GenelYazarlardanYazılar

Hak İle Batılı Ayıran İnce Bir Çizgidir!  

Hak ve Batıl arasındaki mücadele bidayetten nihayete kadar süregelmiştir. Ne zaman insanlığı hidayete çağıran bir elçi gelse; Statik o’ nun sahipleri onu yalanlamak için ellerinden geleni yapmada asla geri durmamışlardır. Vahyin son tebliğcisi olan Hz. Muhammed (as)  da bu mücadeleden nasibini almıştır.

Kur’an’ın ilk muhatabı olan Mekke’nin müşrikleri yıllardır Muhammed ül emin diye taltif ettikleri hemşerilerine yaptıkları; geçmiş kavimlerin Allah’ın elçilerine yaptıklarından geri kalmamıştır:

(Ne zamanki) “Ayetlerimiz onlara açık açık okununca; Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir, dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem olur şey değil. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime karşı gelirsem; büyük bir günün azabından korkarım.”

“De ki: Allah dileseydi; ben, onu size okumazdım. Ve size hiç bildirmezdim.  Daha önce yıllarca aranızda bulundum. Hiç düşünmüyor musunuz?” (Yunus 10/15-16)

Bu söz karşısında:

“Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman, herhangi bir şey indirmemiştir. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.” (Yasin 36/15)

Onlara cevabı yine  rabbimiz veriyor:

“Yoksa Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah’tan başka, yardımcılarınızı da çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sure getirin.” (Yunus 10/38)

“Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitabı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o âlemlerin rabbindendir.”(Yunus 10/37)

Onların karşı durdukları şey üzerinde düşünmelerini temin etmek için onları sahneye davet ederek:

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi /yardımcılarınızı da çağırın.”

“Fakat yapamazsınız-ki yapamayacaksınız-o halde yakıtı insanlarla ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının. O kâfirler için hazırlanmıştır.” (Bakara 2/23-24)0

Buraya kadar olan çağrılarda Kur’an’ın surelerinden bir sureye benzer bir sure getirilmesi istenirken; bundan sonra bu çağrı on’a çıkartılıyor:

“Yoksa Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi yardıma çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin!”

“Eğer size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Artık siz’ler Müslüman oluyor musunuz?” (Hud 11/13-14)

Düşünme yetisini yitirmiş, öfkelerinin esiri olmuş bir haleti ruhiye ile saldırıya devam edenlere bu defa kitabın tümünü ortaya koyup, insan ve cin topluluklarının tümünü sahneye çağırarak, kitabın bir benzerini getirmelerini istemiştir:

“De ki: Andolsun, bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.” (İsra 17/88)

“Andolsun ki; Biz, bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu pek nankördür.”  (İsra 17/89)

Kendilerine daha önce kitap verilmiş olan Yahudiler ise müşriklerden daha ileri giderek; Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi. Dolayısı ile Muhammed (as) “bana bunları Allah vahyediyor, bu kitap Allah katındandır demesini yalanlamak için:

“Allah; hiçbir insana bir şey indirmemiştir dediler. Onlar Allah’ı şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. De ki: Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça -parça kâğıtlara yazıp açıkladınız, çoğunu da gizlediğiniz o kitabı kim indirdi?  Allah de! -Sizin de, atalarınızın da bilmediğiniz şeyler size öğretilmiştir. Sonra onları bırak da, daldıkları sapıklıkta oynaya dursunlar.” (Enam 8/91)

“Yine onlar dediler ki: Bu ayetler, onun başkasına yazdırdığı ve kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.” “(Resulüm!) De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” (Furkan 25/5-6)

Ortaya koymuş oldukları hezeyanlardan biri de şu idi:

“Şüphesiz biz onların: «Kur’an’ı ona ancak bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. Kendisine nispet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Hâlbuki bu (Kur’an) apaçık bir Arapçadır.” (Nahl 16/103)

En son gelinen noktada Allah Teâlâ gizli açık tüm yaratılmışlar üzerine yeminle durumu şöyle teyit ediyor:

“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.” Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az şeye inanıyorsunuz.” “ Ve O, Bir kahin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz?” “O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.” (Hakka 69/38-43)

“Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.”

“Diri olanları uyarsın ve kâfirlerin üzerine (azap) sözü hak olsun diye.” (Yasin36/69-70)

Çağdaş müsteşrikler ve onların düşüncelerine itibar eden bazı şahıslar; Kur’an’ın manasının Allah’tan, lafızlarının ise Nebiye aid olduğunu;  Bu nedenle Allah Teâlâ’nın söylemediği bir takım yakıcı lafızların/ sözlerin bir insan olarak Resule aid olduğunu söyleme cüreti gösteren kimselere Allah Teâlâ’nın cevabı şudur:

“Eğer o Resul bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu bütün gücümüzle yakalar sonrada onun  şah damarını keserdik..” “O zaman sizden hiç biriniz de buna engel olamazdınız.” (Hakka 69/44-47)

“Doğrusu Kuran Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.” “İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.” “Doğrusu Kuran, inkârcılar için bir hasrettir/üzüntü kaynağıdır.”  “O, hiç şüphesiz, gerçeğin ta kendisidir” “O halde, çok büyük olan Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.” (Hakka 69/48-52)

“Onlar hala Kur’an’ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelseydi, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan birçok çelişkiler bulurlardı.”(Nisa 4/82)

Kur’an vahyedilirken Elçinin onu ezberleyip unutmamak için dilini debretmesine dahi musade etmeyen Allah; onun vahyine bir şey katmasına musade eder mi?

“Ey Muhammed, Cebrail sana Kur’an’ı okurken, acele edip onun söylediklerini tekrarlama.” “Şüphesiz onu toplamak ve okutmak Bize aittir.” “O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.” “Sonra şüphesiz onu açıklamak da Bize aittir.” (Kıyame 75/16-19)

“Bundan böyle sana Kur’an’ı okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, size göre açık ve net olanı da, gizli olanı da pekiyi bilir.” (Ala 87/6-7)

“Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Kur’an sana vahyedilirken; vahiy bitmezden önce unutmamak için acele tekrar edip durma ve: Rabbim, ilmimi artır, de.” (Taha 20/114)

Nihayet Kur’an’ı analiz ederek onun ayetlerine nasıl bakmamız gerektiğini de şöyle açıklıyor:

(Ey Muhammed!)“Sana kitabı indiren O’dur. O’nun bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar; kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar; fitne çıkarmak ve onları kendilerince tevil etmek için; muhkemini bırakırlar da müteşabih olanların arkasına düşerler / onlarla meşgul olurlar.  Hâlbuki onun gerçek tevilini /ayetin anlattığının gerçek mahiyetini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: Biz ona inandık, hepsi Rabbimizin katındadır derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.”” (Ali İmaran 3/7)

Bu ve benzer konuların aydınlatılması için resulün şu sözüne kulak vermeliyiz:

“Kur’an beş vecih üzerine indirilmiştir. Helal, haram, muhkem, müteşabih ve emsal. Helali yapın, haramdan uzak durun, muhkemle amel edin, müteşabihe inanın, emsalden de ders alın.”

Bu hadis usul kitaplarında yerini almıştır. İmam Şafi bu hadis için bilinmesi gereken Kur’an ilimlerindendir demiştir. Durum bundan ibarettir. Kur’an’a  ve vahye saldırı bu günün işi değildir. Tüm zamanlar içinde gönderilen Allah’ın elçilerine ve onlarla gönderilen kitaplara aynı muamele yapılmıştır.  Bu gün de yapılması hiç garip değildir. Onlar saldıracak, müminler de müdafaa edecek her iki taraf da yaptığının karşılığını alacaktır. Allah’ın nurunu söndürmeye kimsenin gücü yetmez. Sadece insanlar kendi yaptıkları ile tarafını belirlemiş olurlar. Hak ile batıl arasında ince bir çizgi vardır. Önemli olan hangi tarafta bulunduğunuzdur.

Hıristiyanlara atfedilen bir söz vardır: “sizinle bizim aramızda bir cümlecik bir  fark vardır. Biz diyoruz ki, Allah’ın ve İsa’nın(as) dediği olur. Siz de diyorsunuz ki; sadece Allah’ın dediği olur. Siz de Allah’ın ve Muhammed’in (as) dediği olur deseniz, aramızda fark kalmayacak.” İşte işin püf noktası! Allah dinine elçisini dahi müdahale ettirmiyor. Ona: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud Hud 11/112), “Eğer o bizim demediğimiz bir şeyi bize izafe edecek olsaydı onun şah damarını keserdik..” (Hakka 69/44-47) buyrulmaktadır. Ayrıca:

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez” (Maide 5/67).

Bu nedenle Kur’an tümüyle Allahın dedikleridir. Muhammed (as ) da onun elçisidir. Elçinin görevinin gereği, taşıdığı mesaja herhangi bir müdahalesi söz konusu olamaz. Olursa elçi olamaz. Bu durum elçilik yaptığına ihanet olacağından, kimse kendisine ihanet edene elçilik yaptırmaz. Bu tür sözler kimden gelirse gelsin sözü söyleyene değil söze bakarak söylediği sözü Kur’an’a götürerek değerlendirelim. Söyleyenin kimliğinin, kariyerinin ve kişiliğinin hiçbir önemi yoktur. Sözün doğruluğu kişinin kariyerine göre değil, Kur’an’a uygunluğu ile anlaşılır. Bu nedenle düşünelim, akledelim istiyoruz. Çünkü rabbimiz “akletmeyenler davarlar gibidir” buyuruyor!..

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir