumuzu mutlaka bilmemiz gerekmektedir…

‘’Müslümanların değerleriyle (sözde evrensel) Batılı değerleri telif esasına dayalı bu ‘’İki yüzlü’’, eklektik, aldatıcı proje, günümüz Müslümanlarını adeta ana çizgisinden saptırmakta, ‘’Din’e karşı Din’in’’/İslamizasyon politikalarının en derini, çeldiricisi olarak insanımızı kontrol altına almış bulunmaktadır. ‘’Ilımlı İslam’’ ideolojisini gündeme taşıyan küresel odaklar ve bunların yerel uzantıları, bu sapkın çizginin karşısına ‘’İlkesiz şiddet’’i meşru gören ‘’Radikal’’ örgütleri yerleştirmekte ve bunlar birbirlerini besleyerek Allah’ın dini ‘’İslam’’ın doğru anlaşılması önünde-‘’ şeytanın sağdan yaklaşımı’’ ve Resullerin tüm örnekliklerine rağmen tedhiş/ ‘’terör’’ algılarıyla- bir set oluşturmaktalar. Yani ‘’İdeolojik Savaş’’ tekniklerinin etkili olabilmesi adına tedhiş/ ‘’terör’’ü ‘’kaba zulüm’’ bağlamında öne çıkarılarak ‘’Sofistike Zulüm’’ün adeta bir çıkış olarak algılanması için her türlü manipülasyon ve algı yönetimi teknikleri kullanılmaktadır. Aynı zamanda ‘’İçimizdeki beyinsizlerin’’ katkılarıyla bu senaryonun sahada taraftar bulmasında da bir sıkıntı yaşanmamaktadır…

(ILIMLI) LAİK/DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ

‘’Hatalı Okuma’’da Israr…

‘’Ilımlı İslam’’ diye anılan ve ‘’Terörist İslam’’ kavramı gibi tanımlamalarla birlikte İslam’a ‘’İdeolojik Savaş’’ ilanı olarak okunması gereken bu  ‘’Şeytanın sağdan yaklaşımı’’ sapkın çizginin üç versiyonundan söz etmek mümkün. Bunlardan birincisi konumunda olan, başlangıçta bir ‘’proje partisi’’ olarak gündeme gelen AK parti/AKP kadrolarıyla birlikte Abant Toplantıları/’’Abant Konsili’’nde üretilen ‘’din’’/ideolojinin önemli unsurlarından (Nitelikli Terör Örgütü) FETÖ’dür. NFETÖ, eski Türkiye’nin ‘’derin yapısı’’ tarafından devlete yerleştirilmiş, gerektiğinde de AKP ile birlikte misyonunun gereğini yerine getirmeye başlamıştı. Ancak NFETÖ’nün ‘’derin Amerika’’ ve NATO ile koordineli çalışmaları sürecinde, ABD’nin bölge stratejisindeki değişim ile birlikte AKP ile yolları ayrılmıştı. Daha da ötesi strateji değişimi ile birlikte yeni ‘’derin yapı’’/yeni Türkiye ile ABD ve Batı’nın bir kısım odakları arasında çıkar ve stratejik farklılıklar giderek artmıştı. Son planda NFETÖ’nün bağlantıları ve ihanetleri ortaya saçılınca ‘’Ilımlı İslam’’ sapkınlığının Türkiye versiyonun karşısında bir etkinliği kalmamış ya da süreç içerisinde düşman unsur olarak algılanmıştır. Keza Türkiye ile strateji ve çıkar çatışmasına giren ABD, gelinen aşamada ‘’Ilımlı İslam’’ ideolojisinin Suud versiyonu temelinde yeni hedefler belirlemiş olsa da bu projenin orta ve uzun vadede bir başarı ihtimali bulunmadığından Türkiye ile olan derin ilişkilerini koruma çabasına girmiş bulunmaktadır. Kaçınılmaz olarak da bu durum ‘’kaba zulmü’’ ile öne çıkan 1.Cumhuriyet (eski Türkiye) modeline (paradigmasına) karşın (‘’Ilımlı İslam’’ çizgisindeki) yeni Türkiye’nin daha ehven görülmesi gibi bir hatalı okumayı daha da derinleştirmiştir. Ve 15 Temmuz 2016 kanlı darbe girişimiyle birlikte Müslümanların Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili okumalarındaki hatayı daha görünür bir düzleme taşımıştır. Büyük bir ekseriyetle…

Değişen dünya ve bölge şartlarının Türkiye’nin konumunu ve misyonunu değiştirmesi, eski paradigmanın iflası ve yeni paradigmanın hatalı okunmasında, bizim için önemli, iki örneği dikkatinize sunmakta yarar görmekteyiz. Bu iki örneğe yakın anlayışları detaylı olarak irdelemeye gerek görmediğimiz gibi ‘’Müslümanların Sorunlu Tarihi’’nin açtığı sıkıntılı zeminde Laik-Demokratik Türkiye Cumhuriyeti ile ‘’iç güveysinden hallice’’ bir ilişki biçimini uzun süredir devam ettiren anlayışları da bu değerlendirmenin dışında tutmaktayız…

Bahse konu örneklerinden birincisi, ‘’düşünsel ve siyasal duruş’’da netleşme sürecinde çok olumlu mesafeler almış olan, lakin değişen dünya ve bölge dengelerinin gündeme taşıdığı ideolojik tartışmaları ve ‘’ideolojik savaş’’ enstrümanlarını hatalı okumaya başladıkları bir süreçte hızla savrulmuş yapı(lar)dır… Bunlar, İslami Hareket’te yöntem tartışmalarıyla başlayan süreçte; ‘’sistem-içi’’ mücadele yönteminin doğru bir tercih olmadığını, söz konusu yöntemin, Müslümanları hızla sisteme entegre edeceğinin altını çizmekteydiler… Ne var ki küresel ve bölgesel düzlemde ‘’Beklenen Fırtına’’ karşısında duruşlarını koruyamadıkları gibi ‘’İlkesel değişim’’in gereğini bile yerine getirmekten kaçındılar. ‘’Konjonktürel/dönemsel’’ değişimin tüm olumsuzluklarını yaşamaya başladılar… Sonra ‘’sistem-içi’’ mücadelenin ‘’istişari’’ yeterliğe sahip alanlar için meşru olabileceğini; ‘sosyal hayatın içinde olmak gerektiğini, toplumsal sorunlara bigane kalmamak gerektiğini’ ifade etmeye doğru evrildiler… En sonunda da sistem içindeki taraflardan/partilerden birinin içinde muhalif bir konumda kendilerini ifade etme yolunu seçtiler, ne yazık ki…

Her şeye rağmen geçmişte yakaladıkları bilinç düzeyi ve birikimlerinin, -gelinen aşamada- ilkesel düzlemde bir ‘özeleştiri’ yapmalarının, kendilerine yakışan bir tavır olduğunu düşündüğümüz bu ve benzeri yapıların, bırakın böyle bir sorgulamayı AK Parti içindeki tartışmalarda taraflardan biri konumunda olmaları gerçekten üzücüdür…

İkinci örneğimiz ise uyarıda/eleştiride çok daha dikkatli bir dil kullanmamızı gerektiren kardeşlerimizden sevilen, itibar edilen bir kesimdir. Her ne kadar isim vermeden eleştirmeyi,  bir tipoloji çizmeyi daha doğru görsek de  insanımız söz konusu örnekleri tanıyacaklardır… Düşünceleri, sistem’deki ‘’duruş’’ları ve hassasiyetleriyle…

Bahse konu kardeşlerimizin ‘’hatalı okumalarını’’ kritik etmeden, onlara sözlü olarak ilettiğimiz uyarılarımızı sizlerle de paylaşmadan önce, bizce hatalı tanımlamaları ve okumaları dikkatlerinize sunmakta yarar var…

Egemen sistemin partilerinden hep beri olduklarını açıkça ilan eden bu kardeşlerimiz, önemli bir hatalı okuma yaparak ‘’sistem-içi’’ partileri iki gruba ayırmaktalar: Bu partilerden bir kısmını, diğerlerine göre ‘daha zalim’ olarak nitelemekteler. Söz konusu partilerin (yönetimde)olmaları halinde daha büyük zulümlerin (kaba zulüm) olabileceğini; diğerlerine göre (tabii ki yine laik-demokratik, yine ‘’bizim’’ uzak olduğumuz)bu partilerin ‘görece’ özgürlükçü, görece daha olumlu olduğunu  iddia etmekteler… ‘Şirk zulümdür; şirk büyük zulüm olduğundan her halükarda (bu partiler de) zulme bulaşmıştır.’ Ancak fiili(kaba) zulmü, baskıyı azaltmak isteyenlerin(?!) diğerlerinden farkını (biz) gözetmekteyiz…Her zaman biz, vasat/mutedil çizgiyi temsil ettik(?!)…Zulmün koyu tonuna karşı(görece) daha olumlu olan ama(sistem)şirk sistemi olduğu için ‘grileşen’ insanları (kurumları?) fiili zulmü azaltanlar olarak gördük…(Zira) zulmün koyu tonundan gri tonuna doğru bir yöneliş var. ‘İnsanımız Kur’an ölçülerini bilmedikleri için (biz) onlara ulaşmak durumundaydık…’ ‘Ama biz nur’a’ ulaşmış olanlar, Tevhid ile buluşmuş olanlar, Sırat-ı müstakimde duracak, burada ısrar edecek; zulmün koyu tonundan gri tonuna doğru gelenleri merhametle nur’a sıçratma görevini yerine getireceklerdir…’ ‘Kur’an’a çağıranların sabit kalmalarını, kirlenmemelerini, insanlara şahitlik sorumluluklarını lekelememelerini (davetlerine) şirk bulaştırmamalarını öğütledik…’

‘Biz AKP iktidarından/Recep Tayyip Erdoğan’dan iki şey talep ettik; iki hususa dikkat etmelerini istedik…’ Bir, ‘Laik(bir) devletin laiklikle amel eden yöneticileri olarak hadlerinizi bilin (?); İslam’ı tahrif eden açıklamalardan uzak durun; (Laik bir devletin başbakanı, cumhurbaşkanı olarak) ‘’biz sırat-ı müstakim üzereyiz’’, ‘’Laiklik, İslam ile bağdaşır’’ diyorsunuz, bunlar İslam’ı tahriftir’…İkincisi, ‘Ülke insanlarına ve Müslümanlara somut zulümler yapmayın…’  Ve bu iki konudaki hatalarını tekrarlamazlarsa Recep Tayyip Erdoğan ve AKP için özel tek bir eleştiri cümlesi kurmayacağımızı söyledik…’

Çok net olarak görülmektedir ki, bahse konu kardeşlerimizin esas sorunu, konuyu doğru tanımlayamamak, doğru anlayamamak, doğru kavramsallaştıramamaktır… Sözlerini çekinmeden yiğitçe söylemelerine, birçoğumuzun gıpta ettiği mücadele azimlerine ve ‘samimiyetleri’ne karşın bu anlayışa sahip kardeşlerimiz ‘’hatalı okumalar’’ yapmaktalar. Dolayısıyla ‘’Mümtehine Suresi’nin ilgili ayetlerini de Kur’an bütünlüğü çerçevesinde hatalı okumakta ısrar ettiler…

Bahse konu ‘’hatalı okumanın dayanağı olarak gösterilen Mümtehine Suresi’nin ilgili ayetlerini soğukkanlılıkla bir kez daha okuyalım…Ne buyuruyor Rabbimiz?

“Allah sizinle din hususunda savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi, onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz.Şüphesiz Allah, adil olanları sever.” (Mümtehine-8)

“Allah, ancak sizinle din hususunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım edenlerle dost olmanızı yasaklar. Kim onları veli edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehine-9)

(Mümtehine Suresi ile ilgili olarak İktibas Çizgisi Dergisi’nin Ağustos sayısı, Mektuplara Cevaplar bölümündeki açıklamayı da dikkate almanız, tartışma konusu “hatalı okuma”ların ne kadar yüzeysel olduğunu görebilmenize yardımcı olacaktır… Keza Kur’an bütünlüğü içinde “Dine Karşı Din”/ “Allah ile aldatmak” ile ilgili ayetleri de hatırlamak, “hatalı okuma”ların bir kez daha gözden geçirilmesinde, yanlışların düzeltilmesinde belirleyici öneme sahip olduğu da hatırlanmalıdır.)

Allah’ın ayetleri çok açık.Müslümanlara belirli şartlarda neleri yapabileceklerini, nelerden de kaçınmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.Benzer şartlar söz konusu olduğunda da Müslümanlarla/İslami yapılarla/devlet ile ‘din hususunda savaşmayan, Müslümanları yurtlarından çıkarmayanlarla’ stratejik ilişkilerimizi düzenlemektedir.Ancak yazımızda bahsi geçen örneklerin konuya sorunlu bir yaklaşım sergilediklerinin altını çizmemiz gerekir.Zira, birinci hatalı okuma örnekliğinde, “sistem-içi” mücadelenin ne anlama geldiğini çok iyi bilenlerin -süreç içerisinde- “konjonktürel değişim” yaşamalarının vahim sonuçlarından birini görmekteyiz.Ve ne yazık ki, bahse konu “hatalı okuma” sahipleri, bırakın konuyla ilgili münazara etmeyi, kendilerini uyaranları ciddiye almamakta ısrar etmekte ve “sistem-içi” diğer yapılarla ilişkilerini güçlendirerek “hatalı okuma”larında ısrarlarını sürdürmekteler… İkinci hatalı okumada ise “sistem-içi” mücadele yöntemi gayri İslami olarak nitelendirilmekte ve “Nebevi yöntem” öne çıkarılmaktadır.Ne var ki konu küfür ve şirk sistemlerini yönetenlerin niteliği olduğunda, “mutedil”(?!) olmak adına -netlik ile tekfiri birbirine karıştırarak- hatalı okumalar yapmakta ve bunda ısrar etmektedirler…

Zulmün sadece kaba zulüm olmadığı , özellikle modern dönemlerin en etkili yönteminin “sofistike” zulümler olduğu ıskalanmaktadır.Hem de “şirk zulümdür ve her halükarda zulmün en tehlikeli/sinsi türü olduğunu bildikleri halde bu hatalı okumayı devam ettirmekteler.Burada kardeşlerimizin gerekçesi ise gerçekten çok yüzeysel: ‘Fiili/kaba zulmü, baskıyı azaltmak isteyenlerin farkını gözetme gereği…Ve böylece “mutedil çizgi”yi temsil edenler olarak kendilerini tanımlamaktalar.En vahimi de kaba zulmü, zulmün “koyu tonu” olarak tanımlarken Müslümanları aldatmada en etkili yol olan sofistike zulmü “görece olumlu”/şirk sistemi içinde “grileşen” (insanlara zulmü azaltan!?) olarak görmeleridir… Halbuki, mevcut şartlarda, olsa olsa Müslümanları kontrol etme hedefine yönelik farklı yöntemler/diller’den söz etmek mümkün olabilir.Ve burada “görece bir olumluluk’tan ‘görece daha sofistike’ bir yöntemle karşı karşıya olduğumuzu unutmamamız gerekir.”İçimiz”den/tanıdığımız birinin sofistike zulmün aktörü olması esası değiştirmeyecektir.Aslolan ne yaptıkları, hangi işlevi yerine getirdikleridir; bu belirleyicidir…Niyetleri ne olursa olsun!’Kalplerinden geçeni ancak Allah bilir!’

Son panda, Türkiye’yi ideolojik olarak hatalı tanımlayanların, ciddi duruş sorunlarıyla karşı karşıya oldukları çok net olarak görülmektedir…Reel politik gerçekler bu “duruş”ları meşrulaştırmamaktadır…Düşüncede, dolayısıyla siyasal “duruş”da netliğin Müslümanlar açısından ne kadar önemli/hayati olduğu yaşadığımız çetin sınavlarla bir kez daha ortaya çıkmaktadır.”Paralel din”; “İslamizasyon”/ “Ilımlı İslam” ve bunun gibi “Şeytanın sağdan yaklaşımları” kaba zulümden daha derin, çok boyutlu; “iki yüzlü”, “sofistike zulüm”ün değişik versiyonları olarak okumak Müslümanların geleceği açısından “olmazsa olmaz”dır.

Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsun “hatalı okuma”nın amaçlanan/deklare edilen hedefleri,  -süreç içinde- zehirlemesi “sünnetullah”ın kaçınılmaz bir gereğidir…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Müslümanlar açısından ne kadar önemli/hayati olduğu yaşadığımız çetin sınavlarla bir kez daha ortaya çıkmaktadır.”Paralel din”; “İslamizasyon”/ “Ilımlı İslam” ve bunun gibi “Şeytanın sağdan yaklaşımları” kaba zulümden daha derin, çok boyutlu; “iki yüzlü”, “sofistike zulüm”ün değişik versiyonları olarak okumak Müslümanların geleceği açısından “olmazsa olmaz”dır.
    ***
    Akidenin ideoloji olabilmesi için, “Dünya hayatının öncesi ile Dünya hayatının sonrasının birbiri ile olan alâkası hakkında bütüncül bir fikir” beyan etmesi gerekir.
    https://bredaholland.blogspot.com/2018/06/akidenin-ideoloji-olabilmesi-icin-dunya.html
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.com/2018/05/eleman-araniyordolgun-ucretmaas.html
    Neden “savaş öldü!” diyorum?
    https://plus.google.com/u/0/109838719669290377148/posts/X1xK5tgHjPj

  2. Zor bir süreçten geçmekteyiz.Malesef müslümanlar bunca yaşananlara rağmen hala hatalı okumalarını ısrarla sürdürmekteler.Bu makalede onlara ” durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz” diye haykırmaktadır.
    Gerçekten bu kardeşlerimiz yanlış yapmaktalar.Bu duruşları! sistemiçi bir duruştur.Ehveni şer duruşudur.
    Meşru bir hedefe meşru yollardan ulaşılır.İslamdışı olan ,sistemiçi duruşları terketmeden ,Allah’tan yardım beklemek,olacak iş değildir. Hiçbir peygamber tağutlardan hak talebinde bulunmamış,onlardan medet beklememiştir.Sadece ve sadece Onları Bir olan Allah’a çağırmışlardır.Ayrıca Tağuti yönetimde bulunanları ve destekliyenleri ;”Onlar bizim yanlış yapan kardeşlerimizdir gibi acaip bir sahiplenmeleri varki akıllara zarar.Bırakın bütün bu zulümlerin kaynağı tağuti rejimi ,afedersiniz bu tağuti rejimin bir cüzü olan bar,pavyon,meyhane veya malum diğer haneleri çalıştıranların durumu sizce nedir?! Bunlara onlar bizim yanlış yapan müslim kardeşlerimiz diyebilirmisiniz.?! Bir müslümana yakışan tağuti rejimleri ve işletenleri ve destekleyenleri uyaracaksak,bir an önce içlerinde bulundukları batıl ortamları terk edip,bir olan Allah’a teslim olmalarını tavsiye etmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir