GenelMektuplara Cevap

Kurban ibadeti, Kevser suresi hakkında bilgi verir misiniz?

SORU: “Medine’de takriben on bir sene kalan Hz. Muhammed burada hiç kurban kesmemiştir. Keseceği kurbanını Hac Bayramı’nda Mekke’ye göndermiş ve orada kesilmiştir. Hz.Muhammed’den sonra emirlik yapan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali’nin de Medine’de kurban kestiklerine dair birkayıt bulamıyoruz. Keza önde gelen sahabelerin de Medine’de kurban kestiklerine dair bir nakil ulaşmamıştır. Kurban Hac suresinde ve Bakara suresinde emredilmektedir. Çünkü kurban Hac ibadetinin bir rüknüdür.” Sorum şu; yukarıdaki ifadeler gerçekten doğru mudur? Bazı kaynaklarda ise Peygamberimizin Medine’de her sene kurbanını sahabeleri ile hiç kaçırmadan kestiğini belirtiyor. Bu ifadelerin hangisi doğru acaba? Kurban bayramı ve kurbankesme hakkında Kevser suresi bağlamında da bilgi verebilirmisiniz?

CEVAP: Sorunuzda ifade etmiş olduğunuz hususların doğruluğunu kabul etmek mümkün değildir. İslam insanlık ile birlikte var olan bir din olması nedeniyle, onun koymuş olduğu kulluk görevleri de insanlık ile birlikte var olan bir özelliğe sahiptir. Âdem(a.s.)’ın iki evladı tarafından başlatılan kurban ibadeti İbrahim(a.s.) ile insanlığın bilincine kazınmıştır. Bu olay Muhammed(a.s.) Medine hayatının başında Hac suresi ile hatırlatılmış; 34.ayetiyle de tüm ümmetleri kapsayan bir ibadet olduğu açıklanmıştır.

“Biz her ümmete kurban ibadetini koyduk ki, Allah’ın insanlara rızık olarak sunduğu hayvanlar üzerine onun adını ansınlar. Sizin İlahınız tek bir ilahtır. Öyleyse yalnız O’na teslim olun. Mütevazı olanları müjdele.” (22 Hac 34)

Muttakilerin özellikleri ise şöyle hatırlatılmıştır: “Onlar ki; Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Başlarına gelenlere sabreder, namaz kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.”(22Hac 35)

Bu infakla beraber daha nice faydalarını dile getirirken bu eylemi Allah kendi nişaneleri olarak belirtmektedir. Nişane: İşaret, alamet ve ait olduğu şeyi hatırlatan bir ayettir. Toplumun zihniyetine konulmak istenen bilincin yeni kuşaklarda da devamı için her yıl kurban mevsiminde yaşanan heyecan ve toplumsal yardımlaşma eylemleriyle kalıcı hale getirmektedir.

“Büyükbaş hayvanları kurban etmeyi de Allah’ın size emrettiği ibadet biçimlerinden saydık. Onlar size çeşitli yararlar sağlarlar. Ön ayaklarını bağlayarak onları boğazlarken Allah’ın adını anınız. Yan üstü düşüp öldüklerinde, etlerinden hem kendiniz yiyiniz, hem de isteyene ve istemeyene yediriniz. Şükredesiniz diye o hayvanları böylece istifadenize sunduk.”

“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!”(22 Hac 3537)

Bu ayetlerle birlikte Kevser suresi de bu konuya ışık tutmaktadır. Özellikle “Fesalli Li Rabbike Venhar”, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” hitabının muhatabı olarak Peygamberimizin bu hitaptan ne anladığı ile ilgili şu uygulamaları yaptığını görüyoruz:

Yukarıda Hac suresinin Medine döneminin başında geldiğini ifade etmiştik. Kevser suresi içinde böyle bir rivayet bulunmaktadır. Her ne kadar ilim otoritelerinin çoğunluğu bu surenin Mekkî olduğunu söylemiş olsa da İbni Kesir Enes Bin Malik’ten nakledilen bir hadise dayanarak surenin Medeni olduğunu ifadeeder.

Enes (r.a) bu surenin nasıl nazil olduğunu anlatırken: “Allah’ın Resulü mescitte aramızda otururken” diye anlatır. (Müslim,İbni Hanbel, Ebu Davud, Neseî) müslümanların Peygamber ile birlikte oturmuş olduğu mescit ancak Medine mescididir. Çünkü Enes Medinelidir ve hicret esnasında on yaşlarında olup daha önce Peygamberimizi hiç görmemiştir. Mekke’nin fethi ise Hicrî 8.yılda gerçekleşmişti. Bu sebeple surenin Medeni olması ihtimali daha yüksektir. Ayrıca Fiili Sünnette olayın bu minval üzere olduğunun delili olarak gözükmektedir.

Peygamber (a.s.) Medine’ye hicretinden sonra H. II. yılda ramazan orucu farz kılınınca(2 Bakara183) Ramazan’la birlikte kurban bayramını ve kurban kesme sünnetini de başlatmıştır. Buolay ilk defa Kaynuka Yahudileriyle girişilen savaşın sonrasında H. III. yılda başlatılmıştır. Samhudî İbni Şebbe’den yapılan bir
rivayette şöyle denilmektedir:

“İlk defa kurban bayramında koyun kurban edilmesi Beni Kaynuka ile girişilen savaştan sonra gerçekleşti.” Bu savaş Bedir ile Uhud savaşı arasında yapılmıştır H. 624-625. (M. Hamidullah İslam Peygamberi, c. 2, s. 1151)

Buna göre kurban kesme olayı hicretin üçüncü yılından itibaren başlamıştır. Mekke’nin fethi H. 8. yılda gerçekleştikten sonra H. 9. yılda müslümanlara İslami manada Hac farz kılınmıştır. Bu yılda çevreden müslüman olduklarını bildirmek ve dini yükümlülüklerini öğrenmek için çevreden gelen heyetlerin çokluğu sebebiyle Peygamberimiz (a.s.) o yıl hacca gidemeyeceği için Hz. Ebu Bekir(r.a.)’ı “Hac Emiri” olarak tayin edip Mekke’ye gönderiyor. Kendisi ancak onuncu yılda ilk ve son defa haccetmiş olduğu için bu hacca “Veda Haccı” ismi verilmiştir. Bununla ilgili siyer, İslam tarihi ve hadis kaynaklarında birçok delil bulunmaktadır.

Peygamberimiz (a.s.) Medine’ye geldiği zaman Ensar’ın, Mihrican ve Nevruz adında iki bayram kutladığını görmüştü. Bu bayramları kaldırarak bunların yerine Allah’ın Ramazan ve Kurban
bayramını kendilerine lütfettiğini bildirdi. Kurbanla ilgili de şöyle buyurduğu ifade edilmektedir:

“Zilhicce ayının onuncu günü, yani kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanı kesiniz, çünkü o atanız İbrahim(a.s.)’ın sünnetidir.”

“Kurban kesme imkânı olduğu halde Kurban bayramında kurban kesmeyen kimse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurmuştur. Kendisi de bu bayramda daima iki kurban kesmiş, sebebini soranlara da: “Biri benim için diğeri de ümmetimin kurban kesemeyenleri içindir” buyurmuştur.

Kurban ibadetinin yerine getirildiği ilk yılda (H. 625) kurbanların etleri konusunu açıklarken de: “Kimse kurban etini evinde üç günden fazla yiyecek kadar bir şey bırakmasın” buyurmuş. İkinci yıl bayram hutbesinde bununla ilgili bir şey söylemeyince, arkadaşlarından biri kalkıp sormuş: Ya Resulullah kurban etlerini yine geçen seneki gibi mi yapacağız deyince, “Hayır, geçen yıl kıtlık vardı istedim ki kurban etiyle herkesin karnı doysun. Bu yıl böyle bir durum olmadığı için üç günden ziyade yiyebilirsiniz, hatta azık da edinebilirsiniz” buyurmuştur.

Kurban kesmenin vaktiyle alakalı olarak da şu rivayetler gelmektedir:

Bera İbni Azid isimli sahabe şöyle naklediyor: Resulullah(a.s.)’dan kurban bayramı hutbesinde şöyle dediğini işittim:“Bu günümüzde ilk yapılacak şey namaz kılmaktır. Sonra evlerimizedönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim namazdan önce kurban keserse kurban ecrini alamaz.” (Tecrid, c. 3, s. 162-164)

Bu rivayetlerin hepsi müslümanların Medine’de Peygamberleriyle birlikte kurban kestiklerine delalet etmektedir. Bu fiili sünnet on yıllık Medine döneminin ilk ikisi hariç tümünde uygulanmıştır.İslam dünyasının en ücra köşesinde bile bilinen bu gerçeklere rağmen aksini söyleyebilmek oldukça cesaret isteyen bir iş olsa gerek. İçlerinde bulunan Allah’ın elçisi kurban keserken onun arkadaşları olan sahabenin ve ileri gelen Ebu Bekir ve
Ömer (r.a.) gibi yakın dostlarının kurban kesmediğini söylemek büyük bir yanılgıdır. Aksine Hz. Ömer, hediye edilen asil bir deveyi satıp yerine normal bir deve alarak kurban etmek istediğini Peygamber(a.s.)’a bildirince Peygamberimiz: “Hayır ya Ömer öyle yapma bu deveyi bütün asaletiyle Rabbine kurban et” buyurur. Böyle bir uygulamayı sahabenin Peygamber anlayışı ile bağdaştırmakda mümkün değildir. Onlar Peygamber (a.s.) bir şey yaparken görmüşlerse onu mutlaka yapmayı kendilerine görevbilmişlerdir. Bu konu İmam Malik’in uygulaması ile de teyit edilmektedir. İmam Malik, Medine halkının hayatında görmediği birhadis kendisine nakledilince bu hadisi kabul etmemiştir. Gerekçe olarak da “eğer Peygamber (a.s.) bunu yapmış olsaydı, bu halkda bunu yapardı” demiştir. Sahabenin Medine’de kurban kestiği konusunda hiçbir haber yoktur demek gerçeklerle asla bağdaşmayan bir ifadeden başka bir şey değildir.

Hacca giden hacıların kestiği kurbana gelince, bunun gerekçeside şöyle açıklanmaktadır:

“Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başında rahatsızlık bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması,ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir.

Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde de yedi gün ki, o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram’da oturmayan kimseler içindir. Allah’tan sakının ve Allah’ın cezasının şiddetli olacağını bilin.”(2 Bakara 196)

İşte bu ayetin beyanıyla hacda kurban kesmesi gerekenler gerekçesiyle birlikte bildirilmiştir. Bu kurban sadece hacca taşradan gelen ve hacca kadar umreden de istifade eden kimseleri çindir. Hacca gitmesine rağmen hacdan önce umre yapmayan kimseye kurban kesmesi gerekmemektedir. Bu nedenledir ki,hacda kesilen kurbanların, müslümanların memleketlerinde kurban bayramı günlerinde kesmiş oldukları kurbanla bir ilgisi yoktur.

Ayrıca hacca niyetlendiği halde herhangi bir engelden dolayı gidemeyen kimsenin Mina’da kesilmesi için göndermiş olduğu kurbanın ve hacda ihramlı iken yapmış olduğu bir hatadan dolayı hacının keseceği kurbanın da kurban bayramındaki kurbanla bir ilgisi yoktur. Bunların her biri kendine has nedenler ile yapılması istenen bir takdimedir.

Sözün özü, tüm ümmetler için ibadet kılınan (22 Hac34) kurbanın ümmetlerden birinden hem de en sonuncusu olan Muhammed ümmetinden ve Muhammed (a.s.) hayatından soyutlamak mümkün değildir. Allah’ın bu ümmeti de lütfüyle şöyle müjdelediğini görüyoruz:“Biz, büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin)işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık(canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen zengine ve fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” (22 Hac 36)İşte bu müjde kendisine bahşedilen nimetin şükrünü eda edebilenleredir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir