GenelMektuplara Cevap

Sabah Akşam Kelimelerinden Kur’an da Kastedilen Nedir?

Soru: “Sabah- akşam” kelimeleri Kur’an da bazı yerde tek -tek, bazı yerlerde de birlikte zikredi-liyor. Örneğin ; “sabah akşam, akşam sabah” gibi. Bu bizim bildiğimiz akşam ve sabah vakti anlamına mı geliyor? Yoksa başka bir anlamı var mı? Bu ifa­delerin ne anlama geldiğini açıklar mısınız?

Cevap: İnsan ürünü olan her şeyin insanın fıtratıyla yakın bir bağı vardır. Bu konuda dilin, di­nin, ırkın ve ülkenin farklı olmasının bir etkisi yok­tur. İnsan duygu ve düşüncelerini belirtmek, ihti­yaçlarını karşılamak için değişik ses ve harflerden oluşan kelimelerle bunu dile getirmiş; elle tutulur gözle görülür çizgilerle, şekillerle ve seslerle orta­ya koymuştur. Sesler harflere, harfler kelimelere, kelimeler yan yana getirilerek cümlelere dönüştürülmüş, insanoğlu maksadını ifadeye muvaffak ol­muştur.

Bu gün yeryüzünde kullanılan alfabelere ve geçmişteki duvar resimleri ile yapılmak istenen şey bu olsa gerek. İnsan kendini ve ihtiyaçlarını ifade etmek için kendi bulduğu yöntemlerle bunu becermiş. Yine kendine özgü ses ve işaretlerle yapmış bunu. Fakat ortak olan insanın fıtri ihtiyaçlarının aynı olmasıdır. İşte bu ortak olan şey değişik işa­retler, değişik çizgiler, sesler-kelimelerle ifade edil­miş olsa da belirtmek istediği maksat aynıdır. Al­lah Teâlâ, insana vermiş olduğu bu kabiliyeti ifade ederken:

“Sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı -farklı oluşu Allah’ın ayetlerindendir” buyurmuştur. (Rum 30/22)

Bu olay rabbimizin Âdem (as)’a eşyanın isim­lerini öğretmesi olayına kadar dayanmaktadır. (Ba­kara 2/31)

Her toplumun farklı dil kullanarak aralarında anlaştıklarını hepimiz yakinen bilmekteyiz. Her di­lin kendine özgü farklılıkları olmasına rağmen ortak fıtratın gereği olarak duygu ve düşüncelerini, sevinç ve kederlerini, itaat ve isyanını ifade etmede farklı ifadeler kullanılsa da ifadeye çalışılan şey hep aynı olmuştur. Sevincini ifade ederken gülümsemesi, ke-derini ifade ederken göz yaşlarının dökülmesi gibi. Bir durumu belirtirken de bir birine benzer kalıplar kullanılmıştır. Biz Türkçede bir şeyin devamlılığını bildirmek için şöyle ifadeler kullanırız: “Bu iş kıya­mete kadar devam edecek”, yahut aralıksız fasıla-sız olacak işlerde; “gece-gündüz devam”, imkânsız bir işi ifade etmek için: “balık kavağa çıkınca” gibi klişeleşmiş / kalıplaşmış sözler kullanırız. Arap­lar da aynen bizim gibi kendi dilinde böyle ifade­ler kullanmışlardır. Biz Türkçe ifade ederken sabah akşam” diyoruz, onlarda “gudüvven ve aşiyyen”, “ veya “bukreten ve esıyla” diyorlar.

Rabbimiz de; hangi kavme hitap edecekse o kavmin dilini konuşan bir elçi seçip, o elçinin diliyle mesajını göndermiştir ki; hem mesajı getiren hem de kendilerine mesaj getirilen kişiler anlasınlar diye.

“(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah (sapıklığı) dileyeni sapıklık­ta bırakır, (hidayeti) dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4)

Şimdi bu ifadelerin geçmiş olduğu ayetleri sı­rayla gözden geçirelim:

“Zekeriyya: Rabbim dedi, (çocuğum olacağı­na dair) bana bir işaret ver. Allah Teâlâ: Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır, buyurdu.” (Meryem 19/10)

“Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavmi­nin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam “bukreten ve aşiyyen” tespihte bulunun» diye işaretle anlattı.” (Meryem 19/11)

Bu ayette sabah akşam ifadesiyle anlatılmak istenen zaman olarak biraz akşam biraz sabah tes­bih edin demek değil, devamlı, gece gündüz rab­binizi tesbih edin anlamına geleceği gibi; sabah vaktinde yapılan ibadete ve akşam vaktinde yapılan ibadete devam edip rabbinizi tesbih edin anlamı­na da gelebileceği ihtimali bulunmaktadır. Ancak Ahzab suresinde tüm iman edenlere hitaben şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin, O’nu sık sık anın. Sabah akşam O’nu takdis ve tenzih edin.” (Ahzab 33/42)

Burada ki “sabah akşam” devamlı yapılması gereken bir eylemi bildirmektedir. Çünkü Allah’ı an-manın, tesbih ve tenzih etmenin şekle ve zamana bağlı olmadan her hal ve karda yapılması mümkün­dür. Nitekim rabbimiz şöyle buyurur:

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin -derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna ya-ratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem aza­bından koru!” (Ali İmran 3/191)

Görüldüğü gibi bunları yapmak her hal ve karda mümkün işlerden olduğu, izaha muhtaç ol­mayacak kadar açıktır.

Müminler için hazırlanmış olan Adn Cennetlerindeki nimetlerden bahsedilirken de şöyle buyrulu­yor:

“Orada boş sözler değil, sadece selam sözü işitirler ve sabah-akşam “ bukreten ve aşiyyen” rı­zıklarını hazır bulurlar.” (Meryem 19/62)

Yine buradaki “sabah akşam” rızıklarını hazır bulurlar ibaresi de yemek zamanını bildiren iki vak-te işaret ettiği gibi; devamlı, aralıksız, her zaman yiyeceklerini ve içeceklerini hazır bulurlar anlamın­daki devamlılığa da işaret etme ihtimali mümkün­dür. Nitekim cennetin nimetleri için şöyle buyrulur:

“Takva sahiplerine vâdolunan cennetin özel­liği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Ye-mişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülükler­den) sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.” (Rad 13/35)

Muhammed (as)’ın tebliğ döneminde karşı­laşmış olduğu müşriklerin hezeyanlarını anlatırken de şöyle ifade edilmiştir:

“Kâfirler dediler ki: Bu ‘Kur’an’ ancak onun uydurduğu bir yalandır ve ona bu hususta bir başka topluluk yardım etmiştir. Hiç şüphesiz onlar, zulüm ve iftira ile geldiler.” (Furkan 254)

“Yine onlar dediler ki: «Bu ‘Kur’an’ eskile-rin masallarıdır, onları yazdırmış da akşam sabah “ bukreten ve esıyla” onlar kendisine okunuyor (Fur­kan 25/5)

“De ki: «Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.” (Furkan 25/6)

Yine buradaki “sabah akşam” ifadesi sürek­li/ devamlı okunuyor anlamında kullanıldığı anlaşıl­maktadır.

Firavun ve ailesinin ahretteki çekeceği azabın zamanı ve biçimselliği ifade edilirken de şöyle buyrulmuştur:

“Kıyamet koptuğu gün Firavun ailesini aza­bın en şiddetlisine sokun denilir. Ve onlar sabah ak­şam “gudüvven ve aşiyyen” ateşe arz olunurlar. (Mümin40/46)

Burada bahsedilen kıyametten sonra cehen­nemdeki azaptan bahsedilmektedir. Bu nedenle buradaki “sabah akşam” ifadesi de sürekli devamlı anlamına gelmektedir. Çünkü ahiretin azabında bir fasıla, ara verme yoktur.

“Muhakkak ki, cehennem bir gözetleme ye-ridir.” “Orası azgınların dönüp dolaşıp gelecekleri yerdir.” (Nebe 78/21-22)

“Orada kaynar su ve irinden başka serinletici bir şey tatmazlar.” (Nebe 78/24-26)

(Onlara o gün )“Şöyle deriz: «Artık azabı ta-dınız; bundan böyle size azabınızdan başka hiç bir şey artırılmayacaktır.” (Nebe 78/30)

“(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah’ın vadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Ak­şam-sabah “ bil aşiyyi vel ebkâr” Rabbini hamd ile tespih et.”(Mümin 40/55)

(Ey resul!) “Şüphesiz biz seni, şahit, müjde­leyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”

Bu nedenle ey insanlar!) “Allah’a ve Resu­lüne iman edin. Resulüne yardım edin, O’na saygı gösterin ve sabah akşam “bukreten ve esıyla” Al-lah’ı tesbih edin..” (Fetih 48/8-9)

“Muhakkak ki Kur’an’ı sana biz indirdik.” “Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiç bir günahkâra veya inkârcıya itaat etme.” “Sabah ak­şam “Bukreten ve esıyla” Rabbinin ismini zikret.” “Geceleyin O’na secde et. Ve geceleri uzun uzun O’nu tesbih et.” (İnsan 76/23-26)

Yukarıda ki ayetlerde geçen “sabah akşam” ifadeleri yine devamlı, sürekli, makul bir biçimde rabbini tesbih, tenzih ve tezkir edesin demektir.

“Gündüzün iki ucunda “tarafeyin nehari”, gecenin de ilk saatlerinde “ve zülfen minelleyli” na­maz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) gide-rir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” (Hud 11/114)

“Haydi, akşama ulaştığınızda “hıyne tümsun” (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda “hıyne tusbihun” (sabah namazı), gündüzün sonun­da “ve aşiyyen” (akşam namazı) ve öğle vaktine eriştiğinizde” ve hıyne tüzhirun” (öğle ve ikindi na­mazı) Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.”  (Rum 30/18)

Bu üç ayette geçen sabah ve akşam ifade­leri ayetlerin akışı içerisinde de anlaşılacağı üzere, günün belli saatlerinde yapılması istenen ibadet saatlerini bildirmektedir. Günün tamamını kapsayacak süreklilik anlamında kullanılmamıştır. Bu da müminlerin günde beş ayrı zaman diliminde yeri­ne getirecekleri salâtın vaktini bildirmektedir. Her gün kıldığımız sabah, öğle, ikindi, akşam ve yat­sı namazlarının vakitlerini göstermektedir. Allah’ın resulü hayatta iken bunları yerli yerince uygulayıp göstererek salâtın vaktini ve kılınışını örneklemiş, cisimleştirmiştir. Bu uygulama yaşayan sünnet ola­rakta bu güne kadar aynen taşınmıştır. Resule, “ yaşayan Kur’an” denmesinin sebebi de budur. Bu­nunla rabbimizin şu sözü gerçekleşmiş olmaktadır:

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitabı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğre­ten bir elçi gönderdik.” “Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Ba­kara 2/151-152)

Rabbine şükretmesini bilenlere ne mutlu! O ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir