Genel

‘Tarikatları MİT Kontrol Ediyor…’

Kurşun Kalem/Yeni Söz

Geçtiğimiz Pazartesi günü Ali Rıza Demircan Habertürk’e bir mülakat verdi.

Başlık şöyleydi; “Tarikatların yüzde 80’i İslam’a zarar veriyor…”

Ali Rıza Demircan sıradan birisi değil…

28 Şubat’ın en zor günlerinde çağrıldığı televizyon programlarında konjonktür gözetmeksizin doğru bildiğini dobra dobra söyleyen ve hiç geri adım atmayan bir kişi…

İlahiyatçı kimliği ile yazdığı “İslam’da cinsel hayat” kitabı zamanında fırtınalar koparmış, kimsenin yanına yaklaşmaya cesaret edemediği bir konuyu kendi bilgisi dâhilinde ele alarak büyük bir yiğitlik yapmıştı.

Şimdi bu özelliklerde bir insan çıkıp “Tarikatların yüzde 80’i İslam’a zarar veriyor” diye iddialı bir çıkış yapıyor ama nedense hiç kimseden ses çıkmıyor.

Bu ithamın muhatapları üç maymunu oynuyor, kör-sağır-dilsiz numarasına yatıyorlar.

Pardon, kendi içlerinde hemen hocayı “kâfir” ilan etmekle yetiniyorlar.

Ellerinde imanmetreleriyle hemen de nasıl karar veriyorlar kafirliğe?..

Kendini tarikat ehli kabul eden biri de çıkıp demiyor ki, “Ey Ali Rıza efendi sen ne diyorsun?”

Üstelik Demircan o mülakatta bir başka iddia daha ortaya atıyor ki, Türkiye’deki dini yapılanmaları hop oturup hop kaldırması gerekirken, yine tık yok.

Ne mi diyor?

Diyor ki; “Benim kanaatime göre Türkiye’deki bütün tarikatlar MİT’in denetimindedir. MİT’in onay vermediği bir yapılanma olmaz…”

Röportajı yapan Kübra Par şaşkınlık içinde soruyor; “Bunu bir bilgi olarak mı yoksa tahmin olarak mı söylüyorsunuz?”

“Hem bilgi hem tahmin. Ortada bir tarikat var, bu tarikatın binlerce müridi var, bir taraftan holdingleşiyorlar ve MİT’in bundan haber yok. Böyle şey olur mu?”

Ali Rıza Demircan bu kez hiçbir ayrım yapmadan tüm tarikatları MİT’in kontrolünde olduğunu söylüyor.

Aklınıza hemen Aczimendiler geldi mi?

Hani 28 Şubat postmodern darbesine zemin hazırlayan eli değnekli, sakalı uzun adamlar.

Neredeler şimdi?

Sanki o dönem için kullanılıp atıldılar mı ne?

Tipik bir istihbarat operasyonu gibi durmuyor mu?

Bu gerçeği hatırlayarak Ali Rıza Demircan’ın sözlerine dikkat kesilmenizi öneririm.

Buradaki yüzde yirmilik payı herkes kendisi için kullanabilir ama “tamamı MİT kontrolünde” iddiası ile ilgili oluşan “sağır edici sessizliğe” ne demeli?

MİT kontrolünde ithamı ile kimseyi dışarıda bırakmıyor Demircan, herkesi itham ediyor ama yine kocaman bir boşluk.

Tabi MİT derken 28 Şubat aktörlerinin emrinde, uzun yıllar maaşı Amerika tarafından ödenmiş, istihbarat deyince kendi vatandaşını fişlemeyi alışkanlık haline getirmiş eski Türkiye’nin eski teşkilatını kast ediyoruz.

Ali Rıza Demircan ile burada ayrılıyoruz, bugünkü MİT artık dikkatini asli işi olan uluslararası istihbarata yöneltecek şekilde yeniden organize olmaktadır.

Sonuçta Ali Rıza Demircan kimse tarafından “meczup, deli, kifayetsiz, cahil” diye suçlanamayacağına göre, bu iddiaya ses çıkarmamak kabul etmek demek değil midir?

Aczimendiler örneğinde olduğu gibi bugünün sahte şeyhleri, müritleri, dervişleri kimler acaba?

Modern dönemde tarikat lafını kullanmak yerine “vakıf” kelimesinin sancağı altına saklananlardan kimler MİT ile, hatta MOSSAD , CİA, Cizvitler gibi uluslararası güçler ile çalışıyorlar?

Etraflarına topladıkları üç beş bin kişi ile sahte peygamberlik yaşayan ve İslam adına konuştuğu iddiasındaki kimler şeytanın sofrasına meze taşıyorlar acaba?

Günümüz dünyasında mezhep savaşlarının kışkırtılmaya çalışıldığı bir dönemde bu yapıların uluslararası fitne merkezleri ile hiç irtibatlı olmadıklarını söylersek, geçmişte ve şu anda FETÖ olayını ıskalayanların haline düşeriz.

Ali Rıza Demircan haklı olarak en yakın gördüğü bir öneriyi de masaya getiriyor.

“Diyanet bu yapıları denetlesin.”

Ki zaman zaman aynı öneriyi biz de yazılarımızda dile getiriyoruz.

Ama Sayın Demircan, Diyanet bünyesinde çeşitli cemaat, vakıf, tarikat mensuplarının varlığı ortadayken, Din İşleri Yüksek Kurulu gibi bir yerde bile karmakarışık bir koalisyon hâkimken kim bu denetlemeye izin verecek ve kim bu kararı alabilecek?

Bizimkisi tarihe not düşmek, yoksa zaten bu yapılar ile iç içe geçmiş bir Diyanet İşleri Başkanlığı mekanizmasından denetleme beklemek yakın zamanda çok kolay değil.

DİB Başkanlığı bu işe soyunsa bile, Başkan niyet etse bile işi hiç mi hiç kolay değil hatta imkânsıza yakın…

Keşke sivil bir yapı çıksa, İslam adına hareket eden bu tür tüm organizasyonların yayınlarını, kitaplarını, mesajlarını tek tek incelese ve bunları raporlaştırıp Kur’an ve Hadis ışığında değerlendirerek kamuoyu ile paylaşsa…

Mesela bir ilahiyat fakültesi niye bu işe soyunmaz ki?

Yüce önderimiz Hz. Muhammed hayattayken ve ölümünden hemen sonra pek çok sahte peygamber türemişti.

Bugün, laik eğitim adı altında din eğitiminin kısıtlandığı ve merdiven altına itildiği bir çağda bunlardan bol bol ortaya çıkmasından doğal ne olabilir ki?

Bu sahte yapıları üretip kullanan mekanizmalar hala varlığını sürdürürken, en sahih ve halis haliyle İslam’ı ortaya koymak, konuşmak ve yaşamak çok kolay değil.

Müslüman olmak ne zaman kolay oldu ki?

Ben cesaretinden, dirayetinden, sorumluluk bilincinden dolayı Ali Rıza Demircan hocayı tebrik ediyor, kendisini saygı ve hürmetle selamlıyorum…

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir