GenelYazarlardanYazılar

Sizce Muhkem Olan Sadece Kuran’ın Lafzımıdır?

Allah tarafından Cebrail isimli melek aracılığı ile son elçisi Hz. Muhammed (as.) gönderilen ve tamamı bugün elimizde mevcut olan yüce Kuran’ı sadece sahip olduğu bir özelliğinden hareket ederek tanımlamak, tarif etmek elbette mümkün değildir. İlahi bir kaynaktan gelmiş olması elbette onu insan kaynaklı eserlerden tamamen ayırmaktadır. Lafzının muhkem yani sağlamlaştırılmış ve korunmuş olması onu gönderen makamın bizzat koruma altına almış olmasından kaynaklanmaktadır. Zira bu konudaki ayetimizi hemen hatırlatalım:           

“Zikri ( Kuran’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.” ( Hicr- 9)

Kuran’a bakışları ve yaklaşımları hatalı olan Müslüman coğrafya halkları ne yazık ki diğer ayetlerde olduğu gibi bu yüce Kuran ayetini de kendi bağlamından ve Kuran bütünlüğünden kopararak yanlış anlamışlardır. Kuran’ın Allah tarafından korunuyor olması o kitabın mensuplarının bu konuda hiçbir şey yapmayacakları anlamına gelmemektedir. Bu ayet vahyin ilahi korumada olduğunu ve başına herhangi bir şey gelmeyeceğini garanti etmektedir. Yani Allah son saat meydana gelene kadar hiçbir insana veya insan guruplarına Kuran metni gibi muhkem bir metin meydana getirme özelliği vermeyecektir. Bizler bu konuda rahat ve müsterih olalım. Ancak vahyin kendisine indirildiği peygamber kendisine indirilen Kuran ayetlerini muhafaza altına alıp sonrada konusun da uzman olan yakın arkadaşlarına bu ayetleri yazdırıp önce kendisi aka binden de onlara ezberletmiş olması vahyin insanlar tarafından nasıl muhafaza edileceğinin de güzel bir örneğini oluşturmaktadır.

Büyük aynı zaman da müstesna şair Mehmet Akif Ersoy’un bir dörtlüğünde geçen muhkem ifadesi bizim yazımızın esin kaynağı da olmuştur:

Lafzı Muhkem yalnız, anlaşılan Kuran’ın

Çünkü kaydında değiliz hiç birimiz mananın;

Ya açar bakarız nazmı celilin yaprağına,

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kuran bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için

Yaşadığı dönemde yüce Kuran’a biçilen acınası o rolü ve konumu içi yanarak ifade eden o büyük insan meselenin vahametini anlamıştır ancak artık iş işten geçmiştir. O günden sonra hayata dokunan hayatı okuyan Kuran bu hayattan kovularak ölüler ile ilişkilendirilip mezarlıklarda metni seslendirilen ve hayattan uzaklaştırılan ya da belirli gün ve haftalarda anlaşılmadan okunan bir merasim kitabı halini almıştır.

Aradan geçen yüz yıldan fazla bir zamana rağmen Kuran kendisine reva görülen bu acınası durumdan kurtulamamıştır. Kutsallığı ve korunmuşluğu sadece Kuran’ın arpça metnini güzel sesli hafızlara okutan! Bu konuda yarışmalar düzenleyip dereceye girenlere elli adet altın verenler dünyada iken Kuran üzerinden rant ve gelir elde etmeye başlamışlardır.  Ramazan ayında sahip oldukları radyo ve televizyon kanallarında mukabele adı altında anlamadan okunan Kuran ayetleriyle bilmem kaç tane hatip yaptıklarıyla övünen insanlara benim şahit olduğum gibi sizlerde şahit olmuşunuzdur. Bazı insanların efendim bunda ne var sonuçta insanlar Kuran okuyorlar sizlerde her şeye karşı çıkıyorsunuz dediklerini duyuyor gibiyim. Bu tür insanlara Kuran’ın indiriliş amacının sadece onu anlamadan seslendirmek olmadığını bir kez daha hatırlatmakta sanırım fayda vardır. Sadece metnin muhkem ligi üzerine yoğunlaşarak onun bütün yaratılmışlar özelliklede insan hayatı için ortaya koyduğu çözüm önerilerini daha az önemsiz görmek yüce Kuran’a yapıla bilecek en büyük ihanettir.

Yüce Kuran’ın ilk ve en önemli muhatabı elbette ki insandır. Onun yaratılış gayesi ve sorumlu olduğu alan diğer canlılara göre çok farklıdır. İlahi vahyin ona yüklediği sorumluluklar onu yeryüzünde Allah adına Allah’ın istediği düzeni kurma ve onu tek bir ilah olarak benimseyip kabul etmesinden geçmektedir. Bu daveti kabul eden insan artık sıradan bir canlı ve insan olmayıp adeta yeryüzünün efendisi olmaktadır. Bu efendiliğini bir ömür sürdürmesi ayrıca hem bu dünyada hem de ahirette kurtulanlardan olması gönderilen bu vahyi anlayarak okuması, okuduğunu günlük yaşantısına yansıtıp hayat tarzı edinmesine bağlıdır.

Anlamadan okuduğu ve yaşam tarzı haline getirmediği bu metnin kendisine hiçbir fayda sağlamadığını açıkça ifade etmekte sanırım bir beis yoktur. Yüce Allah’ın gönderdiği vahiyleri anladıkları dilden okuyup anlayanlar sonrada bu anladıklarını hayatlarının kuralları haline getiren Müslim ve Müslimeleri yaşadıkları dönemlerin efendileri yapmış. Ayrıca onlara güç ve iktidar vererek daha bu dünyada güçlü ve kuvvetli kulları haline getirmiştir.

Bu kulların başında önce elçi olarak görevlendirilen peygamberler sonrada ona ve ona indirilen vahiylere amasız fakatsız iman eden inanmışlar gelmektedir. Son örnek olması açısından Allah resulü Hz. Muhammed (as.) Ve ona iman eden bir avuç insanın yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede fertten devlete dönüşümü unutulmaz ve en kalıcı örneğini oluşturmaktadır. Davasının adamını oluşturmayan hiçbir dinin veya düşüncenin kalıcı olması asla mümkün değildir.

İslam’ın ve ona iman edenlerin düşmanları olan kişi veya toplumların kahir ekseriyeti gönderilen vahiylerin muhatapları tarafından o metinlerin seslendirilmesi ile ilgili bir sorun oluşturmamaktadır. Esas problem o vahiylerin sosyal hayata, yaşama dair ortaya koyduğu çözüm önerilerinin o insanlar tarafından hayat tarzı haline getirilmeleri oluşturmaktadır.  Gerek Mekkeli müşrikler gerek ise günümüz modern müşrikleri Kuran’ın anlamadığı dilden seslendirilmesine karşı olmayıp onlar Kuran’ın günlük hayatı yönetip yönlendirmesine karşı olmuşlardır.

Zira okuyanı tarafından manası özümsenmemiş veya anlaşılmadan okunan Kuran’ın zaten hiç kimseyi rahatsız ettiği de söylenemez. Vahyin indirilişi sürecinde Kuran ayetlerinin bazı sahabeler tarafından Kâbe’nin damına çıkarak okunmasından müşriklerin rahatsız olmalarının sebebi okunan ayetlerin hem okuyan hem de o esnada okunmasına şahit olanların okunanları anlamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Onun için : “Kuran okunur iken yaygara koparıp gürültü yapın veya gündemi değiştirin ki belki onun anlaşılmasını önlersiniz” demelerine hiç gerek kalmazdı.

Günümüz müşriklerinin Kuran okunur iken tepki vermemelerinin başlıca nedenleri arasında okunan Kuran ayetlerinin ne okuyan ne de dinleyenler tarafından anlaşılmadığından emin olmalarının verdiği rahatlık ile seslerini çıkarmıyor olmalarıdır. Aksi halde onların taşıdıkları düşüncelerine, hayat felsefelerine, siyasetlerine, ticaretlerine hakaret eden ve yaptıklarının tamamının boşa gittiğini söyleyen ve bütün müşriklerin düşüncelerinin kirli olduğunu onlara çekinmeden her gün ilan eden Kuran karşısın da ne diye etkisiz ve tepkisiz kalsınlar ki?

Kendilerine anladığı dilden hitap edilen insanların bazıları hatiplerine, elçilerine karşı çıkmışlardır. Anlayan insanların tepki vermeleri gayet doğaldır. Anlamayan insan veya insanlar tepki vermezler. Bundan dolayıdır ki, Yüce Allah: “  Gönderdiği bütün elçileri gönderdikleri kavimlerin dili ile göndererek gönderdiklerinin iyice anlaşılmasını temin etmiştir.” İnsanoğlu ancak kendisi gibi insan olan ve aynı dili konuşan birisiyle anlaşa bilir. Yoksa “Biz Araplara arpça olmayan bir Kuran ha!” diyerek sorumluluktan kaçacaklardı. Hiç kimsenin anladığı dilden yüce Kuran’ı okumasının bir sakıncasının olmadığını söylemekte bir mahzur olmasa gerek.

Yazımıza konu olarak seçtiğimiz başlıkta sorduğumuz: “ Muhkem olan sadece Kuran’ın lafzımıdır.?” Sorusunun bir tek cevabı olmayıp Kuran bütünlüğü göz önüne alınarak bir den fazla cevap vermenin imkânlar dâhilinde olduğunu söylemek pek ala mümkündür. Şöyle ki: Kuran çevirisi yani meali yapıldığı dilde de muhataplarına verdiği mana yüklü mesajlarıyla da tam bir mucize ve muhkemlik özelliği taşımaktadır.

Kuran Allah tarafından yaratılan ve kendisine akıl ve sorumluluk yüklenen insanın dünyada nasıl bir hayat yaşaması ve ahirette de kurtulanlardan olmasının yolunu, yordamını ve çarelerini gösteren adeta yaşanılmaz ve zor olan bir hayatı kolaylaştırmak için gönderilen bir ışık bir nur ve bir kılavuzdur. Yüce Kuran hayata dair ortaya koyduğu pratik, sonuç alıcı çözümleyici özellikleriyle de tam bir mucize ve Allah merkezli bir kitaptır.

Mesela, insan aklının ürünü olan her türlü ideoloji ve yönetim biçimleri ne şirk bu düzenlerin devamını sağlayan insanlara müşrik der iken bunun karşıtı olan arı ve duru tevhit inancını yerleştirerek toplumda birliği ve dirliği sağlaması da tam bir muhkemlik ve mucize örneğidir. Yine toplumları ifsat edip nesli ve nefsi bozan ve Allah katında tam bir iğrençlik olan zinaya karşı: “İçinizden evlenmek isteyen ancak buna güç yetiremeyen bekârları evlendirin” diyerek çözüm üretmesi aileye verdiği önemin ne kadarda önemli olduğunun başka bir delilidir.

Toplumlar da gelir dağılımını ve haksız kazancın önünü açan aynı zamanda Allah ve elçisinin kendilerine savaş açtığı faiz pisliğine karşı helal yollardan kazanmayı ve helal yoldan yapılan ticareti emretmesi toplumun refahı ve mutluluğu için bunun şart olduğunu belirtmesi de onun Kuran’ın çözüm üretmesi yoluyla da muhkem ligine başka bir örnektir. Haklı bir neden olmaksızın kıyılan her cana karşılık kısas yani öldürülmeyi esas alması toplum da can ve mal güvenliğinin sağlanmasında önemli bir faktör oluşturmaktadır. Şeytan işi birer pislik olan ve insanları namazdan ve Allah’ı hesaba katarak yaşamaktan uzaklaştıran içki, kumar, her türlü şans oyunlarını da yasaklamış olması da sağlıklı aynı zamanda da tevhit ilkelerine bağlı bir toplum olmanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyan pratik aynı zamanda uygulana bilir ve sonuç alıcı olması açısından onun muhkem liginin başka bir örneğidir. Bu örneklerin her birisi başlı başına bir yazının konusu olacak kadar uzundur. Biz bu kısa ve anlaşılır örneklerin maksadımızı anlattığına inanarak yazımıza devam edelim.

Yüce Kuran’ın meselelerin çözümü için ortaya koyduğu başta caydırıcı, sonuç alıcı aynı zamanda uygulana bilir ve kalıcı esaslar taşıması da onun lafzının ve aynı zamanda manasının da muhkem liginin başka bir özelliğidir. Kuran’ı okumaktan kastınız metin de geçen manayı anlamak ve anladıklarını hayatına uygulamak ise buna hiç kimsenin bir itirazı olması zaten söz konusu değildir. Ancak okumaktan sadece kutsal olsun veya sıradan bir metin olsun o metni seslendirmek ise şunu bilin ki bu okuma şekli Allah’ın bizden istediği ve razı olduğu bir okuma şekli değildir. Kuran metnini seslendirenlerden değil o metin de geçen manaya vakıf olan ve hayatlarının kuralları haline getirenlerden Allah’ın razı olacağını gayet açık ve anlaşılır bir dil ile ifade etmektedir. Sadece okuyanların değil yaşayanların Allah’ı razı edeceklerini yüce rabbimiz şöyle açıklamıştır.” De ki: “Ey kitap ehli! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve rabbinizden size indirilen Kuran’ı yaşadığınız hayatınıza uygulayıncaya kadar doğru bir şey üzerin de değilsiniz.” Şüphesiz ki sana rabbinden indirilen mesajlar, çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Kâfirler topluluğu için sakın ha üzülme.” (Maide- 68)

Bu ayette yüce Allah Kitap Ehli’ne hitaben, Tevrat’ı, İncil’i ve rablerinden kendilerine en son ve önceki vahiyleri, doğrulayan yüce Kuran’ı siyasetlerine, ticaretlerine, hukuklarına, kazanmalarına, harcamalarına, evlenmelerine, boşanmalarına, kısacası her konuda hayatlarının kuralları haline getirmeyenlerin doğru bir yol üzere olmadıklarını ve yaptıklarının Allah tarafından değerlendirmeye tabi tutulmayacağını açıkça ifade etmektedir. Yani sadece metni seslendirmek yetmiyor o metin de istenilenleri de yapmak gerekiyor. Sizce halkı Müslüman coğrafya ne yapıyor lütfen biraz kafa yorup onun cevabını da sizler bulunuz. Başka bir yazı da buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir