GenelYazarlardanYazılar

ABD-RUSYA, İRAN-ÇİN, TÜRKİYE-ABD İlişkilerinin Seyri ve Yeni Denge Arayışı Süreci

Değişen dünya ve bölge şartlarında yeni denge arayışı süreci devam etmektedir… Ukrayna’da ABD-Rusya, Rusya-Türkiye ilişkilerinin belirleyeceği sıcak bir atmosfer yaşanmaktadır… Çin-İran arasındaki anlaşma ile bölgemizdeki yeni denge arayışı yanında Asya-Pasifik’de de denge arayışını etkileyecek adımlar atılmaktadır… Keza Türkiye’de “iç tehdit” olarak okunan, aslında ABD-Türkiye ilişkilerinin bir yansıması olan Muhtıra-Darbe-Post modern darbe silsilesinden sonra “Emekli Amirallerin Bildirgesi/Muhtırası” da ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni seyrini etkileyecek gelişmelerin arefesinde gerçekleşmiş olması manidardır, dönemsel olarak…

Öncelikle Çin-İran arasında yapılan ve 25 yıllık-400 milyar dolara baliğ anlaşmanın yanında söz konusu anlaşmada Rusya’nın da yer almasını, genel anlamıyla okumaya çalışacağız… Aynı zamanda bahse konu anlaşmayla bölgemizdeki dengelerin nasıl değişeceğini anlamaya çalışacağız…

İran-Çin ilişkilerini stratejik seviyeye çıkaracağı beklenen bir anlaşma söz konusu… Ve bu anlaşma, 400 milyar dolar ile ifade edilen ciddi bir maddi değerinin ötesinde Ortadoğu’daki, Asya’daki, Hint Okyanusu’ndaki dengeleri değiştirecek bir çapa sahip bir anlaşma… Evet, İran, yaptırımlar nedeniyle böyle bir anlaşmaya mecbur kalmış olabilir. Lakin İran içindeki bazı çevrelerin duydukları kaygıları bölgedeki bir çok devlet de hissetmektedir… Önce, İran-Çin Anlaşması’nın kapsamına bir bakarsak, anlaşma; 25 yıllık ve 400 milyar dolarlık bir anlaşma… Aynı zamanda bu anlaşma içeriğindeki ticaretin, bir geçiş döneminde, rezerv para olan ABD Doları üzerinden yapılmayacak olması da çok önemlidir…

Telekominikasyon, demiryolları, limanlar, bankacılık, sağlık ve bilgi teknolojileri vb. alanlarda Çin’in İran’da yatırım yapmasını öngörüyor bu anlaşma. Aynı zaman da Çin’in İran’dan avantajlı fiyatlarla petrol alması söz konusu… Ayrıca, anlaşmanın bilinmeyen boyutlarıyla ilgili olarak İran ve Çin basınında iddialar mevcut… İran’daki hava üslerine Çin ve Rus bombardıman uçaklarının iniş-kalkışlarına imkanlar hazırlanması, İran’ın Çin’den savaş uçakları alacak olması, her yıl 150 bin devrim muhafızının Çin ve Rusya’da teknik ve istihbari eğitim alacak olması, Basra Körfezi’ne istihbarat merkezi kurulacak olması, Çin’deki internetin İran’da da uygulanabileceği hususu vb.

Buna karşı İran’ın muhtemel kazançları konusunda da şunlar ifade ediliyor: BM Güvenlik Konseyi’nde yer alan Çin ve Rusya’nın, İran’ı, “veto” haklarını kullanarak desteklemesi, Çin’in İran’dan petrol ithalatını arttırması, Çin’in, İran petrol sahalarına ciddi düzeyde yatırımlar yapması, İran hava kuvvetleri ve savunma sistemlerinin güçlendirilmesi vb.

Çin’in İran ile yaptığı bu anlaşmayı, yine Çin’in uzak Asya’da da yapmaya çalıştığı gerçekliğiyle birlikte düşündüğümüzde karşımıza, ilk planda, bir ABD-Çin strateji savaşı çıkmaktadır. Bu savaşın İran ayağından önce Afganistan’da yaşanmaya başlaması ve ABD’nin Afganistan’dan asker çekmekten tereddüt etmesi haberlerinin altını çizmek gerekmektedir. Böyle bir süreçte ABD-Çin ilişkilerini etkileyecek bir Türkiye gerçekliğini de doğru okumak lazımdır… Zira bu anlaşma ABD’nin yanında Türkiye’yi de sıkıntılara sokabilecek boyutlara sahiptir. Aynı zamanda anlaşma, ABD ve Batı’nın Türkiye’ye bakışındaki çarpıklığın yeni bir okumayla farklı bir düzleme taşınmasına da sebep olabilecek bir içeriğe sahip bulunmaktadır.

Hatırlayacaksınız İran’ın, İmam Humeyni sonrası, “Stratejik direnç hattı”nı korumak adına attığı adımların isabetsizliği, kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştı. Irak ve Suriye’deki katliamlar sonrasında ABD ile imzaladığı Nükleer anlaşmanın da Trump döneminde feshedilmesiyle İran, ABD-İsrail ve müttefiklerce köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı. ABD’deki başkanlık seçimleriyle umutlanan İran, Biden’dan da beklediğini bulamayınca önce Çin ile sonra da Rusya ile anlaşmalar imzalayarak güya kendini sağlama almaya çalışmaktadır…

Çin’in Kuşak-Yol projesi güzergahı üzerinde kritik bir konuma sahip Türkiye’nin de Çin ile ilişkileri dikkatli bir şekilde sürmektedir. Türkiye-Rusya ilişkileri ise ABD-Rusya dengesine dayalı olarak bugünlere taşındı… Bundan sonra da, öyle gözükmektedir ki Türkiye’nin Çin ile ilişkileri bölgemizde, Asya’da ve Afrika’da, bazen karşı karşıya gelerek bazen de işbirliği içinde giderek yoğunlaşacağı öngörülebilir… Özellikle Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzlemde seviye atlamasıyla birlikte, daha önce savunamadığı haklarını sonuna kadar müdafadaki kararlılığı Türkiye-ABD/AB ilişkilerinin olumsuz bir döneme girmesi sonucunu doğurmuştu. Ve bilhassa ABD, hemen hemen her cephede Türkiye’nin karşısında gözükmekteydi… Irak-Suriye ekseninde, Doğu Akdeniz’de , Libya’da, Kıbrıs’da ve Kafkaslar’da… Ne var ki İran-Çin anlaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum, geçmişte de belirli hesaplarla Rusya’nın bölgeye girişinin önünü açan ABD’yi bu kez ciddi olarak kaygılandırmış gözükmektedir.Hatta telaşlandırdı desek yeridir… Değişen şartlar ve yeni denge arayışının bu aşamasında ABD, dolayısıyla AB ülkeleri, öncelikle Türkiye ile ilişkilerini yeniden yapılandırma sorunu ile karşı karşıyalar… Nitekim AB ülkeleri ve Mısır-İsrail ikilisinin Türkiye’ye sıcak mesajlar vermesinin yanında Washington’dan gelen mesajlarında niteliğinin değişmeye başladığını söylemek mümkündür. Aynı zamanda, ABD apar topar tekrar nükleer anlaşmaya dönmek istemekte ve bölgede oluşturulan ve Türkiye’yi dışlayan dengelerin yeniden ele alınmasına alan açacağına dair sinyaller verilmektedir.

Küreselleşme sürecinde ABD/Batı merkezli sermaye odakları, -son zamanlarda Çin üzerinden bir gelecek beklentisi içinde olanlar bir yana- yeni denge arayışının bu kritik aşamasında duruşlarını netleştirmek zorunluluğuyla karşı karşıyalar… Artık Çin’in de Ortadoğu’da güçlenmesi sürecinde Rusya da, bazen Çin’in karşısında bazen de yanında yer alarak kendi güvenliğini ve geleceğini kurmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda Ruslar da kendisinin nasıl kuşatıldığını farkına vararak Türkiye ile ilişkilerini olabildiğince derinleştirmekten imtina etmemektedir. Ve bu durum, gerek Azerbeycan’da ve gerekse Türk Konseyi sınırları içinde kendini hissettirdiği gibi Suriye’de de yansımalarına şahit olabileceğimiz yeni gelişmeleri tetikleyebilir… Yani dengeler tekrar tekrar değişmekte ve yeni denge arayışı süreci giderek hızlanmaktadır…

Ukrayna’da ABD-Rusya Karşı Karşıya… Türkiye ise Bu Süreçte Önemli Bir Aktör…

Küreselcilerin temsilcisi Biden, başlangıçta Türkiye’ye yönelik doğrudan ve dolaylı tehditlerde bulunurken, AB’de, ABD ile istişare yaparak Türkiye’ye yönelik yaptırımlar uygulamayı düşünmekteydi… Ne olduysa bir şeyler değişmeye başladı… AB ve ABD’den, ‘ Türkiye’nin çok önemli bir ülke olduğu’  söylemleri seslendirilir oldu; farklı mesajlar geldi… Bir süre öncesine kadar Türkiye’ye karşı ortak cephe oluşturan ve bunu da absürd bir teze dayandıran ülkeler, birer birer Türkiye’ye yönelik duruşlarını değiştirme emareleri gösterdiler… Önce Körfez ülkeleri, Katar ile sorunlarını çözmeye yöneldi. Sonrasında Mısır ve İsrail’den ılımlı sinyaller gelmeye başladı… Bu arada, İngiliz eski Dışişleri Bakanı Straw, ‘KKTC’ni tanımalıyız; iki devletli çözümden yana bir trend giderek güçleniyor’ şeklinde özetlenebilecek bir açıklama yaptı… Tüm bunların arkaplanı kurcalandığında ise küresel ve bölgesel çapta gelişmelerin işaretlerini görmek mümkündü…

Geriye doğru baktığımızda Türkiye, çevresinde önemli gelişmelerle karşı karşıya gelmektedir… Bunlardan biri de Karadeniz’den komşu sayabileceğimiz Ukrayna’daki, görünen yüzüyle, ABD-Rusya çatışması… Türkiye, krizin başlangıcından bu yana krizin tırmandırılmasına karşı. Ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yana. Aynı zamanda Kırım’ın işgalden kurtulmasını istediği çok açık… Malum, dondurulmuş gözüken kriz, son günlerde yeniden alevlenmiş durumda… Rusya, sadece Donbas bölgesini değil neredeyse tüm Ukrayna’yı işgal edecekmiş gibi kuvvet yığıyor… Bu durum, yüzeysel bir bakışla “savaş” habercisi olarak görülebileceği gibi Rusya’nın çevrelenme korkusunun bir tezahürü olarak da okunabilir.

Gelinen aşamada ABD ve AB, NATO çerçevesinde Türkiye’ye ciddi anlamda ihtiyaç duymaktadır. Buna karşın Türkiye, Ukrayna ile bir çok konuda işbirliği yaparken bölgede bir dolduruşa gelmeyeceğini de açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Türkiye, bir süredir, ciddi bir diyalog içinde olduğu ve ortak çıkarlar zemininde işbirliği yaptığı Rusya ile de karşı karşıya gelmekten yana gözükmemektedir. Yani bölgedeki yeni denge arayışı, tarafların egemenlik ve güvenlik kaygıları zemininde yeni pozisyonlar almalarını gerektirmektedir… ABD’nin tereddütler yaşadığı bir dönemde, konjonktürden yararlanarak Rusya, çevrelenme korkusuyla, fırsattan istifade Ukrayna ve Kırım konusunda bir adım attı. Keza, ABD’nin bölge stratejisini değiştirmesinden de yararlanarak Suriye’ye girmiş oldu… Eğer, gelinen aşamada ABD ve AB, Ukrayna sorununu NATO ittifakının güçlendirilmesi temelinde yaklaşırlarsa, NATO’nun en önemli güçlerinden Türkiye ile ilişkilerini, yeni bir zeminde, tamir etmelerine ihtiyaç bulunmaktadır… Geçmişte Gürcistan ‘da olduğu gibi Ukrayna meselesi de ABD ve AB için kritik öneme sahip. Lakin Ukrayna’nın ABD’ye güvenerek adım atması halinde nasıl bir sonuçla karşılacağı bilinmemektedir… Ancak, bu bölgede de bir orta yolun bulunması açısından Türkiye önemli bir aktör durumunda. Zira Türkiye-Rusya ilişkileri, Irak-Suriye ekseninde ve Kuzey Afrika’da, tüm görüş farklılıklarına rağmen belirli bir dengede yürütülebilmektedir. Ve Türkiye’nin sağlam duruşu ve güvenilir bir partner olması, Ukrayna krizinde de önemli bir rol oynayabilir. Unutulmamalıdır ki dünya eski dünya olmadığı gibi Türkiye de eski Türkiye değildir. ABD ve Rusya’nın kendi başlarına oyun kurucu güçler olmaktan uzaklaştıkları bir vasatta, Türkiye, Ukrayna’da da rol oynayabilecektir…

Ukrayna’nın NATO’ya alınması, bir çok değişken nedeniyle zor gözükmektedir. Rusya’nın AB ile ilişkileri, enerji ticaretini sarsacak gelişmelerin her iki tarafı da etkilemesi nedeniyle tarafların adımlarını dikkatli atmalarını gerektirmektedir… Mevcut şartlarda Ukrayna, federasyon statüsü tartışılan bölgeleri bile savunacak bir güce sahip değilken, ABD’ye güvenerek bir şeyler yapma imkanı yoktur. Bu arada Türkiye’nin, hem Ukrayna hem de Rusya ile iyi ilişkileri olan, son zamanlarda, ABD ve AB ile ilişkilerini yeni bir dengeye oturtma ihtiyacı  duyan bir güç olarak bu krizde de rol oynaması kuvvetle muhtemeldir..

104 Amiral’in Bildirgesi/Muhtırası

Önce(126) eski Büyükelçiler, Kanal İstanbul ve Möntrö konusunun merkezde olduğu bir açıklama yaptılar… Ardından 104 emekli Amiral, görüşlerini, -askeri ünvanlarını öne çıkararak ve geçmişi hatırlatan bir üslupla- gece yarısı, “ Yüce Türk Milleti” ile paylaştılar. Adeta bir muhtıra yayınladılar… Eski Türkiye’nin unsurları olarak bir bildiri de eski CHP milletvekillerinin ağırlıkta olduğu bir gruptan geldi… Ve bunlar, 104 Amiralin yaptığı açıklamayı meşru göstermeye, normal bir “ düşünce açıklaması” olarak sunmaya çalıştılar… Darbelerle malul Türkiye Cumhuriyeti’nde sivil siyasetçiler (?!) iktidara karşı yapılan ve muhtırayı çağrıştıran bir bildiriyi savundular…

Bilinmektedir ki T.C.’nin hiçbir döneminde hiçbir darbe ulusal kaygılarla yapılmamıştır… Uluslararası vesayet odaklarının söz konusu darbelerin arkalarında olduğu belgelerle ortaya konmuştur. En son “ Post modern darbe”, Cumhurbaşkanlığı seçimindeki muhtıra ve 15 Temmuz, değişen dünya ve bölge şartlarına rağmen eski Türkiye-yeni Türkiye zeminindeki iktidar mücadelesinin tezahürleri olarak hatırlarımızdadır. Sistemik bir okuma yapıldığında T.C.’nin geçirdiği aşamalar, iç cepheleşmeler sonrasında da tarafların arkaplandaki güçlerin ne istedikleri malumdur… Özellikle son zamanlardaki iktidar-muhalefet mücadeleleri, literatürdeki klasik muhalefet tanımıyla izah edilemez bir zeminde yapılmaktadır. Demokrasi, insan hakları, özgürlük sütreli, her nasıl olursa olsun, hükümeti düşürme zeminindeki muhalefet, Biden’ın çok net olarak açıkladığı bir “Dost muhalefet”  işlevini yerine getirmeye çalışmaktadır… Bunlara destek olarak da küresel güçlerce finanse edilen medya/sosyal medyanın algı yönetimi ve manipülasyon çalışmalarının yanı sıra bu tür çıkışlar da gündeme taşınmakta, biz de buradayız, diye kafa kaldırmaktalar…

Ezcümle, küresel ve bölgesel düzlemde, dönemsel dengeler hızla değişmektedir… Söz konusu değişimi ve yeni denge arayışını doğru okuyabilmek gelecekteki yaşanacakları öngörebilmek açısından çok önemlidir… Özellikle böyle dönemlerde hedefleri olan bölgesel güçler ve yapıların, değişen şartların açtığı alanlarda, avantajlarının yanında riskleri de giderek yoğunlaşmaktadır… Şüphesiz yaşananlarla ilgili okumalar yapılırken, en önemli hususlardan biri, “ İdeolojik duruş”un netliğidir. Aksi taktirde reel-politik yorumların kime/kimlere hizmet ettiğini fark edebilmek güçleşir!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir