GenelHaberlerYazarlardanYazılar

Modern Bir Hurafe: Kutlu Doğum Haftası

Diyanet İşleri Başkanlığı; 1989 yılından bu yana “diyalogcu” ve “Ilımlı İslamcı” networkün felsefesini oluşturduğu ve isim babalığını da yaptığı, destek verdiği Mevlit Kandili kutlamalarına ilaveten, her yıl öne çıkarılan bir tema ile “Kutlu Doğum Haftası” adlı yeni bir uygulama başlatmıştır. Haftanın FETÖ ile iltisaklı olduğu iddiası ile kopartılan fırtına üzerine 2017 yılından itibaren hem haftanın ismi “Mevlidi Nebi Haftası” olarak değiştirilmiş hem de kutlama günü hicri takvime göre Mevlid Kandili’ne tekabül eden haftaya sabitlenmiştir.

Haftanın, Peygamberimizi “anlama”dan çok “anlatma” şeklindeki organizasyonlarla kutlanan etkinliklerini başından beri benimseyemedim. Bu tür kutlamalar bana hep yapmacık ve suni geldi. İslam’ın Protestanlaştırılmasına hizmet eden cinsten etkinlikler olduğuna inandığım için hiç birine de katılmadım.

Hafta boyunca meydanlarda ve salon toplantılarında Hz. Muhammed’i toplumumuza “güzel örnek” olarak takdim etme iddiası ile programlar yapılıyor; Siretler, Na’tlar okunuyor. Hadis ezberleme yarışmaları düzenleniyor. Hırka-i şerif ziyaret ediliyor; hemen her ildeki sakal-ı şerifler görücüye çıkıyor. Fırsatı ganimet bilen Cübbeli Teyyolar, Cübbesiz Döngeller sanrılarını ve ipe-sapa gelmez uydurma rivayetleri “İslam” bu diye körpe beyinlere boca ediyor.

Sosyolog Fatma Barbarosoğlu, bazı çevrelerin geniş katılımlı kutlamayı birincil hedef olarak önemsemelerine rağmen, sosyal medya ve bilhassa televizyonlarda bir “din dili”nin oluşmamasından dolayı bu tür kutlamalar nedeniyle toplumun bir şekilde “sekülerleşme” tuzağına düşeceği endişesinin altını çiziyor. Yine bir takım çevrelerin Mevlidi Nebi Haftası’nı “Doğum Günü Etkinliğine” çevirdikleri için, başından itibaren bu haftaya mesafeli olduğunu söylüyor.

Bütün bu çekincelere rağmen hafta boyunca gerek Diyanet İşleri Başkanlığı gerekse çeşitli vakıflar tarafından az da olsa kaliteli sunum ve sempozyumların yapıldığının hakkını da vererek, ilk günden bu yana yapılan etkinliklerden sadra şifa bir eserin ortaya çıkmaması gerçeğini de belirtelim.

İslami bir temeli ve referansı olmayan Kutsal günler/geceler münasebetiyle yapılan etkinliklerde, yukarıda ifade edildiği gibi Dini ve Peygamberi “anlamak”tan ziyade “anlatma” telaşı görülmektedir. Zaten bu günler Müslümanların, Osmanlı Hıristiyan tebaasının “Paskalya ve Yortu”larına karşı ürettiği ve gelenekselleştirdiği ritüeller olduğu için “anlamak” gayesi de güdülmemiştir.

Hz. Muhammed’in doğumu, “Kutlu Doğum” adıyla kutsanır ve kutsallaştırılırsa, milletin hafızasında ve kültüründe yer tutmuş zihinsel kodların yönlendirdiği tavırlarla, hem Şamanist putperestliği, hem de Hıristiyan inancı ve kültüründe Hz. İsa’dan mülhem kutsallaştırılmış doğum günü, yaş günü, evlilik yıldönümü ve ölüm günleri gibi kutlamaları ihya eden bir kutsallığı beraberinde getirir. Bu bağlamda mezkûr gün de, Anneler Günü, Babalar Günü ve Sevgililer Günü gibi seküler “gün” ve “hafta”ların işlevini görmektedirler. Üstelik ekonomik bir arka planı gerçekleştirme gayesiyle ihdas edilen bu “seküler günler” kapitalizmin kılcal damarlarına kan pompalamak için uydurulmuş modern hurafelerdir.

Hz Peygamberin mesajını bugünkü neslin anlayabileceği bir dile dönüştürmek iddiası ile ihdas edilen Kutlu Doğum Haftası; geçmiş yıllarda yaşanılan tecrübelerden gördük ki; sema – semah ve zikrin bir arada sahnelendiği ritüellerden tutunda, statlarda ve meydanlarda atılan duygusal nutuklar, ilahilerin okunduğu müzikli etkinlikler ve işi doğum günü pastası kesmeye, etli pilav ikramına götüren aymazlıklardan niyetin sulandırıldığını ve “paradigma” değişikliğine yol açıldığı rahatlıkla söylenebilir. Olayın eğlence kültürüne dönüştürülerek, “sevgililer günü” kıvamında sekülerleştirilen bir yabancılaşma yaşandığını görüyoruz. Okullarda festivaller, yarışmalar, eğlenceler ile yapılan kodlamalar aslında dünyadan sonraki hayatı unutturmak için yapılan kodlamalardır. Bugün çok masum gibi görünse de festival havasında yapılan bu etkinlikler, genç nesillerdeki Peygamber algısının belli günlere hapsedilmesine yol açacaktır.

Oluşan “gül” ekonomisi ve yüzlerce “Tarkan konseri” formatında icra edilen ilahi konseri organizasyonu ile Kapitalizmin çanağına yağ damlatılması ve olayın magazinleşip değersizleştirilmesi, Peygamberin nesneleştirilmesi de işin cabası.

Korkarım bundan sonraki aşama, Hıristiyanların önce İsa’yı Tanrılaştırması ile başlayan, sonrasında Haç’ın İsa’nın yerini aldığı kutsal bir “ikona” dönüştürülmesi gibi, Hz Peygamberin sembolü olarak kabul edilen “gül” figürünün de ikona/puta dönüşmesi olacaktır.

Tam bu noktada Prof. Dr. Fatih Andı’nın Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yaptığı bir konuşmada dikkat çekmek istediği noktaya kulak vermek gerekir. Hoca bu kutlamaların giderek popüler kültür denilen bir anlayışla sulandırılmakta olduğunu söyledikten sonra, Hıristiyanların Hz. İsa’nın veladetini kutlamak adına tertipledikleri Merry Christmas (Kutsal İsa) Yortusu/Şenliği’ne benzer bir tablonun ortaya çıkabileceği tehlikesine işaret edip, bu vesileyle piyasaya sürülen ‘kültürel ürünler’in, hatta Hz. Peygamber için nüfus kâğıdı hazırlanıp basılması gibi komikliğe varan, işin vıcık-vıcıklaştırılmasına dikkat çekiyor.

Bu haftanın ihdas edilmesinin gerekçesi birilerinin; tıpkı Mevlid Kandili ve diğer kandillerde olduğu gibi, Müslüman âlimlerin, “Allah’ın aralarında hiçbir ayrım yapmayız” (2/Bakara: 136) uyarısına rağmen Hz Muhammed’i İsa ile yarıştırmaya kalkmasından ve onlarda var bizde neden olmasın sakat mantığından kaynaklanmaktadır. Hatta bu kompleksin altında o kadar ezildiler ki; Kur’an’da Hz İsa için sayılan ne kadar mucize varsa hepsini ve bir fazlasını Hz Muhammed’e etiketlediler.

Bilhassa Hıristiyanlarla iç içe yaşayan Türkler Resulullahı daha doğar doğmaz konuşturdu ve Mevlitte anlatıldığı gibi Amine’yi tıpkı Hz Meryem’e geldiği gibi meleklerin gelip doğurttuğu, Meleklerin, Meryem’e doğacak çocuğun özelliklerinden haber verdiği gibi Muhammed’in özelliklerinden de haber verildiği yalanını uydurdular.

Konu Kutlu doğum olunca Regaip Kandilinden ve uydurulma gerekçesinden bahsedilmeden olmaz. İslam âlimlerinin Resulullah, arkadaşları ve tabiîn dönemlerinde bilinmediği söylenen, Regâib gecesi hâşâ Resûlüllah’ın ana rahmine düştüğü gecedir. Edepsizler güya Peygamberin Amine’nin rahmine bu gecede düştüğü yalanını uydurdular.

“Rezillik ve terbiyesizliğin âlâsı ise, hala bu yüz kızartıcı yalanların cami kürsülerinde vaaz olarak anlatılmasıdır, kandil olarak kutlanmasıdır. Kim, nereden, nasıl veya hangi gerekçe ile böyle bir saçmalık ortaya atmış anlaşılır gibi değil. Bu hezeyanları dile getiren zihin, oturup neden Kur’an mesajını okuyup anlamaz da, bu edepsizlikler üzerinden peygamberini yâd ettiğini sanır, bu da ayrı bir muamma. Bizi bu bid’atlerden önyargısız okuma, derin araştırma ve taakkul/akletme kurtarır. Çıkar da yol budur.”

Bir başka garabette Mevlit de dillendirilen Amine’nin Muhammed’i melekler eşliğinde doğurmasıdır. Aslında bu olay Kuran’da anlatıldığı gibi Meryem’in Cibril eşliğinde Mesih’i doğurmasının hikâyesidir. Bu nedenle Diyanetin “Kutlu Doğum Haftası” boyunca düzenlediği etkinliklerde hem bize hem de bütün dünyaya Hıristiyanların insafına terk edilmiş Meryem annemizi ve İsa Mesih’i anlatması daha verimli olur.

Kuran’da Hz Muhammed’in doğumu annesi ve kırk yaşına kadar yaşadıklarından haber veren hiçbir ayet yoktur. Fakat Hz. Meryem’in annesinin niyeti, doğumu, yaşantısı ve oğlu İsa’nın doğuşu ve Mesih ve Allah’ın Kelimesi oluşu hakkında pek çoğu Meryem suresinde olmak üzere tam 60 ayet vardır. Bu durumu asla Hz Muhammed’in değerini azaltmaz. Bu nedenle peygamberleri birbirleriyle yarıştırmanın ve putlaştırmanın kimseye bir faydası olmaz.

Hıristiyan ruhbanlar/din adamları yerine kendileri oturmak için İsa’yı insan boyutundan Tanrı boyutuna yüceltmek suretiyle “örnek” olmaktan çıkartıp hayatın dışına itmişlerdir. Müslümanlar; “Âlemlere rahmet” olarak gönderilen Nebi’nin; “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri gibi siz de beni överek aşırıya kaçmayınız! Şüphesiz ki, ben bir kulum. Bana Allah’ın kulu ve O’nun Resulü, deyiniz!” ikazına rağmen tıpkı Hıristiyanların yaptığı gibi Hz Muhammed’i aşırı bir şekilde yüceltip “güzel örnek” olmaktan çıkartmış, hayatın dışına itmekte onlardan geri kalmamışlardır.

Gidişat, girilen bu yoldan konjöktörün de etkisiyle artık kısa vadede dönüşün olmayacağı şeklinde. Şu halde mezkûr hafta nedeniyle yapılan etkinlikler; Rasulüllah’ın rahmet mesajını, insanlığı diriltmek, insanlığı yaşatmak, insanlığı yüceltmek ve bütün insanlıkla buluşturma çabası ve gayreti olarak değerlendirilmelidir. Bu kutlu mesaj insanlığa Kâbe motifli pasta kesilerek değil, her yaşta insanın rahmete ulaşmasına engel olan sanal ve görünür tüm putları kırarak yapılmalıdır.

Kutlu Doğum Haftası ve Mevlid Kandili gibi kutlamalarının dini bir referansı, dini bir temeli olmayan etkinliklerdir. Dolayısı ile bu tür etkinlikleri kültürel ve folklorik bir zenginlik olarak görmemiz gerekiyor. Bu tür gecelerde vaizler, hatipler insanlara doğru bilgiler veriyorsa, bu merasimlerin dini değil, tamamen kültürel olduğunu söylüyorsa, bu vesileyle Peygamberi anlamaya çalıştığımızı söylüyorlarsa bir sakıncası yoktur. Bu tür programlar nebevi öğretiyi kitlelere iletmemize vesile oluyorsa bunu kar hanesine yazmalıyız.

Ahmet Akbulut’un ifadesiyle; “Hz Peygamber için Kutlu Doğum kutlamaları tertip etmek onun biyolojik varlığını Allah’ın elçisi olması niteliğinin önüne geçiren düşünce biçiminin sonucudur.” Bu bağlamda gayri ciddi ve ehliyetsiz kişiler eliyle yürütülen etkinlikler bizde; Hz Peygamberi hayatın merkezine yerleştirip O’nun örnekliğini içselleştirecek bir bilinç kazandırmayacaktır. Netice itibariyle bu etkinlikler şayet; ev halkına ve akrabalarımıza iyi davranmak, kapıcımızı azarlamamak, komşumuzun tepesine balkondan halı silkelememek, yere tükürmemek, yanımızda çalıştırdığımız işçiyi sigortalı yapmak, öğrencimize hakaret etmemek, rakip takımın taraftarına sövmemek, hayvanlara eziyet etmemek, trafik kurallarına uymak ve yaya kaldırımında yürümek gibi ufak tefek ama hayatın içinden davranış değişikliğine sebep olmayacaksa, bu işlerden ırak olmakta fayda vardır.

Allah bizi Müslümanlar olarak isimlendirdi. Resul de bize örnek olan bir rol modeldir. Hz. Peygamber kendi döneminin şahidi modeli oldu. Biz de kendi dönemimizin rol modeli olmak durumundayız. Görev ve sorumluluğunun bilincindeki her Müslüman Kur’an ve sünnetin ışığında bunu yapmak zorundadır. İnsanlar yaşantımıza, ahlakımıza, tutum ve davranışlarımıza, alışverişimize bakacaklar ve bizi örnek alacaklar. Peygamberi sevmek, Peygamberi anlamak budur.

 

 

 

 

 

 

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir