GenelYazarlardanYazılar

Cin İnancı ve Toplumdaki Yanlış Cin Tasavvuru

Bir televizyon programında tesadüfen denk geldim.  Cinci bir şarlatan kelimenin tam anlamıyla bir aileyi perişan etmiş. Olayın kahramanı, karısı ve kızını bu şarlatana kaptırmış. Söz konusu olay ve daha önce ekranlarda adeta bir korku filmi gibi izlediğimiz Palu ailesi fecaati münferit olaylar değil. Bunlar daha küpün dışına sızanlardan. Bu âlemde daha ne iğrençlikler ve istismarlar yaşanıyor bilen biliyor. Dağılan aileler, sömürülenler ve istismar edilen kadınların haddi hesabı yok.

Programın yapımcısı bayan yarım yamalak bilgisi ile bu cinci şarlatanların açtığı yaralara merhem olmaya çalışırken, ilginçtir, aynı akşam söz konusu kanalın kütük ağlatması ile maruf televizyon vaizinin programında iki sözünden biri cinlerin gizemi, “üç harfliler”in sıra dışı gücü filan gibi insanların bilinçaltına korku salan hezeyanlardan bahsetmesi traji-komik bir olay.

Kur’an’da yaklaşık 30 yerde geçen cin kelimesi, “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” anlamında bir cins isim olup görünmeyen varlık anlamına gelir. Tekili “cinnî”dir.  Terim olarak “duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kâfir gruplarından oluşan varlık türü” anlamına gelir. Cin kelimesinin melekleri de kapsayacak şekilde insan türünün karşıtı olan görünmez varlıklar için kullanılan genel bir anlamı da vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de İblîs’in melekler arasında zikredilmesi (2/Bakara: 34) bundan kaynaklanmaktadır. (TDV İslam Ansiklopedisi)

Türkler Müslüman olmadan önce bütün dünyanın ruhlarla dolu olduğuna ve dağlar, göller, ırmakların hep canlı nesneler olduğuna inanırlardı. Tabiatın her tarafına yayılmış olan bu ruhlar iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. İyi ruhlar insanlara yardımcı olmakta, insanlar ile Tanrılar arasında aracılık yapmakta, insanları korumakta ve ileride olacak şeyleri onlara haber vermekte, bereket ve refah sağlamaktadır. Diğer taraftan kötü ruhlar ise insanlara her türlü kötülüğü yapmakta, onlara ve hayvanlara hastalık göndermektedir. Kötü ruhlar arasında daima kavga, ihtilâf ve savaş olmakta, hastalık, ölüm ve yaralanmalar onlar tarafından yapılmaktadır. Her türlü hastalık ve kötülüğün sebebi sayılan bu cinler şaman tarafından hasta bedenlerden uzaklaştırılmaktadır.  Bu gün de toplum olarak üç aşağı beş yukarı böyle bir arka planı olan cin tasavvurumuz vardır.

Araplar da cinlerin insanlara musallat olup onları etkilediklerine ve yönlendirdiklerine inanıyorlardı.  Cahiliye de şairlerin cinlerle sıkı bir bağlantısı olduğuna ve her şairin kendine ilham veren bir cin’i olduğuna inanılırdı. Hz Muhammed’in de şair ve dolayısıyla cinlenmiş olduğu iddia edilmiştir. (Bu iddialar için bk. 15/Hicr: 6, 26/Şuarâ: 27, 37/Yasin: 36, 44/Duhan: 14, 51/Zariyât: 39,52, 52/Tur: 29, 54/Kamer: 9, 68/Kalem: 2,51, 81/Tekvir: 22)

“İslâm öncesi Arap toplumunun inancında ruhlar âleminin, iyi ve kötü güçlerin önemli bir yeri vardı. Bazı taş ve ağaçlarda, kuyu, mağara ve benzeri yerlerde insan hayatına tesir eden varlıkların mevcudiyetine inanılıyordu. Ruhlar âleminin iyi ve faydalı olanlarını meleklerle cinlerin bir kısmı, kötü ve zararlı olanlarını da şeytanlar ve cinlerin diğer kısmı teşkil ediyordu. Câhiliye Arapları cinleri yeryüzünde oturan ilâhlar olarak kabul ediyor, meydana gelen pek çok olayı onların yaptığına inanıyorlardı. Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiğine göre Kureyşliler, cinlerle Allah arasında soy birliğinin olduğunu ileri sürüyor (37/Sâffât: 158), cinleri Allah’a ortak koşuyor (6/En‘âm: 100) ve onlara tapıyorlardı (34/Sebe: 41).  Cahiliye Arapları cinlerin de insanlar gibi kabile ve gruplar halinde yaşadıklarına, birbirleriyle savaştıklarına, fırtına gibi bazı tabii olayların cinlerin işi olduğuna inanıyorlardı. İnsanları öldürdüklerini, kaçırdıklarını, bazı cinlerin ise insanlara yardım ettiklerini, cinlerle evlenen insanların olduğunu kabul ediyorlardı. Cinlerin başta yılan olmak üzere çeşitli hayvanların suretine girdiklerine, genellikle tenha, kuytu ve karanlık yerlerde yaşadıklarına, insanlar gibi yiyip içtiklerine, hastalıkları onların getirdiğine, delilerin cinlerin istilâsına uğramış kişiler olduğuna inanılıyordu (Câhiz, VI, 164-265; Cevâd Ali, VI, 705-730).” (TDV İslam Ansiklopedisi) Buradan hareketle Kur’an’ın cinlerden söz etmesinin nedeninin; Cahilî Arapların bütün bu inançlarını olumsuzlamak, cinlerden korkmalarının yersiz, yüceltmelerinin ise gereksiz olduğunu ifade etmek içindir diyebiliriz.

Kelâm âlimlerine göre cinlerin varlığı sadece vahiy yoluyla bilinip ispat edilebilir, duyu organları ile algılanamasalar bile akıl bunu imkânsız görmez. Varlıkları tartışma götürmeyecek şekilde Kur’an’la sabit olduğundan cinleri inkâr mümkün görünmemektedir. Ancak cinlerin mahiyeti konusunda iki farklı görüş vardır: 1. Cinler kendi başına kaim olan gayri maddî cevherlerden oluşur veya 2. Maddî cevherlerden oluşur.

Din tüccarı şarlatanların cinler ile ilgili temel argümanları şöyledir: “Cinler iyi ve kötü diye ikiye ayrılır; kötü cinler insana her türlü şerri ve zararı verebilir,  onları görmediğimiz için onlar da her an her işimizde yanımızda hazır ve nazırdırlar.” Allah’ın hâşâ bizi böyle tehlikeye açık, savunmasız ve bize her türlü zararı vermeye muktedir bir varlıkla baş başa bırakması ve böyle bir cin tasavvuru insanı şizofren eder.

Nitekim binlerce insan böyle bir cin tasavvurundan dolayı korkup kendilerine musallat olduğunu düşündüğü kötü cinlerden kurtulmak için şarlatan cincilere, falcı kadınlara çok ciddi miktarda paralar veriyorlar. Sosyal medya ve Televizyonlarda seyrediyoruz nerede ise paranoyak topluma dönüştük.

Cin veya şeytan, ister ontolojik bir varlık olsun, isterse içimizde bizi fitne ve fesada sürükleyen bir dürtü, bir duygu olsun her iki halde de insana maddi olarak bir zarar vermesi mümkün değildir. Onların gücü yalnız “vesvese” vermekle ve kötülük fısıldamakla sınırlıdır. İradeli bir insan için ise bu tür fısıldamaların hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.  Aksi halde Cinlerin ve Şeytanların, insanlara zarar verebilecek bir kudreti olduğuna inanmak, cin çıkarma (L’exorsizm) seanslarını, muska fetişizmini ve nihayetinde şirk ve küfrü kaçınılmaz kılar. Eğer bu varlıklara olağan dışı güçler vehmetmeye kalkışırsak onları tapınılacak varlıklar seviyesine yüceltiriz ki, (34/Sebe: 41) bu durum bir Müslüman’ın kabul edeceği bir şey değildir. Bu ve benzeri ayetlerden anladığımıza göre cinler insanları Allaha ibadet etmekten alıkoyarak onları şirke davet ediyorlar, anlaşılan cinlerin bu davetine icabet eden önemli miktarda müşrik de var. Bu arka plan ile nazil olan ayet muhataplarının bu düşüncelerini reddederek yaptıklarının şirk olduğunu ve bu şike bulaşan ve bulaştıranların ebedi cehennem ile cezalandırılacaklarını bildirmektedir.

Toplumun yabana atılamayacak bir kısmındaki ilkel animist “Cin inancının/tasavvurunun” düzeltilmesi lüzumu vardır. Nitekim son günlerde el altından dolaşıma sokulan ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde hazırlandığı ileri sürülen “Dinî-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dinî-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dinî Yönelişler” başlıklı raporun “Gizli Güç İddiası” bölümünde yapılan değerlendirmeler dikkate şayandır:

“Gizlilik ve görünmez varlıklar insanların duygu ve zihin dünyasını en çok etkileyen faktörlerdir. Bu bağlamda cinleri görme, uzaylıları bekleme, insanların gizli hallerine muttali olma, hatta bazı sapıkların komşularının mahrem hallerini gözetlemesi bu duygunun kötüye kullanılmasına dair örneklerdir. İnsanoğlunun bu zaafını iyi bilen sahtekâr ve istismarcılar Şeytan’ın sağdan yaklaşması gibi tam bu noktadan yaklaşmakta, saf ve cahil insanları kolayca tezgâhlarına düşürebilmektedirler. Bu istismarcıların doğuştan gizli güçleri olduğu, cinlerle irtibat kurduğu, gelecekten haber verdiği, insanların aklından geçen duygu ve düşüncelerini bildiği şeklindeki gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan inançlar da bu istismarı beslemekte ve yaygınlaştırmaktadır.”

Kur’an’ın cin kavramı ile ilgili beyanlarını –önemli bir kısmı Cin Suresinde toplanmıştır- şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

1-Cinler, tarih boyunca Allah’a şirk koşmanın bir enstrümanı olarak kullanılmıştır. Cahiliye toplumunda da durum bu minval üzere idi. (8/Enfal: 100)

2- Cinler, Kur’an’ın “ümmet” tabirini kullandığı değişik toplumlardan oluşan varlıklardır. (7/Araf: 38) Bu ümmetin/toplumun iyileri de vardır, kötüleri de vardır.

3- Cin toplumlarına da peygamber gönderilmiştir. (6/En’am: 130) Cinlerin Hz Peygambere vahyedilen Kur’an’ı da dinledikleri bildirilmiştir. (46/Ahkaf: 29, 72/Cin: 1)

4- Hz Süleyman örneğinde olduğu gibi cinler şu veya bu şekilde bazı nebiler tarafından iş yapıp değer üretmek üzere çalıştırılmışlardır. İfrit örneği enteresandır. (27/Neml: 39) Kur’an’da Hz Süleyman’a verilen nimetlerden bahsedilirken, cinlerin onun emrine verildiği anlatılır. Cinlerin Süleyman için “mihraplar, heykeller, çanaklar” yaptıklarından bahsedilir. (34/Sebe: 13) Cinlerin gaybı bilmedikleri (34/Sebe: 14) özellikle vurgulandığı halde, bu anlatımdan hareketle cinci şarlatanlar insanlara “sende cin var, senin cinini “Süleyman Mühürü” ile çıkarırım” diyerek kendilerine bir alan açıp buradan aldatmaktadırlar.

5- Cinler olağan üstü becerikli, mühim şeyler ilham eden ve insanlara destek olan varlıklar olarak düşünülmüştür. Kâhinlerin de kabul görmesi bu yüzdendir.

Cinlerle ilgili bidat ve hurafeler

1– Cinlerin gaybı bildiğini sanmak: Cinlerin gaybı bilmedikleri aşağıdaki ve sair ayetlerde açık, net ve kesin bir şekilde belirtilmiştir, buna rağmen aksini düşünmek Allah’a inanmamaktır, Ona güvenmemektir.

… Süleyman yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilselerdi, o alçaltıcı/ağır işte çalışmayı sürdürmezlerdi.” (34/Sebe: 14)

“Yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendiğini, yoksa Rablerinin onlara bir iyilik mi yapmak istediğini biz bilemeyiz.” (72/Cin: 10)

Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkartmamamız lazım. Gayb ve gabya dair hiçbir şeyi peygamberler de dâhil hiç kimse, hiçbir varlık bilmiyor/bilemez. Bu alan tamamen Allah’ın söz sahibi olduğu alandır. Ondan başka kimse gaybı bilemez. Bu kadar net ve kesin. Kim ki, gabya ait şeyler söylüyor yalancıdır. Bana cinler bildirdi diyorsa iftiracıdır, cinlerin gaybı bildiği, cinlerin bilgi çalıp getirdikleri filan söz konusu değildir.

2- Cinlerin insanlara musallat olabileceğine inanmak: Allah’a hakkıyla inanan ve güvenen bir Müslüman’ın cinlerin hiçbir kötülüğünden korkmaması gerekir. Nitekim bu güven Kur’an’da şu şekilde ifade edilir: “Biz, yol gösteren Kur’an’ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa ne hakkının eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.”   (72/Cin: 13)

Cin çarpması, cinin musallat olması veya içine cin girmesi denilen şey aslında insanların bilinçaltı korkularını bahane ederek onları perişan eden cinci şarlatanların tezgâhıdır. Bu tür korku ve hayalleri olanların işin ehlinden psikolojik yardım almak yerine bu şarlatanlara sığınmaları korkularını ve belayı artırmaktan başka bir işe yaramaz. “İnsanlardan bazıları, bazı cinlere sığınırlardı. Bu, cinlerin sadece azgınlıklarını arttırıyordu.” (72/Cin: 6)

Aslında cinlerin tasallutu ve insanlara özellikle zarar verme gibi bir dertleri, düşünceleri ve böyle bir güçleri de yoktur. Ama cinleri bahane ederek insanları sömürenlerin tasallutu vardır. Kur’an işte bu tiplerden kendimizi korumamızı istiyor. Cin ve Şeytanlar ancak kendi aralarında süslü sözlerle birbirlerine musallat olurlar, Peygamberlere ve insanlara ilişmeye güçleri yetmez. “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, onu da yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.” (6/En’am: 112)

Cinler her insana vesvese verirler (114/Nas: 6) İnsanların kafalarına kötü fikirler sokabilirler. Bu tür kötü çağrışımlardan kurtulmanın en etkili yolu Allah’a sığınmak ve O’nun korumasını talep etmektir. Eğer Allah’a tam olarak güveniyorsak başka da bir şey yapmamız gerekmez.  Bu güven bizi hem cinlerin şerrinden hem de cinci şarlatanların şerrinden, sömürüsünden ve istismarından koruyacaktır.

Cin hezeyanlarıyla rahatsız olup dengeyi bozmaktan kurtulmanın en güvenli yolu, sağlam bilgi ve sağlam inançtan geçer. Bu yolun yerine üfürük, tılsım veya muska yolunu seçenlerin başı beladan kurtulmaz. (İslam Nasıl Yozlaştırıldı, s: 142)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı