
Sünnetullah Bağlamında Toplumsal Değişim
Sünnetullah, Allah’ın kâinatta fiziksel, biyolojik ve toplumsal olayları yönetmek üzere koyduğu değişmez kanunlar, nizam ve diğer adıyla âdetullah (tabiat kanunları) bütünüdür.
Kur’an’ın dünyaya ve hayata bakış açısını ortaya koyan kavramlar arasında odak bir konumda olan sünnet terimi, Kur’an ayetlerinde de kök anlamını koruyarak yol, kanun, âdet ve âdetullah anlamında kullanılmıştır.
Sünnet kelimesinin Allah’a izafe edilmesiyle oluşan Sünnetullah ifadesinin anlamı, insanların yapıp ettiklerinden dolayı Allah’ın onlara karşı takip ettiği yol olduğunu söyleyebiliriz.
Bu, insanoğlunun tabi olduğu ve boyun eğmek zorunda olduğu evrensel bir yasadır.
Başka bir ifadeyle Sünnetullah, “Allah’ın varlıklarla ilgili olarak öteden beri var olan ve var olmaya devam edecek değişmeyen davranış biçimidir.
” Kur’an’da belirtildiği gibi bu yasa değişmezlik niteliğine sahiptir. İlâhî yasalarda bir değişiklik olmamakla birlikte, söz konusu yasaları öğrenmek suretiyle, onları lehimize kullanabiliriz.
Allah’ın varlık dünyasıyla ilgili kanunları bilindiği takdirde onları kontrol altına almak ve iyiliğin hakim olma sürecini hızlandırmak mümkündür. Bu ilâhî yasaların bilinmesi ise ancak toplumların tarihini, onların yükselme ve gerileme nedenlerini araştırmakla ortaya çıkabilir.
Kur’an kıssalarında toplumların yükselme ve ilerleme sebepleri anlatıldığı gibi, milletlerin çöküp yok olma sebepleri de anlatılmakta ve bunların Allah’ın varlıklar hakkındaki değişmez yasaları gereği olduğu vurgulanmaktadır
Kavimlerin nefislerinin hedef alındığı Rad 11. Ayete baktığımızda iki yönlü değişim veya değişmeme göze çarpmaktadır.
1- İyiden kötüye değişim
2-Kötüden iyiye değişim.
Her iki halin ana ekseni değişimdir. Bir toplum değişimi reddediyorsa, her iki halde de değişim söz konusu edilememektedir.
Bir toplum iyi iken kötüye kayıyorsa, Allah o toplumun istekleri istikamette sebepler yarattığı gibi. Kötüden iyiye değişim isteyen toplumunda bu isteğine yardımcı olmaktadır.
Güncele uyarlamaya çalışacak olursak aktüel olması bakımından İran toplumu, kötüye itiraz edip, geleneksel de olsa, tepkisel de olsa kötüye değişimi reddedip direnç ortaya koymaktadır.
Bu toplum geleneksel süreç içinden Vahyin ana ilkelerine değişimi önceleyebilir. Dilek ve temennimiz de odur.
Bu kavim doğru bildiklerini vahiyle geleneksel taassuptan uzaklaşarak test eder/ edebilirse, tercih edilen, kuran toplumuna dönüşebilir.
Sahnede gözlemlenen o ki; yarım asra yakın zamandan beri dış etkenlerin “ iyiden kötüye davet edenlerin tasallutu, baskısı altında değişim yerine geleneği muhafaza etmenin mücadelesini vermektedirler.
Bunun tam tersi olarak Türkiye toplumu geleneksel dini toplumsal/devlet anlamında tamamen terk etmiş olduğundan iyiden kötüye hızla yol almaktadır. Her iki topluma Allah sünneti (sünnetullah) gereği yardım etmektedir.
İran’dan ümit var olmak mümkünken Türkiye’den aynı duyguları hissedemiyoruz. Çok acı bir gerçeği dile getirmek bile insanı rahatsız etmektedir. Bir taraf yükselebilir beklentisi verirken ikinci örnek düşüşe/ kötüye değişimde hızla yol almaktadır.
Sosyal olayların karakterinde olan yavaşlık zaman zaman acaba bizde de değişim olur mu sorusunu sordursa da, toplumsal çürümenin sahte/sanal dindarlığın Vahiyle değişimi göze çarpmamaktadır. İyi niyet ve temennilerle geçiştirilen algıların kıblesinin batıya kaymış oluşuna istinaden ümit vermiyor.
Şu noktaya değinmeden konuyu bitirmek istemiyorum. İslam hayatın her alanında temsil edilmesi gereken bir ilahi nizam olması hasebiyle, Adalet, zulüm tevhit gibi kavramların içreklerinin bilinmeyişi toplumun için için çürüyüp şerit değiştirmiş olmasının sonunda İslam’la anılması dahi gereksiz veya kubbede hoş bir seda gibi görülmektedir.
Bu toplumun ana değerleri artık İslam değildir. Adı; İslam veya Müslüman olarak nitelenmiş olsa da, Vahiy kitabı Kuran ve onun fiili pratiği resule bakınca anlaşılmaktadır. İslam ile veya Müslümanlıkla alakasının kalmayışı.
Toplumun değişimde tercih ettiği değerler İslam’ın ilkeleri değildir. İslam artık vicdanlarda bile yersiz bulunabilmektedir.
Toplum aslında İslam’a direniyor. Küfre şirke ne kadar kucak açıyorsa İslam’ı o kadar uzaklaştırıyor. , aslında İslam toplumu olmadığı hayatın tüm katmanlarında alenen gözlenebilmektedir. Biz bu topluma İslam toplumu demiş olsak dahi. İsabetsiz bir sıfatla nitelemiş oluruz.
Hak ve hakikati söylemeliyiz. Ola ki birileri hakka (vahye)gelebilir.,


